Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

27 Mar 2017

Psikoloğuma Mektuplar 1. Bölüm / Çaydanlık



PSİKOLOĞUMA MEKTUPLAR 1. BÖLÜM 

ÇAYDANLIK

Her şey kardeşimin; "Senin bu çaydanlıklarla alıp veremediğin ne, sen öyle seviyorsun diye her gün her gün çaydanlık temizlemek zorunda mıyım?" şeklinde dile getirdiği haklı isyanıyla başladı. Hasta olduğumu, tedavi olmam gerektiğini düşünüyormuş. Hadi canım :)

Bir güldüm, iki güldüm ve bu uyarıların devamı gelince düşünmeye başladım. "Hakikaten nedir bu çaydanlıklarla derdim?"


Sonra aklıma benim gibi olan başka biri daha geldi. Halam..


O güne kadar hiç hatırlamadığım bir çocukluk hatıram yavaş yavaş aklıma gelirken burnumdaki sızı ve gözlerimdeki yaşarma sıkıntının sebebini bulduğumu işaret ediyordu. Hay Allah. İyiydim böyle..


Arka arkaya doğmuş beş kardeşiz biz. En büyüğü ben; Redkid. Diğer dördü daltonlar. Öyle görüyorum onları o zamanlar. Başa çıkmak zorunda olduğum haydutlar :)


11 yaşındayım. Dedemlerle aynı bahçenin içinde oturuyoruz. Onlara her gün misafir geliyor, çoğunlukla akrabalar..

Annem her sabah neşeli neşeli perdeleri açıyor. Sesli sesli şükrediyor ve kendi annesini taklit edip gülerek bizi uyandırmaya çalışıyor. "Kıız bu saate kadar yatılır mı? Şerife aplanın kızları ön hayatı (bahçe) bile süpürmüş elişileri almış oturmuşlar. Kız kime diyoom?" Her sabah bu şekilde kıkır kıkır güldürdüğü çocuklar ve akşama kadar yapılması gerekenlerle dolu bir gün annemi bekliyor.


Bizim temel ihtiyaçlarımızı ve evin işlerinden yapabildiği kadarını yapıp aynı görevlerin daha mühimlerini yerine getirmek için nenemlerin evine koşuyor.


Yazmadan edemeyeceğim; annem son iki küçük daltona kumaş bez bağlıyor.


Kısacası annem mütemadiyen koşuyor. 5 çocuk annesi 52 kilo annem monoton hayatının çok başarılı bir maraton koşucusu o zamanlar..


Velhasıl halam demiştim. Kopuk kopuk hatırlıyorum. Bizim evdeyiz çay içilecek, halam birden azarlamaya başlıyor annemi: "Hatçe gelin bu çaydanlığın hali nedir böyle! Valla ben o çayı ağzıma sürmem, midem bulanır. " (Çaydanlığın dışında su ve kireç lekeleri var.)


Annem: "İçi temiz abla, valla, bak istersen."


"Yok yok çek hele istemez.." Hafif kısık sesle söylenmeler devam ediyor, vs...


Bana o sırada çok anormal gelmiyor. Her zaman ki sözler işte..


Misafirler gidiyor geriye dağınık bir ev, avutulması gereken çocuklar ve titreyen hasta bir anne kalıyor bana..


Annem hem ağlıyor hem üstünü örtmemi istiyor. Ne bulursam annemin üstünü örtüyorum, titremesi geçmiyor. Yorgan ve battaniyelerden oluşan bir tepecik altında sakin olmaya çalışarak kısık sesle bana "Eğer uyursam çok yorgun olduğum için sizi duyamayabilirim, sakın korkma, kardeşlerini de al nenengile gidin, baban gelene kadar orda bekleyin" diye tembihliyor. Ne demek istediğini anlamam sanıyor. Anlıyorum..


Bir süre sonra titremesi geçiyor ve uyuyor ama öyle değil normal bir şekilde uyuyor. Bunu farkedebiliyorum..


11 yaşındayım. Annemi bu hale getirebilecek tek bir neden geliyor aklıma "çaydanlık".. Evdeki bütün çaydanlıkları çıkarıp hepsini tek tek telle ovuyorum. Ağlayarak tezgahta iş yaparken anneme ne kadar da çok benziyorum..


İşte böyle.. Bu kadarını hatırlıyorum..


Sonuç olarak şimdi ben elimde olmadan çaydanlıklarımdaki ufacık bir lekeye katlanamıyorum. Annemlerin evine gittiğimde hemen çaydanlıkları temizliyorum. Kardeşlerimden evlenenlere çok önemliymiş gibi çaydanlıklarla ilgili nasihat veriyormuşum, isyan ettiler de farkettim. Anneme sordum, hastalandığını hatırlıyor ama çaydanlık mevzusunu hatırlamıyor. Belli ki konu zannettiğim gibi sadece o değildi..


Çocukluğumdaki her anı, tabi ki böyle dramatik değil. Ailecek çok özlediğimiz, beraber oturup andığımız çok mutlu günlerimiz de oldu.


Zaten ilgilenmemiz gereken kısma gelirsek; çoğu sıkıntının çözüme giden yolu sorunun kaynağını tespit etmekten geçiyor. İnsanların bazen prensip sandığı anormal saplantılar, muhakkak bir şeylerden ciddi etkilenerek ortaya çıkıyor.


Filmlerde izlerken güldüğümüz o meşhur sahne geliyor aklıma. İki elinin parmaklarını birbirine dokundurup "Çocukluğunuza inelim, bana her şeyi anlatın" diyen o psikolog :)


Gülmeyin.. O psikolog haklı. Çocukluğumuza inelim..




Zeynep Tarık

1 yorum: