Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

25 Tem 2017

Susmak Üzerine


SUSMAK ÜZERİNE

Ne çok konuşuyoruz değil mi? Ne çok israf ediyoruz sözü? Çarçur ediyoruz.

Önceleri ne güzel susardık oysa. Uzun uzun.

Yahut konuşsak da bir nezaket, bir iyilik, bir hayır olurdu cümlelerimizde. Fakat çocuklar hayatımıza girdiğinden beri susamaz olduk hiçbirimiz.

Ne oldu da konuşmanın, susmaktan daha evlâ olduğu konusunda böylesine ağız birliği ettik? Bunun altında yuvalanan neden ne? Benim nedenim, senin nedenin?

Çocuğun daima düzeltilmeye, direktiftlerle yönlendirilmeye ve komut almaya ihtiyaç duyan bir varlık olduğunu mu düşünüyoruz?

Sanki.

“Onun görerek öğrenemeyeceği, sessizlikle tecrübe edemeyeceği, söylemezsek yapmayacağı, hatırlatmazsak daima unutacağı, bizim elimiz olmadan onun “doğru” bir şey yapabilmesinin neredeyse mümkün olmadığı” gibi bir önyargı oluşmuş zihnimizde.

Bir anne çocuğu lavobaya yöneldiği an, sanki “başla” tuşuna basmış gibi otomotik bir kalıp halinde diziyor cümleleri:

-Girerken kapıyı kapaaat. Peçeteyi çöpe atmayı unutmaaa. Sifonu çeeek. Suyu çok açmaa. Havluyu astın mı? Yerlere su damlatma sakın! Sana kapıyı çarpma demiyor muyum? vb.

Bir baba her sofrada kendi bile farkına varmadan start veriyor sofra adabları silsilesine:

-Yavaş olsana oğlum. Ağzını şapırdatmadan ye! Bak o tabaklar bitecek! Düzgün yesene kızım, şu eline koluna bi sahip ol. Kaç kere söylüyorum altını sil diye kaşığın, üstünün haline bi bak!  vb.

Keşke mümkün olsa da kendi sesimizi duyabilseydik. Bir kez dinleyebilsek cümlelerizdeki itici sesi, belki de çocukların bıkkın ve bezgin bakışlarını, isteksiz tavırlarını bir nebze olsun anlayabilecektik.

Evet pek çok problemimiz var. Çocuklarımızın ahlak ve adab alanında çok eksikleri var. İki adımlık evlerde çocuklarla dipdibe geçirdiğimiz 24 saat, bizi onların her davranışına daha çok odaklanmaya itiyor belki. Her an birbirimizle yüz-göz olma ihtimallerimizi artırıyor yanyana oluşumuz. 

Sorumluluğun genelde (sadece) annelerin üzerinde olması, anneleri daha gergin ve topluma karşı anlamsız bir hesap verme psikolojisi içine itiyor. Annelerin çıkmazlarına çözüm ol(a)mayan babalar “annelerini üzen ve söz dinlemeyen” çocuklarına karşı daha da tepkisel yaklaşıyor.

Söylemeden olmuyor.  Düzeltmeden. Karışmadan. Uğraşmadan.

Bu defa nasıl söyleneceği üzerinde çözüm arayışlı kitaplar inceleniyor, eş-dosttan tavsiyeler alınıyor. Kulak bir de ters taraftan gösteriliyor çocuğa. Daha çabuk sonuca ulaştıran cümle kalıpları ediniyor dilimiz.

Kelam arttıkça, çocukta “duyma ve algılama” azalıyor.

Söz çoğalıyor, çocuğun zihninde anlamsız bir kalabalığa dönüşüyor.

Zaten gelişimsel olarak dikkati çok da toparlanamayan çocuk, gitgide daha da duymaz ve odaklanamaz oluyor.

Anne-baba ne kadar çok konuşup direktiftler yağdırıyorsa, çocuk o oranda duyarlılığını yitiriyor. 

Robotlaşıyor, arkadan ittirmeden hareket edemeyecek bir hale geliyor.

“Sükut, susmak, kelamı israf etmemek” gibi çok değerli bir ahlak tavsiyesi, sadece zühd ve riyazet bağlamında, nefsi tezkiyede, tasfiyede yada tasavvuf konulu eserlerde mi anılmalı?

