Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

6 Oca 2016

Magazinsel Okuma


MAGAZİNSEL OKUMA

Yazmak, fikir ve duygularımızın kalemle kurduğu ilişki biçimi..

Meramımızı anlatabilsinler diye yirmi dokuz harfin zayıf omuzlarına yüklediğimiz ağır sorumluluk..
İnsanın muhataplarıyla yüz yüze olamaması “yazmak” bahsinden bakıldığında gerçekten çok acı.. 

Karşımızdaki insana bir meseleyi anlatırken, ses tonumuzdan, bakışlarımızdan, mimiklerimizden, el-kol hareketlerimizden ve vücut dilimizden yardım alırız.

Kurmuş olduğumuz cümleler ne kadar aykırı olursa olsun, o sözleri söyleyiş biçimimizin “yumuşak, dertli, tasalı” halinden dolayı hiç kırmaz muhatabı.. Veryansın etmelerimizde, suçlamalarımızda, kıvranmalarımızda bile “niyetimizi” ortaya koyan onca delil ve karine vardır etrafımızda..

Fakat yazmak öyle midir? Kupkuru harflere emanet ettiğimiz nice duygular, fikirler sadece karşı tarafın “yaklaşım” biçimine göre anlam kazanır.

İnsanın kişisel kalitesinde kırılma yaşandığında, her şeye bakış açısı da aynı kırılmadan nasibini alır. Okurken aynı kalitesizlikle yok eder düşünceyi, dinlerken aynı kalitesizlikle bertaraf eder hissetmeyi..

Doğrudur; herkes idrakince anlar, kalitesince akleder ve kalbince hisseder..

Son dönem okuyucu ve takipçi kitlesinde ciddi bir “idrak, akıl ve his” problemi yaşamaktayız. Okumuş olduğu yazıyı veya dinlemiş olduğu şahsı uyur gezer gibi takip eden fakat kendisine malzeme olacak bir hususla karşılaştığında direkt olarak alarm sistemi devreye giren bir tutum var ortada..

Okuyucu, yazıdan çok yazarı merak ediyor artık.. Düşünceden, fikirden, duygudan ve hissiyattan çok biyografiye önem veriyor.. Metne magazinsel merakını gidermek niyetiyle yaklaşıyor..

Aile üzerine bir yazı kaleme alınıyor, herkes yazarın aile hayatının niceliği hakkında muhabbete dalıyor..

Evlilik üzerine bir yazı kaleme alınıyor, bu defa yazarın özel hayatı didiklenerek cüretkar tespitlere varılıyor..

Çocuk üzerine bir yazı kaleme alınıyor, yazarın anne-babalığı bütün yönleriyle masaya yatırılıyor..

Biri bir öykü yazıyor yada bir deneme.. “Ben” diye başlıyor cümlelerine, bir vakıaya temas ediyor, yakınıyor, yahut eleştiriyor yada takdir ediyor.. Okuyucuyla aidiyet kurmak istiyor, yakınlaşmak istiyor.. “Yanlış anlaşılırım” tasasından daha çok, üst perdeden konuşmama, kendisini olayın dışına çıkarmama, vakıadan soyutlamama tasası güdüyor..

Çünkü mahalleden çıkarak mahalleliye hitap edilemeyeceğini çok iyi biliyor..

Fakat muhatap “Aaa annesi şöyleymiş, babası da böyle, çocukluğu şöyle geçmiş, bak şimdi anladım ben o yazıları neden yazdığını, demek ki derdi başkaymış” şeklinde üçüncü sınıf, ucuz kahvehane ağzıyla, kadın programı seviyesinde muhabbetlere dalıyor..

Ne zaman bir topluluğa girsem, aralarından en cesur olanı bir şekilde atılıp “Geçen gün şu yazını okudum da söyle bakiim o kızlardan hangisi sensin?” deyiveriyor. Bir diğeri akşamın ilerleyen vaktinde beni arayıp kahrolmuş bir ses tonuyla “Canım yazını okudum, çok üzüldüm. Eşinin öyle olduğunu inan bilmiyordum, Allah yardımcın olsun” diye güya teselli (!) ediyor. Ve daha niceleri neler neler söylüyor..

Yok be güzel kardeşim, o kızlardan hiçbiri ben değilim de ne dersin, biri belki sen olabilirsin?

O bahsi geçen de benim eşim değildi ama muhtemelen senin derdini yazmış olmam, böyle telaşla getirdi seni karşıma..

Açıkçası kendini boşuna yoruyorsun kardeşim, gayet sıradan ve basit hayat hikayem, sana magazin zevki yaşatmaz.. Olsa olsa yazdıklarımdan hilkat garibesi bir tasarım çıkarırsın ortaya..

Fakat sana söz, bir gün kendi hayatım hakkında yazacak olursam, anlamakta zorlanmayasın diye “anılarım veya hatıralarım” diye belirtirim mutlaka..

Magazin malzemesi olmamak için yazmamayı tercih eden nice değerli kalemler bilirim. Onlar en selametli yolu tercih ettiler belki..

Fakat ben sanma ki üzgünüm, rencide ediliyorum, kırılıyorum.. Yok inan değil hiçbiri..

En çok üzüldüğüm şey; mesela sen bir Dostoyevski veya Tolstoy okuyucusu isen yada bir Cemil Meriç veya Nurettin Topçu okuyucusu isen acaba onları nasıl tasavvur ediyorsun zihninde? Nasıl bir magazin gayretiyle hayat bilgileri topluyorsun onlar hakkında?

Gerçekten merak ediyorum..

Ummu Reyhane



11 yorum:

  1. Saat gece 01.38. Istirahate cekilme vaktim coktan gecti. Beynim kurtlanmis. En az iki saat bir saga don bir sola don, bir saga don bir sola don. Uyanik kalsam da ise yaramayacak. En iyisi buraya yazayim. Freud sapikmis, sapikk. Adler desen topal. Akif'in hanimi sizofren hastasi...Baska kimler vardi gelmiyor aklima simdi. Vakit gec oldu tabi. Yalan yok yedi kizdan hangisi kim ben de dusunmustum ama yedi boslugu dolduracak yedi kartim yoktu. Bir kiii bir kiii. Kaldi oyle. Yillar once CV nizi okumustum da. Neydi o Allah askina :) Ben okuyucunun uslubdan yazari kesfedenini severim. Kendimi de bu yuzden seviyorum. Yorum kisminda goruyorum kendimi de ne alakasiz kacmisim diyorum. Allah'tan bu cok alakali bir yorum oldu. Gozum akmis.Size saatin 02.04 oldugunu haber veriyorum.

    YanıtlaSil
  2. insan duygusal bir varliktir. ben insan psikolojisi uzerine okumalar yapiyorum . sadece sunu ogrendim ki "profesyonellik "diye bir sey yok. benim icin, bir gazetede egitim uzere yazan beyefendinin babasiyla gecmmisinde olan kavgasini, aile birligi uzerine yazan bir hanfendinin gecmis evliligindeki aklina ve kendisine olan kizginligini satir aralarinda okuyabilmem zor olmuyor. bu ilk intibahlarim okudugum sonraki roportajlarinda kendilerince de teyit ediliyor. eger kendiniz hakkinda boyle bir durum olmadigini dusunuyorsaniz, ya sizin zanniniz gibi okudugunu algilamak istedigi gibi algilayan bir kitleyle karsi karsiyasiniz yada kendinizi ifade etmekte yetersiz de olabilirsiniz. ama ilk basta dedigim gibi profesyonellik yoktur,insan duygusal bir varliktir. sevgiler..

    YanıtlaSil
  3. Bence bu yalnizca çağımızın hastalığı olarak isimlendirilmemeli. Kağıdın ve kalemin hayat sahnesine çıkışından itibaren zaten biz başka hayatları merak ettigimizden okumuyor muyuz en çok da? Anlatilanlar da dikkatimizi çekiyor elbet, ama insanın zihnine o soru hep gelip dayanıyor "bunları yaşamamış olsa yine bu kadar güzel anlatabilir miydi acaba?"
    Yazar hakkında dedikodu yapmak için malzeme arayıp durmak zaten düşük insan işi ama bu önyargı yada bi yerde umut roman ve hikaye tarzı yazıların kaderi bence. Sık sık yazarlar ve hatta yönetmenler için de söylenmez mi "aslında o kitabında/filminde kendini anlatmıştı" diye. Ne yalan söyleyim daha iki gün önce Dostoyevskinin Beyaz Gecelerini okurken aynı şeyi düşündüm ;)
    Bizim yazmayı sevmemizin bir nedeni de bu belki. Başka karakterlerle kendimizi anlatmak. Kendimizi olmasa bile hislerimizi, hayallerimizi, düşünüp soyleyemediklerimizi kağıda dökmek.
    Yani demem o ki fazla kizmayalim biz bu magazinsel okuma yapanlara. Çünkü zivanadan çıkmadığımız sürece aslında hepimiz payımızı alıyoruz biraz ;)

    YanıtlaSil
  4. Sa. Kıymetli ablam reelde sizi veya sizi tanıyan birini tanımadım. İnsan merak ediyor da bu merakı yazılardan beslemeye çalışmak içinden çıkılmaz bir şey dönüyor. Akraba ve aile çevremde sizin sıkı takipçileriniz olan genç ve orta yaşlı hayli bayan tanıyorum.
    Ben Üniversteyi iki yıl önce bitirdim, övünme olarak algılanmasın nolur, okumayı çok severim, her türden de okurum. 1 yıllık da evliyim çok şükür.
    Çevremdeki bayanlar genelde pek okumayan veya ciddi şeyler okumayan insanlar. Onun için hakkınızda konuşulan o kadar çok şey duydum ki, bu yazıyı onun için yerden göğe haklı buldum.
    Anneye destek ol, yazınızdan sonra 3 çocuklu, eşi vurdumduymaz genç ve çaresiz bir kadın olduğunuz konuşuldu.
    Evlilik manifestosunda, her yedi kalıba teker teker girdiniz.
    Beni allah yolunda nasıl kaybettin yazısından sonra herkeste bir şok, "Ya bu bayan orta yaşın üzerinde. İki yetişkin çocuğu var. Adamın da yaptığına bak, olacak iş mi" minvalinde konuşmalar.
    Daha yer yazıda mutlaka yeni bir şey. Bazısında söylemek istemem özel şeyler.
    En son Kendini bulamadan allahı bulamazsın" yanızda ailenizin ne kadar otoriter, baskıcı ve bunaltan kişiler olduğu konuşuldu.
    Her defasında "Bakın bu yazıdan anlamamız gereken bu değil, şu diye" itiraz etsem, evet ama bu da önemlli dediler.
    Ne diyim ablacım birileri ders alır inşaallah ama böyle bakanlar hiçbir şekilde anlamıyorlar. Siz yine de aldırmayın, yazın yazdıklarınızı doğru anlayanlar da var. az olsalar da var mutlaka. Baki selam ve muhabbetle

