Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

10 Eki 2018

Ev Okulu Günlükleri 1



EV OKULU GÜNLÜKLERİ 1
Öncelikle ve her daim rahmeti ve lutfu bol Rabbimiz'in adıyla...
Salonumuzun kocaman duvarını kaplayan tahtamızın en üst köşesine arapça besmeleyi yazarken bir yandan da dilimle söyleyerek, başlatıyorum ev okulumuzu. Gözlerini kocaman kocaman açan yeğen öğrencilerimden biri, çekinerek 'ama ben böyle yazamam ki hala' diyor, besmeleyi işaret ederek.
Bir küçüğün dünyasında,  harflerin birleşerek ortaya çıkardığı görüntünün nasıl da ulaşılamaz göründüğünü düşünürken, yüzüme gülücük konduran öğrencimi rahatlatıyorum, o kelimeleri yazmayacaklarını söyleyerek.
Besmele'nin önemini, onsuz her şeyin eksik olduğunu, yemekten içmeye, oyundan derse, uyumaktan gezmeye, her işe besmeleyle başladığımızı konuşuyoruz beraber... Başka ne yaparken, daha başka, daha başka derken herkes bir şeyler söylüyor kendince...
Takip ettiğimiz bir müfredatımız yok elimde...
'Çocuklar açın kitapları, bu günkü dersimiz' diye başlamıyoruz öğrenmeye...
Şu kadar saat ders, şu kadar zamanda öğrenme diye bir sınırlamamız da yok. Anlamadan, sevmeden, yapmış olmak için yapılan bir şeyin kime ne faydası olmuş ki şimdiye kadar...
Şimdilik beş yaşındaki kızım ve iki yeğenimle, üç kişiden oluşan bir ev okulumuz var artık... Aslında hep var olan ev okulunu biraz daha elle tutulur hale getirdik belki de...
Ev okulunun ne demek olduğunu, bebeklikten büyüklüğe hayatımızda ne ifade ettiğini, sadece okul ve kurslara hasredilen (hapsedilen) eğitim ve öğretimin hayatımızda bizlere neleri yitirttiğini ve daha bir çok konuyu inşallah bu yazı dizimizin devamlarında ayrıntılıca ele almayı düşünüyorum.
Bu sene haftada iki gün üç tatlı küçükle daha özel vakit geçirmeye karar verdik. Hem kendimiz için aldığımız notlar, hem de ufak da olsa bir tecrübe paylaşımı olmasını umud ediyorum yazdıklarımızın.
 Öncelikle ev okulumuzun yapılma şartlarından kısaca bahsetmek istiyorum. Kimi zaman tam tekmil, sınırsız imkanlarla yapılabileceğinden bahsedilen veya kendilerini eğitim, ortam ve şartlar anlamında oldukça yetersiz gören anne yorumlarını gördüğüm için.
Bahçeli müstakil bir ev veya villada değiliz. Normal bir apartman dairesinde oturuyoruz. Çevremizde farklı alanlarda atölye vs. de yok. Elhamdulillah çok yakın ve geniş bir alana kurulmuş bir parkımız var ve hava yağmurlu olmadığı müddetçe soluğu orda alıyoruz...
Çok boş, boşluktan canı sıkılan bir anne değilim. İki yaşına yaklaşma telaşesiyle gece gündüz ayrılmadığımız bir küçük bebeğimiz, iki senelik bir okul arasından sonra ev okuluna devam eden bir ablamızın sorumluluğu, sabahları erkenden okula gönderdiğimiz, bununla beraber ev (hayat) okulu mantığından uzaklaştırmamaya çalıştığımız iki küçük de abimiz var. Sorumluluklarımızın dahasını siz düşünün...
Evimiz ıssız, sessiz bir ev değil; haliyle bu kadar çocukla olmaz elbette ama, misafir anlamında da öyle. Dengeli bir şekilde olduğu müddetçe, her gelen, her tanışılan güzel insandan biz büyüklerin de, çocuklarımızın da, hayata dair çok güzel şeyler biriktireceğini düşünüyorum. İşte ev okulu dediğimiz şey tam olarak burada da devreye giriyor. Hayat devam ederken, ondan ayrı düşmeden, güzel bir çabayla edinilen, öğrenilen her güzel ve faydalı şey...
Gelelim bu bitmek bilmez hayat okulunun içinde yapmaya başladığımız küçük ev okulumuza...
Okulların açılmasına az bir zaman kalmıştı. Az çok aşina olduğu 'ev okulu' kavramını daha sık gündeme getiren beş yaşındaki kızım da heyecanla kuzen arkadaşlarıyla daha sık bir araya geleceği okulumuzun başlamasını bekliyordu. Sık sık farklı ortamlarda kendisinin ev okuluna gittiğinden bahsediyor, ev okulunun ne olduğunu soranlara da -bilmediklerine şaşırmış vaziyette- bıkıp usanmadan ayrıntılı bir şekilde açıklıyordu.
Okulların ilk günü, bizim okulumuz neden başlamadı diye ufak bir hayal kırıklığı yaşarken, ona bir yandan bu günkü ev okulumuzun anneanne ziyareti ve ona yardım etmek olduğunu, bir yandan da haftada iki günü açıklamaya çalışıyordum...
Gerçekten de şu ev okulu ismi bu kadar çok zikredilince işime yaramaya başlamıştı. Kendi kıyafetlerini giyip katlamaktan, küçük kardeşiyle ilgilenip oynamaya, daha önce zorlandığı bir çok sorumluluğu yaparken, artık gülümseyerek bana bakan kızım, ' bu da ev okulu anne, değil mi?' diye göz kırpıyordu...
Ertesi gün yazımızın girişinde bahsettiğim gibi, ev okulumuz heyecanla başladı. Bu yazı dizisi aklıma geldiği için, gerektiğinde isimlerini kullanmam gerekirse diye öğrencilerime en sevdikleri isimleri sordum. Kızım 'Hanne', yeğenlerim ise 'Mert ve Akın' isimlerini söylediler.
Sohbetimiz en sevdikleri oyun, renk ve meyvelerle devam etti. Meyveler demişken sulu sulu yaz meyveleri, bol vitaminli kış meyveleri, ıııh hepsi de ne kadar güzel ve faydalı, Allah'ımız ne de güzel yaratmış diye neler konuştuk neler. Hepsi heyecanla şu meyve de var, şu dilim dilim, şunu çok severim, şunu da özledim derken bir yandan da şükrediyorduk Rabbimize.
Okullardaki ve çoğumuzun zihnindeki ders ve konu ayrımları ne kadar keskin ve hayatın dışındaydı. Oysa bir çocuğa coğrafyada denizlerden, dağlardan bahsederken, fen ve teknolojide uzayın sırlarını anlatırken, maddeden ve atomdan bahis geçerken çok doğal ve içten Rabbimiz'in büyüklüğü, kudreti, rahmeti anlatılabilirdi. Ayrıca din kültürü ve ahlak bilgisi diye bir ders adına ve ayrımına gerek duymadan, ahlaksız bir matematiğin, ahlaksız bir sosyal bilgilerin, daha da ileride tıbbın, iktisadın, mühendisliğin, öğretmenliğin vs. olamayacağını, hepsinin temelinin ahlak ve erdem olduğu yaşanılarak gösterilebilirdi.
Bu konular hem uzun, hem de hiç bitiremediğimiz konular; biz yine dönelim ev okulumuza...
Biz büyüklerin de en zorlandığı konulardan biri ile ilgili hadisimizi ben söylüyorum, küçükler tekrar ediyor bir kaç kere;
"Allah'ın en sevdiği amel, az da olsa devamlı olanıdır."
Tahtamıza bir karınca ailesi çizerek, o an aklıma gelen bir masalla anlatmaya çalışıyorum hadisimizi. Her gün azar azar yiyecek toplayan minik karınca ile azı küçümseyen arkadaşının yolları bir gün ev okulumuza düşünce, daha bir dikkatle dinliyor küçüklerim. Tahtaya -olmayan resim kabiliyetimle- çizdiğim komik resimleri şu benim şu sensin diye kıkırdayarak seçiyorlar. Bir de karıncaların yolu tahtanın diğer ucundaki bahçede minik ağacını her gün azar azar sulayan İsmail'in yanından geçiyor.
Arkadaşları ve kendileri hikayenin kahramanları olunca, daha bir gayretle yorumlar yapıyor öğrencilerim; bizim de az az öğrendiğimiz şeyler kocaman olacak değil mi? diye soruyorlar. Anlama ve kavramalarındaki hassasiyet beni daha da bir şevklendiriyor.
Sadece görüntüde olup, illaki elle tutulur çok bir şeyler olmasına gerek yok yaptıklarımızın; kimi zaman görünmese de küçük küçük kalplerine koyup biriktirdiğimiz güzellikler amacımız...
Belki büyüdüklerinde ayrıntılarıyla hatırlamayacaklar bu günleri, ama farkında olmadan yaptıkları güzel alışkanlıklarında ufak da olsa katkısı olur umudu taşıyoruz çabalarımızın...
Biraz çizgi çalışmasıyla kalem tutuş ve el becerilerine bakıyorum önce, sonra oyun hamuruyla bol bol uzun çubuklar ve diledikleri şekilleri yapmaya bırakıyorum küçükleri...
Vee sonra da eşleştirme oyunu. Diğer odada katlanmayı bekleyen çamaşırların arasından ayırdığım bir dolu küçük ve rengarenk çorap geliyor aklıma. İşte size eşleştirme oyunu... Hepsi ayrıldıktan sonra da çorapları birleştirerek katlamayı öğretirken; 'artık anneniz çamaşır katlarken çorapları siz yapabilirsiniz çocuklar' diyorum...
Birleştirilen çorapları sayarak matematiğimizi de geliştirdikten sonra, yemek ve namaz hazırlıklarım esnasında, geçen sene kış (dışarıya çıkamadığımız için) renkli fon kartonlarıyla salonumuzun bir köşesine yaptığım sek sek üzerinde zıplamaya başlıyor çocuklar. Daha önce oyunu bilenler kurallı oynarken, bilmeyenlere de kuralları öğretmeye çalışıyorlar.
Tüm bunlar olurken her şeyi gözlemleyen, kalemleri dağıtan, hamurlara el uzatan miniğimizi de unutmamak lazım. Bu süreçte onu bir ara uyutabilirsem, en azından bir iki saat daha rahat olacak sanırım... 
Sek sek oyununda tek ayak zıplama ve dengede durmada biraz zorlanıp diğerlerine katılmayarak kenara çekilen Mert'i görünce gayrete gelsin, rahat hissetsin diye salonun bir ucundan başlayarak tek ayak üzerinde zıplayarak tur atıyorum. Şimdiki dersimiz zıplamak halacığım. Haydi zıp zıp... Bu ayak yoruldu, şimdi diğeri... Ev ödevimiz tek ayak üzerinde zıplamak tamam mı? Annene eve gittiğinde söylüyorsun, bol bol zıplayacaksın...
Sek sek ve benzeri eski oyunları bilimsel olarak azıcık inceleyince, biz küçükken ne güzel oyunlar oynuyormuşuz demeden geçemiyorum içimden. Atlama zıplama, büyük motor gelişimi mi diyorlar buna, kurallı oyun, grup oyunu, sabır, sıranı beklemek, haksızlık yapmamak, mızıkçılık yapmamak, yenme ve yenilme adabını öğrenmek, dikkat vs.
Evdeki birlikteliğimizin sonunda havanın güzel olması sebebiyle, kış öncesi bu fırsat kaçmaz diyerek parka çıkmaya hazırlanıyoruz sevgili küçüklerimle. Bir yandan ihlas suresi dilimizde. Hamur oynarken de bilgisayardan dinlemiştik hiç farkında olmadan, telaffuzumuz düzgün olsun diye. Öyle ders gibi yapmıyoruz ezberi. Zaten küçüklüklerinden itibaren en azından her gece yatarken veya cemaatle kılınan namazlarda duydukları için kısa sureleri, bana sadece tekrarlatmak düşüyor aralarda. Yavaş yavaş tek başlarına okuyacaklar inşallah...
Ve park...
Her zaman bisiklet, top vs. bir çok araç olurken oyun için yanımızda, bu sefer hiç bir şey almadan çıkıyoruz. Ev okulumuz için can atan 3 yaş gurubu küçük kardeşler ve anneler de katılıyor aramıza. Önce canı sıkılıyor bazı küçüklerin bisiklet yok, top yok, başka oyuncak yok... Sonra şehir hayatının hep araçlara alışık çocukları olmaktan çıkıp, özgürce koşuyorlar çimenler üzerinde. Biraz çim yolmaca, yürüme yollarına kum atmaca, kuşların peşinde koşturmaca ve annelere çiçek toplamaca...
Onlardan daha çok ben tekrardan çocukluğumu yaşıyorum sanki...
Kendi çocuklarımla ve sevgili öğrencilerimle ders, klasik anlamda eğitim, faaliyet gibi şeyleri ne kadar beceririm bilemiyorum ama, küçüklüğümden aklımda ve yüreğimde kalan bol oyun, doya doya oyunu elimden geldiğince onlara sunmak çabasındayım inşallah... Bizim gibi tek başlarına sokağa çıkamasalar da, işlerini bir kenara bırakıp, gerektiğinde gece bulaşık, çamaşırla uğraşıp onları dışarılarda oynatan, bir anne, hala, teyze, öğretmen olarak hatırlanırız belki, çocukluk anıları arasında...
Ummu Salim



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder