Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

2 Eki 2016

Kevın Hakkında Konuşmalıyız (Film Analizi)


KEVIN HAKKINDA KONUŞMALIYIZ

(Film hakkında spoiler içerir.)

Kevın'ı günlerce unutamadım.

"Bir çocuk kötü olarak mı doğar yoksa onu ailesi mi canavarlaştırır? "Fıtrat" dediğimiz şey, aslında tam olarak nedir? Anne ve çocuk arasındaki bağın, ileriki hayata etkileri nelerdir" sorularını çok güçlü bir şekilde soran/sorgulayan bir filmdi Kevın'ın hikayesi.


Film; Lıonel Shrıver'ın aynı isimle yayınlanmış (2005 Orange Ödüllü) romanından uyarlanmış. Genel anlamda sinemaya başarıyla aktarılmış bir filmin kitabı, ondan kat be kat daha güzeldir.

Filmin zihnime yaptığı baskıları ve sorguları bir nebze huzura kavuşturabilmek ve çözümleyebilmek adına ilerleyen günlerde hemen kitabı sipariş ettim ve okudum.  500 sayfaya yakın kitap, meseleyi anlayabilmemde bir hayli yardımcı oldu diyebilirim.


a-Film Karakterleri:

Öncelikle aşina olmayanlar için filmin biraz kafa karıştırıcı bir sahne düzeni var. Sürekli flashbachlerle şimdiki andan geriye dönüşler yapıyor. Zamanı, anne karakterin saç biçimiyle birbirinden ayırt edebiliyoruz.

Ana karakter anne Eva (Tilda Swinton), özgürlüğüne düşkün bir seyahat yazarıdır. Neredeyse gezip görmediği ülke kalmamıştır.  Tanrı'yla, kutsalla, kiliseyle, inanmaya ve hissetmeye dair her şeyle problemi vardır. Kendisini fazlaca önemseyen, gerek yakın çevresini ve gerekse toplumu sürekli eleştiren ve küçümseyen bir yapısı vardır.

Uzun zaman eşiyle beraber, çocuk sahibi olma amacı hakkında konuşur. Eva'nın bu konuda kendisini tatmin edecek bir amacı yoktur. Tersine Eva, çocuk sahibi olmayı, anne-baba için tamamen gereksiz bir fedakarlık olarak görmektedir. "Bir başkası gülüp eğlensin ve senden sonra yaşamına devam etsin diye onun için yıllarını kapana kısılmış bir vaziyette geçirmek" olarak tanımlar annelik duygusunu.
En son, sanki eşine vereceği bir armağan gibi görür, dünyaya getireceği çocuğu. Çünkü baba Fıraklın (John C. Reilly), arkadaşlarının çocuklarını hayranlıkla seyreden, onlarla oyunlar oynayan ve babalığa "heves eden" biridir.

Nihayet Eva, Kevın'a hamiledir. Vücuduna bir yabancı gibi ve kendisinden tiksinerek bakar aynada. Diğer anne adayları, karınları açık vaziyette, birbirleriyle güle eğlene sohbet ederken, Eva bol ve salaş kıyafetlerle  kendisini gizler. Hamile olduğunu bir türlü kabullenmek ve  bu durumu normalleştirmek istemez. Fraklın, bebeğin beşiğini ve oyuncaklarını kurarken, Eva etrafına yabancı gözlerle bakar.

Oldukça zor geçen doğum anında, bebek doğum kanalında ilerlemeye çalıştıkça, Eva kendisini kasarak bebeği geriye doğru iter. Doğumun, anne isteksizliğine bağlı olarak gitgide daha da güçleştiğini gören doktorun Eva'ya çağrısı; "Karşı koymayı bırak artık" olur.



b-Anne-Oğul Mücadelesi:

Kevın doğar.

Eva, doğum sonrasını "içimde canavarca bir boşluk vardı" diye tarif eder. Bebeği görmek ve kucağına almak istemez. Bebek de annesinin sütünü reddeder. Anneye verildiği an, çığlık çığlığa ağlamaya başlar.

Eva ile Kevın'ı gördüğümüz ilk sahne (üstteki) etkileyicidir. Bebek, babasının kucağındadır. Eva ise bomboş gözlerle önüne bakar.

Sonraki günlerde Eva daima bebekle evdedir. Bebek ise akşama kadar neredeyse durmadan ağlar.
Kitapta Eva; "Benim için o hiçbir zaman "bebek" olmadı. Bizimle kalmak üzere gelmiş, sadece küçük olan, olağanüstü kurnaz, tekil bir bireydi." diye anlatır bebeğine karşı hislerini.

"Onunla iletişim kurabilmek için yüzü acıyana kadar gülümsediğini ama bu davranışı içinden gelerek yapmadığı için Kevın'ın bir kez dahi annesine karşılık vermediğini" yazar mektuplarına.


Eva'nın oğlunu susturmaya çalıştığı (üstteki) sahne gerçekten çarpıcıdır. Bebeği bağrına basmak ve ona sıcaklığını vermek yerine, onu kendinden olabildiğince uzak, sanki bir canlıyı değil de bir nesneyi tutar gibi tutar. Gülümsediğini sandığı yüz ifadesi ise, gerginliğini tamamıyla yansıtmaktadır.

İlk bebeklik günlerinden sonra Eva ile Kevın'ı mekansal olarak birbirine yakın görmemize neredeyse imkan yoktur. Ya karşı karşıya, ya sırt sırta ama sürekli birbirlerinden uzak bir mesafede dururlar. Tıpkı kalplerinin uzaklığı gibi.

Filmde birkaç sahnede (mesela Eva yüzünü yıkarken) birden bire yüzü Kevın'a dönüşür. Sanki ikisinin karakteri de aynı gibidir. Eva'nın gerçek yüzünü gören tek kişi Kevın'dır. Kevın'ın içindeki karanlığı gören tek kişi de annesidir. İnsanlara karşı farklı bir yüzle fakat birbirlerine karşı sadece kendilerinin bildikleri bir yüzle yaşarlar. İkisi de birbirlerine karşı çıplaktır. Muhtaçtır. Yarımdır. Fakat ikisi de kendi aczinden kaçtığı için birbirlerine nefretle yaklaşırlar. Anne çocuğuyla bütünleşmediği için yarım kalır. Çocuğun içindeki o eksiklik de gitgide büyüyerek koca bir dehlize dönüşür.

Çocuk sahibi olmak, insanın iç yolculuğunu tekamüle ulaştırmak ve eksik yanlarını tamamlamak için büyük bir fırsat olabilir kimileri için. Tam tersi hepten bir hüsran da olabilir. İnsanı kendinden nefret etmeye iten ve bütün manevi güzelliklerini elinden alan bir şekilde de sonuçlanabilir. 

Kevın, üç yaşına geldiği halde tek bir kelime dahi konuşmaz. Altı yaşına kadar tuvaletini bezine yapmaya devam eder. Bütün bunlar, annesiyle ilişkisinin kırılganlığına işarettir.

Eva, otizmden şüphelenerek Kevın'ı doktora götürür. Doktor hiçbir problem olmadığını söyler fakat Eva ısrar eder. İlla ki bir şey olmalıdır. Bir eksik, bir kusur, bir engel, bir özür. Kendisinden kaynaklanmayan ve  kendisini suçlayamayacağı bir problem mutlaka olmalıdır. "Keşke çocuğum özürlü olsaydı, belki ona karşı bir nebze şefkat hissedebilirdim. Sırf bu hissi yaşayayım diye onda bir özür bulmak için çalıştım" der mektuplarında.

Eva bir gün üst üste kakalı bez değiştirmekten bunalır ve Kevın'ı kolundan tutarak duvara fırlatır. Olay sonucu Kevın'ın kolu kırılsa da halinden gayet memnundur. Çünkü annesinin içindeki gerilim dışa yansımıştır. Kendisinin çok iyi tanıdığı o gerçek yüz, annesine de görünmüştür. Film'deki (tam olarak görünmese de) fiziksel şiddet içeren tek sahne orasıdır. Sonrasında hapishane günlerinde Kevın annesine o gün için; "İlk defa dürüst davranmıştın" der. 


c-Toplumsal Cinsiyet Sorgulaması:

Filmde baba Fraklın, neredeyse konu mankenidir. Eve geldiğinde Kevın'ı sever, onunla oynar. Babasını gören bebek etrafa gülücükler saçar. Büyüdüğünde de babasıyla tam bir uyum içindedir. Babası eve geldiğinde anında yüzüne bir maske geçirerek; "Merhaba baba, günün nasıl geçti?" vs. diye bir yığın soru sorarak muhabbete başlar. Fıraklın'e göre, her şeyi abartan Eva'dır. Fraklın yaşanan hiçbir şeyi görmez. Hoşgörüsü içten olmaktan çok yapmacıktır. Çocuğa karşı ilgisinin de o kadar gerçekçi olmadığı (en azından hissedilmediği) Kevın'ın dilinden hapishane günlerinde ifade edilecektir.[1]

Eva'nın ikinci hamileliğini, Fraklın'den önce Kevın fark eder. Bu sahne ile yönetmen, babanın annenin yaşadığı pek çok şeye karşı duyarsızlığını anlatır. Çocuğuyla şiddet içerikli oyunlar oynar. Korkunç felaketin cinayet silahı da, yine babanın doğum gününde hediye ettiği yay ve oklardır.

"Kevın Hakkında Konuşmalıyız" ismini kullanırken kitap ve film, aslında annenin anlaşılmak istemesine vurgu yapar. Eva (Latin dilinde Havva) yani kadın, erkeklere anneliğinin anlaşılması konusunda çağrıda bulunur. Bu açıdan özellikle filmin, toplumsal cinsiyet ayrımına pek çok yerde dikkat çektiğini görürüz.

Dişilik ve cinsellik mevzu bahis olduğunda, toplumsal cinsiyette baskın rolün (yaşadığımız asırda) kadına ait olduğunu düşünüyorum. Kadının cinselliğini kullanarak ayaklarını sapasağlam yere bastığı modern dünyada, artık erkeklerin kadınların dişiliği tarafından taciz ve istismar edildiğini söylemek mümkün.

Fakat konu kadının anneliğine geldiğinde, toplum bir yanda anne olan kadına artı bir statü vererek onu taçlandırıyor (minnet altında bırakmanın ödülü olarak), buna karşın anne olamayan kadınları incitiyor. Anne olmak mertebesine yükseltilen şanslı kadınların annelik biçimi ise, sürekli erkekler ve erkek egemenliğine alkış tutan kadınlar tarafından eleştiri konusu olmaya devam ediyor.

Toplum, Kevın'ın bütün suçunun faturasını anneye kesiyor. Eva, Kevın'ın bebekliğinde onu susturamadığı zaman, insanlar kendisine iğneleyici bakışlar fırlatıyor. Film boyunca Eva'nın dışarıya karşı emniyetsizliğini, insanların kendisine her türlü aşağılayıcı sözel ve fiziksel muamelesine karşın hiçbir şey söylemeksizin bütün suçu sineye çekmesini, başka türlü ne ile izah edebiliriz?


d-Anneyi Kazanmak:

Kevın büyür, anne ile arasındaki derin uçurum da büyümeye devam eder. Eva çocuğuna yaklaşmak ister. Fakat sanki ne yapsa ters teper. Artık "Seni seviyorum" dediğinde karşısında "Niy niy niy" diye kendisiyle alay eden bir çocuk vardır.

Filmin ilgili sahnelerinde "Bir insan (çocuk) hiç iyileşemez mi?" diye düşünür seyirci. Neredeyse Kevın'ın, annesini hayal kırıklığına uğratmak için bütün kötücül vasıflara sahip olarak dünyaya gönderildiğine inanır. Tam bu arada Kevın'ın hasta olduğu birkaç günde gelişen durumlar, onun sosyopat  olmadığını anlamamıza yeterli olur. Kevın, bedenen zayıf düştüğü o hastalık günlerinde, annesine karşı gardını tamamen indirmiştir. Annesinin kendisine sarılmasına izin verir, başını onun omzuna yaslar. Robin Hood'u defalarca okuması için ısrar eder. O sahnelerde Eva'nın gözlerinin içinin güldüğünü görürüz. Kevın tarafından kabul gördükçe, anneliğine dört elle sarıldığını ve bunda da gerçekten samimi olduğunu hissederiz. Fakat birkaç gün sonra Kevın iyileşir iyileşmez eski güçlü, katı ve sert yapısına yeniden bürünür. Ve Eva için yeniden hayal kırıklıkları başlar.  

Evde baba ile Kevın bir ekip görünümündedir. Eva ise anlaşılmayan, yalnız kalan taraf olmuştur. Eva tekrar çocuk sahibi olmak ister. Fıraklın ise; "Bir çocuğumu daha soğukluğunla büyütmene kesinlikle izin vermeyeceğim" diyerek bu fikre tamamen karşı çıkar.  Fakat Eva, eşini biyolojik baba olarak kullanarak bir kız çocuğuna daha annelik yapmaya başlar.

Kevın ne ise Celia onun tam tersi bir çocuktur. Aşırı derecede kırılgan, naif ve ürkek bir yapısı vardır. Hayata karşı savunmasızdır. Burada da seyirci düşünmeden edemez, aynı anneden dünyaya gelen bu iki çocuğun, birbirinden böylesine farklı olması ne ile açıklanabilir?

Zaman geçtikçe Kevın'ın problemleri daha da fazla büyür. Kız kardeşinin beslediği hayvanı öldürmesi, yine kızkardeşinin bir gözünü kaybetmesine neden olması, Eva için yaklaşan tehlikenin sinyalleridir. Kevın'ın içini en iyi görebilen Eva'dır. Fakat artık çocuğuna ulaşabilme konusunda hiçbir umudu  ve gücü kalmamıştır.

Sonunda eşiyle boşanmaya karar verirler. Kevın babasıyla, Celia annesiyle kalacaktır. Kevın, boşanma kararını duyduğunda, annesini kazanmanın tek yolu olarak gördüğü bir şey yapar. Bu şey, bir katliamdır. Üzerinde uzun zaman çalışılmış ve titizlikle planlanmış bir katliam.

(O dönem özellikle okullarda çocukların işlediği cinayetler revaçtadır. Ve televizyonda her gün bunlara dair haberler vardır.)

Babasının kendisine hediye ettiği ok takımı ile, babasını, kız kardeşini, yedi okul arkadaşını, bir öğretmenini ve bir yemekhane görevlisini  öldürür. 

Kevın, annesini hayatta bırakmıştır. Çünkü 11 kişiyi gözünü kırpmadan öldürecek kadar cesur yahut vurdumduymaz olabilir ama annesinden ayrılmaya gücü yoktur. İçindeki yegane savaş, annesiyledir. Ya birlikte tamamlanacak yahut birlikte yok olacaklardır. Kevın içeriye, Eva dışarıya hapsolmuştur artık.

Eva, evini, şirketini, işini ve çevresini tamamen kaybetmiştir. Televizyonlar ve gazeteler "cani bir evlat yetiştiren anneden" söz ederler. Dışarısı Eva için artık daha da emniyetsiz bir hale gelmiştir. Kevın hapishanede olduğu için yaşadığı yeri terk edemez. Neredeyse her gün, ölen çocuklardan birinin annesiyle karşılaştığı o mahallede yaşamaya devam eder. Toplum, yaşananlardan Eva'yı yani anneyi sorumlu tutar. Eva ise bu suçu, tam bir kabullenişle benimser.

Kırmızı renk ve tonların yoğun olduğu filmde, neredeyse ilk sahnelerden itibaren Eva'nın evine ve arabasına atılan kırmızı boya lekelerini temizlemeye çalıştığını görürüz. Kırmızı, insanların suçlaması ve baskısı karşısında anneye düşen mücadeleyi sembolize eder. Aynı zamanda kırmızı, anne ile oğul arasındaki düşmanlığın ve tutkunun şiddetine de işaret eder.

Eva, arınmaya çalışmaktadır. Duvardaki, camdaki, arabadaki, kapıdaki, elindeki ve elbisesindeki inatçı kırmızı lekeleri temizlerken, bir yandan geçmişe uzanmaktadır. İçinde geçmişi onarmanın ve geleceği kurtarmanın mücadelesi başlamıştır.

Eva, her hafta hapishaneye oğlunu görmeye gider. Çoğunlukla uzun uzun susarlar. Birbirlerini öfkelendirmek için ellerinden geleni yaparlar. Bu görüşmelerin bir kısmında Kevın, çok mükemmel bir iş yaptığını düşünerek, planlı cinayetin püf noktalarını anlatır annesine. İşlemiş olduğu cinayeti, kutsal bir varoluşsal neden olarak görür. Cinayeti işlediği spor salonunda, seyirciye selam verir gibi eğilmesi de, cinayeti nasıl sanatsal bir şekilde kurguladığını gösterir.

İki yıl böylece geçer.

Cinayetin yıl dönümü, Kevın'ın on sekizine basmasına üç gün kala, Eva yine bir ziyaret için daha evden çıkacaktır. Kırmızı lekeleri tamamen temizlemiştir. İç muhasebesini yapmış, vicdanıyla hesaplaşmış ve oğlunu "olduğu gibi" kabullenmiştir.

Son mektubu şöyledir:

"Bildiğim tek şey şu: 11 Nisan 1983'te bir oğlan çocuğu doğurdum ve hiçbir şey hissetmedim. O bebek, nefretle uzaklaştığı göğsümde kıpırdanırken, karşılığında ben de onu reddettim. Benden kat kat küçük olabilirdi ama o zaman adil gibi gelmişti. O andan beri birbirimizle yalnızca saygı duyabileceğim, amansız bir şiddetle savaştık. Ama bir düşmanlığı sonuna kadar sınayarak da sadakat kazanmak mümkün olmalı. Çünkü 18 yaşına girmesin üç gün kala, en sonunda savaşmaya devam edemeyecek kadar yorgun, allak bullak ve çok yalnız olduğumu, sırf çaresizlikten yada hatta tembellikten bile olsa oğlumu sevdiğimi söyleyebilirim. Yetişkin cezaevinde beş yıl daha cezasını çektikten sonra, nasıl birinin dışarı çıkacağını garanti edemem. Ama bu arada kullanışlı dairemde fazladan bir odam var. Yatak örtüsü (Kevın'ın sevdiği gibi) desensiz. Kitaplıkta Robin Hood duruyor. Çarşaflar da temiz." (494. sf)

O gün Kevın gardiyanın yanında görüşme odasına geldiğinde, bambaşka biri olarak durur annesinin karşısında. Vurdumduymaz, küstah ve ukala hali gitmiş, alaycı gülüşü kaybolmuş, savunmasız ve zavallı birine dönüşmüştür. İlk defa "Neden yaptın?" diye sorar Eva. Kevın savrulmuş bir yüzle; "Bildiğimi sanıyordum" der. "Ama artık emin değilim."

Eva, kalkar ve oğluna sarılır. Kevın da şimdiye kadar hiç yapmadığı bir şekilde annesine sımsıkı yapışır. Sarılırken sanki derinden gelen bir sesle "Üzgünüm" dediğini duyar gibi olur Eva. "Ben de çok üzgünüm Kevın. Ben de" der.

Hapishanenin çıkış kapısında Eva'nın önünde bembeyaz bir aydınlık görünür ve film orada biter.

"Son sahne olmasaydı sanki sonsuza kadar karanlıkta kalacaktık" dercesine umutla biter. 



Sonuç:

Film her yönüyle,  genel seyirci kitlesinin alışkın olduğu ana akım sinemaya aykırıdır. Filmde seyirciye direkt olarak "iyi-kötü, suçlu-suçsuz" karakterler verilmez. Ön yargıdan uzak bir seyirci, kendisini Eva ile de Kevın ile de özdeşleştirebilir. Zaten yönetmenin amacı biraz da budur.

Eva'yı ruhsuzlukla veya Kevın'ı psikopatlıkla suçlamak, vicdanımızın en konforlu bölümüne sığınıp kendimizi güvence altına almak olur.

Eva sevgi dolu bir anne olsaydı ve kendisini çocuğuna kolaylıkla bırakabilseydi belki Kevın böyle olmayacaktı. Belki.

Peki, duygu dünyası kainat kadar geniş, çetrefilli ve inişli-çıkışlı olan bir insan evladının, bütün sorumluluğunu, tek başına bir annenin omuzlarına yüklemek ne kadar adildi?

Eva, Amerika'da yaşayan Ermeni kökenli bir kadındı. Etnik kökeninden dolayı, hayatının tamamını diğer insanlardan kopuk ve onlara karşı kapalı olarak geçirmişti. Bu toplumsal yalnızlaşmanın, kendisinde bıraktığı hüznü hissetmek mümkün. Daima görmezden gelindiği için genel tavrı, gerginlik ve kızgınlık olmuştu.

Eva, Kevın'a hamile kaldığında yanında hiçbir kadın yada anne yoktu. Eva'nın anne-babası da, Fıraklın'ın anne-babası da hayattaydılar. Fakat ne filmde, ne de kitapta bir araya geldikleri, hiçbir zaman dilimi olmamıştı.

Eva ve Fıraklın, çocuktan önce birbirlerine gerçekten tutkuyla bağlı idiler. Kevın doğduktan sonra, baba suçlayıcı ve korumacı bir tavırla yüzünü tamamen çocuğa döndü.  Eva'yla baş başa geçirdikleri günleri hiç özlemedi. Hatırlamadı. Mektuplarındaki pek çok ifadeden anladığımıza göre, Eva'nın en çok kırıldığı şey, eşinin kendisiyle kaliteli bir zaman geçirmeye dair hiçbir planının ve isteğinin olmamasıydı.

Şimdi hikayeyi tersten saracak olursak, Eva yaşadığı toplumda kabul gören ve dışlanmayan bir etnik kökenden geliyor olsaydı, dışarıdaki insanların ona selam verdiği, onunla muhabbet ettiği, şakalaştığı bir sosyal ortam içinde yetişmiş olurdu. Böylece yüzündeki sert mimikler yumuşar, gözlerindeki soğukluk yerini sıcaklığa bırakır ve gülmeyi beceremeyen dudakları her an tebessüm edebilirdi.

Eva'nın onu bağrına basarak, öpüp koklayarak büyüten bir anne-babası olsaydı, dışarıdaki konumu ne olursa olsun, iç dinamikleri sapasağlam olur ve duygusal gelişimi sekteye uğramazdı.

Eşi, belki kendisine annelik öğretemezdi ama onu çok sevmeye devam ederek, anneliğini övüp takdir ederek, en azından yaşamış olduğu sıkıntıları onunla paylaşarak anneliğinin güzelleşmesine yardımcı olabilirdi. Çünkü bir kadın, eşi tarafından ne kadar çok sevilirse, o kadar güzel annelik yapabilirdi.

Eva'nın hamileliğinde ve doğumunda torunlarını merak eden, kızlarının/gelinlerinin yanında olan bir akraba çevresi ve  aile büyükleri olsaydı, sevgileriyle, ilgileriyle ve tecrübeleriyle yuvaları sımsıcak olurdu. Birisi "Ne güzel cennet gibi kokuyor bu bebek" derdi, diğeri "Bak, annesine nasıl da aşkla bakıyor."

Böylece Eva öğrenebilirdi. Çocuğunu kendisine cephe almış bir düşman olarak görmek yerine, kendisine olan ihtiyacından dolayı sızlanan zavallı bir bebek olarak görebilirdi.

