Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

1 Eyl 2018

Hafızlık Hikayem




HAFIZLIK HİKAYEM

Küçük yaşta hafızlık yapan pek çok çocuk gördüm. Ve hayatımın pek çok döneminde hafızların derslerini dinledim, onlarla sürekli bir arada bulundum.

Buna rağmen ruhsal dengesi bozulmamış olanına çok az rastladım. "Keşke hafız olmasaydım da falanca gibi her gün kekeleye kekeleye ama muhabbetle Kuran okuyabilseydim" diyenlerin pişmanlıklarına şahit oldum.

Yıllardır pek çok anne bana hafızlıkla ilgili soruyor. Anlıyorum, hak veriyorum. Çünkü müslüman her anne-baba, çocuğunun küçük yaşta ilimle hemhâl olmasını arzu ediyor. Örnek aldığı alimlere benzemesini istiyor.

Bunun için çocuğun yeterliliği, kapasitesi pek de hesaba katılmadan, üstelik neredeyse tamamı pedagojik formasyondan mahrum eğitimciler (!) elinde yavrular heba ediliyor.

Ne yazık ki bizim hafıza ihtiyacımız yok. Sübyan mekteplerinde 4-5 yaşında çocuklara tehditle, ceza ile Kuran ezberletilen bir eğitime de. Bizim Kuran'ı sevecek ve sevdirecek gönüllere ihtiyacımız var.

Bundan yıllar önce… Ben 10 yaşındayım, abim 11. Okula gitmiyorum zaten. Abim de bir yıl ara vermiş, birlikte hafızlık yapıyoruz. Babam, her sabah namazından sonra ezberimizi yapmamız için başımızda oturuyor. Annem minicik avuçlarımıza “Yiyin yavrum, zihninizi açar” diyerek kuru üzüm koyuyor. Uyku bastıracak olsa, babam; “Hadi bahçede iki tur atıp gelelim” diyor. Mutfaktan ekmek kokusu geliyor.

Benim için her şey çok güzel. Ezber yapmak, hayatımın neredeyse en kolay işi. Akşam üç kez dinliyorum Şureym’den. Sabah birkaç defa yüzüne bakıyorum, tamam. Hafızlık sendromu denilen şeylerden, hafızların bozulan psikolojilerinden, evde bir hafızlık öğrencisi varsa bütün ailenin hayatının zindan olmasından haberim yok tabii ki o zamanlar. Hayatımın hiçbir bölümü ders yüzünden kısıtlanmıyor. Akşama kadar oyun oynuyorum, kitap okuyorum, anneme yardım ediyorum, hiçbir şeyden geri kalmıyorum.

Cephenin abim tarafında ise durumlar hiç iç açıcı değil. Abim, bir sayfayı –abartmıyorum- 100 kez okuyor, yine de bazen ezberleyemiyor. Abim, artık sabah namazından da önce kalkmaya başlıyor ders çalışmaya. İster istemez bir bana bakıyor, bir kendisine. İşler iyiye gitmiyor, babamın da hevesi kaçıyor. Artık evde soğuk bir rüzgar.

Ben Kuran’ın başında oyalanmaya başlıyorum. “Abimden önce ezber vermem ne kadar büyük düşüncesizlik” diyorum. İçimden “Ne olur ezberlesin Allah’ım!” diye dualar ediyorum. Abimin yapamadığını görüyorum. Başkaları çalışmadığını, gözünün derste olmadığını söylüyor. Doğru değil, halbuki abim çok çalışıyor.

Sonra “Evde olmayacak bu iş” deniliyor, abim bir kursa başlıyor. Gündüzlü, sabah gidip öğlen geliyor. Boyu kadar bir hücrede ders çalışıyor. Allah’tan dayak falan yok gittiği kursta. Yani en azından.

Sonra bir gün abim kurstan döndüğünde elindeki Kur’an’ı kaldırıp “Siz benim bu kitabı sonunda alıp yere çarpmamı mı istiyorsunuz?” diyor annemle babama. Yüzü allak bullak, sesi ağlamaklı.

Sonra bir gün abim kurstan döndüğünde elindeki Kur’an’ı kaldırıp “Siz benim bu kitabı sonunda alıp yere çarpmamı mı istiyorsunuz?” diyor annemle babama. Yüzü allak bullak, sesi ağlamaklı.

Annem, babam; “Hayır” diyor ve mesele orada kapanıyor. Benim için “hafızlık bırakabilme” konusunda en büyük kahramandır abim. Kur’an’a olan hürmeti ve kendisini böylesine ifade edebilmesi, şahit olduğum büyük cesaret anlarından biridir.

Hafızlığım sekiz ay sürüyor. Hayatım boyunca “Allah’ın en büyük lütfu” olarak andığım bir güzellik daima bana eşlik ediyor. Hiç pişman olmadığım, keşke demediğim bir baş tacı. Anneme, babama teşvikleri için sonsuz şükran duyduğum.

Bizim evde artık “Her çocuğun kapasitesi” gibi şeyler konuşulmaya başlanıyor. Abim ise “hafızlık yüzünden” ara verdiği hayatına geri dönüyor. Yine sabah namazında kalkıyor, mahallenin çocuklarını tek tek evlerinden toplayıp camiye götürüyor. Evde birlikte hazırladığımız davet broşürlerini okulda dağıtmaya başlıyor. İdare ile çatışıyor, okuldan uzaklaştırmalar, disiplin cezaları.

Abim Kur’an’ı savunuyor her yerde. Arkasında bi dolu genç, sınıflarda namaz kılıyor. Hafta sonları dağa çıkıyor yürüyerek. Bazen yalnız, bazen bir-iki arkadaşıyla kamplar kuruyor. Bulduğu sahipsiz bir atı besliyor. Sürü köpeklerine karşı korunmanın yollarını keşfediyor. Dağda nasıl yaşandığını tecrübe ediyor. Abim hayatını istediği gibi yaşıyor. Sırt çantasından minik mealli Kur’an’ı hiç eksik olmuyor.

Ve en son 2007 yılında, abim 21'inde Afganistan cihadında şehid oluyor.

Arkasından beni en çok mutlu eden şey; iyi ki Kur’an ezberlemeye mahkum olmadı, mecbur olmadı. O zaman belki de bu hikaye, “Şimdilerde psikopat bir Kur’an kursu hocası” diye neticelenebilirdi. Allah korudu.

Kur’an’ı yaşamaya azmetti hayatı boyunca. Verdiği canı yine O’nun uğruna feda etti. Tek kusuru, yarıyı geçmişti lakin hafızlığını bitiremedi.

Oysa Kur’an’a hafız olmak bir yerde zor değil. Aile baskısı, hoca baskısı, bir şekilde olunabilir. Asıl mesele; Kur’an’a muhafız olmakta.

Zira hiçbir çocuk muhabbet olmadan Kur’an’a muhafız olamaz. Ve varsın hangi alanda muhafız olacağını çocuk
seçiversin, sahi ne kaybederiz?

Ummu Reyhane

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder