Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

19 Eyl 2018

Kitap Okumakla Nasıl Kafayı Bozduğumun Hikayesi




KİTAP OKUMAKLA NASIL KAFAYI BOZDUĞUMUN HİKAYESİ

Aslında böyle kitaplık resimleri paylaşmayı sevmiyorum. Bana biraz görgüsüzlük geliyor. Ama bu sefer bir şey anlatacağım. Bu anlattıklarımın hiçbiri de kitap okumaya ve biriktirmeye övgü olmayacak.

Evinde pek çok kitap bulunan ve sürekli okuyan bir anne-babanın çocuğu olarak, kitaplarla yakınlığımız çok erken başladı diyebilirim. Fakat delirdiğim çağlar, sanırım on yaşımdan sonraya tekabül ediyor.

Gittiğim her yerden emanet kitap taşıyorum. İnsanların yıllar önce kitap istifledikleri dolaplara, çatı katlarına merdiven dayıyorum. Bodrum katlarında rutubet almış kitapların tozunu siliyorum. Annem benimle anlaşmalar yapıyor, “Sadece bir kitap al yanına, diğerleri bende kalsın, sonra veririm” falan. Odaya gizli saklı kitap taşımalar. E hani bizimkiler kitap sever bi aileydi? Vehametimin farkında değilim tabii, varsa yoksa onları suçluyorum. Kitap okumayayım da ne yapayım?

Gece ışık açmak bir dert. Dört kardeş kış günü aynı odadayız. Masa lambası kullanmak mümkün değil. Büyüklere yakalanıyorum. Kapının camına seccade asıyorum, anahtar deliğine pamuk tıkıyorum. Yok, yemiyor. Mum yaksam, söndürünce kokudan anlaşılıyor. Bizimkiler de gece gece ne hikmetse, saat başı bir biri, bir diğeri devriye geziyor.

O zamanlar gece benim için soba, mandalina ve kitap.

Evren kitap dolu, her yerde ne kadar çok bilgi var ve ben küçük bir çocuğum, hiçbir şey bilmeyen bir cahil. Tek hissettiğim bu.

Kitap okumayan insanların da gözümde bir ottan farksız olduğumu söylememe hacet yok sanırım.


"Kitap okuyanın arkadaşı, çok okuyanın da ailesi olmazmış."

Doğru. Tek tük arkadaşım var. Sık bir araya gelmiyoruz. Aşırı kendimleyim, zaten kimseyle iki kelam etmiyorum.

Tolstoy anlıyorum ama annemi anlamıyorum.

Okudukça insanlarla ve hayatla aramdaki uçurum artıyor.

İlkbahar gelmiş, bütün ağaçlar bembeyaz tomurcuk. Seviniyorum elbet ama bahçeye çıkarken bile kolumun altında kitaplar.

Küçük kardeşim yürümeye başlamış, yüzünde sevinç, gurur, yaşam, hayat. Benim önümde kitaplar.

Odaklanamıyorum, dikkat eksikliği. Neden? Oysa o kadar naif kitaplar okuyorum ki, edebiyat harikası eserler. Orada okurken hayran olduğum bir mevsime, âna, çiçeğe, böceğe neden burada bigane kalıyorum?

Bir kitabı anlamak için onca emek veriyorum. Aslı yetmezse şerhini okuyorum ama babaanneme anlam veremediğimde sallıyorum gitsin.

Komşu teyzenin hikayesi, Anna Karenina'dan daha mı önemsiz ki, onun neler yaşadığını hiç merak etmiyorum.

Ali Şeriati'nin, Kutup kardeşlerin söyledikleri, babamın söylediklerinden öncelikli. Yarın bu İbni Teymiyye olur, Gazali, İbni Sina, Eflatun, Kant, Aristo.
Onlar hep bir adım önde. Babamın bana karşı şansı yok.

Neden şişede durduğu gibi değil hiçbir şey? Kitapta durduğu gibi değil?

Al sana anlam karmaşası.

Okumak ve yaşamak arasında ince bir çizgi var.
Beni çizginin yaşam tarafına çeken annem ve babam.

Evde çok yoğun bir hayat var.

Arkadaşlarım okul okuyor, kurs okuyor ve "dersi olmak" gibi bir bahane dolayısı ile hayattan muaflar bir döneme kadar. Ama bizde öyle değil.

İyi ki öyle değil, bunu zamanla anlayacağım.

Evin en büyük ablasıyım. Biz dört büyükten sonra üç de küçük var sonradan gelen.
Bebekli, küçük çocuklu, bol misafirli bir hayat, götürmeye çalıştığımız.

Ramazanlarda 60'ar kişilik çocuk grupları ağırlıyoruz iftarda. Kendimi aşçı ve bulaşıkçı gibi hissediyorum. O ara sesli kitap dinliyorum.
Ekmek evde yapılıyor, turşu, salça, kışlık, yazlık ne varsa. Kayısılar olgunlaşınca hayat duruyor, arkasından hemen vişne ekleniyor. Ağaç dalında küçüklere ezber çalıştırıyorum, bir yandan sepetlere meyve topluyoruz. Yıka, doğra, reçel, komposto. Taşı, dağıt böyle geçiyor bir sezon.

Hayır, bu rutin öğleden sonra. Her sabah 7'de kalkıp yatakları topluyor, rahleleri diziyoruz. 8'de yaz kursu başlıyor. Çocukluğum boyunca yazın evde yaz kursu, kışın hafta sonu okulu devam ediyor. Annem artık bize devrediyor eğitimi. Dersler, okumalar, gruplar, ekipler bitmiyor.

Akşam odama çıktığımda, sanki uzun zamandır özlediğim bir dosta sarılır gibi sarılıyorum kitaplarıma. Gün arası kitapları, akşam üzeri kitapları birbirinden farklı. Çerez kitaplar, tezgah üstü çorba karıştırırken de okunabiliyor ama bazılarına eğilmeden olmuyor.

Bir şey eksik ama.
Bir şey.
O kitaplarda yazmayan, şiirlerde geçmeyen bir şey.
Kafam başka yerlerde, darmadağınığım..

Ummu Reyhane

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder