Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

8 Ara 2017

Psikoloğuma Mektuplar 3. Bölüm / Hafızlık



PSİKOLOĞUMA MEKTUPLAR 3. BÖLÜM
HAFIZLIK

Henüz on yaşımda hayatıma giren bir düşmandan bahsedeceğim.. Annemle, babamla, hocalarımla, imanımla, Rabbimle arama giren bir düşman.. 

Evet, hafızlık gibi ulvi bir yolculuktan düşman olarak bahsetmek bana da hoş gelmiyor ama beş sene boyunca ne olarak gördüysem onu, öyle yazmalıyım. On yaşında bir çocuğun, kavramları zihninde farklı yerleştirmiş olması onun suçu mudur? Yaptığı işle, o işi yaparken hissettiklerini bağdaştırması oldukça doğal değil midir? Ezber yapmayı savaş olarak görüyorsa bir çocuk, elbette hafızlığı da düşman olarak görür, çok mu?

On yaşına kadar mükemmel giden çocukluğum artık omuzlarıma yük olmaya başlamıştı yavaş yavaş.. Beni koşulsuz seven anne babam bu sevginin devamını bir şarta bağlamıştı anladığım.. İlk başlarda onların çok istediği hayallerini gerçekleştirmeyi ben de çok istemiştim. Başka bir neden aramadım, tek sebebim onların böyle mutlu olacağını düşünmemdi.. Ama sonra bu yükün bu kadar ağır geleceğini tahmin edemedim, bırakamayacağımı da..

Olmadı, bir şeyler ters gidiyordu, ezber kapasitemin olmadığını bir türlü anlamak istemeyen hocalarım, hepsi anlaşmış gibi “Zekisin ama bir de çalışsan” diyordu. Annem “Dersi geçmeden eve gelme” diyordu. Babam, bir cüz daha ezberleyince alacağı hediyeleri vadediyordu, yapamazsam da kısıtlama koyacağı izinlerle ve tedavüle getirilecek yasaklarla tehdit ediyordu.

Eskiden çocuk eğitimi böyleydi. Hatırlarsınız o zamanlar psikologlara “Deli doktoru” denir, pedagoglara da hiçbir şey denmezdi. O ne demek bilmiyorduk çünkü. :)

Herkesin her şeyi yapamayacağını da bilmiyorduk o zamanlar, şimdiye kadarki takdir edilmiş onca başarım varken, falanca bile yapabilmişken ben neden yapamayayım ki? Her tökezlediğimde kendimi motive edip tekrar çıkıyordum cepheye..

Herkes duymuştu bir de, rezil olmak da vardı hem..Beni görünce ilk sorulan “Ee nasıl gidiyor hafızlık?” sorusu bile “Bıraktım” deyince ne denli rezil olacağımı her defasında çarpıyordu yüzüme..
 Üç günde bir; “günde şu kadar sayfa ezberlersem, şu kadar ayda bitiririm” hesaplamalarından birini daha yapıp, gözümün yaşını silerek tekrar “bismillah” diyordum, ama nafile..

Günbegün psikolojim bozuluyor, anlam veremiyordum. Neden ezberleyeceğimi bir türlü idrak edemiyordum. Çevrem benden neden bu kadar zor olan bir şey istiyor anlamıyordum. Minicik ellerimi açıp “Allah’ım seni çok seviyorum ama keşke kitabını bu kadar kalın göndermeseydin bize” diyordum çocuk aklımla.. Estağfirullah..

Bu serüven böyle devam ederken yaşım büyüdükçe ilgi alanlarım değişiyor, yazılar gözümün önünde hat yazısına dönüşüyor, hat sanatına olan sevdam içimi sarıyor ve yazacağım tabloları, çerçeveleyip astığım duvarları hayal ediyordum.. Sonra kendime gelip hayalimden kafamı kaldırınca kırk beş dakikada ezberlemeyi planladığım sayfanın ilk satırına baktığımı fark ediyordum kırk beş dakikadır.. Kalan on beş dakika da yarın hocama uyduracağım yalan senaryolarını kurup bir saat içerde kalmanın annemi yeteri kadar memnun ettiğini bilerek çıkıyordum odamdan..

Hayatımın yalan söyleyerek geçirdiğim tek bölümü hafızlık yaptığım dönemdi.. Ne öncesinde ne de sonrasında bulaşmadığım yalanı, içinde boğulup kalacağım bir çukur olarak düşündüm hep ve “Yaşayacağım en kötü şey bile bundan iyidir” diyerek uzak durdum. Ama hafızlık yaptığım dönem işler pek öyle gitmedi.. Zaten bir çukurun ortasındaydım, zaten karanlıktı, zaten çıkamıyordum, yalan en azından denizdeki yılandı, sarıldım..

Sadece ben değildim bu durumda olan.. Benim gibi önünde Kur’an, kafası başka yerde bir çok arkadaşım vardı.. Ben hattat olmayı, arkadaşım şair olmayı, bir başka arkadaşım ise yabancı diller öğrenmeyi hayal ediyordu bir öne bir arkaya sallanırken.. Hatta arkadaşlarımdan biri tamir işlerinde ustaydı, radyo tamir eder, muslukları söker takardı, “Hafızlık bitince kursun karşısındaki çeşmeciye ortak olacağım” der, güldürürdü hepimizi.. :)

Tabi hafızlık yapan herkes istemeyerek yapmıştır demiyorum, aksine pek çok arkadaşım öyle şevkle ve aşkla tamamladılar ki hafızlıklarını, hepsi birer çelik hafız şimdi.. İmrenerek bakardım, hala imreniyorum..

Şimdi ben, içsel motivasyonum olmadan, yalnızca dışsal motivasyonla, el arabası misali iteklenerek uzun yol yolculuğu yapmış, kimi zaman yolda kalmış, kimi zaman tersyüz olmuş, paslanmış, çürük hafız.. On senedir başına oturup tekrar yapamadığım, muhabbet duyamadan, maneviyatına vakıf olamadan, ruhunu hissetmeye layık olamadan, bu ele gelmez ezberlerimle haksızlık ettiğim kitabımın hafızı mıyım gerçekten? Kapağını on sene açamayacağım bir kitabı ezberleyince hafız mı oldum?

Amacım suçumu birilerinin üstüne atıp, “Günah benden gitti” demek değil tabi ki. Amacım bu düzen böyle gitmesin.. Sevmek ve sevdirmek olsun tek maksadımız.. Bırakalım Kitabını sevdikten sonra bir genç, hat sanatıyla hitap etsin gözlere, bırakalım şair methiyeler dizsin Kitap’a dair. Bırakalım kimimiz Kitap’ımızın dilini en güzel şekilde öğrenip en iyi şekilde anlatsın talebelerine.. Amel etmeyi, kul olmayı sevdirsin..

Velhasıl varsın herkes hafız olmasın, ama herkes Kur’an’ını seven, okuyup ezberleyerek Rabbine muhabbetini diri tutan, kendi iradesiyle haz duyarak amel eden sağlam mü’minler olsun..


Zeynep Tarık

7 yorum:

  1. aynı şeyleri 18 yaşında yaşamış bir insan olarak gerçekten bana tercüman olmuşsunuz.keşke bu durumu insanlar da fark edebilseydi.inşallah bundan sonraki nesiller aynı hisleri yaşamaz.sevgilerle..

    YanıtlaSil
  2. Malesef bende o kurbanlardan biriyim 10 yıl olacak sağlama yapmadım veya yapamadım. .. vicdanım hiç rahat değil içimde ki his ya sağlama yapamadan ölürsem... istiyorum içim çok aciyor fakat tamamıyla unuttum çok sağlam bırakmadım çünkü 2 hasla geçtim sınavı ama bir daha ezber sağlayacak o gücü bulamadım kendim de şuan hiçbir sayfa ezberimde yok gibi... keşke annem veya babam bırakmak istiyorum dediğimde olur deselerdi. .. kendi gururlarindsn çok beni psikolojimi düşünselerdi. ..

    YanıtlaSil
  3. Bu kardeşimiz çok doğru bir noktaya değinmiş. Dinde zorlama yoktur bilakis sevdirerek öğretme vardır. Ama toplum bir anlasa ne güzel olurdu.

    YanıtlaSil
  4. Ben de kendi isteğiyle hafızlık yapmış biri olarak doğrusu üzüldüm sana kardeşim. Elbette zorlanmamali hiç kimse, özellikle de küçük yaştakiler. Ama tamam o dönem zorlukla geçmiş olabilir. On yıl tekrar etmemek, kapağını açmamak için mazeret mi peki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah bu olayların hepsinin benim başıma geldiğini düşünmüyorsunuzdur :)
      Yaşanmış hikayeleri ben diliyle yazdığımı izah etmeme gerek olmadığını düşünmüştüm.

      Sil
  5. Selamun aleyküm bende bu olayları Yen'i atlattım.Başta strese midem dayanamadı her gün kusuyordum ve yemek yiyemiyordum.Sonra ayrıldım hafızlık kursundan.Ailem bilhassa dedem tamamlamam için çok istekli,hastalığım hafiflediğinde bir şekilde tamamlamı arzu ediyorlar.Ben hafızlığın bir lütuf olduğunu düşünüyorum ama herkes olmak zorunda değildir.İçimde bitiremediğim için bir üzüntü yok.Zaten bu benim hayalim değil ailemin hayaliydi.Benim hayalim Allah'a iyi kul olmaya çalışmak.Demek istediğim isteği olanlar yapsın,aileler zorlamasın yoksa insanın kendini toparlaması uzun sürüyor.

    YanıtlaSil
  6. Ben hafızlığımı çok aşkla yapan biriydim .Ama hafızlık yaptığım kursta şunu fark ettim ki bu sorumluluk bence 10 yaşındaki çocuklara verilmemeli. O yaşta derslerini düzenle yapacak idare gücüne sahip olamıyorlar dersleri düzenli gitmeyince sevgili hocaları onların psikolojileri ile ilgilenmek yerine çocukları azarlayarak daha da soğutarak hırçın birer talebe ortaya çıkarıyor .sonuç oyun isteği, kuran ezberleme isteği,başarı inancı kalmayan talebeler .bence en büyük hatalar anne ve hocalarda. Anneler çocuklarını sadece hafız ol diyerek yolluyor arkasını araştırmıyor, hocalar da taleplerini sadece öfkelerini kusacak birer rahatlama makinası olarak görüyor. Hafızlık keşke bu işin ehillerine bırakılsa çok güzel bir şey .

    YanıtlaSil