Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

6 Tem 2019

ZOR(LANAN) VE HASSAS EBEVEYNLER



ZOR(LANAN VE HASSAS EBEVEYNLER

Kendimizi yeterince iyi ve başarılı hissetmek için bir takım becerilere sahip olmamız gerektiği direkt veya dolaylı yollarla bize dikte edilir. "Çok enerjik olmalısın. 
Geniş bir sosyal çevreye sahip olmalısın.
O programdan bu programa koşturan takvimi dolu bir insan olmalısın. 
İnsanları idare etmeyi bilmelisin.
İstikrarla yaptığın işe eğilmelisin." vb.. 


Diğer çocuklar gibi olamadığımız için muhtemelen ailemiz, okulumuz veya çevremiz tarafından "sorunlu, uyumsuz, içine kapanık, melankolik, özgüvensiz, maymun iştahlı" gibi bir takım rencide edici etiketlere maruz kalmışızdır. 
x


Bu durum hassas bir çocuk için, "Bende ters giden bir şeyler var. Ben eksiğim, diğer herkes tam, ben daima sorunluyum" gibi "kendisiyle barışık olamama" durumunu ortaya çıkarır. 

Ağladığı için gözyaşlarına hoyrat bir şekilde engel olmaya çalışan ve yanaklarına vurarak "Defolsana gözyaşı. Ağlamak istemiyorum" diyen çocuklar gördüm. Bu çocuklar ağlamanın "kabul edilmemek ve güçsüzlük" olduğunu belki de defalarca deneyimlemişlerdi. 

Fakat "Ebeveynlerimizi yanlış davrandıkları için suçlamanın da bir son kullanma tarihi vardır. Dümene geçecek yaşta olduğun an, sorumluluk sana aittir." (J.K. Rowling)

Dünyanın yükünü taşıyacak kadar yürekli olabiliriz. Bu yanlış değil. Ama bana göre hayattaki en ağır yük, kendi yaşamımızın sorumluluğunu alabilmektir. Bize verilen can emanetini, nefes sayısını o sorumluluk bilinciyle yaşayabilmemizdir.

İyileşmenin ilk adımı, kişinin kendisini negatif olduğu kadar pozitif yönleriyle de tanıması ve kabul etmesinden geçer. Kendimizi sevme ve kişilik yapımızla barışık olma sorumluluğu artık bize ait.

Hassas bir yetişkinseniz diğer insanlarda nadir bulunan pek çok özelliğiniz vardır. 
Hassas kişiler Jung'a göre, maddi dünyadan çok manevi yaşantı ile ilgilenirler. 
Yani şekle değil öze önem verirler. 
Zengin bir maneviyatları vardır. 
Felsefeyle ilgilenir derin düşünürler.
Bir yada birkaç sanat dalında yeteneklidirler.
Sınırsız bir hayal gücüne sahiptirler.
Küçük şeylerden ilham alırlar. 
İnsanları çok iyi tanırlar, algıları hassastır, sahteliğe kanmazlar.Temkinli oldukları için sık hata yapmazlar.
Yalnızken sıkılmazlar.
Başkalarının kendisini oyalamasına ihtiyaç duymazlar.
Sevdikleri şeyleri istikrarla yapabilirler.
Bir filmi defalarca izleyip, sadece bir müziği akşama kadar başa alıp dinleyebilirler.
Kitapla ilişkileri derinlemesinedir.
Bilgiyle ve nesnelerle olağanüstü bir bağ kurarlar.

Pek çok usta şairin, ressamın, ve yönetmenin "zorlanan ve hassas" bir kişilik yapısında olduğuna inanıyorum. Çünkü sanat, hüzünden beslenir. Ruhsal tekamül, hüzün aracılığıyla mümkün olur.
Doğu ve İslam medeniyeti, hüznün huzurla birlikte varolabileceğine inanır ve bunu hiçbir zaman patolojik bir hastalık olarak algılamaz.

Batı ve seküler dünya düzeni ise hazdan beslenir. Bütün üretim, tüketim haz ve mutluluk ekseninde devam eder.

Sanatkar ruhlu bütün insanlar "anlayışsızlarla" dolu bu dünyada yorgundurlar, basit yaşama ayak uyduramazlar. Fiziksel olarak da hastalığa daha yatkındırlar. Hüzünle birlikte içlerinde varolan manevi neşe ve sanatsal coşku, ötekilere hep anlamsız ve saçma gelir.

İşte bu sebepten böyle insanlar, daima negatif yönleriyle yani uyumsuzluklarıyla anılarak kendilerine karşı düşman olmaya mahkum olurlar. 
İçindeki manevi neşeye bir dön, sen buna diğerlerinden daha ehilsin. 
Dudak büyülüyor diye vazgeçme coşkularından.

Hayatında kendine yani o nadir bulunan yanlarına bir yer aç. Senin için en önemli şeylerden biri, mola verebilmek, zamanında durabilmek, yavaşlayabilmek. 

Seni sürümek istiyorlar, kendinden vazgeçme, sınır koymasını bil. "Hayır" dersen bir kez, en yakınların bile sana düşman olabilir. Gerçek yakınlarını diğer faydacılardan ayırmak için bu riski almaya değmez mi?

Herkese, her şeye yetmen gerekmiyor. "Bu günlük insan görme limitim doldu" de. 
Yorgunluklarından utanç duyar ve yetersizlik hissiyatıyla çokça açıklama yapma gereği duyarsan, insanların taleplerine de sitemlerine de yetişemezsin. 

Kendinle barışıp negatif gibi görünen taraflarını hayrına dönüştürdüğünde işte o zaman saygı görürsün. Sonra "Falanca çok prensipli. Evine misafir kabul ederken saati baştan anlaşıyor. Çocukları yahut okuma planı için taviz vermiyor" gibi övgüyle söz edilir hakkında. "Yahu ben anlayış beklerken neden takdir edilmedim?" dersin sonra, çünkü takdir ve anlayış artık beklenildiğinde kazanılan değil zorla alınan bir şeye dönüştü. 


Zorlanan ve hassas bir ebeveynsen, seni yoran ekrandan, haber takip etmekten, bir dünya dolusu fenomenle hemhâl olmaktan koru beynini ve algılarını. Ötekinin aklındaki hemen geçer, senin yorgunluğun, öfken, takıntın seni ve aileni yordukça yorar.

Kendine zaman ayır. 
Sessiz saatlerin olsun.
Kitapların, filmlerin, şiirlerin, mum ışığının, sevdiğin küçük hatıraların peşini bırakma.

Senin kıymetli ruhunu anlayacak, seni olduğun halinle sevecek birileri var illa ki. Dua et. 

Allah için yaşa, hayırda yorul, kendinde dinlen. 
Hassas, duyarlı ve nazik ruhundan vazgeçme. Çünkü sen insanlığın kalbisin.

Ummu Reyhane

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder