Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

6 Tem 2019

Zor(lanan) ve Hassas Çocuklara Nasıl Davranalım?



ZOR(LANAN VE HASSAS ÇOCUKLARA NASIL DAVRANALIM?

Zorlanan ve hassas bir çocuğun anne-babası olmak, ilk bakışta zor gibi gelse de, bu çocukların Allah'ın bize büyük bir ikramı olduğunu düşünüyorum.

Ömrümüzden geçip giden onca yıl, iyi-kötü bir dünya yaşanmışlık, hayatın keşmekeşi, geçim telaşı, imtihanlar gibi pek çok sebep, bazen farkında olmadan bizdeki pek çok iyiliği ve güzelliği kapatabiliyor. "Hassas olmak, ilişkilerimizi derinlemesine yaşamak, sevdiğimizin duygusuyla hemhal olmak, bütün kötülüklere karşı duyarlı ve sorumlu hissetmek, yavaşlamak, sakinliğe ihtiyaç duymak, kendimize çekilmek" gibi güzellikler zamanla bizi terk edip gidebiliyor.

İşte bu çocuklar yukarıda saydığım erdemleri ve daha fazlasını kazanmak için Rabbimizin bize bir lütfu. Onun için lütfen çocuğumuza sık sık şunları söyleyelim; "Sen bana Allah'ın bir ikramısın. Sen benim en değerlimsin. Seninle yavaşlamayı öğrendim, bir kuş cıvıltısına heyecanlanmayı, gözü görmeyen bir kedi için gözyaşı dökmeyi. Seninle vazgeçmemeyi öğrendim, kendimi olduğum gibi sevmeyi, duygularımdan utanmamayı. Sakın ola yapamadıklarını düşünüp de "Neden ben başkaları gibi değilim" deme. "Neden çabucak ağlıyorum, neden yoruluyorum, üzülüyorum?" diye yargılama kendini. Unutma, insanlık bir beden olsa, o bedenin kalbi sen olurdun."

Zorlanmalarını kardeşleriyle veya diğer çocuklarla kıyasladığımızda bu hassas yavrularımız "Herkes gibi değilim, demek ki bende bir sorun var. Ben hatalıyım." duygusunu içselleştirmeye çok yatkın olurlar. Bir gelişimden söz edeceksek önce buradan başlayalım; "Sen değerlisin! Eksik, yanlış veya hatalı değilsin!"

1-Çocuğumuzun zorlanmaları yazarak durum tespiti yapalım: 

Bir meseleyi çözmek, plan yapmak veya strateji belirlemek için zihnimizde dolaşan düşünceleri yazıya geçirmek kesinlikle çok faydalıdır.

Öncelikle çocuğumuzun zorlandığı hususları teker teker yazalım. Bunlar çocuğumuzun "gelişmemiş becerileri" kapsamında sıralayacağımız maddeler. "Geçişlerde zorlanıyor" gibi belirsiz ve kümelenmiş maddeler halinde değil detaylı bir halde yazalım. "Uyku saati geldiğinde yatağa geçmekte zorlanma, eve dönmekte zorlanma" gibi. Maddelere kendi yorumlarımızı katmadığımızdan emin olalım. "Paylaşmak istemediği için başka çocuklarla oynamakta zorlanma" gibi bir madde yorum içerir. Paylaşmak istemediği kısmı bizim yargımızdır ve doğru olmayabilir. Listeyi yorumsuz, net ve detaylı bir şekilde yaptığımızdan emin olalım. Bu liste, çocuğumuzu anlamamıza yardımcı olacaktır.

Sonra aynı şekilde "Çözülmemiş Sorunlar" listesi oluşturalım. Daha sonra listeyi kendi içinde numaralandırarak Örneğin a-Acil b-Gerekli c-Olmasa da olur gibi bir ayrıştırma yapalım. Hangilerini görmezden gelebiliriz? Hangileri ilk önce uğraşmamız gereken acil dosyasında? Hangileri bizim kontrolcü yada baskıcı davranışlarımız sonucu çözümsüz hale gelmiş? Listeyi yaparken bunlar üzerinde bol bol düşünmeye çalışalım.[1]

2-Çözülmemiş bir tek sorunla işe başlayalım:

Listeler hazır olduktan sonra acil etiketinden bir çözülmemiş sorunla işe başlayabiliriz. Ben oğlum 3 yaş döneminde iken bu listeyi hazırlamıştım. Benim için en acil konu tuvalet eğitimi olmuştu ki "anneliğimin en zor süreciydi" desem yeridir. Onun dışında diğer maddeleri olabildiğince esnettim. Çünkü zaten zorlanan çocuklar birdenbire pek çok şeyle baş edemezler. Listede adım adım ilerlemek gerek. Bir de dört yaşından önce kurallarda ısrarcı olmamız, zaten zorlanmaları artırır.

Örneğin yemek saatlerinde zorlandığımı fark etmiştim. Akşam yemeği dışındaki yemeklerde ona özel masa hazırladım, sevdiği şeyleri, zamanım varsa sevdiği şekiller oluşturarak, hatta sevdiği bir müzik açarak onu yemeğiyle baş başa bıraktım. İster kaşığı düz tutsun, ister tatlı ve tuzluyu birbirine karıştırsın, ister üzümleri peçete rulosunun arasından bir altgeçitle ağzına göndersin, görmemeyi tercih ettim. (Bkz. Susmak üzerine). "Doğru düzgün yemek yemeyi öğrenmeli" ısrarından zihnen vazgeçince rahatladığımı fark ettim. Bu acil bir sorun değildi. Zamana yayarak geliştirilebilirdi.

Sadece zorlanan çocuklarda değil nitekim bütün çocuklarda bir takım şeyleri binlerce defa nazikçe hatırlatmak durumundayız. Anne-baba olmak zaten bu demek; hayatı paylaşmak, eşlik etmek ve rehberlikte bulunmak.

3-Sorun çözme yöntemimiz nasıl olmalı?

Örneğin çocuğumuz parktan eve dönerken yada ekran saatinden ayrılırken sorun yaşıyor. Anne-babalar olarak maalesef bir sorun karşısında "otorite kurma" fikri bizi korkunç bir şekilde cezbediyor. "Çabuk kapat o bilgisayarı, saatin doldu!" Çocuk kapatmayacak, çünkü beyni oradan ayrılamıyor.

Zorlanan çocuklarda haliyle ebeveyn de ciddi çıkmazda olduğu için "Başlarım pedagojinize de eğitiminize de!" diye bir kriz geçirerek kendisini ödül ve cezanın eşiğinde buluyor. Bir kere vurursan diğerinde daha kolay vurursun. Bir kere nazik olmanın işe yaramadığı fikrine kapılırsan gitgide kabalaşırsın. Sonra "Güzel söyledim olmadı, kötü söyledim olmadı, dövdüm o da olmadı, hatta babası dövdü" gibi bir girdabın içinde buluverir insan kendisini.

Pek çok anne-baba, çocuğunun hassas ve duyarlı bir kişiliği olduğunu bile anlayamıyor. Çocuğunu "kural tanımaz, bencil ve çileden çıkarıcı" olarak tanımlıyor. Neden? Çünkü çocuğun bütün hassasiyetleri sert otoriter tutum ve kaba kuvvetle yok ediliyor. Hassas çocuk; nihayet gergin, öfkeli, hırçın ve saldırgan oluyor. Kendisinde mevcut olan duygusal zekayı kullanma alanı bulamadığı için "mantıksal" davranamıyor, problemlere çözüm bulamıyor ve dışarıdan çözüme yanaşmıyor.   

Kendime daima hatırlatmaya çalıştığım şey şu:
"1-Neyi neden yaptığını anlamaya çalış." Onun bakış açısını bilmeden ortak bir çözüm geliştiremem.
"2-Gerçek ihtiyaçlarının farkına var." Uyumak istemeyen çocuğumun şu anki ihtiyacı ne? Bizimle yeterince zaman geçiremedi mi? Enerjisini harcayamadı mı? Hayatı kaçırmaktan mı endişe ediyor? gibi. İhtiyacını bilirsem tavrım da ona göre değişir.
"3-Duygularını kabul et." Muzun kabuğunu soyduğum için, çatalını ters yöne koyduğum için, oyuncağını rafa kaldırdığım için vs. bana göre anlamsız ve saçma pek çok şey onu üzüp ağlatabilir. "Saçma sapan bir şey için ağlayıp durma" demek yerine "Muzunu soymadan vermemi istediğini bilmiyordum. Öyle beklediğin için de üzüldün tabii" diyebilirim. Anlaşılan çocuk kendisini çaresiz ve öfkeli hissetmez.
"4-İlişkine emek ver." Ne yapabileceğimizi, bundan sonra planımızın ne olacağını çocuğumla konuşabilirim. Bu şekilde ödül yada cezaya, tehdit ve dayatmaya ihtiyacım olmayacaktır.

4-Sakin ve ritmik bir hayat yaşamaya özen göstermeliyiz:

Yaşamın öngörülebilir, planlı, sakin olması ve belirli ritüellerden oluşması genel anlamda her çocuğu rahatlatan bir durumdur. Fakat diğer çocuklar sürprizleri daha kolay karşılarken zorlanan ve hassas çocuklar "sükunet ihtiyacını" daha fazla hissederler. Sükunet sağlanmadığı takdirde gerilmeleri ve öfke atakları geçirmeleri daha sıklaşır.

Her anne-baba bilir ki, öfke ve gerginlik öyle pat diye gelişmez. Çocuk gün içinde pek çok uyarana maruz kalır. İnsanlar, sesler, ekranlar, arabalar, dar mekanlar. Kendisine ait sessiz bir zaman ve mekan dilimi bulamaz. Gün içinde hafif hafif şikayetlenme ve mızmızlanma modunda geçen gerginlik, akşam saatlerinde küçük bir sebepten patlak vererek büyük bir atağa dönüşebilir.

Herkesin gün içinde çok fazla yorulmuş olması, atak anlarında da sükunetin ve aklı selim bir davranışın olmasını engellerken eleştiri, suçlama, bıkkınlık ve bezginlik anne-baba ile çocuk arasında gider gelir.

Çocuklarımızın uyku ve dinlenme saatlerini atlamadığımız için bazen kendimi ve eşimi, çok konforlu ebeveynler gibi hissediyorum. Açıkçası bu konuda çok da eleştiri alıyorum. "Bütün hayatımı çocuklara göre yaşamak" gibi bir ithamla karşılaşıyorum. Örneğin sabah bir programım varsa öğlen arası eve dönüyor, çocukların uyku, dinlenme ve kendi kendine zaman geçirme ihtiyacına olanak sağlıyor, ikindin olan programıma sonra geçiyorum. Bir gün yoğun geçirdiysem diğer gün tamamen evde olmaya ve sakin geçirmeye çalışıyorum.

Birbirimizin ihtiyaçlarını gözetmemiz hepimize daha iyi geliyor.

5-Duygularıyla başa çıkması için yol göstermeliyiz:

Zorlanan ve hassas çocuklar, ebeveynin duygularını neredeyse bir sünger gibi emip onu kendi duygusu olarak yaşayabiliyorlar. Burada (özellikle hassas ebeveynin) korkularını, kaygılarını ve duygularını kontrol etmesi çok ciddi önem arz ediyor. Anne-baba kendisine şu ve benzeri soruları sormalı: "Zor ve baş edilmesi gereken bir durumla karşılaştığım zaman tavrım ne oluyor? Kriz çözmede hangi yöntemleri kullanıyorum? Bir soruna birden fazla çözüm üretebiliyor ve başka çözümlere esnek bakabiliyor muyum?"

Çocuğumuzla sohbet ve iletişim halinde olduğumuz takdirde, önceleri çekingen, ürkek, korkan, çözüm üretemeyen, başka çözüme ve farklılığa kapı aralamayan o "zor haller" gitgide yerini güven, cesaret, girişkenlik, çözüm üretme, farklılıklara kapı aralama gibi olumlu tavırlara bırakıyor.

Zamanla bakıyorsunuz sizin sihirli sözcükleriniz onun ruhunda tesir etmiş ve sizi bile hayrete düşürür şekilde karşınıza çıkıyor: "Denemeden bilemezsin! Azmin karşısında hiçbir şey duramaz! Bir sorunun birden fazla çözümü olabilir! İnşallah iyi olur de, belki de düşündüğün şey olmayacak" gibi her ailenin kendi sözlüğüne göre dillendirdiği cesaret ve güven içeren etkili sözler.

Bazı şeylerin matematiksel bir ölçüsü yok. Anne-babalık ve çocuklukta da duygular ve davranışlar böyle. Çoğu zaman içsel bir öngörü ve refleksle karar veriyoruz. Önemli olan o içsel öngörümüzü harekete geçiren mekanizmanın doğru kaynaklardan beslenmesi. Bu kaynak şefkat ve empati de olabilir, şiddet ve dayatma da. Şefkatin yolunu tercih ettiğimiz sürece doğru yoldayız demektir.

Çocuk kendi dünyasında önemli olan bir şey için ağladığı kimi zamanlar; "Çok haklısın, ne kadar üzücü" deyip onunla birlikte üzülmek doğru bir davranış iken, bazen de "Hayatta kimi zaman istemediğimiz şeylerle karşılaşabiliyoruz. Bu sıkıntılar karşısında güçlü durmalıyız. Sen cesur bir çocuksun, bunun üstesinden geleceğine inanıyorum" deyip onun aşırı kırılgan ve naif olmasına engel olmak doğru bir davranış olabilir. O an ve duruma göre ihtiyaç neyi gerektiriyorsa, bunu en iyi ebeveynin kendisi bilir.

6-Drama, oyun ve masalın iyileştirici gücünü kullanmalıyız:

Çocuklarımla ilişkimde en fazla imdadıma koşan şeyler, kesinlikle bu üç şey. Özellikle oğlumun pek çok zorlandığı hususu drama, oyun yada masal aracılığıyla aştık.

Örneğin çözülmesi gereken meselelerimizden birisi, kendi yatağında ve odasında uyuyabilmek, bazı oyunları kendi başına oynayabilmek, kısacası anne-baba olmadan da yapabilmekti.

Ben çocuk oldum, o anne yada baba. Ayrılık korkularını defalarca canlandırdık. Hayvan figürleri üzerinden oyunlar oynadık. Birlikte masallar uydurduk. "Bir toplulukta annemi bulamazsam ne yaparım?" üzerine bir dolu ihtimal düşündük, hepsinin oyununu oynadık. Hiçbir ayrılık travması olmadığı halde bulunduğu odanın kapısının kapalı olmasını kabul etmez, bir oyun başında iken bile sürekli beni kontrol ederdi. Elhamdulillah sağlıklı bir süreçte hepsi son buldu. Şimdi 6 yaşında, ekmeğimizi, sütümüzü almak için görüş alanımızın dışına çıkıyor ve dönüyor. Saatlerce bahçede kalabiliyor. Kendi kendisine zaman geçirebiliyor.

(Anneden ayrılmakta zorlanan çocukların 3-4 yaş gibi erken dönemde okula gönderilmesine çok üzülüyorum. Her çocuğun kendi hızında ve kendi sürecinde gelişen beceriler, dışarıdan bir elle ve maalesef zorlamayla edindirilmeye çalışılıyor. Çocuğumuzun her sabah ağlayarak bizden ayrılması ve saatlerce bizden uzakta olması, onlara güven ve kendi kendisine ayakta kalabilme becerisi kazandırmayacak. Aksine bu hayatta sevdiği kimselere karşı güvenmemesi ve kendi başının çaresine bakmak zorunda olduğu gerçeğini kabullenmesini sağlayacak.)

Geçişlerde zorlanan çocuğumuz için bir geçiş şarkısı yada oyunu belirlemek, aramızda anlaştığımız bir el işaretini devreye sokmak gibi oyunlu davetler, kesinlikle daha çok işe yarıyor.

Çözüm bulmakta zorlanan yada farklı görüşlere karşı esnek olmakta zorlanan çocuklarımız "ucu açık masallarla" ilerleme kaydedebilir. "Sence tavşan ne yapmalı? Hadi aslanın sorunu için bir çözüm üretelim" gibi.

Zorlanan çocuklarımızın saçma oyunlarla (garip ses, mimik, fıkra, şaka) bol bol gülmesine olanak sağlamak onların aşırı duygularını dengelemeye yardımcı olur.

Son olarak kendimize her gün şu soruları sormaya çalışalım:

Çocuğum yeterince güldü mü? (Gülmek, duyguları ve vücudu esnetir.)
Yeterince ağladı mı? (Ağlamak çok faydalı bir duygusal sağaltımdır.)
Yeterince oyun oynadı mı? (Yapılandırılmamış ve özgür oyunlar)
Yeterince boş zaman geçirdi mi? (Boş zaman duyguları düzenler.)
Yeterince su ve toprağa temas etti mi? (Su ve toprak fazla enerjiyi alır.)
Yeterince enerjisini atıp terledi mi? (Terlemek de çok yararlı bir toksin atıcıdır.)

Ve daima sevgi, sevgi, sevgi.
Zorlanan çocuklara da, zorlanan anne-babalara da en güzel şifadır.

Ummu Reyhane



  















x

[1] Bu liste önerisini Prof. Dr. Ross W. Greene'den alıntıladım. "Zor Çocukları Anlamak" isimli kitabı, dileyenler için yol gösterici olabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder