Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

6 Kas 2016

Çocuklara Nasıl Sabredelim? (3)


ÇOCUKLARA NASIL SABREDELİM (3)

Sevgili anne!

Hani bazen çok yorgun oluyorsun ya.

Bütün işler sana bakıyor, yaptıkça bitmiyor, biri bitiyor diğeri başlıyor, çocuklar saatlerce ağlıyor, iki dakika peşini bırakmıyor.

Bunalıyorsun. Aklına yardımcısı olan anneler geliyor. Çocuklarını annesine bırakıp da seminere giden arkadaşın geliyor. Eşi ev işlerinde pek mahir olan o komşu. 

"Çocukların ne zorluğu var ki canım" diyen ve bir kez bile gece uykusundan uyanmamış olan o akraba kızı.

İmkansızlıkların, yetersizliklerin, hayat şartların.. Düşündükçe daraltıyor seni.

Sevgili baba!

Sen işten yorgun argın eve döndüğünde dinlenmek istiyorsun ya. Çocuklar kendi halinde oynasın. Eşin her zaman güler yüzlü olsun. Yuvan sıcak, sofran hazır olsun.

Olmuyor.

Günlerdir uykusuz kalan eşine destek olmak zorundasın. Çocukları alıp bir saat gezdirmen gerekiyor. Gözlerin uykudan kayarken hikaye kitabı okumaya çalışıyorsun. Kollarında derman kalmamışken çocuğunu taşıyorsun. Enerjinin son kırıntılarını da onunla oynamak için harcıyorsun.

İş hayatının stresi, patronu, işçisi, amiri, memuru, milletin ağız kokusu. İnsanın kendi yağında kavrulmasına tahammülü olmayan şu lanet olası kapitalizm.

Sonra senin yaşam fotoğrafının yanına bir de diğerlerini koyuyorsun. Ömrü boyunca hiç çalışmadan yaşamış o şanslı (!) azınlığı. Babası ardında duran genç adamları. Ne hata yaparsa yapsın, ailesinin desteğini üzerinden hiç çekmediği arkadaşlarını.

Düşündükçe yaşadıklarına tahammülün kalmıyor. Yorgunluğuna bir de hayattan bezginliğin ekleniyor.

İşte o anlarda "Neyi unuttuk?" diye soruyorum kendime. "Neyi eksik yaptık?"

Ve aklıma Hz. Fatıma annemizle Hz. Ali efendimizin hikayesi geliyor.

Bir gün Hz. Fatıma onca işe koşturmaktan bunalmış. Değirmen taşıyla buğday öğütmekten elleri yara olmuş.

Hz. Ali'nin su çekmekten dolayı göğsünde ağrılar oluşmuş, fakirlikten ve imkansızlıklardan daralmış. Karı-koca "Ne yapsak?" diye düşünüp dertleşirken Hz. Ali: "Babana gidip de bir hizmetçi istesen, işlerimizde yardımcı olsa" demiş.

Hz. Fatıma birkaç defa gitmiş fakat söylemekten utanıp geri dönmüş. Sonunda canına tak etmiş olacak ki:

"Babacığım" demiş "Allah sana genişlik verdi. Yanında köleler ve mallar var. Bize de ihtiyacımızı görecek bir hizmetçi versen."

Efendimiz (a.s) durmuş bakmış kızının haline. Sonra çaresiz "Suffe ehli açlıktan karınlarına taş bağlarken ben bu köleleri size nasıl veririm? Bu köleleri satıp parasıyla Suffe ehlinin karnını doyuracağım" buyurmuş.

Hz. Fatıma çaresiz eve dönmüş. Akşam Efendimiz (a.s) gönüllerini almak için yanlarına gitmiş. Onları kısacık bir yorganın altında bulmuş. Başlarına çekseler ayakları açıkta kalıyor, ayaklarını örtseler başları açıkta kalıyormuş. Efendimizi (a.s) görünce ayaklanmışlar. Onlara "Rahatsız olmayın" buyurmuş. Sonra da:

"Benden istediğiniz şeyden daha hayırlısını size söyleyeyim mi?" demiş. İkisi de; "Evet" demişler. Efendimiz (a.s):

"Cibril bana bir takım kelimeler öğretti. Akşam yatağınıza girdiğiniz zaman 33 defa Subhanallah, 33 defa Elhamdulillah, 34 defa da Allahu Ekber dersiniz." buyurmuş.

O günden sonra bu tavsiyeye öyle bir sarılmışlar ki, Hz. Ali Sıffın gecesinde bile bu tesbihatı terk etmemiş. (Buhari, Müslim)

Ne dersiniz? Sizce de bunca daralmışlığımızın ve bunalmışlığımızın nedeni "Allah'ın zikriyle tatmin olmamak" olabilir mi?

Ummu Reyhane

Ummu Reyhane Facebook hesabından alıntılanmıştır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder