Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

28 Tem 2015

İdare Edemem Anne (Ailede Şükür ve Kanaat Eğitimi) / Prof. Dr. Hüseyin Peker









Kitabın Adı: İdare Edemem Anne            
Yazarı: Prof. Dr. Hüseyin Peker
Yayınevi: Timaş Yayınları                 
Sayfa Sayısı: 208












İDARE EDEMEM ANNE
(Ailede Şükür ve Kanaat Eğitimi)


   Kanaatsizlik ve şükürsüzlük insanı hayat boyu hırsa sürüklerken, hırsta insanı içten içe kemirmektedir. Sonuçta doyumsuz, mutsuz, gergin ve stres dolu bir hayat.Yazar kitabımızda  şükür ve kanat eğitiminin önemini ve metodunu sunarken; bizlere de yol göstermektedir. Kitabın genel amacı; şükür ve kanaat duygularıyla kalbin ferahladığı, huzurlu bir hayat. İnternette bir videoda elinde birçok şeyi olduğu halde annesinden başka şeylerde isteyen ve annesinin ‘Elindekiyle idare et!’ demesine karşılık, çocuğun; ‘İdare edemem anne!’cevabı kitaba isim olmuştur.
                                                         
Şükür
Şükür; yapılan iyiliğe karşı duyulan minnettarlık, teşekkür ise bunun bedene yansıyan halidir. Şükür ve teşekkür sadece dil ile olmaz. Gazali şükrü üç aşamada açıklamıştır. Bilme, sevme ve amel etme. Bilme; nimetin nereden, kim tarafından geldiğini bilme. Sonra o nimeti ve nimeti veren Allah’ı sevme. Ve şükretmek, O’nun rızasını kazanmak için o nimeti Allah’ın istediği şekilde kullanma.

Durup düşündüğümüzde sadece dilimizde kalan ‘çok şükür’ ifadelerimizin ne kadar küçük kaldığını fark etmekteyiz. Bir başka ifadeyle şükür, Allah’ın verdiğini O’nun yolunda ve O’nun razı olacağı şekilde kullanmaktır. İlim, mal, evlat, göz, kulak, ağız…

Şükredebilen kul Rabbine güven duyar, kendini daha güçlü hisseder ve özgüveni artar. Şükür, kanaat ve ümitvar olmayı beraberinde getirir. Böylece günümüz modern insanın hasta ruhuna ilaçtır.

Şükreden kişi elindekinin kıymetini ve kimden geldiğini bilen, onunla yetinen kanaat sahibidir. Böyle kimseler bencil ve hırslı olmazlar. Kendisinin de emanet edilen bir nimet olduğunu bilir, kendiyle barışık, hayata olumlu bakan mutlu bir hayat sürer.

Aksine nankörlük; hırsı, bencilliği ve mutsuzluğu beraberinde getirir. Yazarın kendi cümlesiyle son açıklamamızı yaparsak;  ‘Şükür, sahip olunanın Allah’tan geldiğini bilmek, O’nun rızasına uygun hareket etmek, hayatı severek yaşamaktır.’
                                   

Kanaat
Kanaat elindeki ile yetinmek ve razı olmaktır. Kanaatkâr kimse maddi manevi her imkândan hoşnut, mutlu ve tatmin olan insandır. Kanaat sahibi olmak pasif olmak değildir. Aksine elinden gelen en iyi çabayı gösterdikten sonra razı olmak, onunla yetinebilmektir. Böylece kanaatkâr kimse mala, mevkie tamah etmez. Hırs ve bencillikle kendini çıkmaza sürüklemez. Çalışır, çabalar ama gerisini Allah’a bırakır. O’nun verdiğinin kendisi için en hayırlı olduğunu düşünür. Ruhu, aklı aydınlık ve kalbi ferahtır. Kanaat sahibi olmak ayrıcalıktır, çoğu insanın elde edemediği erdemdir.
 Nitekim Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki;  ‘Müslüman olan, Allah’ın kendisine kifayet miktarı rızık bahşettiği ve Allah’ın kendisine verdiği nimete kanaat ettirdiği kimse, şüphesiz kurtuluşa ermiştir.’ (Müslim, Zekât, 125)

ŞÜKÜR VE KANAAT EĞİTİMİNDE OLUMLU YÖNTEMLER

      Anne-baba şükür ve kanaat konusunda güzel örnek olmalı.
Ebeveyn çocuğunun nasıl olmasını istiyorsa öyle davranmalıdır. Çünkü çocuk anne ve babasını taklit eder. Büyüdükçe de taklit ettiği davranışlar onun kişilik ve karakterini oluşturur. Ebeveyn çocuklarına örnek model olup, çocuklarının yanında şükür-kanaat ifade eden olumlu sözler söylemeli ve bunu hissettirmelidir. Bunun yanında şükür ve kanaat ile alakalı kitaplar okunup, filmler izletilebilir.

Çocukta insan sevgisi güçlendirilmeli.
Sevmek ve sevilmek en büyük ihtiyaçlardandır. Çocuğun duygusal, zihinsel ve bedensel gelişimi için sevilmesi ve sevgisini göstermesi gereklidir. Çocuğun ilk sevgi nesnesi annesidir. Zamanla aile ve ortam yardımıyla kimi, nasıl seveceğini öğrenir.

Ailenin dikkat etmesi gereken göstereceği sevginin dozajıdır. Aşırı sevilen, bir dediği iki edilmeyen çocuklar bencil olup, isteklerinin her koşulda gerçekleşebileceğine inanırlar. Bencil bir kimse de sadece kendi çıkarlarını düşündüğünden insanları sevmez, hırslı ve kıskanç olur. Elindekine şükretmeyi bilmez ve en iyinin hep kendinde olmasını ister.

Sevgi gösterilmeyen çocuklar ise özgüven eksikliği yaşar ve hayata sağlam adımlar atamazlar.

Paylaşmayı bilen, çevresiyle alakalı, sosyal ve mutlu çocuklar için onlara muhakkak insan sevgisi aşılanmalıdır. Evlerimizde Rasûlullah sallalahu aleyhi ve sellem’in ‘İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.’ (Müslim, İman 93-94) hadisi gündeme getirilmeli ve zihinlere yerleştirilmelidir. Bunun yanında ‘seviyorum’ demenin gerçek sevmeye yetmediği, insanlarla ilgilenip ihtiyaçlarının giderilmesi gerektiği anlatılmalı ve karşılıksız sevgi göstermek gerektiği mutlaka vurgulanmalıdır. ‘Seviyorum çünkü bana yardım etti.’ gibi ifadeler yanlıştır. Bizler de ‘Şunu yaparsan seni severim’ gibi ifadelerden kaçınmalıyız. Aksi halde çocuğa koşullu sevgiyi biz öğretmiş oluruz. Onun yerine ‘Ben senin annenim. Seni her zaman seveceğim. Ama bu yaptığın davranış beni çok üzüyor.’ gibi ifadeler kullanmalıyız. Unutmayalım ki sevmeyi öğrenen çocuk muhakkak sevilir.

Başkalarına yardım etme, verme zevki çocuğa tattırılmalı.
İnsanlara yardım etmek, ihtiyaçları olan şeyi onlara temin etmek büyük bir huzur kaynağıdır. Lakin bencil ve cimri insanlar vermekten hoşlanmazlar, verseler bile verdiklerinde gözleri kalır ve mutsuz olurlar. Huzur dolu bir hayat için vermesini bilmeli ve imkânımız ölçüsünde zaman ve mekâna göre insanlara yardım etmeye çalışmalıyız. Mümkünse çocuğumuz buna şahit olmalıdır. Otobüste yaşlı birine yer vermek, açlıktan inleyen bir kediye süt vermek, morali bozuk arkadaşımıza moral vermek gibi küçük vakalarda yararlanmalıyız. Birlikte huzurevi, yetimhanelere ziyarete gidilmeli. Onları mutlu etmenin yanında çocuğa kendi durumuyla onları karşılaştırması istenip şükredilmelidir. Yetişkinler iyilik ve yardım etmeye çalışırken çocuklarda böyle davranışlara alışmaya başlar ve sosyalleşirler.

Çocuğa sahip olduklarının farkına varabileceği bir anlayış kazandırılmalı.
İnsanoğlu sahip oldukları yerine sahip olmadıklarına odaklanır. Bu da elindeki nimetin kıymetini bilememe ve nankörlüğe kapı aralar. Çocuklarımıza sahip olduğu şeylerden bahsedip Allah’a şükretmesi gerektiği söylenmeli ve uygulanarak örnek olunmalıdır. Allah’ın bizleri ne kadar güzel yarattığı; el, göz, akıl, aile, ev, arkadaşlar, yürüyebilme, konuşabilme, ellerimizi ve ayaklarımızı kullanabilme gibi birçok nimet verdiği ve bu nimetlerin ne kadar kıymetli olduğu vurgulanmalıdır.

Çocuğun gönül dünyası zenginleştirilmeli
Zenginlik parasal olarak algılansa da gerçek zengin; dostluğu, ahlakı, sevgisi olandır. Cimri insan bir fakiri bile doyuramazken, maddi durumu çok iyi olmayan ama gönlü zengin biri onlarca insan doyurur. Çünkü paylaşma duygusu, ahlakı ve gönül zenginliğiyle Allah onun hayatına bereket verir. O insan manevi yönden çok zengindir. Gerçek fakirlik ise cebinde parası olmayan değil düşünce, ahlak, gayret, çalışma, kanaat fakirliğidir. Şu söz ne güzel açıklar : ‘Yoksulluk korkusu ile ömrünü servet toplamak peşinde harcamak fakirliğin ta kendisidir.’

Ebeveynler önce kendileri gönül zengini olmaya çalışmalı özellikle çocuğun yanında sürekli para hesabı yapmamalıdır. Parasal olarak zengin kimseler anlatılıp onlara imrenilmemeli, imrendirilmemelidir. O kimselerin de nice dertlerinin olduğu, kendilerinde olup da onlarda olmayan birçok nimetlerin olduğu anlatılmalı ve şükredilmelidir. Yine bununla alakalı fıkralar, hikâyeler anlatılabilir.

Çocuğa herkesin mutlaka şükredecek bir şeye sahip olduğu bilinci kazandırılmalı.
Hayat başlı başına bir nimettir. Sonrasında gelen iman, sağlık, bir kat bile olsa giydiğimiz kıyafet, aldığımız nefes tek tek şükredilmesi gereken nimetlerdir. Çocuk kendisinde şükredilecek nimetleri aramaya başlarsa şükür ehli olma yolunda güzel bir adım atmış olur.


Çocuğun özgüveni güçlendirilmeli.
Özgüven eksikliği yaşayan çocuklar kendilerini beğenmediği ve yetersiz gördüğü için şükür ve kanaat duyguları gelişmez. Kendini kabul, kendini olumlu görme ve saygı duyma özgüvenin oluşmasında ilk basamaktır. Çocuğun kendini benimseyip şükredebilmesi için anne-baba çocukta özgüven oluşturucu bir tavır sergilemelidir. Şunlara dikkat edilebilir :

Çocuğa koşulsuz sevgi gösterilmeli. ‘Şunu yaparsan seni severim.’ gibi ifadeler yanlıştır.
Çocuk dinlenilmeli, düşüncelerine saygı duyulmalı, asla dalga geçilip gülünmemeli, ailece verilen kararlarda onun da fikri alınmalıdır.
Çocuğa lakaplar takılmamalıdır.
Yaşına uygun isteklerde bulunmalı,  çocuk hayal kırıklığına uğratılmamalıdır.
Yaptığı iş başarılı olsun olmasın, gösterdiği gayretten dolayı takdir ve teşekkür edilmelidir.
Çocukla düşünceleri, endişeleri, korkuları hakkında konuşulmalıdır. Çözüm sunulmalı ama en önemlisi onun dünyasına saygı duyulmalı ve değer verilmelidir.
Asla kardeşleri ya da arkadaşlarıyla kıyaslanmamalıdır.
Sosyal olması sağlanmalı, toplum içinde konuşmaya teşvik edilmelidir.

Çocuğun kendini gerçekleştirmesine katkıda bulunmalı.
Çoğu zaman çocuğa yedirdiğimiz ve giydirdiğimizle yapmamız gerekenlerin yeterli olduğunu zannederiz. Hâlbuki psikolojik ihtiyaçlar da fizyolojik ihtiyaçlar kadar önemlidir. Sevgi, değer verilme, kendine saygı, özgüven gibi duygular kendini gerçekleştirmede etkin rol oynarlar. Kendini gerçekleştirme, kendini olduğu gibi kabullenme, sevme, yetenek ve eğilimlerini fark edip o yönde elinden gelen çabayı gösterme, böylece yaşama sevincini kaybetmeden kendiyle barışık, insanlara saygılı, hayatı anlamlı görerek sağlıklı bir psikolojiyle hayatı devam ettirmektir.

Çocuğa bu duygu nasıl kazandırılabilir?
Çocuklar oldukları gibi kabul edilmelidir. Çocuklar arasında ayrım yapılmamalıdır. Yapılacak ayrım çocukta şükür yerine nefret duygusunu geliştirir.
Sevgiye dayalı Allah inancı verilerek hayatın gerçek amacı öğretilmelidir. Manevi dünyası zenginleştirilmelidir. Sadece maddi hayata teşvik, çocuğu hiçbir zaman tatmin olamayacağı bir dünyaya doğru itmektir.
Çocuğa şükür bilinci kazandırılmaya gayret edilmeli. Çünkü şükür ve kanaat olmadan kendini gerçekleştirme duygusu oluşmaz. Aksine çocuğu yiyip bitirecek hırs oluşur.
Çocuğa duyulan güven ve sevgi hissettirilmeli ve zaman zaman dile getirilmelidir.

Çocukla beraber alışverişe çıkıp ihtiyaçlarından fazlasının alınmaması gerektiği öğretilmelidir.
Öncelikle anne-baba aşırı alışveriş yaparak kötü örnek olmamalıdır. Alışverişe çıkmadan çocukla beraber ihtiyaç listesi yapılabilir. Alışverişe giderken çocuktan nasıl bir beklenti içinde olduğumuz anlatılmalıdır. Çocuğun olumlu davranışlarının karşılığı maddi değil manevi değerlerle takdir edilmelidir. Yoksa çocuk, her iyi hareketi maddi çıkar beklentisiyle yapmaya alışabilir.

Çocuğun normal sınırları aşmayan, ihtiyaç olan isteklerini karşılamaya çalışmalı lakin uygun olmayan isteklerine ‘hayır’ denilebilmelidir.

Çocuğa helal paranın kazanılması ve harcanmasının önemi anlatılmalıdır.
  Rızkı verenin Allah olduğunu ve Rabbimizin çalışıp, çaba göstererek rızkımızı aramamızı istediği benimsetilmelidir. Elimize geçen maddi manevi her nimetten hesaba çekileceğimiz bilinci çocuğa kazandırılmalıdır. Bu bilinçle de israf edip, saçıp savurmaktan uzak kalmış oluruz. Tabi bu noktalarda arkadaş çevresi, televizyon, internet gibi dış etkenler aksi yönde çocuğu etkileyebilir. Anne-baba çocuğun ahlakına zarar verecek arkadaş, televizyon, oyun gibi unsurları elinden geldiğince kontrolü altında tutmalıdır.

Çocuğa arzu ve eğilimlerini kontrol altında tutabilecek bir irade gücü kazandırılmalıdır.
İradesinin farkına varamayanlar nefislerinin esiri olurlar. Günümüzde madden zengin insanlar bir hayat tarzı belirlemişler ve her geçen gün, yeni çıkan ürünle bu tarz yükselmektedir. Kimi insanlar da sanki bir görev gibi böyle insanlara yetişmeye çalışmakta, onlarda olan her şeyin kendisinde olmasını istemektedir. Bu durum şükürsüzlük ve nankörlüğün ta kendisidir. Ve nimete sadece maddi açıdan bakmaktır. Bu kötü ahlaktan kurtulmanın ilk adımı bu özentiyi bırakıp, hayatın gerçek amacına tutunmaktır. Allah bize sayısız nimetler verip, bunlardan hesaba çekileceğimizi buyurmuştur. Bu dengeyi ayarlayabilmemiz için de nefsimizin her isteğine dur diyecek irade bahşetmiştir. İrademizi kullanabilirsek dünya ve ahiret saadetine ereceğiz. 


Çocuklarımıza irade gücü nasıl kazandırılabilir?
Çocuğa sürekli emirler verip, yasak sınırlar çizmemeliyiz. Dengeli bir serbestlik tanınmalı, bazı hususlarda iradesini kullanmasına izin verilmelidir.
Çocuğa aşırı ilgi ve özen gösterilmemelidir. Her düştüğünde yanına koşmamalı, karşılaştığı zorluklarla mücadele etmesi istenmelidir.
Uygun olan durumlarda çocuğa danışmalı, fikri alınmalıdır. Düşüncelerine değer verilmeli, takdir edilmeli fakat abartılmamalıdır.
Çocuğa sorumluluk verilmelidir. Sorumlu olduğu şeyleri yapmamasına göz yumulmamalıdır. Örneğin oyuncaklarını dağınık şekilde bırakırsa dışarı çıkmasına izin verilmemelidir.
Sık sık eleştirilmemelidir. Özellikle kişiliğine yönelik eleştirilerden uzak durulmalıdır. ‘Beceriksiz, tembel, senden bir şey olmaz …’gibi eleştiriler çocukta korkak ve zayıf iradeye yol açar, çocuğun kendine güveni kalmaz.
Çocuğu ne aşırı övmeli ne aşırı yermeliyiz. Aşırı övgü çocukta üstünlük, kendini beğenme; aşırı yermek de aşağılık duygusu oluşturur. Bu da çocuğun kişiliğine ciddi zararlar verir.
Çocuğa doğru kararlar veren, kararlarından dönmeden çalışan ve başarıya ulaşan kahramanlar anlatılmalı, örnek gösterilmelidir. Peygamber ve sahabe hayatları ilk örneklerimiz olarak anlatılabilir.

Çocuklara ibadetler sevdirilerek alıştırılmalıdır.
  Elimizde her ne nimet varsa Allah’tandır.O dilediği kuluna verir, dilediğinden alır. O’dur her şeyin sahibi. Bizden de gücümüz ölçüsünde kendisine kulluk yapmamızı ister. Her nimetin Allah’tan geldiğini bilen bizler, Rabbimize kulluk eder ve O’nun rızasını kazanmak için de emrettiği ibadetleri yaparız. Çocuklarımıza bu bilinç verilmelidir. Nimeti verenin Allah olduğu ve Allah’a şükrün bir ifadesinin de ibadet etmek olduğu anlatılmalı ve ibadet etmeye alıştırmalıyız. İbadetler konusunda konuşmalı, önemi anlatılmalı, bize faydaları sıralanmalıdır. Ama tüm ibadetleri Rabbimizin rızasını kazanmak için yaptığımızı unutturmamalıyız.

   Çocuklarımız küçük yaşlarda namaza alıştırılıp, camiye götürülebilir, Ramazan aylarında zorlamadan, sevdirerek oruca alıştırabiliriz. Namaz, oruç gibi tüm ibadetleri yaptıkça kalbinin huzur bulacağı, Allah’ın onu daha da çok seveceği, cennette birçok güzelliklerle onu ödüllendireceği gibi ibadetleri sevdirici sözler söylemeli Rabbiyle olan bağını küçükken kuvvetli tutmalıyız. İbadetleri severek arada da olsa yapmaya alışan,  yapılması gerektiğini benimseyen bir çocuk Rabbine şükürde güzel bir adım atmış olur. Rabbine şükrü bilen, insanlara da teşekkür eder.

Çocuğa hayatın iniş-çıkışlı olduğu benimsetilmeli.
 Rabbimiz hangimizin daha iyi kulluk edeceğini görmek için bizleri imtihan etmektedir. Bazen varlıkla bazen yoklukla imtihan ediliriz ama muhakkak imtihan ediliriz. Hayatın amacı budur. Yoklukla imtihan edildiğimiz; Allah’ın bizi sevmediği, varlıkla imtihan edildiğimizde Allah’ın bizi çok sevdiği anlamına gelmez. Peygamberler nice sıkıntılarla imtihan olmuşlar ama Allah’ın en sevgili, bizlere övdüğü kullarıdır. Rabbimiz ahiretteki derecelerimiz artsın diye biz kullarını sıkıntılarla denemektedir. Kimler sabredip, şükredecek ortaya çıkacaktır.

Allah kimseye kaldıramayacağı yükü de yüklemez. Herkes kapasitesi ölçüsünde imtihana tabi tutulur.

Hayat iniş-çıkışlıdır. Kimi zaman mutlu, rahat kimi zaman sıkıntı ve darda oluruz. Her vakit Allah’ın kulu olduğumuz bilinciyle hareket ederek gerçek mutluluğun şükür ve kanaat ile olduğunu unutmamalıyız.

Çocuklarımıza bu bilinç kazandırılmalı, ne yaşarsa yaşasın bu dünyanın geçici olduğu vurgulanmalıdır. Sabrettiği ve şükrettiğinin karşılığını Allah’ın ona kat kat fazlasıyla vereceği anlatılmalı. Vazgeçmeden, küsmeden, yılmadan yoluna devam etmesi gerektiği öğretilmelidir.

Çocukta hassas bir vicdan oluşturulmalı, şefkat ve merhamet duyguları geliştirilmelidir.
Vicdan gelişimi için en iyi yöntem; çocuğun başkasına verdiği zarara dikkat çekmektir. Böylelikle empati kurması sağlanır, yaptığından üzüntü ve pişmanlık duyarak bir daha tekrarlama ihtimali azalır.

Çocuk insanı, hayvanı, bitkiyi sevmeye alıştırılmalıdır.
Sevmenin de ilgi ve merhametle olacağı üzerinde durulmalıdır. Birlikte bir çiçek alınıp, bakımı, sulaması beraber yapılabilir. Sokakta hayvanlara sevgi gösterip, birlikte beslenip su verilebilir. Yine yaşlılara, hastalara, kendinden küçük-büyük insanlara merhamet etmesi için örnekler gösterilmeli, onlara yardım etmeye alıştırılmalıdır.

Sofra zamanı bir ders ortamı gibi değerlendirilmelidir.
Kalabalık, bereketli ve mutlu sofraların yerini ayaküstü atıştırmalar aldı. Bu durum aileye fark edemesek de zarar vermektedir. Çünkü birlikte oturulup, besmeleyle başlanan bereketli sofralar ailenin huzur kaynağıdır. Bizler de sofraya ailece oturmalı, önce nimeti veren Allah’a şükür, sonra yapana teşekkür ve iltifat unutulmamalıdır. Çocuğa öğretilecek yemek duaları da onun dünyasına ışık tutacaktır.

