Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

7 Oca 2015

Baba Olma Sanatı / Sefa Saygılı- Ali Çankırılı (kitap özeti)


Kitabın adı: Baba Olma Sanatı   
Yazarlar: Prof. Dr. Sefa Saygılı - Pedagog Ali Çankırılı
Yayınevi: Zafer Yay.
Sayfa Sayısı: 166

Kitap genel olarak sade bir anlatımla babalığın sorumluluğu alanına giren pek çok konuya değinmiş. Konular üç bölüme ayrılmış; 1. Bölüm; çocuğu anlamak, 2. Bölüm; çocuğun kişilik gelişiminde babanın etkisi, 3. Bölüm; çocukları zararlı alışkanlıklardan korumak. 

Yazarlar; kitabın önsözünde “Amacımız babaları eleştirmek değil ailedeki rolünü hatırlatmaktır” demişler. Acaba bu açıklamaya ihtiyaç duymalarının nedeni babaların kendilerine nasihati içeren bir çalışmayı eleştiri olarak göreceklerini düşünmeleri mi? Bu gerçek midir? Yani babalar nasihate kapalılar mı? Bunu her baba kendine sormalı ancak bu yazıyı okuyan babaların nasihate kapalı olmaktan ziyade bir arayış içinde olduklarını varsayıyorum.

Yazarlar annelik ve babalık sevgisini şöyle tanımlıyor; annelik sevgisi doğaldır, annenin çocuğunu sevebilmek için çaba sarf etmesi gerekmez. Fakat babalık sevgisi böyle değildir. Babanın sevgisini tam hissedebilmesi için sevmeye çalışması, çocuğa yakınlaşmak için çaba sarf etmesi gerekir. Ancak bundan sonra sevgi gelişir. Tabii kimse mükemmel baba olarak dünyaya gelmez. Babalık belli gayretler sonucu üst düzey hale getirilebilir.

Yazar kendisine tedavi için gelen depresyonlu gençlere ilk olarak “Bana babanı anlat, nasıl biriydi? diye sorarım” der. Çünkü baba sevgisi gören, onunla birlikteliği doya doya yaşayan çocuklar bunu yaşamayanlarla bir olmaz. Eğer çocuk büyüdüğünde çocukluğunu düşünürken babası ile ilgili çok az şey hatırlıyorsa bu durum babalık sevgisini yeterince almadığını gösteriyor. Babası ile ilgili pek çok olumlu anı hatırlıyorsa bu da baba sevgisini aldığını gösteriyor. Araştırmalara göre bu sevgiyi tadan çocuklar daha ahlaklı, daha vicdanlı, daha sağlam inançlı ve daha az problemli oluyormuş.

Baba şu iki yönden çocuğunun gelişimine katkı sağlar; birincisi direk olarak çocuğa vereceği sevgi ile ona etki etmesi. Çocuk babasının gölgesi altında onun varlığından ruhuna gıdalar devşirir. Ve bu ilişki kesintiye uğramadığında psikolojik açıdan sağlıklı bir yapıya erişir. Karakterik açıdan olgun ve mutedil olur. Erkek çocuk babasından cinsiyetine ait kimliği modeller. Babasıyla sağlıklı iletişim kuramayan erkek çocuklar kendi kimlikleri ile ilgili sorun yaşar. Kız çocukta babasından yeterli saygı, sevgi ve ilgi görürse doğruyu yanlışı ayırt etme özelliği gelişir, aynı zamanda eş seçerken doğru yanlışları sağlam bir şekilde eş seçer. Babasının portresinden karşı cinsi daha iyi tanır ve onlara nasıl davranacağını iyi bilir.

Bir de dolaylı yönden babanın çocuğa faydası vardır. Psikologlar bunu şu şekilde ifade eder; “Babanın çocuğun gelişimine yapacağı en önemli katkılardan birisi çocuğunun annesi ile iyi geçinmesidir.” Bu açıdan baktığımızda babanın anneyle iyi geçimi çocuğa pek çok yönden fayda sağlar; ilk olarak anne duygusaldır, babanın her türlü yardım ve ilgisine ihtiyaç hisseder. Hamilelik, doğum ya da doğumdan sonraki zorlu süreçlerde babadan yeterince sevgi ilgi ve yardım gören anne daha az içsel sorunlar yaşar. Anne psikolojik açıdan rahat ve mutlu oldukça çocuğu ile sağlıklı iletişime girer. Eğer anne bu dönemde eşinden beklentilerini bulamaz, yardım ve ilgisini görmezse sıkıntıları artar. Gergin ve agresif bir yapıya bürünür. Çocuğunu çok sevse de sorunlarını ona yansıtır. Kimi zaman eşinden sevgi ve ilgiyi yeterince görmediği için ihtiyacını çocuğunda gidermeye çalışarak üstüne fazla düşer, aşırı korumacı yapıya bürünür. Ya da tam tersi ilgisizleşir, ihmalkâr davranmaya başlar. İşte babanın çocuğuna yapacağı en önemli iyiliklerden biri annesinin ruhunu doyurması, psikolojisini anlamaya çalışarak beklentilerini karşılamasıdır. Bunun hem eşlik görevi hem de babalık vazifesi olduğu düşünülmelidir.

Babalık ve annelik hamilelikle başlar. Anne bu süreçte bebeğin gelişimi için gıdasına, uykusuna vs özen göstererek anneliğe hazırlandığı gibi babalarda hazırlanmalıdır. Peki  Babalar bu dönemde neler yapabilir? Kitap şöyle cevap vermiş; Babalar özellikle anneye destek olarak işe başlamalı. Her konuda yardıma hazır noktada olmalı. Anne ile iletişim dilini tam manası ile düzeltmeli. Hamileliğin duyguların çok yoğun yaşandığı bir dönem olduğunu aklından çıkarmamalı. Annenin duygularını dinlemeli ve kendi duygularını uygun bir dille ifade etmeli. Bununla birlikte bebeğe yakın durmalı. Bebekle konuşarak ilgisini göstermeli. Her gün bebekle iletişim kurarak babalığı hissetmeye çalışmalıdır.

Kitap akşam eve dönemeyen, dönse de evde varlığını çocuklarına gösteremeyen babalara güzel önerilerde bulunuyor. Bazı babalar iş yerinde işleri bitse de belli saate kadar orada kalıp hesapları gözden geçirmeyi alışkanlık haline getirirler. Ancak yazar işlerin ne kadar yoğun olursa olsun aileyi işe feda etmemenin ve saatlerce mesai yapmamanın altını ısrarla çiziyor. Şunu unutmamalıyız ki; çocuklar akşama kadar babalarının kapıdan girecekleri anı heyecanla bekler. İçten içe o anın hazzını tatmayı arzularlar. Ancak her babanın eve dönüşü birbirinden farklıdır. Kimi babalar mesaiyi daha kısa tutma imkânı varken bunu kullanmaz. Ya da eve geldikten sonra birkaç dakika çocukla konuştuktan sonra kendisini dinlenmeye alır. Ya köşesine çekilir, ya televizyon karşısına oturur, ya da çok yorgun olduğunu söyleyerek sürekli çocukların sessiz durmasını ister. Bazıları da çocukları ile konuşur fakat üstün körü; çocuklar kendisine bir şey anlatırken kısa cümlelerle cevap verip diyalogu bitirmeye çalışır. Bunun gibi davranışlara çocuk o an itiraz etmese de zamanla yavaş yavaş babasından ümidini kesmeye başlar.

Eve gelip sadece kendileri ile birkaç dakika konuştuktan sonra hemen kendi köşesine çekilmesi gerektiğini düşünerek babasını rahat bırakır. Anne de babanın bu rahat kalma isteğine hizmet etmeye başlar. Herkes halinden memnun gibi görünse de ileriki dönemlerde bu çocuklar ciddi anlamda babalarının eksikliğini duyar fakat babasının karşısına geçip “Baba işten eve geldiğinde bizimle ilgilen” diyemezler. Aslında çocuk içten içe eve dinamik bir halde giren, kendisiyle heyecanla konuşan, bıkmadan dinleyen bir baba bekler. Bu nedenle baba evdeki beklentinin üstünü örtmemeli… Akşam eve geldiğinde gelişini gerçek bir mutluluğa dönüştürmeli… Çocuğuna masal anlatmalı… Oyunlar oynamalı… Saate bakmadan dinlemeli, her akşam gün içerisinde neler yaptığı hakkında konuşmalı… Kitap okumalı… Çocuğuyla bir program hazırlayıp uygulamalı… Camiye ya da başka yerlere birlikte gitmeyi alışkanlık halinde getirmeli… Eğer çocuk normal şartlarda babasından bunu görürse geçekten yorgun olduğunu fark ettiğinde köşesine çekilmesine kızmaz. 

Yazar şunun altını çiziyor; küçükken babaları ile birlikte olmayan çocuklar ergenlik döneminde babaları ile ortak hareket etmek istemez. Çünkü küçük yaşlarda babayla birlikte bir şeyler yapmanın lezzetini almadıkları için büyüdüğünde baba ile ortak bir şeyler yapmak cazip gelmez. Daha çok arkadaşları ile takılmak ister. Adeta babasının varlığını kendi mutlu anlarına engel gibi görmeye başlar. İşte bu bir baba için büyük bir tehlikedir.

