Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

17 Oca 2015

Çocuk, Evliliği Sınar


ÇOCUK, EVLİLİĞİ SINAR

Çocuktan önce evlilik, genel anlamda bir balayı tadında geçer. Eşler birbirlerine uyum sağladıklarında, farklı bir ev, kültür, şehir, hatta ülke bile çok büyümez insanın gözünde.. Aslolan kadın ve erkek olarak her iki tarafın da konumunu bilmesi ve buna uygun davranmasıdır..

Nasıl olsa ortada iki tarafın da belini bükecek bir sorumluluk ve dara düşürecek bir zorluk yoktur.. Erkek dışarıda çalışır, kadın evinin içinde.. Ev daima derli topludur, yemek hep istenilen şekilde hazırdır, yeni ev hanımın üstü başı düzgün, eli yüzü bakımlıdır. Kadın; “Eşim gün boyu dışarıda yorulmuş” der, evin düzenini, yemeğini, kıyafetini, banyosunu onu rahat ettirecek şekilde hazır eder.. Erkek; “Hanımım evde sıkılmış” der, onu dışarı çıkarmanın, mutlu etmenin yollarını arar..

Velhasıl sohbet tatlıdır, ses tonları gayet yumuşak, hitapların her biri birbirinden güzeldir..

Her iki tarafın da hem kendilerine hem de birbirlerine ayıracakları bol bol vakitleri vardır.. Gün gelir alevli konuşmalar yapılır, gün gelir sessizlik dinlenir.. Arkadaşlarla muhabbetler, sosyal hayatla ilişkiler ve aktiviteler devam eder.. Okunur, yazılır, gezilir, görülür, yenir, içilir..

Sonra bir gün “bebek” gelir.. İnsanlar ona “bebek” deseler de, Rabbimizin kelamında o bir “imtihan”, dahası bir “düşman”, insanın omuzlarında ise bir “sorumluluk”tur..

Evin neşesi olan hanım, birden bire dönüşüm geçirmiş, fedakar, cefakar bir anne olmuştur.. Evin direği erkek ise, omuzlarında ağırlaşan sorumlulukla, yüreğinde türlü türlü endişelerle koşuşturmaktadır..

Sıkıntı yokken herkes “iyi” insandır, şartlar eşit olduğunda ve kimsenin yük altında beli bükülmediğinde herkes birbiriyle “iyi” geçinir.. Fakat hayat tekdüze olmadığı gibi, evlilikte ilişkiler de tekdüze değildir. İşte burada da çocuk evliliği sınar.. İyiliğimizi, muhabbetimizi, anlayışımızı, hoşgörümüzü..

Günün her saati bebekle uğraşmaktan dolayı yorgun, uykusuz ve bitkin düşen bir kadın vardır artık evlilikte.. Ne eskisi gibi ev işlerini yetiştirebilmekte, ne yemek hazırlayabilmekte ne de kendisine çeki düzen verebilmektedir..

Erkek ise, hiçbir şeyle ilgilenmeyip hayatına devam etse vicdan azabı duymakta, bir şeylerin ucundan tutmaya çalışsa çoğu zaman becerememekte ve işe yaramadığını hissetmektedir..

Ve karşılıklı şikayetler başlar, sızlanmalar, eleştirmeler, beğenmemeler.. Ses tonları değişir, hitaplar silikleşir, bakışlar kaçırılır, ufak çaplı sarsıntılar git gide şiddetlenir..

İlk çocukla birlikte yaşanılan bu durum elbette geçicidir ama pek çok evlilikte geçerken o kadar çok şey götürür ki.. Etrafımız, çocuktan sonra hiçbir zaman ilk günlerine dönemeyen evliliklerle doludur.. Düşe kalka, deneye yanıla, tecrübe ede ede bir şeyleri öğrenmeye çalışan yeni anne-baba, çoğu zaman telafi etmek istediği şeylerin de maalesef yerinde yeller estiğini görür..

Onun için bu hassas dönemde kadına da erkeğe de düşen bazı vazifeler vardır.

Kadına Düşen Görevler:

1-Yeni doğum yapan anne, kimi zaman annelikten kaynaklanan iç güdülerle hayata sadece çocuk penceresinden bakıp çocuk odaklı yaşayabilir. Bütün sevgi-ilgi ihtiyacını çocuğuyla gidermeye çalışır. Bu durum anne için bir adres kayması, çocuk için ise –ilerleyen hayatta- bir yüktür. Bir kadının eşinden alacağı duygusal destek veya sevgi, hiçbir zaman çocuğu tarafından karşılanamaz. Onun için kadın, eşinin kendisi için tek ve biricik olduğunu, annelikten sonra da gözden kaçırmamalıdır.

2-Kadın, “Çocuk, çocuğun ihtiyaçları, evin işleri, yemek vs” diye yetiştirmeye çalıştığı yoğun hayatında eşine de yer açmasını bilmelidir. Bazı yeni anneler, bebeğin bütün ihtiyaçlarının yatak odasında giderilmesi gerektiğini düşünürler ve neredeyse bebeği odadan dışarıya çıkarmazlar. Bu anne için oldukça bunaltıcıdır. Bebek, gündüz uykularını oturma odasında uyuyabilir, ihtiyaçları babanın da bulunduğu ortamda giderilir. Anne, bir yandan çocuğunu emzirirken bir yandan eşiyle sohbet eder. Baba, çocuğu kucağında oyalarken, anne yemeklik sebzeleri doğrar vs.

3-Kadın, eşinden “annelik” beklememelidir. Allah, gece-gündüz bitmek bilmeyen işlere koşturabilmesi için anneyi ayrıca bir sabır ve tahammülle donatmıştır. Bir erkekten bunun yarısını bile beklemek mümkün değildir. Anne, saatlerce ağlayan çocuğuna; “Gel yavrum” diye bağrını açabilirken, baba on dakikalık bir ağıttan sonra sinir krizine girebilmektedir.

4-Bebeğin özellikle ilk iki yılında babadan, çocuk bakımına dair çok şey beklememek gerekir. Çünkü çocuğun ihtiyacı babada değil annededir.

5-Kadın, güzel ve tatlı diliyle, açık ve net ifadelerle gerekli durumlarda eşinden yardım istemelidir. Genelde ev işleri, yemek veya sakin olduğu dönemde bebeği oyalamak gibi.. Bazı erkekler kendi ailelerinde ev işlerine yatkın oldukları için eksiğin veya yapılması gerekenin ne olduğunu bilir ve söylemeden yaparlar. Fakat bazıları ise hiçbir sorumluluk vermeyen annelerin elinde büyüdükleri için söyleseniz dahi çoğu zaman unutur veya idrak edemezler. Burada kadının alınganlık yapmasına gerek yoktur. Erkeğin büyümüş olduğu ev ve yetiştiren anne faktörü göz önünde bulundurulmadan erkekten çok fazla beklentiye girmek sonunda kadını hüsrana götürür.

6-Kadın, yorgunluk veya uykusuzluk şikayetleriyle sürekli erkeği bunaltmamalıdır. Bunun yoğunlaştığı ailelerde, artık erkeğin eşinden kaçar vaziyete geldiğini görüyoruz. Kadın yaşamış olduğu zorlukları kendi hemcinsi olan bir kadına anlatsa, iki kadın “vah vah” eder, gelir geçerler. Fakat çocuk hakkında erkeğe şikayette bulunulduğunda erkek direkt olarak sonuca odaklanır ve eşinin kendisinden bir şeyler beklediğini, yapamadığı şeylerden dolayı onu suçladığını düşünür. Bu da ilişkileri yıpratır. Elbette kadın robot değil, gün olacak şikayet edecek ama bunu sürekli bir konuşma üslubu haline dönüştürmek de muhabbetin tadını kaçırır. Onun için temel prensibimiz; yardım istiyorsak açık bir dille bildirmek, mümkün olduğunca da sızlanma tarzı şikayetten uzak durmak olmalıdır.

7-Yeni doğum yapan bir kadın hem bedensel hem de ruhsal olarak hassastır. Aslında eşine en çok ihtiyaç duyduğu bir zaman dilimini yaşamaktadır. Fakat çocukla birlikte kendisini koşuşturmaya ve bazı şeyleri yetiştirmeye odakladığı için çoğu zaman bunu hissetmeye dahi fırsat bulamamaktadır. Kadın burada; içindeki o boşluğun, o ağlamaklı halin, o derinden gelen sızının eşinin sevgisiyle yok olacağını bilmelidir ve bunu da eşine hissettirmekten çekinmemelidir. Eşine duyduğu özlemi, ona olan ihtiyacını uygun fırsatlarda belirterek aradaki ilişkiyi pekiştirmelidir.

8-Kadın, boş vermişlik, umursamazlık, kendinden geçmişlik halinden bir an önce çıkıp normal hayata ayak uydurmanın mücadelesini vermelidir. Bu mücadele de iç dinamiklerle gerçekleşecek olan bir şeydir. Görevlerini gözden geçirerek fazla yüklerini bırakmalı, yapması mutlaka gerekli olan şeylerde ise pratiklik kazanmalıdır. Yani evi haftada bir kez temizleyebilir ama eşinin geleceği saatte mümkün mertebe eve ve kendisine çeki düzen vermelidir. Bu hazırlanış sadece mekânsal veya bedensel değil ruhsal olarak da eşini tebessümle karşılamaya, onunla hasret giderircesine içten muhabbet etmeye bir hazırlanış olmalıdır.

Erkeğe Düşen Görevler:

1-Çocuk, sadece anne için değil pek çok baba için de “biricik” olabilir. Gözü çocuğundan başkasını görmeyen ve çocuğu dışındaki herkesi önemsiz atfeden babalar vardır. Yukarıda da değindiğimiz üzere erkek için bu bir adres kaymasıdır. Erkek nasıl ki kadın için birinci sırada olmalıysa, kadın da erkek için birinci sırada olmalıdır. “Benim çocuğum var, sen olsan da olur olmasan da” tavrı, evliliği daha en başından sekteye uğratır.

2-Erkek, hanımının en çok sevgiye ve desteğe ihtiyaç duyduğu bu dönemi, ona sevgi ve destek vererek geçirmelidir. Karşınızda; doğum zorluklarına dayanmış, türlü türlü sağlık problemleriyle uğraşmış, gecenin uykusuzluğu ve gündüzün yorgunluğuyla başa çıkmış dağ gibi bir anne vardır ama aynı zamanda o anne dokunsanız ağlayacak, üfleseniz yıkılacak kadar zayıf, hassas ve çaresiz bir kız çocuğudur..

3-Erkek, hanımının bebeğin yoğun ağlamalarıyla ve uykusuzluklarla boğuştuğu bu ilk dönemde evde sakinleştirici bir rol üstlenmelidir. Sürekli; “Bebek uyudu mu? Ağlıyor mu? Ne zaman susacak?” gibi anneyi bunaltacak sorular sormaktansa, “Geçecek inşallah, büyüdükçe göreceksin çok daha iyi olacak” gibi teselli verici ifadelerle yatıştırmalıdır.

4-Erkek, hanımının yorgunluğunu ve ara sıra şikayet etmesini kendisine bir suçlama olarak algılamamalıdır. Yapması gereken tek şey; “Haklısın canım, çok yoruluyorsun, senin yerinde bir başkası olsa dayanamazdı” gibi iki-üç cümleyle gönül almaktır.

5-Erkek, elinden geldiğince ev işleri hususunda hanımına yardım etmeyi bir yük olarak görmemelidir. 15 dakika verilerek süpürülen bir oda, asılan bir çamaşır, yapılan bir salata, o akşamki muhabbeti tatlandırmaya ve kadını gülümsetmeye yetecek bir yatırımdır. Hanımına hizmet eden bir erkek, bu hizmetin karşılığını evliliğinin her aşamasında mutlaka alacaktır.

6-Erkek, bu dönemde hanımından beklentilerini asgariye indirgemelidir. Çocuktan sonra da aynı şekilde hizmet-hürmet bekleyen bir erkek hem eşine zulmetmiş olur hem de onu zora soktuğu için ister istemez isyanlarla karşılaşır. Gün olacak kahvaltısız evden çıkacak, gün olacak ütüsüz gömlek giyecek, gün olacak evi darmadağın ve eşini saç-baş birbirine girmiş bir vaziyette bulacak.. Burada düşünülmesi gereken en önemli şey; “Bu kadın elinde fırsat varken böyle yapıyor muydu?” sorusudur. Cevabımız “Hayır” ise, o kadın suçlanmayı değil bilakis takdir edilmeyi hak ediyordur.

7-Erkek, çocukla birlikte değişen yeni aile düzenine uyum sağlamalıdır. Çocuktan önceki günlerde olduğu gibi sabahlara kadar oturan ve öğlene kadar yatmak isteyen bir erkek, kadın için çok büyük zorluktur. Erkek bu tavrıyla ailede bireysel bir tutum başlatmış olur, o gece kendi aleminde yaşarken, gündüz hanım ve çocuklar bir başka hayatı yaşamaktadır. (İş hayatı müsait olan pek çok erkek bu ayrıntıya dikkat etmez.) Erkek, geç vakitlere kadar oturur, kadın biraz ona eşlik etmeye çalışır. Çocuk, sabahın ilk saatlerinde uyanır, kadın kalkmak zorundadır. Bir taraftan erkek uyanmasın diye çocukla meşgul olmakta, diğer yandan öğle vakitlerine sarkan kahvaltı, yaşamı bir türlü başlatamamaktadır. Öğlen vaktinde kesişen yollar, erkeğin uyku mahmurluğu, kadının da saatlerdir dişini sıkması sonucunda verimsiz bir vakte dönüşür.. Sonra yine herkes kendi yoluna gider..

8-Erkek, hanımına anneliği sevdirmeli ve onun anneliğini teşvik etmelidir. Kadının yaptığı her işe karışan, çocukla ilgili sürekli detaya varacak derecede emirler yağdıran, kadının annelik yapmasına fırsat vermeyen bir tutum, kadını eşine karşı cephe almaya iter. Çünkü bu dönemde kadının uğraştığı en yoğun iş, çocuktur ve ne kadar çabalarsa çabalasın eşinin gözünde bunun bir kıymeti yoktur. Erkek, çocukla ilgili hususlarda; “Sen daha iyi bilirsin, sen en güzelini düşünürsün, kim senin kadar güzel annelik yapabilir ki? Çocuğumuz senin gibi bir annesi olduğu için çok şanslı” gibi ifadelerle hanımını onure etmelidir. Bir erkeğin hanımına bu şekilde iltifat etmesi, o annenin günlerce çocuğuyla gülümseyerek ilgilenebilmesi için yeterlidir. Anneliği konusunda “yetersiz” ve “eksik” hissettirilen bir kadın ise, çocuğuna sebebini bilmediği bir şekilde sert ve duyarsız davranabilmektedir.

9-Erkek, hanımına duyduğu özlemi çeşitli vesilelerle dile getirmeli ve bu hususta küçük fırsatları değerlendirmeyi bilmelidir. Çocuk uyuduğunda; “Hadi karşılıklı birer kahve içip hasret giderelim” şeklinde gelen bir teklif, bazen pek çok sorunu dönüp dolaşıp konuşmaktan daha yapıcı ve faydalıdır. “Annemler çocukla ilgilensinler, biz bir saat el-ele dolaşalım, çok özledim seninle çıkmayı” gibi kadını yoğun çocuk gündeminden çıkararak ona “eş olma, kadın olma, bir erkeğe sevgili olma” halini yeniden hatırlatacak olan erkektir.

SONUÇ olarak, ilk çocukla birlikte sınavdan geçen evlilik hayatımız, tarafların karşılıklı hassasiyet ve özen göstermesiyle yeniden daha güçlü bir şekilde bağlanarak devam eder.. Aslolan iyi ve kolay zamanda muhabbet ediyor olmak değil, kötü ve zor zamanda muhabbeti yakalamak için çabalamaktır.

Ummu Reyhane




4 yorum:

  1. Maşallah.. Çok güzel faydalı bir yazı. Rabbim uygulamayı nasip etsin..

    YanıtlaSil
  2. Elinize sağlık... Önemli bir paylaşım olmuş.

    YanıtlaSil
  3. Allah razi olsun bu tur bilgilere bu zamanda çok ihtiyacimiz var.Rabbim yuvalarimizi cennet bahçesine benzetsin.....

    YanıtlaSil
  4. Allah razı olsun ablacığım.. Yazınız bir çok derde şifa olacak türden. Allaha emanet olun.

    YanıtlaSil