Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

29 Ağu 2015

Okulsuz Toplum / Ivan Illıch






Kitabın Adı: Okulsuz Toplum  
Yazarı: Ivan Illıch
Yayınevi: Şule Yayınları             
Sayfa Sayısı: 141









OKULSUZ TOPLUM

Bu yazımda Müslüman anneleri yakından ilgilendiren “Okul eğitimi” konusunun irdelendiği bir kitabı tanıtmaya çalışacağım. Özetini yapacağım kitap konusu bakımından ilk çıktığı andan itibaren çok fazla ilgi odağı olmuş. Fakat ne kadar az dikkate alındığı ise eğitim sisteminin bugünkü işleyişinden anlaşılmakta.

Kitabın yazarı Ivan Illich oldukça orijinal fikirleri olan Yirminci yüzyılın en önemli düşünürlerinden birisidir. “Okulsuz Toplum” adlı kitabı sayesinde geniş kitleler tarafından tanınmıştır. Kitabın da okulların kaldırılması gerektiğini savunarak sistemleşmiş eğitim kurumlarını adeta yerden yere vurmuştur.

Yazar, “Cuernovaco Manifestosu”nu imzalayan eğitimcilerden biridir. Bu eğitimcilerin düşüncesini şöyle özetleyebiliriz; eğitimde herkes zamandan, maddi olanaklardan ve özgürlükten eşit miktarda yararlanabilmelidir. Herkesin her türlü bilgiye ulaşabilmesi gerekir. Bunun içinde en kısa zamanda diplomalar geçersiz sayılmalı, okuldaki başarı düzeyine dayanan her tür ayırıma son verilmelidir. Bir iş için, başarma isteği ve belli bir deneme süresi, diploma veya sertifikadan daha çok geçerlidir.

Kitabın önemli bulduğum noktalarından birisi; okulun bu kadar büyük bir prestije sahip olmasının esas nedeninin statükonun korunmasını sağlaması olduğunu özellikle vurgulamasıdır. Aynı zamanda günümüzdeki okulların, eğitim açısından etkisiz olduğunu ve sistemin bu okullarda ihtiyaç duyduğu özellikte insanlar yetiştirdiğini söylemektedir.

Yazara göre okullar bölücü bir özellik taşıyor. Yazarın şiddetle karşı durduğu nokta; eğitim ve öğrenmenin okulda verilmesi ve eğitimin alınacak tek yer olarak okulun gösterilmesi, okulun da devlet tekelinde olmasıdır.

Tabii ki bu noktada yazara katılmamak mümkün değil. Çünkü insanlar okul dışında da öğrenmeye açıktır ve hayatın içinde öğrenim daha verimlidir. Çocukların özgür bir şekilde eğitilmesini, onların öğreniminin birilerinin amacına hizmet eder nitelikte olmamasını istiyorsak öncelikle okulu devlet tekelinden kurtarmamız gerekir. Çünkü müfredatı devletin belirlemesi, öğrenim gören çocuklarımızın onların istediği şekilde bireyler olması demektir.

Ivan ıllıch’ın kitabında okullara ve kurumlara yönelttiği eleştirileri şu maddelerde özetleyebiliriz;

* Modern toplumda ortaya çıkan kurumlar, kendi hayatımız üzerindeki söz hakkımızı ortadan kaldırmaktadır. Böyle bir yapı içinde sorunlarımızı çözmek için kendi yeteneklerimize, ya da toplumsal deneyimlere güvenmez, kurumlara yaslanırız. Modern endüstriyel kurumlar bütün yaşam alanlarını işgal eder ve alternatiflerine var olma hakkı tanımaz. Modern kurumlara alternatif olabilecek her şey zamanla bu kurumlar tarafından yok edilir.

* Bir sorunu çözmek üzere oluşturulan bir endüstriyel kurum, zamanla o sorunu büyütmeye başlamaktadır. Yazar buna “karşıt üretkenlik” adını veriyor. Yani okullar eğitim öğretimi sağlayamadığı gibi tam tersine bu sorunu daha da büyütmekte ve gelişimin önünü adeta tıkamaktadır.

* Bu kurumların ortaya çıkardığı bir diplomalılar sınıfı yani doktorlar, mühendisler vs. toplumda tek söz sahibi haline gelmiştir. Bu durumda kurumların sertifikasına sahip olmayanların konuşma hakkı kalmamaktadır.

* Bu kurumlardan alınmış bir diploma ehliyet veya sertifika olmadan kendi kendimize istediğimiz bilgiyi öğrenmek, istediğimiz alanda beceri kazanmaya çalışmak, kendi bedenimiz üzerinde denetim sahibi olmak ve bunun gibi her türlü çalışma ve hizmetler yasadışı yada marjinal kabul edilmiştir. Doğrusu yazarın değindiği bu nokta beni derin düşüncelere sevk etti. Çünkü bu durum sistemin kurumlar aracılığı ile bizleri tamamen kontrol altına alabildiğini göstermektedir.  

* “Okul her bir başarı seviyesi için, söz konusu oyunun erken dönemlerinde kurulu düzen için kendilerinin iyi birer hizmetçi olduklarını kanıtlayanları seçip ayırmaktadır.” diyor yazar. Çünkü okul devlet tekelindedir. Devlette kendisine itaat eden, çizdiği sınırın dışına çıkmayan bireyleri tercih eder. Bu kurumlar aracılığı ile sertifika verdikleri kişilerden bu etiketin karşılığı olarak kendi beklentilerini karşılamasını ister.

* Okullar eğitim öğretimi, hastaneler sağlık bakımını ticari meta haline getirmektedirler. Bunun sonucunda "bilgi" bir mülkiyete dönüşmektedir.

* Okullardaki sisteme göre, öğrenci kendisine verilen bilgiyi alırken öğreticinin söylediklerini benimsemek zorundadır. Bu şekilde öğrenen sürekli “edilgen” konumda tutulmaktadır. İşte böyle bir sistemde yetişen bir çocuk, ileriki hayatında da edilgen konumun dışına çıkamamaktadır.

* Keşfedici ve buluşçu davranış için yetenek öğrenimine ihtiyaç vardır. Yetenek öğretiminin de, müfredat sınırlamalarından bağımsız olması gerekir. Okullar ise yetenek gelişimine önem vermediğinden adeta kısıtlayıcı ve köreltici bir hal almıştır. 

* Okula o kadar bağımlı hale gelinmiştir ki insanlar, okulun dışında bir şey öğrenmeyeceklerini düşünmeye başlamıştır. Halbuki İnsan sürekli olarak bilgiye açtır. Bununla birlikte Öğrenciler okulda verilen müfredata ciddi şekilde boyun eğdiklerinden dolayı alternatif her türlü metot ve bilgiye kendilerini kapatmaktadırlar.

* Okul bir eğitim kurumu olsa da burada özgür düşünce kısıtlanmaktadır. Yazara göre okul bir nevi öğrencilere hapis hayatı yaşatan onların özgürlüklerini kısıtlayan bir kurumdur. Bunun nedeni ise okulların öğretmen merkezli olmasıdır. Yani orada öğretmen ne söylüyorsa doğru olarak kabul edilmeli, öğretmen ne söylüyorsa öğrenci ona göre hayatını şekillendirmelidir. Sonuç olarak böyle bir toplumda tekdüze insanlar yetişir. Hâlbuki bu durum eğitim ve öğretimin doğasına aykırıdır.


Yazar, sistemi suçladığı eleştirilerine ek olarak pek çok önerisini de dile getirmiş. Bunlardan bir kaçını da şu şekilde maddeleyebiliriz:

* İnsanda öğrenme isteği ile birlikte doğal olarak araştırmacıkta gelişmektedir. Dolayısıyla, okulların yerine geniş iletişim ağları kurulmalıdır. İsteyen, istediği bilgiyi direkt olarak ulaşabileceği konunun uzmanından öğrenebilmelidir. Bu şekildeki öğrenme sisteminde öğretmen ve öğrenci varlıklarını sürdürürler ancak zorunlu olarak bir arada bulunmak ve kurallara bağlı ilişkilere girmekten kaçınmalıdırlar.

* Bir insan çocukluk ya da gençlik döneminde okuduğu okuldaki başarı durumuna göre yargılanmamalıdır. Bu büyük bir haksızlıktır. Okuldaki başarıya dayanan her türlü etiket ve ayırım ortadan kaldırılmalıdır.

* Sınavlar insanları gözetim altında tutarak standartlaşmaya itmektedir. Aynı zamanda kişiyi başkalarının saptadığı ölçülere mahkûm etmektedir. Nitekim yazar, kişinin bir süre sonra bu ölçütlerin altında ezilmeye başladığının söylemektedir.

* Yöntem ve tekniklere, uzman kişilere özgürce ulaşabileceğimiz bir sistem var edilmelidir. Kafalarımızı ansiklopedik bilgilerle doldurmak yerine, ihtiyaca cevap veren, ilgi alanına giren her türlü bilgi öğrenilmelidir. Öğrenme belirli bir zaman ve mekânla sınırlandırılmayıp bütün hayata yayılmalıdır.

* Öğrenmenin kitaplar, konuşmalar, iletişim araçları, arkadaşlar, yolculuklar, araştırmalar gibi pek çok yolu olmalı. Bilgiyi öğrenmek "başarılı olma" şartına bağlı olmamalıdır. Bilgiler uygulanma sahasına indirilmelidir. İşte bu metotla öğrenilen bilgi, kişide her daim canlı ve aktif kalacaktır.

* Öğrenenin daha önceki eğitimine, nasıl yetiştiğine ve sahip olduğu koşullara göre bilgi verilmelidir. Kişiliği, çevresi ve yatkın olduğu noktalar birinci planda tutulmalıdır. Öğrendiği bilgiyle kendisi ve çevresi arasında ilişki kurmasına yardımcı olunmalı, bu tarz kıyaslama ve farklara dikkat çekilerek öğrencinin hem bilgi hem de kişilik anlamında gelişmesi sağlanmalıdır. Öğrencinin öğrenim bittikten sonra elde edeceği diploma değil, gelişimi ana hedef olmalıdır.

Sonuç olarak; bu kitabın çocukları büyümeye başlayıp da okul konusunda tereddüt yaşayan pek çok ebeveyne farklı bir bakış açısı kazandıracağını düşünüyorum. Elbette yazar yazılarını çoğunlukla dinsel kaygılardan ötürü kaleme almamış olabilir ancak “Okul eğitiminin” sosyolojik ve psikolojik bakımdan da irdelenmesi bize fayda sağlayacaktır. Eminim ki bu kitap kendi tereddütlerimize ve endişelerimizi pek çoğunu daha eklemeyi başaracak. Bu da çocuklarımızı sistemin ürettiği bir kuruma teslim ederken birkaç kere daha fazla üşünmemizi ve daha doğru kararlar almamızı sağlayacaktır.

Okuyup istifade etmeniz, bana da dua etmeniz temennisi ile…

Ummu Ruveyda




7 yorum:

  1. Allah razı olsun. Çok güzel bir yazı. Aklıma şöyle bir soru geldi; başarının, ekmek parası kazanmanın okuldan geçtiği bi ülkede yaşıyorken doğru karar diye nitelendirebileceğim bir seçeneğim var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tarz konularda "doğru karar" diye bir şey yoktur kardeşim, tercihlerimiz ve tercihlerimizin sonuçları vardır. İşimiz zor, Allah hepimize hayrı tercih etmemizi nasip etsin ve sonuçlarını kolaylaştırsın.

      Sil
  2. Cok guzel ozetlemissiniz
    Okumus kadar olduk :))
    Ben birsey merak ediyorum
    Ne yapalim biz anneler
    Siz cocuklarinizi okullara gonder miyor musunuz
    Onlar evlerde nasil tutuyor ve egitiyorsunuz
    Belki sizlerin tecrubesi bizlere cesaret verir
    Selam ile..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kardeşim, müslüman anneler ekibinin çocukları henüz küçük. Bir-iki senedir çocukları okul yaşına gelen kardeşlerimiz, evde eğitim için gayret ediyorlar. Bu konuda genel bir tutum söylemek mümkün değil. Belki çocuktan çocuğa, aileden aileye değişen bir durum olabilir.
      Röportajlar bölümünde 4 çocuğuna okulsuz eğitim uygulayan bir annenin hikayesi var. Biz de zaman ilerledikçe (tecrübe kazandıkça) bu konuyla ilgili çalışmalar yapmayı düşünüyoruz inş. Selametle.

      Sil
  3. Sürekli çocuğum için pedagojik kitaplar okuyan ve uygulamaya gayret gösteren bir anne olarak sitedeki yazıları okuyorum.fakat bu yazıdan sonra tedirgin oldum.çocuğumu dini eğitim veren krese gönderiyorum ve çok memnunuz.ama o kresteyken evdeyim yanı rahat olmayıp onun eğitimiyle birbir mi ilgilenmemektedir gerek bu yazı kafami çok karıştırdı.hassas bir anne olarak yanlış mi yapıyorum sorusu kafama takıldı.yanı buradaki anneler çocuğunu yeteneğine gore nasıl geliştirecek.neler yapicaksiniz.özel hocalar kurslar mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kardeşim, yukarıdaki yorumlarda ve konuyla ilgili paylaşmış olduğumuz diğer yazılarda da görülüyor ki, tek seçenek ve tek modelden bahsetmiyoruz. Kreş ortamları yine bir derece, okul ortamları yaş büyüdükçe daha da bozuluyor maalesef. Bu, her ailenin tercihine bağlı. Biraz büyüdükleri zaman kurs veya ders desteği elbette alınacaktır. Ama ilk okul döneminde, özellikle ilk başlarda arkadaşlarımız çocuklarına evde eğitim veriyorlar. Her ikisinin de zorluğu ve kolaylığı var. Allah en doğrusunu yapabilmemizi nasip etsin. Her halükarda hepimize kolaylık versin :)

      Sil
  4. Allah razı olsun. Siteyi ilk defa inceleme fırstı buluyorum ve "elhamdülillah" dedim, aynı hassasiyetlere sahip olduğumuz kardeşlerimiz varmış:)
    Bu kitap listemde, en kısa zamanda alıp okuyacağım inşallah.
    Meselenin dini boyuttan bakışı için de Muhammed el-Makdisi'nin Fesad Mederseleri kitabı güzel bir kaynak, merak eden kardeşlere tavsiye ederim..
    Rabb'im vakti gelince doğru olanı yapabilmeyi nasib etsin..

    YanıtlaSil