Evet yaşadığımız hayat, tekkede çile çeken bir dervişin sadeliğinde değil.. Yahut  rahle önünde dirsek çürüten bir ilim talibinin gündemi değil gündemlerimiz.

Ama susmak gibi yüce bir ahlak, onca güçlüğüne rağmen anne-babalıkta da güzel olmaz mıydı, bir düşünsenize? Sessizlik, dinginlik, huzur aslında en çok da evlerimize yakışmaz mıydı?

Bunu başarabilir miyiz tam anlamıyla bilemiyorum. Ama yapabildiğimiz kadarını yapmanın bile çok kıymetli ve kayda değer bir iş olacağına inanıyorum.

Aklımda birkaç şey var belki adım niyetine:

Yanlışı Görmezden/Duymazdan Gelmek:

Nasıl çözeceğimizi, hangi sözcüklerle anlatabileceğimizi düşünmektense biraz da boşversek ne olur? Yanlış davranışı görmemiş gibi, duymamış gibi üzerinden gelip geçsek. Konuşa konuşa zaten düzeltebildiğimiz yok, bir de bu yöntemi denesek.

Güvenlikle ilgili bir problem değilse (çocuğun elinde bıçakla koşması gibi) yada bir başkasının hak ve hukukunu ihlal etmiyorsa (kardeşine vurması gibi) temizlik, adab vs. ile ilgili sorunlarımızı bir döneme kadar ertelesek.

Çünkü bazı şeylerin zamandan başka ilacı yok. Çocuk  tam anlamıyla düzgün bir şekilde yemeyi belki de 10 yaş civarlarında öğrenecek. Misafir gelince nasıl davranılacağıyla ilgili 12 yaşından önce kendisine çeki düzen veremeyecek. Hangi sözü nerede kullanacağını belki de ancak yirmili yaşlarında ayırdedecek.

Biz annemizden böyle mi doğduk Allah aşkına? Hangimiz dününü beğeniyor? Hangimiz dünkü aklına, davranışına hayıflanmıyor, pişman olmuyor? Bizim için sürekli gelişmekte olan beceriler ve kabiliyetler, çocuğumuz için neden mümkün görülmüyor?

Yani şimdi 2 yaşındaki çocuğa “Burnunu karıştırma” demenin ne alemi var? Karıştırsın. Üç yaşına gelince “Yavrum banyoda karıştır” deriz. Dört yaşına gelince “İstersen peçete vereyim” deriz. Olur biter. Yine de devam ediyorsa zaten burnundan başka bir yere bakmamız gerekiyordur.

Odaklanma ve Boşverme Üzerine Plan Yapmak:

Bazı şeyleri zihnen düşünürüz ama daha geniş açıdan ve kapsamlı görebilmek için yazmak ve planlamak şart.

Çocuğumuzun bizce problemli olan davranışları neler? Yazalım.

Asla tahammül edemediklerimiz neler? Yazalım.

Neden tahammül edemiyoruz bazı davranışlara? Kendimizle ilgili bir geçmişi varsa yazalım.

Boşverebileceğimiz yanlışlar neler? Yazalım.

Özellikle iyileşme döneminde isek –ki benim gördüğüm bütün anne-babalar iyileşme döneminde- çocuğumuzun gönlüne dokunabilmekte sıkıntı yaşıyor ve aslında her şeyden önce buna odaklanmaya çalışıyorsak, pek çok yanlış davranışa sessiz kalmak zorunda olduğumuzu bilelim.

Onun için boşverme listesinin daha kabarık olması –gerçekçi olduğu müddetçe- daha güzel.

Sen üç yaşındaki çocuğunla yemek yerken, kaşığı ağzına götürmesinden tut, ekmeği bölmesine kadar her şeyine müdahale ediyor ve kendine engel olamıyorsan, çocuğun yemeğini hazırlayıp onu istediği gibi yemesi için yalnız bırakmayı deneyebilirsin. En azından günde birkaç öğünü böyle kurtarabilirsin. Çok dökmüş, kirletmiş olabilir ama yemek esnasında gerilmekten kurtulduğun için mutlulukla döküntüleri toplayabilirsin.

