Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

28 Ara 2014

1. Sunum: Teknolojinin Hayatımızdaki Yeri / Fatıma Neşe Tuna



TEKNOLOJİNİN HAYATIMIZDAKİ YERİ

"Üç nesle İslamı anlattım; en çok bu dönemde zorlanıyorum", demişti bir kardeşim.
Ders için toplanan çocuklar, gençler ellerindeki telefonlarla meşgul oluyorlar bir yandan. Bu, anlatan ve dinleyenler açısından nasıl verimli bir ders olabilir ki?

Evlerde de durum bundan farksız. Teknolojik aletler girdi gireli, soğudu yuvalarımız. Sohbet, muhabbet kalmadı. Kimi televizyon dizilerinin, kimi bilgisayar oyunlarının, kimi internetin bilinmez dehlizlerinde... Ortak konuşulacak konular bile yok artık. Herkes herşeye bir tıklamayla ulaşabiliyor. Bilgi ayaklar altında. Görüntüler nahoş. Küçücük bir aleti emanet edemiyorsunuz çocuklarınıza. Çocuklarınızı da o alete.

İlk dehşete düştüğüm anı anlatmalıyım sizlere. Bundan 9-10 sene önce liseye giden oğlum arkadaşlarımızın çocuklarını toplayarak bir hocanın anlattığı derse katılıyordu.

Ders arasında oğlum, arkadaşlarının telefonlara bakarak gülüştüklerini görüyor. Merak edip bakıyor ve internetten indirdikleri gayri ahlaki bir resme baktıklarını anlıyor. Üzüntü ve şaşkınlık içinde bana durumu bildirdi. Annelerini tanıyordum. Hepsi çocuklarının İslâmi eğitimine özen gösterirlerdi.
Durumdan bahsettiğimde bir anne  " Bir şey olmaz deyip rahat davranan babaları, şimdi görsünler" cevabını verdi. Küçük yaşta ellerine gelişmiş telefonları verip üstelik bununla övünen anne-babalar acaba bununla çocuklarına nasıl bir kötülük yaptıklarının farkındalar mı?

Günahların siyah-beyaz olduğu dönemlerin çocuğuyum ben. Haftada iki gün yayın yapan televizyonlarda genellikle yabancı filmler olurdu. Kötü bir sahnede herkes başını önüne eğer veya televizyon kapatılırdı. Yavaş yavaş alışıldı ve şu anda bu tür görüntüler rahatsızlık verici olmaktan çıktı. Çok renkli günahlar bile etkilemiyor artık insanları.

Evlendikten sonra televizyon almadık evimize. Zararının faydasından çok olduğunu biliyorduk çünkü. Allah'a şükür isabet etmişiz. Onunla vakit kaybetmediğimiz için birşeyler öğrenmek için çok vaktimiz oldu. Zararlı şeylerle zihni kirlenmedi çocuklarımızın. Yatış-kalkışlarımız, uykularımız hep düzenli oldu. Reklamların dünyasına kaptırıp kendimizi abur- cubura, ihtiyaç gibi gösterilen lüzumsuz şeylere fazla yer vermedik hayatımızda.

Hayata bakışımızla, yaşayışımızla farklı olduk başkalarından. Yücelere talip olanlara bu gerekirdi. Sıradan, gelişigüzel, amaçsız, başıboş bir hayat değil. Her anımızı bu duygularla, isteyerek, severek, özümseyerek, geçirdik.

Çocuklarımız ayet ve hadis öğrenmekten, peygamber ve sahabe hayatları dinlemekten zevk aldılar. Televizyon ve bilgisayarın hakim olduğu evlerde o renkli atmosferden çıkarıp çocukları yanınıza  getirmekte zorlanıyorsunuz.

