Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

5 May 2015

Muhatabımız Kim?



MUHATABIMIZ KİM?
Müslüman Anneler'den, İslam Davetçileri'ne Bir Çağrıdır.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla..

Uzun zamandır yazmaya niyet ettiğim bu yazının yazılması, bir annenin feryadıyla artık kaçınılmaz oldu:

"Büyüğü iki yaşında, küçüğü ise dört aylık iki çocuğumu babaannesine bırakıp çalışmak zorundayım. Eşim asgari ücretle çalışıyor, kiradayız. Aldığı para hiçbir şeye yetmiyor. Çocuklarımı bırakmak istemiyorum, çok küçükler, bana muhtaçlar ama elimden hiçbir şey gelmiyor" diyen bir annenin çaresizliği karşısında, pek çok annenin yürek yükünü omuzlarımda hissederek başlıyorum sözlerime...

Bizler, birkaç genç anneden oluşan Müslüman Anneler ekibi olarak, yayın hayatına başladığımız ilk günden bu yana, -zorunlu olmadıkça- bir kadının çalışmaması gerektiğini, mevcut kapitalist sistemin kadının kimliğini, kişiliğini, eşlik ve annelik rollerini paramparça ettiğini gündeme getirmeye ve takipçimiz olan kardeşlerimizi "evlerine, kadınlıklarına, anneliklerine" dönmeye davet ettik/ediyoruz. 

Pek çok kesim tarafından tepkiyle karşılansa da "Müslüman Anneyim, Evimdeyim" sloganıyla çıktık bu yola.

Fakat önemli olan insanın ne söylediği değil, sözlerinin gerçek hayatta nasıl bir yankı bulduğu.

Gün geçtikçe daha fazla anlıyorum ki, bu sözlerimiz/söylemlerimiz, muhatabımız sandığımız halk kesimine, "tuzumuzun kuru, rahatımızın ve konforumuzun yerinde, üst perdeden entel yazılar yazmakta olduğumuzu" anlatmaktan başka bir işe yaramıyor!

Dört aylık bebeğini bırakıp da günde sekiz saat çalışarak 10 saat bebeğinden uzak kalacak olan bir anneye, "çözüm önerisi" babından söyleyecek bir sözümüz yoksa konuşmasak/yazmasak daha iyi!

Altında son model arabasıyla, mevsimin modasına uygun kıyafeti, ayakkabısı ve çantasıyla plaza merdivenlerinden çıkan kariyer sahibi kadından bahsetmiyorum. O bizi duymuyordur da zaten.

Fakat ben aza kanaat eden, yokluğa göğüs geren kadından bahsediyorum...

Yavrusunun kokusunu içine çekmeyi en büyük zenginlik gören,

Eşi için evini cennet serinliğine çeviren,

Eşinin getirdiği birkaç lokma yiyeceği şükranla kabul eden kadından bahsediyorum...

Bu kadın evinden, eşinden, yavrularından ayrılmak istemiyor. Bu kadının kariyer derdi yok, "erkeğin eline bakmak" gibi son derece kompleksli bir zihin algısı yok, "O kadar okudum, bunca diplomayı boşuna mı aldım?" diye bir takıntısı yok. "El-alem ne der?" düşüncesi yok..

Bu kadın belki yan dairemizdeki kadın, belki aşağı mahallemizdeki, belki iki sokak ötemizdeki.. Sokakta yan yana yürüdüğümüz, görmezlikten gelsek de sık sık karşılaştığımız biri...

Bu kadın, çaresizliğimizin yalnızca bir çehresi...

ASGARİ ÜCRET, ASGARİ "MÜSLÜMANLIK" MI DEMEK?

Asgari ücret: 949.07 TL. imiş!

Bütün İslamî söylemlerimizi şimdi bu rakam etrafında yeniden düşünmeliyiz.

"Musa olmak, Yahya olmak, Asiye olmak, Meryem olmak" önermeleri, bu rakamın yanında süslü laflar olmaktan öte bir şey değil...

Onu geçelim, bu asırda Ebuzer olmak bile mümkün değil.. Fakir bir hayat yaşamak için bile paraya ihtiyacımız var. Nefes almak için bile bir vergi ödememiz gerek!

Devlet yetkililerine, bakanlara, valilere hiçbir sözüm, çağrım falan yok, olmayacak da!

Fakat ey İslam davetçileri, alimlerimiz, önderlerimiz!

Siz, ümmetin hayrı ve iyiliği için hiçbir fedakarlıktan geri durmayanlar!

Ümmetin sıkıntıları için gecesini gündüzüne katanlar!

İslam'ın bu çağda yaşanması hususunda önermelerimiz, asgari ücretle geçinmek zorunda kalan milyonlarca insan açısından ne ifade ediyor?

Muhatabımız tam olarak kimler? Sakın halka hitap ettiğimizi düşünerek kendimizi kandırıyor olmayalım?

Her birimiz ortalamanın üzerinde bir gelir düzeyine sahip insanlarla ilgilenmiyor muyuz? Kimimiz İlahiyatçılara hitap ediyor, kimimiz Hukukçulara, kimimiz Doktorlara veya gelir düzeyleri yüksek olma potansiyeli taşıyan Tıp, Mühendislik, Hukuk, Eğitim vs. Fakülteleri öğrencilerine.

İnşaatta çimento taşıyan içşi, tekstil atölyesinde dikiş diken kadın, pazarda su satan çocuk, tebliğde hangimizin muhatapları arasında?

"Bunlar bize gelmiyor" diyebiliriz, gelip gelmemeleri önemli de değil.. Asıl önemli olan, bizim İslam'ın geleceği açısından onları konumlandırdığımız "âtıl" ve "gereksiz" mekan.. Hoca Efendilerimizin asgari ücretle yaşayan bir insan için belirledikleri "yaşanabilir" standart İslam şu; "Namazını kılabiliyorsa yatsın kalksın Allah'ına şükretsin."

Bu anlayışa gerek direkt gerekse dolaylı olarak defalarca şahit oldum...

Çünkü asgari ücretle çalışan bir işçi, ne parasal olarak ne de vakit-zaman açısından İslam'a hiçbir fayda getirmeyecektir. Çünkü Hocalarımızın, çalışmalarını finanse edecek zenginlere ve vakıflarında eğitim verecek yüksek öğrenim görmüş, zamanı müsait kimselere ihtiyaçları var...

O zaman ister istemez, bütün nasihat ve tavsiyelerimizin gelir düzeyi yüksek olan kimseler için olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.. Yani "Paran varsa Ömer gibi, Fatıma gibi bir Müslümanlık mümkün!" Yoksa, hiç boşuna heveslenme!

Asgari ücretle hayata tutunmaya çalışan bir genç için, evlilik Kaf dağının ardındaki hayaldir sadece. En iyi ihtimalle yine asgari ücretle çalışan bir kızla evlenebilir.

"Yüksek miktarda mehir istenmesi, mobilya, eşya vs. istenmesi evlilikleri zorlaştırıyor" doğrudur ama sadece bu değil ki. Hiçbir şey istenmese dahi, ortalama ev kirası ödeyip mutfak masrafı karşılayacak parası olmayan insanlardan bahsediyoruz.

Bu insan evlenemediği için zinaya meyletse, tek suçlu kendisi mi?

Yetmediği için harama el uzatsa, tek suçlu kendisi mi?

700 TL. için günde 12 saat hizmetçilik yapan kadın, iffetini, namusunu yitirse, tek suçlu kendisi mi?

Çocuğunu yetiştirme yurduna bırakan anne-babalar, tek suçlu kendileri mi?

Yanına bir parça yiyecek koyup 6 aylık bebeğinin üzerinden kapıyı kilitleyerek onu akşama kadar evde bir başına bırakmaya mecbur anne, tek suçlu kendisi mi?

Bu çocuk, ilerde katil olduğunda, cani olduğunda, tecavüzcü olduğunda, tek suçlu kendisi mi?

Bahçesine giren hırsızı yaka paça Peygamber'e (s) getiren sahabeye, Peygamberin (s): "Madem kardeşin cahildi, neden öğretmedin? Madem açtı, neden doyurmadın?" buyurması, bizim için hiçbir şey ifade etmiyor mu?

Şimdi yeniden dönelim;

"Gençler evlensin, kadınlar çalışmasın, çocuklar annelerinden ayrılmasın, eşler arası muhabbette zirveler yaşansın, erkeğin gözü dışarıda kalmasın, kadının aklı bir yere gitmesin, ailemiz korunaklı olsun vs." söylemleri, sadece birimizin, birkaçımızın değil, hepimizin söylediği, sonuna kadar savunduğu şeyler.

Peki kime karşı? Hangi erkek bahsettiğimiz? Hangi kadın, hangi çocuk, hangi aile?

Ortada bir aile var mı ki?

Toplumda ayyuka çıkan ahlaksızlıktan rahatsız aydınlarımız, her soruna çözüm sunmakta mahir gazetecilerimiz, halka bol keseden aile muhabbeti dağıtan yazarlarımız, "eğitimden, baba otoritesinin eksikliğinden, anne merhametsizliğinden" yakınan eğitimcilerimiz... Şimdi düşünelim; sorunun düğümlendiği önemli noktalardan biri de ekonomik yetersizlik değil mi?