Sonuç olarak; önce kendi nefsimizi frenleyerek elimizdekine şükretmeli, kanaatkar olmalıyız. Bunun yanında çocuklarımızın şükür ve kanaat duygularını güçlendirmek için özet ipuçları;

Özgüveni güçlendirilmeli, kendini geliştirmesine katkıda bulunmalı.
Çocuğa her isteği alınmamalı, israftan uzak tutulmalı.
İhtiyaçları göz önünde bulundurularak uygun olmayan isteklerine ‘hayır’ denilebilmeli.
Dengeli bir hayat yaşaması sağlanmalı, gösteriş ve lüksten uzak tutulmalı.
Çocuğun yanında sürekli para hesabı yapılmamalı.
Kendimizden iyi durumda olanlar anlatılıp, özendirilmemeli.
İnsanların maddi zenginlikleri değil ahlaki zenginlikleri ön plana çıkarılmalı.
Çocuk koşulsuz sevilmeli. ‘Şunu yaparsan seni severim, yapmazsan annen olmam!’ yerine ‘Ben seni hep seveceğim ama böyle yapman beni üzüyor.’denilebilir.
Kişiliğine yönelik eleştiri yapılmamalı. ‘Beceriksiz, senden adam olmaz!’gibi ifadeler asla kullanılmamalı.
Çocuk başkalarıyla kıyaslanmamalı.
Verilen harçlık ne az ne çok olmalı. Nereye, ne kadar harcayacağı birlikte konuşulup belirlenmeli. İlk sınıflarda günlük sonra haftalık verilmeli ki çocuk; kontrollü harcamaya alışsın.
Yapacağı iyi davranışlar maddi şeylerle ödüllendirilmemeli. ‘İşte böyle büyüklerine iyi davranırsan istediğin oyuncağı alırım.’ gibi ifadelerin yerine  ‘Aferin sana! Seninle gurur duyuyorum, hep böyle güzel davranışlar bekliyorum.’ gibi ifadeler kullanılmalı.
İki yaşından sonra kumbara alınıp, paralarını kumbarada biriktirmeye alıştırılmalı. Çocukla birlikte kimi zaman madeni kim zaman kâğıt para atılıp, kumbara dolunca ailece açılıp çocuğun arzu ettiği bir şey alınmalı. Arzu ederse o parayla başkalarına yardım edeceği söylenip, yardım etmeye teşvik edilebilir.
Çocuklar bir şeye sahip olmak için kavga ediyorlarsa, o şey alınmalı, aralarında anlaştıkları zaman verileceği yoksa verilmeyeceği söylenmeli.
TV, bilgisayar gibi aletlerin ne zaman, ne kadar, niçin kullanacağı ailece konuşulmalı, bağımlı hale asla getirilmemeli. Kimi zaman teknolojiden de uzaklaşıp kapatılarak ailece kitap okunup, sohbet edilmeli.
Tok gözlü olmalı ve ifadelerimizle bunu hissettirmeli. ‘Ne zaman yeni eşyalarımız olacak, ah bizimde şöyle güzel koltuklarımız olacak mı?’ gibi cümleler kanaatsizliktir. Bunun yerine ‘Çok şükür, bizim eşyalarımız zaten güzel, rahat. Dışarıda yatacak yeri olmayanlar var!’ gibi şükür cümleleri kullanmalı.
Olumlu ifadeler kullanmalı ve çocuklarımıza yaşama sevinci aşılamalı. ‘Allah ne güzel yaratmış bizleri, elhamdulillah, çok şükür, şunun güzelliğine bak!’gibi hayatı severek yaşamasında öncülük edebilmeli.

Ummu Huzeyfe




2 yorum:

  1. Allah razı olsun. Çok ihtiyaç duyulan bir konu. çocuklarımızdan önce kendi ihtiyacımız var bu kitaba.

    YanıtlaSil
  2. Allah razı olsun yazandan da özetleyenden de inşallah... :)

    YanıtlaSil