Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

9 Tem 2016

Başka Bir "Ol"ma Biçimi


BAŞKA BİR "OL"MA BİÇİMİ
Hakikati yaşamak yerine taklidin içinde gezinip duruyoruz. Zira hakikati gördüğümüz anda bozmaya meyilli hale geldik. Sırlara tahammülümüz yok, her şey apaçık halde önümüze konulsun istiyoruz. Keşfetmeye mecalimiz yok, daha önemli işlerimiz olduğunu sanıyoruz. Derken önümüze hakikat diye konanları taklit etmeye başlıyoruz, herkes nasıl düşünüyorsa “öyle” düşünüyor, herkes nasıl eyliyorsa “öyle” eyliyoruz.  Herkesten bir farkımız olmaması için çaba sarfederken, asla onlarla “birlikte” olmuyoruz.
Oysa başka bir düşünme ve eyleme biçimi var. Hakikaten birlikte “ol”ma biçimi var. Yeni yaşam kurgumuzun içinde yeri yok ama bildiğimiz öykülerde adını duyduk bu yolun, yabancısı değiliz. Onu hatırlamak; yolcuları hatırlamaktan geçiyor, güzel insanları anmaktan geçiyor:
Refika Anneanne küçük bir şehirde doğdu, büyüdü, çoluk çocuğa karıştı. Geleneklerden, adab-ı muaşeret kurallarından asla taviz vermedi. Eşinin ölümünden sonra bir daha asla etek bluz giymedi. Üzerinde hep robalı bir elbise oldu. Kaybettiklerinin ardından asla tek kelam etmedi. Yanında onlardan bahsettirmedi. Evlat acısı ve yaşlılık sebebiyle zihni melekeleri iyice zayıflayınca, evlatları ve torunlarını mahremine misafir etti ilk kez. Anlatmaya başladı: Henüz 14 yaşında nişanlı bir kızdı. Sabah namazını kıldıktan sonra divana oturup müstakbel kocasını düşünürken uykuya daldı. Rüyasında aynı yerde oturuyor, radyo dinliyordu. Radyoda ezan okuyordu müezzin. Refika Anneanne’nin ruhuna işledi bu ezan, derin bir huzur içinde dinliyordu. Lakin uzun sürmedi bu huzuru, radyonun pili bitti, en tatlı yerinde ezan kesildi ve Refika Anneanne uyandı. Yirmi yıl sonra 33 yaşında beş çocukla dul kaldığında okudu rüyasını: “Haber gelmişti oysa. Bilemedim. O ezan kadar güzeldi bu yirmi yıl” dedi.
Meliha Babaanne büyük bir ilçeden, küçük bir köye gelin gitmişti. Köyde doğurdu evlatlarını, ömrü boyunca orada yaşadı. Ama köyün ağır işlerine, tozuna, toprağına rağmen çardaktaki divana serdiği beyaz delik işi örtülerini hep bembeyaz korudu ve hiç kaldırmadı. Ona gurbette olduğunu hatırlatan kürkünü sırtından hiç çıkarmadı. Meliha Babaanne ölüm döşeğindeyken ülkenin dört bir yanına haber verildi; evlatları yola çıktı. Ama o, son nefesten biraz önce gözlerine can gelip de kendini iyi hissedince korkup gelinine döndü: “Gelin” dedi, “ Oğlanları çağırdık ama ölmezsem çok utanırım”.
İkisi de nevi şahsına münhasır kadınlardı. Refika anneannenin disiplini, Meliha Babaannenin gururu meşhur idi. “Herkes” onların da hakikatiydi aslında, belki bizden daha fazla. Yapıp etmeler, yapılması gerekenler dört bir yanlarını sarmıştı, bizim gibi komşuya selam vermeme “lüks”leri de yoktu.  Yine de kurgusal bir taklide boyun eğmek zorunda hissetmediler kendilerini, kendi hakikatlerini yaşadılar; çıkıntılarını asla törpülemediler. Lakin bu yolculukta insan olmanın, kadın olmanın, halîle ve valîde, en zoru da kul olmanın ne kadar büyük bir yük olduğunu hissettikleri için ortak bir paydaları oluştu. İkisi de yolda olmanın ağırlığını kendileriyle paylaşacak manevi bir sırdaşa ihtiyaç duydu. Manevi sırdaş bir aynadır, onun karşısında sen de bir ayna. Ruh ruha değer ve bir yerde kenetlenir. Bundan sonra ruhun sırları ona emanettir. Ama orada kalınmaz, beraber yürüdükçe yeni sırlar edinilir, sonra onlar da beraber keşfedilir. Yolun sonuna varıldığında “Görüşürüz”, denir. “Ahirette birbirimize şahitlik ve inşallah yoldaşlık etmek üzere görüşürüz”…  Bu yüzden Anadolu kadınları bu yol arkadaşlarına “ahiretlik” derler.
Ahiretlik; düşününce ne anlamlı, ne derin bir yol arkadaşlığı… Birlikte yol almaktan öte, birlikte “ol”manın en hakikatli hali… Böyle olsun istiyorum ben de bu yolculuk, sırlara vakıf olmak değil; onları yaşamak, onlarla var olmak… Daha fazla sahiplenmek istemiyorum herhangi bir şeyi, sahiplendiğinin gölgesine takılıyor ayağı insanın. Aslını unutup gölgesini yaşıyor, kendinin bile… Gölgelerle değil, canla yürüyen ahiretlik dostluklar lazım değil mi bize?
 Emine Özkanlı Saykal

Kaynak: www.hatunkisiniyetine.com sitesinden alıntılanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder