Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

20 Kas 2015

Kalbin Mahremiyeti; TESETTÜR


KALBİN MAHREMİYETİ; TESETTÜR
(Konferans Notları)

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi hepinizin üzerine olsun.

Değerli kardeşlerim, ablalarım!

Bugün inşaallah tesettür üzerine konuşmaya çalışacağız. Açıkçası böyle bir konuyu konuşmak zorunda kaldığımız için kendi adıma çok üzgün olduğumu belirtmek isterim.

Maalesef asrımızın çok ciddi bir yarası olan tesettürün keyfiyetini, kalpte nasıl olacağını, mahremiyetin ne olduğunu, ölçünün ne kadar olabileceğini sürekli tartışır hale geldik. Bunu tartışıyor, sorguluyor olabilmemiz bile halimizin vehametini ortaya koyuyor.

Bu konuları sorgulayabildiğimiz için tesettürün sadece zahirde görünen, kabukta kalan bir kıyafet olmadığını, aslında içimizde değişen onca şeyin, kalbimizden gelen bir takım dürtülerin dışımıza tezahür etmesinden dolayı bu duruma geldiğimizi düşünüyorum.

Bu yüzden aslında nasıl giyinmemiz gerektiğini değil de, kalbimizi nasıl bozmamamız gerektiğini, kalbimizin mahremiyetinin nelerden bozulduğunu daha çok düşünmekten yanayım. Çünkü eğer kalbimizin mahremiyetini nasıl koruyabileceğimizi öğrenebilirsek, tesettürün şeklinin nasıl olması gerektiğini de kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Rasulullah (s.a.v) Müslim’de geçen bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor:

“Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse, onda siyah bir leke oluşur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar: Biri cilalı mermer gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar veremez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (nefsani arzulardan) kendisine ne içirilmişse, onu (hak veya batıl) bilir.”

Gerek tesettür gerekse diğer konularda bunca zaafiyete uğramamızın nedeni, kalbîdir, zihnîdir. Kavramlar yerlerini değiştirdiği için hakkı batıl, batılı hak bilen bir anlayışla  tersyüz olmuş durumdayız.

Rasulullah (s.a.v)’ın bahsetmiş olduğu fitneler, fiten bölümünde görmüş olduğumuz hadisler, şu an bizzat fitne döneminde yaşadığımızı bize gösterdi.

Şu an biz bir fitne toplumuyuz, ahir zaman müslümanıyız. Ahir zaman Müslümanının bilmesi ve kuşanması gereken şeyleri bilmek ve kuşanmak durumundayız. Fitne döneminde müslümanın kalbine en çok zarar veren şeylerden biri, hakla batılın yer değişmesi.

Tesettürsüzlük yani mahremiyetsizlik hem erkekler hem kadınlar açısından şu an yaşadığımız en büyük fitnelerden bir tanesi.

Bizim problemimiz birilerinin kısa giyinmesi, uzun giyinmesi, renkli giyinmesi, siyah giyinmesi falan değil. Bizim problemimiz bunları konuşabilmemiz.. Yani biz bunu nasıl sorguluyoruz? Bir Müslüman bunu nasıl sorgular? Bugün namazın, abdestin şeklini konuşuyor muyuz? Tesettür namazdan daha az bir farz mıdır? Diğer farzlar hakkında konuşamadığımız şeyi, tesettür hakkında nasıl konuşabiliyoruz?

Yaşa göre, ortama göre namaz değişmezken tesettür nasıl değişebilir? Bunların hepsi bizim kavram karmaşamızdan oluşuyor.

İnsan, kalbinde o mahremiyeti yaşayamıyorsa, o örtünmeyi içsel bir duruş olarak başlatamıyorsa, onun dışının tamamen örtülü olması neyi ifade eder?

İslam sadece ne zahire bakar, ne de batına.. İslam’da ikisi de bütündür.

Bazı kimseler tesettüre riayet etmedikleri halde kalplerinin temiz olduğunu söylerler. Halbuki İslam'da zahiri olmayanın batınının olduğu düşünülemez. Zahiri olanın da, batınını düzelttiği konusunda emin olunamaz. Biz bugün Müslümanlar olarak tıpkı ashabın yaptığı gibi zahirle batını, kalple bedeni birleştirmek zorundayız. Çünkü içte ne varsa dışta onun zuhur edeceğine inanıyoruz.

Biz tesettürü düşünürken öncelikle kalbî tesettürümüzün olup olmadığını irdelememiz lazım.. Başlangıç noktamızı karıştırmamalıyız.

Bugün maalesef tesettürü öyle bir hale getiren müslümanlar var ki; "Allah tesettürü sizin elinizden kurtarsın" diye dua ediyoruz. Acaba hangi dönemde İslam'ın kavramları bu kadar yozlaştırılmıştır? Hangi dönemde Allah'ın şiarlarına bu kadar saygısızlık yapılmıştır?

Tesettürlü veya tesettürlü olmayı arzulayan bir müslümanın ilk başta kalbi tesettüre dikkat etmesi gerekir. Kalbin mahrem şeylere karşı ilgisiz, duyarsız bir hale gelmesi için çalışma yapması lazım..  Kişi farzlara karşı hassas olarak, nafilelere ihtimam göstererek, zikre devam ederek, sürekli istiğfar ile kalbini kötü düşüncelerden uzaklaştırmaya çalışarak temizlemeli, tesettürsüz her şeye karşı kapatmalı.. Kur'an üzere, sünnet üzere, sahabenin gidişatı üzere bir yaşam biçimini kendisine hedef edinmeli..

Bundan sonra ise kalbin duygularla ilgili olan bölümüne geçilir. Acaba namahreme karşı, dışarıya karşı bir takım uygunsuz düşüncelerimiz var mı? Müslümanın aklına türlü şeyler gelebilir fakat bu duyguları çoğaltmadıkça, beslemedikçe, yeşertmedikçe müslüman kalbine gelen bu düşüncelerden sorumlu değildir. Hatta üstelik kalbine gelen kötülükleri gerçekleştirmemek için çalıştığında ona bunun için ayrıca sevap bile verilmiştir.

Bugün tesettürlü olduğu halde duygularını kontrol edemeyen birçok müslüman bayanla karşılaşıyoruz. Başlamamız gereken yer; kalbimiz ve duygularımızdır.

Akabinde ise müslüman kadının tesettürü gözlerinden başlar.

Çünkü gözler kalbe giden yollardır. Onun için Rabbimiz “Mü’min erkeklere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar… Mü’min hanımlara söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar.” ayetinde cinsiyet ayırmaksızın ilk başta aynı noktaya değiniyor. Başörtüden önce yapılması gereken şey, gözlerin tesettürüne dikkat etmek olmalı..

Daha sonra insanın diliyle ve kalemiyle ilgili olan tesettürü gelir.. Bugün biz dil ile kalemi aynı oranda değerlendirmek durumundayız. Çünkü günümüzde sosyal medya o kadar elimizin altında ki dilimizi ne ölçüde dikkate alıyorsak sosyal medyada yazdıklarımızı da o nispette değerlendirmek zorundayız.

Müslüman kadının önce diline ve sesine tesettürü öğretmesi gerekir.. Karşı tarafa ümit vermeyen net, düzgün, edasız bir ses tonu kullanmayı becerebilmesi gerekir.

Diğer tarafta dışardayken sesine, giyimine dikkat eden arkadaşlarımız maalesef sosyal medyada istedikleri gibi at koşturabilmekte.. Bir müslüman kızın yazdıklarından nasıl biri olduğu, neler hissettiği genel şablon olarak ortaya çıkıyorsa orada bir tesettür zafiyeti var demektir. Hayatına dair bir takım kırıntıları sosyal medyaya saçıp dökmesi, mahremiyetine ve tesettürüne halel getirmesi anlamına gelir. Bu yüzden kalemin de kullanırken aynen dilini kullandığı gibi gayet düzgün, gayet edasız bir şekilde kullanılması gerekiyor ki karşı taraftaki insanlar onun mahremine dair bir tahminde bulunamasınlar.

İnsanın dış tesettüründen önce bir şey daha öğrenmesi gerekir ki; bu insanın beden dilinin tesettürüdür. Biz beden dilinde tesettürü yakalayamadığımız sürece arkasından gelen şeylerde rahatlaşma kaçınılmazdır.

Hiç kimseye takva dayatması yapamayız, sorumluluk da dayatamayız. Kime “Müslüman bir erkeksen ben nasıl giyinirsem giyineyim gözüne sahip çıkacaksın, sen bakmayacaksın, farklı düşünmeyeceksin” sorumluluğunu dayatabiliriz ki? Eğer takvadan bahsediyorsak bu sadece kişiyi bağlar. Ben kendi düşüncemden sorumluyum. Ben sorumluluğumu nasıl yerine getirdiğimden sorumluyum. Sen üzerine düşeni yap gerekirse bütün dünya sana baksın, Allah seni bundan sorumlu tutmaz.

En sonunda ise dış tesettür..

Dış tesettürle ilgili temel kaide olarak şunu söylemek isterim: Bir kadınla erkek arasında oluşması mümkün ve muhtemel olan fakat meşru olmayan cazibeyi ve etkilenmeyi ortadan kaldırmayan, engellemeyen hiçbir giyim -baştan ayağa çuval dahi olsa- tesettür değildir.

Bu kaideye riayet ettiğimizde, tesettürün şeklinin nasıl olması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar. Bildiklerimizi yeniden hatırlayacak olursak müslüman bayanın tesettürü;

1-Baş örtüsü büyük ve göğüslerini kapatacak şekilde üzerine doğru salınmalı.

2-Dış kıyafet olarak giydiği şey, ayaklarına kadar uzanmalı.

3-Kıyafeti vücut hatlarını, kemiklerini belli edecek şekilde daraltılmış, bazı bölgeleri oturtulmuş olmamalı.

4-Kıyafetinde süs, işleme, zincir, boncuk vs. dikkat çekici hiçbir aksesuar bulunmamalı. Sade ve düz olmalı.

5-Kıyafeti ve başörtüsü koyu ve dikkat çekmeyen renklerden tercih edilmeli. Allı, güllü, parlak vs. olmamalı.

6-Başörtüsünde topuz olmamalı.

7-Yüzünde ve ellerinde -sürme dahil- hiçbir makyaj malzemesi bulunmamalı.

8-Dışarıdan hissedilecek hiçbir parfüm ve esans kullanılmamalı.

9-Giymiş olduğu ayakkabı topuksuz, ses çıkarmayan ve davet etmeyen sade bir ayakkabı olmalı.

10-Çantası, şalı vs. üzerinde bulundurduğu diğer şeyler de süs ve gösterişten uzak olmalı.


Bizden öncekiler Allah'ın emirlerini tartışmayan ve hemen teslim olan bir ümmetti.

Tesettür ayeti nazil olduğu zaman "Medine'li hanımlar eteklerini, elbiselerini yırtıp kendilerine büyük başörtüleri yapmışlardı." (Hz. Aişe) "Medine sokakları kara kargalara bürünmüştü." (Hz. Ummu Seleme) Sahabe hanımları bulabildikleri en koyu renklerden, geniş ve uzun dış kıyafetler giyinmişlerdi.

Asırlar boyu bu devam etti.. Müslümanlar, tesettürün temel esasları hakkında hiçbir şekilde tartışmadılar.

Fakat ahir zaman müslümanları olarak son dönemde bizler, "tesettür" ve "moda" gibi birbirine tamamen zıt iki kelimeyi yan yana kullanır olduk. Moda firmaları "tesettürlü ama şık, tesettürlü ama cazibeli, tesettürlü ama seksi kadınlar olunabileceği" vurgusunu yapmaya başladılar.

Tesettür ile moda nasıl aynı cümlede bulunabilir? Tesettürünü moda anlayışına göre değiştirmiş bir müslüman; kendi mahrem duygularını harap etmek bir yana, birilerine göre tamamen fantezi olarak algılanmaya mecburdur.

Tesettüre uzanan her el, her dil, her kötü düşünce, her kötü fantezi ve hayal hepsi bize uzanıyor demektir. Bunlara karşı duyarsız kalabilmemiz mümkün mü?

Rasulullah (s.a.v)'ın hadislerine buyurduğu; "Giyinik çıplak ve meylettiren kadınlar" işte bu fitnenin konusudur. Kıyafetini karşı cinsi cezbetmeye yönelik tasarlayan bir kadın, hem erkekleri kendisine meylettirir, hem de kendisi gibi olmayan kadınları kendisine benzemeye meylettirir. Böylece kadınların eliyle bir toplumun ifsadı başlar.

Eğer aramızda bir müslüman kardeşliği kaldıysa, birbirimize nasihat etmekle sorumluysak, ben gücüm yettiği kadar bütün müslüman kardeşlerime daha fazla iffetli, daha fazla dikkatli ve titiz olmalarını tavsiye etmek zorundayım.

Allah rızası için gücümüz yettiğince, dilimiz döndüğünce birbirimizi kurtarmaya çalışalım.

Bugün Allah düşmanları tarafından tesettür, bilinçli bir şekilde mecrasından uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Başına eşarp takarak ahlaksızlık yapan, bu resimleri, videoları sosyal medyada paylaşan, tesettürlü kadının "fantezi" olarak algılanması konusunda çalışan insanlar var.

Birileri bu işe gönüllü alet olurken, gafletinden, cehaletinden, yada nefsine uymasından, hevasına uymasından dolayı bu işe gönülsüz olarak alet olan nice kadın-kız var.

Bugün bu ahlaksızlar rengarenk, daracık kıyafetleri içinde tesettürlü olduğunu düşünen hanım kardeşlerimizin -çok afedersiniz- kalçasını, göğsünü, vücudunun başka bölgelerini habersiz bir şekilde fotoğraflayıp sosyal medyada şehvet azgını erkeklerin sofrasına sunuyor.

Kendisini olabildiğince gizlemeyen, korumayan, Allah'ın emrettiği şekilde muhafaza etmeyen her kardeşimiz, bilmeden de olsa bu iğrenç sofraya malzeme olmakta.

Hepimiz elimizi vicdanımıza koyalım, yaşanan bunca hadisede hiçbir dahlimiz yok mu? Yoksa elhamdulillah, Rabbimize şükredelim. Fakat hadi ya varsa?  

Bugün tesettür, müslüman kadının kıyafeti olmaktan çıkmış müslüman kadının cihadı haline gelmiştir. 

Müslüman kadın artık Allah’ın ayetinin bir sembolü olmuştur. Bu yüzden tesettüre halel getirecek her davranış, her konuşma, her tarz, her moda, her trend, her ne ise bunların hepsi aslında benim Allah’ın ayetine yapmış olduğum bir saygısızlıktır. Allah’ın ayetlerinin tahrif edilmesine yapmış olduğum bir katkıdır.

Şu an boşluk kabul etmeyen, ihmal kabul etmeyen bir sınıra geldik. “Zamanı geldiğinde olacak” deme zamanını çoktan geçtik. Zaten devrin son demlerindeyiz, biz bu halde devam edersek -Allah korusun- bir müslüman bize baktığında Allah’ın tesettür emrini yanlış anlarsa, bunun vebali bize yetmez mi?  

Unutmayalım, sağlık bulaşıcı değildir ama hastalık bulaşıcıdır.

Müslümanlar olarak birbirimize sarılalım. Fakat birbirimizin hatalarını görmezlikten gelmeyelim. Bizim de bir eleştiri ahlakımız olsun. Biz bu konuda müslümanlarla tek bilek, tek yürek olalım ki içimizdeki hastalıkları atabilelim. Çünkü birbirimiz dışladıkça bir yere varamadığımızı çok iyi biliyoruz.

Müslümanlar olarak çok hızlı bir hayatın içindeyiz. Karmaşık ve gürültü dolu bir hayatta yaşıyoruz, artık kendimizi duyamaz, dinleyemez hale geldik. Düşünmeden yaşadığımız yıllarımız var bizim..

Müslümanlar olarak durmak zorundayız.. Durmak ve düşünmek zorundayız.. Sadece tesettür konusunda değil, kaybettiğimiz, yitirdiğimiz onca kavramı, yeniden aslına irca ettirmek, döndürmek zorundayız.

Çaresi yok, biz murad-ı ilahiyyeyi kavramak zorundayız..

Rabbimiz ayetinde: “İşte böyledir. Kim Allah’ın şiarlarına saygı gösterirse bu kalplerin takvasındandır.” (Hac 32) buyuruyor.

Kalbimizde yitirdiğimiz her takva parçası, Allah'ın şiarlarına karşı saygısızlaşmamıza sebep olacaktır.
 
Kalbimize eksilen her iffet duygusu da, bizim en mahrem duygularımızı ve tesettür anlayışımızı tahrip edecektir.

Allah hepimizin yardımcısı olsun. Dinini kendi rızası doğrultusunda yaşamayı hepimize kolaylaştırsın. Amin.

Ummu Reyhane



(11 Kasım 2015 tarihinde Konya Necmettin Erbakan Üniversitesinde gerçekleştirilen konferansın notlarını Ummu Kuteybe kardeşimiz derlemiştir.) 

5 yorum:

  1. Her cumlesi cook dogru

    YanıtlaSil
  2. Ümmü yasir Yahya
    Allah razı olsun hem Ümmü kuteybe hem de Ümmü reyhane kardeşimizden!!! Çok istifade ettik!!! Rabbim hepimize tesettürün hakkını vermeyi nasib etsin!!amin

    YanıtlaSil
  3. Allah razı olsun kardeşlerim. Rabbim bizleri affetsin, bu yolda ilerlemeyi bize nasip etsin

    YanıtlaSil
  4. Esselamu aleykum. Ummu Ubeyde..Yazida yuzun kapanmasinin gerekliligine dair bir bahsin olmamasi beni sasirti. Yüzun ortulmesi yani hicab konusunda gorusunuz nedir acaba ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aleykum selam kardeşim, yüzün kapanması mutlak bir farz değildir. Üniversiteli genç kızlara hitaben yapılan bu konferansta da (çok daha ciddi problemler varken) bu konuya temas edilmemiştir. Ummu reyhane hanımın peçe hakkındaki görüşleri için google'da "Peçe risalesi" diye arama yapabilirsiniz. Selametle.

      Sil