Asgari ücret, çalışma saatleri, insanı bir makine kullanmayı "ibadet" bilen o kör zihniyet değil mi?

BU FABRİKATÖRLER KİM?

Madalyonun bir de öbür yüzü var ki, çevirsek mi çevirmesek mi bilemiyorum...

Sözü geçen asgari ücretle çalışan vatandaşlar, falan dinsizin, filan Yahudi'nin, Masonun, Allah düşmanının fabrikasında çalışmıyorlar..

Hani bilirsiniz, Hoca Efendilerimizin yanında saf tutan, onların vakıf-dernek projelerine para yağdıran, yurtları-kursları finanse eden, Filistin için elini cebine attığında milyarlar çıkaran, Arakan'a, Myanmar'a bol sıfırlı çekler imzalayan, bankaya bir telefon ediveren, sekreterine talimat veren, namazlı-niyazlı Müslüman zenginler var ya..

İşte bahsi geçen vatandaşların pek çoğu da onların fabrikalarında, atölyelerinde, iş yerlerinde çalışmaktalar..

Şimdi burada İslam davetçilerine, alimlerimize, önderlerimize düşen bir görev yok mu?
Bu adamlar, işçisini bu paraya çalıştırırken sırf "vakfı finanse ettiği" için nasıl "Makbul Müslüman" olabiliyorlar?

Projelerimiz için destek istediğimiz bu patronların paralarında acaba kaç mazlumun âhı var? Kaç işçinin alın teri, kaç annenin göz yaşı, kaç bebeğin çaresiz çırpınışı?

Herkesin bir Beyruha'sı vardır... Gönlüne taht kuran bir dünyalığı...

Paralarının bir kısmından gönül rahatlığıyla geçebilen bu adamların belli ki Beyruha'ları paraları değil...

"Napalım piyasa böyle. Belirlenen resmi rakamlar böyle. Ben bunun dışında bir şey yapmış, kimsenin hakkını gasp etmiş değilim" diyen İslamcı zenginlerin Beyruha'ları, sakın bu kapitalist anlayışları olmasın?

Hocalarımız, onlara "makbul müslüman, efdal müslüman" muamelesi yapmayı bırakıp da onlardan bu kapitalist zihniyeti değiştirmelerini isteseler, acaba bundan sonraki münasebetleri hangi yönde seyreder?

İçlerinden kaç kişi bir daha vakfın, derneğin önünden geçer?


ÇÖZÜM KİMDE?

"Bütün suç, alimlerin, davetçilerin mi şimdi?" diyecek pek çoğu.. Hayır, fakat biz sorunlarımızın halledilmesinde alimlerimizden başka kimseye güvenemeyiz, onlardan gayrısının da bizi anlayabileceğine inanmayız...

Alim; ümmetin -hangi makamda olursa olsun- her bir ferdine nasihat etme otoritesini elinde bulunduran şahıstır. Peygamberin mirası, bu sorumluluğu gerektirir.

İzz bin Abdusselam döneminde Sultan vekili olan Kutuz, Haçlılara karşı seferber edilecek olan İslam ordusunun donanması için halka vergileri artırmayı önermişti. Orada bulunan İzz bin Abdusselam ayağa kalkmış ve; "Sizler hanımlarınızın, cariyelerinizin küpelerine varıncaya kadar, kılıçlarınızın kabzalarındaki altın süslemelere varıncaya kadar her şeyinizi bu ordu için vermedikçe yoksul halktan hiçbir şey alamazsınız!" demişti. Nitekim aynen dediği gibi de oldu...

Alim, yaşadığı asra söz söyleyen ve çağının problemlerine çözüm üreten değil midir?

Alimlerimizin çağa ışık tutan, bu asırda İslam'ı yaşamayı bize mümkün ve kolay kılabilecek olan önerilerine ihtiyacımız var...  İslam'ı yaşamamız hususunda önümüzdeki engelleri kaldırmalarına ihtiyacımız var... Kapitalist İslamcıların ve refah içinde yaşayan devlet erkanının karşısında hakkı söyleyecek cesaretlerine ihtiyacımız var...

Değilse halkta hiçbir karşılığı olmayan İslami söylemlerimiz, bu anlayışsızlığımızla onları İslam'dan daha da fazla uzaklaştırırken bir yandan da bizi kendi içimizde, kendi refahımızla, kendi lüksümüzle kokuşmaktan ve tüketmekten başka hiçbir işe yaramayacak!


Ummu Reyhane



Not:
Seçim arifesi kaleme alınan bu yazı, hiç kimseye siyasî bir yön vermeyi amaçlamamakta bilakis devlet erkanından da sorumlu olan alimleri ve din adamlarını göreve çağırmaktadır. 



5 yorum:

  1. Bu güzel yazıyı kaleme alan vicdanlı annemizi gönülden tebrik ediyorum Ben de 3 yıllık evli bir bayanım. Evlendiğimizde eşim yüksek lisans yapıyor aynı zamanda da sözleşmeli araştırma görevlisi olarak çalışıyordu. Evlendikten 2 ay sonra kadrolu birisi gelince eşimi çıkarttılar. 6 ay boyunca düğünde takılan altınlarla idare ettik. Ailelerimize de bu durumu hiç anlatamadık. Başvurduğumuz Ünv lerin kadrolarına genellikle bayanlar atanıyor bize bayanlardan sıra gelmiyordu. Eşim başka bir Ünv nin bir şubesinde kadro alana kadar gelirimiz olur diye taşeron eleman olarak çalışmaya başladı. Asgarî ücretten biraz fazla 1150 tl kadar maaş alıyorduk. Buna da şükür diyorduk ama aldığımız paranın yarısı kiraya gidince geriye kalanla ay sonunu zor getiriyorduk. Çok şükür zor da olsa şu an eşim istediğimiz bir yerden kadrosunu aldı. Mevlam bizim gibi cümlesini sevindirsin. Asgarî ücretle hem çocuk yetiştirip hem de ev geçindiren bütün ailelere de Mevlam yardım etsin. Zira günümüzde pek az insanda merhamet ve vicdan kalmış. Sistem tarafından çalışmak zorunda bırakılan kadınlar müstesna, nerede ayaklarımın üstünde duracağım diyen bir bayan görsem öfkeleniyorum . Sen daha fazla tüketeceksin diye bir aile yok olma tehlikesi yaşıyor farkında mısın? Erkeklerin iş bulamama sebebinin de bu maaş fetişisti kadınlar olduğunu düşünüyorum. Diyeceğim o ki kızan kızsın ama bu annelikten ev hanımlığından kaçıp sözde ekonomik özgürlüğünü eline alıp kapitalizmin kölesi olan kadınlar düpedüz kul hakkına giriyorlar. Memur alımları, öğretmen atamaları, akademisyen alımları vs. Devletin artık buna bi el atıp erkeklere pozitif ayrımcılık yapması gerekiyor. Madem evlilik tavsiye ediliyor madem en az 3 çocuk telkin ediliyor o vakit erkeklere evlenmeleri için iş, kadınlara da çocuk yetiştirmesi için asla iş verilmemesi gerekiyor. Tek maaşla hem ev geçinir hem kadın mutlu olur hem çocuk hem de erkek. Bir tarafda bakıyorsun karı-koca öğretmen doymayan nefislerini avutmaya çalışıyor, diğer tarafta atanamayan bir öğretmen ve bir maaşla gül gibi geçinmeye razı olan fakat çalışma delisi kadınlar tarafından hakkı gasp edilmiş bir ev hanımı... Artık buna dur demenin zamanı geldi de geçiyor. Size katılıyorum İslamda sosyal adalet nedir infak nedir bu meseleleri hiç korkmadan söylemesi gerekenler şüphesiz alimlerdir. O halde ne diyoruz ALİMLER GÖREVE.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız kardeşim, sizin yaşadığınız imtihanları yaşayan o kadar çok kardeşimiz var ki.. Müslümanlar kapitalist anlayışlarından vazgeçmedikçe ve alimler mağdurların haklarını aramadıkça daha uzun sürer bu imtihanlarımız.. Allah hepimizin yardımcısı olsun..

      Sil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah o dernekçiler yok mu Allah onları ıslah etsin. Ummu reyhane'ye de şaşırdım böyle düşünmesine yani. Demekki cidden rahatsızmış. Çünkü yakınları falan hep dernek vakıf işleten hocalar da ondan.
      Allah razı olsun, bakılmayan bir taraf, gerekli bir ses ve çağrı. İnşaallah faydalı olur.

      Sil
  3. Çocuk yetiştirmek bir sanattır ve bu dünya üzerindeki gelmiş geçmiş en iyi kariyerdir.insan verdiği emeklerin karşılığını alınca nasıl mutlu olmasın ki?Oğlumun.'anne sınıfta kız arkadaşlarımın eteği açıldığı zaman çok utandım,başımı hemen öbür tarafa çevirdim'sözünü duyunca anne olduğum için şükrettim rabbime......Allah hepimizin çocuklarını iffetli kılsın...bir insan bu dünyada başka ne ister ki?

    YanıtlaSil