Ama yapamadı. Tek başınaydı. Kocaman evde Kevın'la yapayalnızdı. Tecrübesizdi. Tıpkı her birimizin yaptığı gibi, her gün yeni kararlar aldı. Her gün yeniden başladı. Umutla. Azimle. Ama olmadı, yapamadı, çocuğuna bir türlü ulaşamadı. Zamanla çabalarının ne kadar aptalca olduğuna ikna oldu. Umutları tükendi. Çaresiz kalakaldı.

16 yaşına kadar Kevın'ın belki de onlarca öğretmeni olmuştu. Hiçbiri onun kalbindeki yalnızlığı görememiş, hiçbiri onun gönlüne girememişti.

Şimdi.

Kendisinden olmayan herkesi ötekileştiren toplum suçsuzdu ama Eva suçluydu.

Kendisini sevdiklerini bir kez olsun hissedemediği anne-babası suçsuzdu ama Eva suçluydu.

Sevgisizliğiyle, ilgisizliğiyle onu yalnızlaştıran eşi suçsuzdu ama Eva suçluydu.

Zorlu annelik mücadelesinde kendisinin yanında olmayan aile büyükleri ve akraba çevresi suçsuzdu ama Eva suçluydu.

Hayatları değiştirmekten ve gönülleri fethetmekten aciz öğretmenler suçsuzdu ama Eva suçluydu.

Her gün türlü cinayet ve facia haberleriyle televizyonun ve medyanın çocuklarımızı duyarsızlaştırmasına izin veren devlet yetkilileri suçsuzdu ama Eva suçluydu.

Son not olarak söylemek isterim ki; hüsranla sonuçlanan her hayat ve kötü biten her hikaye, vicdanımızdaki sızıyı artırmıyorsa, güzelleşecek bir dünya umudundan söz edemeyiz. 


Ummu Reyhane 
(01-10-2016)





UYARI:

Film, bir gerilim filmi olduğu için bebek bekleyen ve duygusal anlamda hassas olan kardeşlerimizin izlememesi tavsiye olunur.

Kesinlikle çocuklarla birlikte izlenmemelidir.

Filmde birkaç uygunsuz sahne vardır. Sansürlü halini bulabilir veya yaptırabilirseniz daha rahat izleyebilirsiniz. 





[1] "Babamla kavga edecek kadar şanslı değildim maalesef. Hayır, her şey güllük gülistanlıktı. Sosisli sandviçler, peynirli mısır çerezleri. Sahtekarlık anlayacağın. "Seni seviyorum ahbap" falan dediğinde ben de, "Ha kime söylüyorsun?" falan oluyordum. Baban seni seviyor ama senin nasıl biri olduğundan haberi yoksa, bu ne anlama gelir? O zaman kimi seviyor. Happy Days'taki çocuklardan birini. Beni değil yani." 436. sf  

6 yorum:

  1. Ben direk standart okuyucu olarak film temiz mi izleyebilir miyiz diye soracağım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Temiz olmayan birkaç sahne var maalesef. Teyakkuzda izlemelisiniz :)

      Sil
  2. Filmi tavsiyeniz uzerine izledim. Ancak kitabi ben de merak ettim. Cunku film sizin bu yazdiklarinizin yarisini bile ifade edememekte bence. Mesajini vermekten aciz kalmis bir eseri takdir etmek de haksizlik olur gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Film yazılanları ifade ediyor, okuyabilmek mühim olan.

      Sil
  3. elinize, emeğinize sağlık. izleyeceğim inşallah

    YanıtlaSil
  4. Bende çok büyük tesir yapmış bir filmdi. Sizin anlattığınız hiçbir noktaya filmde deginmemisler bence. Annesini kendisine rakip gördüğünü sanıyordum. Filmde bir sahnede annesinin yeni çıkan kitabının bilboard reklamina bakisindan bu sonuca varmistim. Çok güzel bir açıklama olmuş. Sağolun.

    YanıtlaSil