    YanıtlaSil
  5. Sizi çok iyi anlıyorum ummu reyhane hanım. Merak tabii ki insani bir şey ama ötesi olan didiklemek, hem de mahreme varıncaya kadar :( Günümüzde pek çok hocanın veya yazarın da aynı şekilde mağdur edildiğini görüyoruz. Umarım hepimiz penceredeki kirden çok pencerenin ötesindeki manzarayı yakalayabiliriz. Selamlar.

    YanıtlaSil
  6. Selamün aleyküm. Bende yıllarca çok fazla okumuş bir insanım. Okurken birşekilde yazarın hayatını düşünüyorsun, olayın gerçekliğini düşünüyorsun. Bence gerçek olaylar, yazarın bizzat yaşadığı yada Şahit olduğu şeyleri yazması okuyucu daha çok etkileyip uygulanabilirliğini arttırıyor. Ancak burada ümmü reyhane Hanımı sanırım en çok rahatsız eden uygunsuz zaman da ve uygunsuz tarz sorulara maruz kalması. Rabbim bu yazılardan hepimize faydalanmayı nasip etsin, magazinsel boyuttaki kardeşlerimize de sadece düşünmekle kalıp olayı sorular bahsine taşınamayın nasip etsin...( not; ümmü reyhane hanımın İslam adabı üzerine çok güzel bir Yetişme Tarzı olduğunu düşünüyorum, paylaşımlarında bunun mutlaka Payı vardır, inşallah bizlere Işık tutar) selam ve dua ile

    YanıtlaSil
  7. Abla demişsin ki: gidin az biraz tolstoy, dostoyevski, cemil meriç, nurettin topçu okuyun. E bizim islami cenah gelmez ki böyle ciddiyet isteyen işlere :)

    YanıtlaSil
  8. Eğer bir kişi bile anlamiş ise ne demek istediğinizi; o bir kişi beşine anlatir, beşi kendine çeki düzen verir ve ev ahalisine anlatir, onlarda işinde okulunda anlatir; zincirde böylelikle büyür gider ki; bir kişiden çok kişi anladi sizi:) Kaleminize kuvvet, selametle Allah'a emanet.

    YanıtlaSil
  9. Sayin Ümmü Reyhane, sitenizi yeni takip etmeye başladım. Açıkçası beğendim. Ancak bu yazınizda ki gorusunuze katilmiyorum. Yüce Allah Kutsal Kitap göndermiş Esmasi ve kainat kitabı ile kendini tanınmış,güzel kullarına Cemali ni görmeyi vaat etmiştir. Peygamberlerini sadece anlatmamis bizzat muhatapların içinden seçmiştir. Halk arasında muteber bir söz vardır. Ainesi işidir kişinin lafa bakılmaz diye. İnsanın merakı firattandir. Helal dairede sözü söyleyenin hal dilini merak etmesinde ne beis olabilir ki! Zaman, dibine ışık verenlerin sözüne itibari zorunlu kılıyor. Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Ümmü Reyhane, siteyi kapatın Allah aşkına diycem de arada harcanan biz olcaz. Ya siz ne diyorsunuz ne anlaşılıyor. Dsafak hanım, hal dili demek insanın özeli ve hayatının detayları hakkında konuşmak mıdır, anlaya anlaya bunu mu anladınız helal olsun.

      Sil
    2. Fakültede bir hocam, mesaj sizden çıktıktan sonra artık sizin değil demişti. Çünkü onu okuyan kişi kadardır o mesaj. Yazardan cikmis parmak izi gibi herbir bireye ait olmuştur. Şimdi bu yorumu okuyan birçok kişi hangi fakülte,hangi bölüm hocası ya da ne iş yapıyor diye düşünmüş olabilir? Cevap vereyim İlahiyat Fakültesi, Felsefe hocam ve öğretmenim. Artık bu bilgilerden sonra yorumum hakkında daha farklı da düşünebilir okuyucular. Ayrıca bir şeyi atlamissiniz. Cigirtganliktan değil helal dairede bir meraktan bahsettim.

      Sil