Sen çocuğun lavaboda elini yıkarken yanında bulunmayabilirsin. Ayakkabıyı çok yavaş giydiği için daralıyorsan, kapının iç tarafına bir paspas atıp ayakkabısını sen hazırlanmadan birkaç dakika önce giymesini sağlayabilirsin.

Sen çocuğunun dinlediği berbat müziklerle uğraşmak yerine, kapını kapatıp duymamayı deneyebilirsin, ona güzel bir kulaklık hediye edebilirsin.

Çünkü odaklanman gereken daha önemli şeyler var şu anda. Çocuğun senden ayrı kalmaktan korkuyor belki. Onun temizlik adabından çok senin sevgine ihtiyacı var.

Çocuğun yalan söylüyor belki, müzik dinlemesini tartışmaktan önce onun üzerindeki baskıyı kaldırmana ve ona güvendiğini hissettirmene ihtiyacı var.

Onun için duygusal problemlerimizi öne alarak ilerlemeliyiz bu listede. Onları iyileştirdikçe diğerlerinin düzelmesi daha da kolaylaşacak çünkü.

Bu, “anne-babanın davranışlarda hiç kırmızı çizgisi olmasın” demek değil. Tahammülü mümkün olmayan şeyler varsa, anne-baba da kendisini kasmamalı. Örneğin evde futbol topu oynamamak bir kuralsa ve bu o aile için mühimse, kural baki kalmalı. Ama ayakkabısını bazen dolaba koymayı unutmuş olmak görmezden gelinmeli.

Neleri Konuşmalıyım?

Şu sözü mümkünse kapıya, duvara assak yada gönlümüze, dilimizin tam ucuna ama bir şekilde unutulmamasını sağlasak:

“Bir şeyi söylemeden önce düşün, gereği var mı?

Şefkat barındırıyor mu?

Kimseyi incitebilir mi?

Sessizliği bozacak kadar değerli mi?”

Lao Tzu

Konuşmanın Yerine Ne Kullanabilirim?

Bazı şeyleri hatırlatmaya ihtiyacımız var. Çok konuşmadan bunu sağlamanın da bazı yolları olmalı.

Örneğin okul öncesi dönemde olan çocuklar için ben çoğu zaman resim çizilmiş kağıtlar kullanıyorum. Mesela evden çıkmamız gerekiyor ve hazırlanmak için yapılacak epey bir şey var. Hepsini teker teker hatırlatıp takibini yapmak için ortada sürekli dır dır eden bir anne olmam gerekiyor. Bundan kurtulmak için küçük bir not kağıdına (görev sırasına göre) basitçe resimler çiziyorum. Sonra da “Bir mektubunuz var” diye uzatıyorum. İlerleyen dakikalarda oyuna daldığında “Liste bitti mi?” diye soruyorum sadece. “Çorabını giydin mi, şapkanı aldın mı, tuvaletini yaptın mı, oyuncakları topladın mı?” gibi bi dolu şeyi konuşmaktan daha az ve daha nazik oluyor.

Okuma bilen çocuklara not yazmak, mektup yazmak da güzel bir susma davranışı olur galiba.

Anne-babalar çocuklarına hitap edecek şekilde bu örnekleri geliştirebilirler.

Rabbimizden çaresizlikle, homurdanarak sustuğumuz nice zor andan, nezaketle, şefkatle, ağır başlılıkla sustuğumuz nice güzel anlara bizi ulaştırmasını niyaz edelim.

“Konuşmayı öğrendiğiniz gibi susmayı da öğrenin. Şüphesiz ki, en büyük yumuşak huyluluk, kişinin kendisini ilgilendirmeyen konularda susmasıdır. Konuşmaktan daha çok susmaya istekli olun. Kendinizi ilgilendirmeyen şeyler hakkında da kesinlikle konuşmayın.” (Ebu Derda r.a)


Ummu Reyhane

3 yorum:

  1. Harika bir hatırlatma yazısı olmuş. Ellerinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Bu yazı benim ihtiyaç listem sanki. Allah razı olsun 😊

    YanıtlaSil
  3. Allah razı olsun...
    Sözün gücünü artırmak için susmak lazım...
    Böylesi bir sükut, ne güzel...

    YanıtlaSil