Bazı babaların da işini evine taşımaktan zevk duyduğundan bahsediyor yazar. Böyle kimseler eve girdiklerinde ilk olarak “Beni arayan soran oldu mu?” diye sorar. Çünkü faal olmak insanların hoşuna gider. Kabul etmesek de aslında meşguliyetleri kendimiz buluruz. Yani çocuklara yeterince zaman ayıramadığını söyleyen önceliğinin neler olduğunu gözden geçirmeli. Çünkü faal ve meşgul olmayı kendimiz tercih ederiz. Bizimle birlikte bir şeyler yapmayı teklif eden herkese “evet” demek büyük hatadır. Çünkü dışarıya sürekli “evet” diyenler evdekilere sürekli “hayır” demek zorunda kalır.

Evde bulunup akşamını çocuğuyla geçirdiğinde kendini hiçbir şey yapmıyormuş gibi hissediyorsa Baba, bu hali babalığı anlayamadığını gösterir. Eğer dışarıda yaptığı faaliyeti önemli görüyor ancak çocuğuna masallar anlatmayı önemsiz görüyorsa bu kişi boşuna baba olduğunu iddia etmesin! Aslında en önemli eserini bir kenara bırakıp nefsine cazip gelen hayırları yapmaya yöneliyorsa ve bunları daha mühim görüyorsa babalığını sorgulasın!

Yazar sosyal yönü fazla olan babalardan da bahsetmiş ve kitabında bu konu da örnekler anlatmış. Bir gün muayenehanesine gelerek oğluyla sorunlarından yakınan dindar bir siyasetçinin şöyle söylediğini aktarıyor; “Doktor kardeşim toplumun derdi ile uğraşmaktan kendi oğlumu ihmal ettim galiba. İbadetlerini yapmıyor, dersleri berbat, okuldan kaçıyor. Ne yapacağımızı şaşırdık. Okuluna gidip müdürüyle görüştüm bana okulda en çok problemli olan öğrencilerin sosyal yönü aktif olan babaların çocukları olduğunu söyledi.” Yazar bir süre babayla sohbet ediyor. Babanın haftanın on saatini konferanslarda harcadığını, hafta sonu da balık avına gittiğini öğreniyor. Babaya “oğlunla Cuma namazına ya da teravihe birlikte gider misin?” diye sorduğunda “hiç düşünmedim genellikle arkadaşlarla giderim” cevabını alıyor, sohbet sürerken yazarın diğer odasından çocuk sesleri gelmeye başlıyor. Baba, “çocuk hastalarınız galiba?” dediğinde yazar; “hayır onlar benim çocuklarım, bazen onları görmek için buraya çağırırım. Onları görmek bana sevinç verir, onlarda bundan mutluluk duyar. Yoğun iş temposunda bile onlara zaman ayırmaya ve ihmal etmemeye çalışıyorum. Pazar günümü genelde onlarla geçiririm. Hatta gideceğim toplantılara mümkünse onları da götürürüm.”der, babanın cevabı şu oluyor; “ben dersimi aldım”

Evliliğini yürütemeyen bir genç, yazarın muayenehanesine gelerek şunları anlatıyor; “Doktor bey beni en çok üzen şey evliliğim sırasında karıma ve çocuklarıma çok fazla zaman ayıramamak oldu. Bunu anladığımda maalesef çok geç kalmıştım, ailem dağılmıştı bile. İşlerimin yoğunluğundan gece geç saatlerde eve dönüyordum. Sofraya oturduğumda eşim bana kırılmış sohbet etme fikrinden çoktan vazgeçmiş olurdu ama çocuklarım böyle değildi. Oğlum arkadaşlarıyla oynayacağı maçtan veya gidecekleri piknikten bahsederdi. Kızım ise ya yeni elbisesini giyer beğenip beğenmediğimi sorar ya da ağabeyini şikâyet ederdi. Ama benim zihnim hala işyerindeki bir meseleye takılmış veya bir gün sonra katılacağım iş toplantısıyla meşgul olduğundan söylenenleri nerede ise duymazdım. Baştan savma bir cevap verirken telefon çalardır. Telefonda konuşurken adeta canlanırdım. Çocuklarımın biraz şaşkınlık, biraz alınganlıkla beni izledikleri gözümden kaçmazdı. Bana kızgınlıkla saldırdıkları olmazdı belki ama onlarla ilgilenmeyip telefonda canlı ve neşeli olmama üzüldüklerini kendilerini değersiz hissettiklerini belli ederlerdi. Telefonun ilgimi çektiğine ve beni hayata döndürdüğüne öfkelenirlerdi.”

Aslında bu örneklerde olduğu gibi pek çok çocuk babalarının bu hallerine şahit olur. Yani kendisini heyecanlandıran, harekete geçiren, aktifleştiren unsurların kendilerinin dışında başka şeyler olduğunu fark ederler. Gerçek bir baba ise çocuklarının gelişimini gördükçe aktiflik kazanır, canlanır. Çocukları ile girdiği her diyalogda onlara bir şeyler öğrettiğini, ya da sevgi ve ilgi bakımından doyurup sağlıklı ruha sahip olmalarına vesile olduğunu düşünerek mutlu olur. Bu nedenle çocuğu ile heyecanla konuşur, aşkla ilgilenir. Gerçek babalık ile sûni babalık arasındaki ince çizgiyi işte bu noktadan anlıyoruz.

Yine dikkatimi çeken başka bir örnekte ise ünlü bir şairin 18 yaşındaki oğlundan bahsedilmiş. Bu genç işlediği bir suçtan dolayı akli dengesi kontrol edilmek için yazara getirilir. Yazar ona; “Niçin yaptın. Sen ki sanatkâr bir babanın oğlusun” dediğinde genç; “Size bir şey söyleyeyim mi doktor bey. Babama ne zaman yaklaşıp konuşmak, bir şeyler sormak istesem bana ilham perisi ile arasına girdiğim için kızardı. Onunla sohbet ettiğimi, benimle ilgilendiğini hatırlamıyorum.  Siz onu güzel eserler yazan bir şair olarak bilirsiniz ama onun şiirleri benim için bir anlam taşımıyor.” Diye cevap verir. İşte bu ünlü şair ilgi çekici, duygulu şiirler yazarken asıl eseri olan oğlunu şiirleri uğruna feda etmiştir.

Kitapta çalışan annelere de değinilmiş, çalışan annelerin yüklerinin ne kadar fazla olduğundan, mağduriyetlerinden bahsedilmiş. Çözüm olarak ise özellikle çocuğun bebeklik döneminde babaların yardım etmesinden bahsedilmiş. Elbette babalar üzerine düşeni yapmalı fakat annelerin bebeklik dönemini çalışarak değil çocukları ile birlikte geçirmesi hem anne hem çocuk hem de baba açısından daha sağlıklı bir çözümdür.

Yazarlar; çocuk her ağladığında kucağa alınarak anne kucağına alıştırılmaması gibi bir tavsiyede bulunmuşlar. Daha önceki kitap özetlerinde anne kucağına alıştırılmaması fikrinin yanlış olduğunu okumuştuk. Tercihimiz elbette yanlış olduğu yönünde. Kitabın sonunda da çocukları uyuşturucu ve sigaradan nasıl koruyacağımız ele alınmış. Sigaradan çocukları korumak için atılacak öncelikli adımın varsa babanın sigara alışkanlığını terk etmesi olduğu vurgulanmış.  

Okuyup istifade etmeniz dileği ile…


Ümmü Ruveyda

5 yorum:

  1. Elimden geldiği kadar annelik yapmaya çalışıyorum yavrularima. Ama babamiz bu konuda pek çaba harcamıyor. Benim söylemlerim sonucu ufak değişiklikler olsa da davranışlarında kızlarımiz işinin önüne geçebilmis değil... Bende böyle yazıları okudukça üzülüyorum. Bi buradaki babaya bi bizim evdekine bakıyorum..aradaki farkı kendi çabalarimla kapatabilir miyim?? Umursamaz bi babayla iyi çocuklar yetiştiremez miyim??? Ya da eşimi nasıl değiştirebilirim??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili kardeşim,
      Öncelikle her birimizin imtihanının birbirinden farklı olduğunu bilmelisiniz.. Allah'ın her kula taşıyabileceği yükü verdiğini düşündüğümüzde, başkalarına özenmek veya imrenmek maalesef sadece beklentilerimizi ve hayal kırıklıklarımızı artırır..
      Mümkün olduğunca eşinizle birebir muhabbetinizi sıcak tutmaya gayret edin.. "İyi eş" olanın "iyi baba" olabilmesi daha kolay olur..
      Eşinizin yaptığı küçük şeyleri fark edip takdir etmek, ona yapmadıklarını hatırlatmaktan çok daha faydalı olacaktır..
      En sonunda herkes kendi gayretinden sorumludur.. Siz elinizden geleni yapın, duaya sarılın..
      Samimi niyetleri boşa çıkarmayan Rabbimiz, eksik taraflarımızı lütfuyla tamamlayacaktır..
      Allah yardımcınız olsun..

      Sil
  2. Allah sizden razı olsun.. Zaten halimden şikayet etmek ya da eşimi kabullenememek değildi kastım..rabbim imtihanlarımizi kolay kılsin dualarınızda unutmayın.

    YanıtlaSil
  3. Cok guzel ozetlemissiniz... tesekkurler

    YanıtlaSil