Gücün sadece Allah'ta olduğunu, kulluğun sadece O'na olacağını anlatmak için çabaladık. Dertli gördüler çocuklarımız bizleri. Birşeyler öğrenmek ve öğretmek için gayret ve fedakârlıkları gördüler.
Gittikleri yerlerde kısa bir müddet için televizyon izlemelerine izin verdik kontrollü olarak. Ama hiç bir zaman hayatımıza girmesine izin vermedik. Çocuklarımızın da böyle bir talebi olmadı. O dönem, bant tiyatroları ve anlamlı ezgiler doldurdu öğrenmekten artakalan zamanlarını. Müslümanın farklı olması gerektiğini anladılar kısa zamanda. Vaktin televizyonla, boş işlerle heba edilemeyecek kadar kıymetli olduğunu.

Gençlik dönemlerinde artık bir davası, bir derdi olan çocuklarımız vardı. Gayretin ve direnmenin sonucunu Rabbim dünyada da lutfederek göstermişti. En az kendimiz kadar samimiyetlerine inandığımız bazı kardeşlerde aynı güzel sonucu görememek ise bizi üzüyor ve düşündürüyordu. Bunun cevabını televizyonun varlığına, kontrolsüz ve bilinçsiz seyredilmesine bağlamıştık.

Farklı dünyalar, kafası karışık insanlar, algısı bozuk müslümanlar... Televizyonun verdiği sadece birkaç zarar bunlar.

Bu kadar karışıklık arasında çocuklarımızda saf-doğru bir İslam, Allah, Peygamber, Kitap, Ahiret inancının olmasını beklemek haksızlık olmayacak mı?

Onlar bize emanet. Onların zihinlerini, kalplerini, nefislerini korumalıyız ilk önce. Her türlü zehirli ve lüzumsuz bilgilerden, görüntülerden, anlayışlardan. Zihinde olan bu bilgilerin kalpte inanç haline gelip, davranış, alışkanlık ve kişilik haline dönüştüğünü unutmayalım. Kişiliği bozuk çocuklarımızın olmasını istemiyorsak bize beyaz bir kâğıt gibi tertemiz verilen o dimağları karmakarışık müsvedde bir kâğıda dönüştürmeyelim.

Sağlam inançlı, sağlam bir kişilik istiyorsak işimizi şansa bırakamaz, çocuklarımızı tüm zarar verici teknolojik aletlerin kucağına atamayız.

Dün Kâbe'deki putlara tapıyordu insanlar. Ama onlara tapmayanlar için fazla bir sorun yoktu. Hiç bir şeye gücü yetmeyen bir taştılar nihayet. Şu anda ise ateşten putlar evimizin, elimizin içine kadar girmişler. Elimizi yakıyor, cebimizi yakıyor, beynimizi yakıyor, çoluk- çocuğumuzu yakıyor, tüm toplumu, dünyayı yakıyor. Kendi ellerimizle kendimizi ateşe atıyoruz. Olmazsa olmazımızın sadece Allah'ımız-imanımız olması gerekiyorken, başka olmazlar da ediniyoruz.

Allah insanlara doğru yolu bulmaları için Hidayet kaynakları verir. Bunlar fıtrat, akıl, peygamber ve kitaptır. Fıtratını bozmayan insan aklını kullanıp peygamber ve Kitaba uyduğu zaman kurtuluşa erecektir.Yanlış düşünce ve anlayışlarla bozulan fıtratlar, kontrolsüz programlarla karışan akıllar ile Kitap ve Peygamberi doğru anlamamız zordur. Dini anlayıp yaşamadığımız taktirde Ahiretimiz perişan olur.

Çocuklarımızın yoldan çıkması, doğru yola ulaşamaması için televizyon ve internet çıkalı şeytanın işi hafiflemiştir. Bir düğmeye bastırmak, bir kelimeyi yazdırmak zor olmuyordur artık.
Veya çocukların kafasını allak-bullak edip dini, hayatı anlayamaz hale getirmek.


Öğretilen hayatla yaşanılan hayatın aynı olmadığını gören çocuklar ister istemez bir karmaşa yaşamaktadırlar. Bu yüzden " ben, benimle irtibat halinde olan arkadaşıma 'evinde televizyon olmamalı' deme hakkına sahibim" diyordu bir eğitimci. Kabul etmediğinde, görüşmeme hakkına da sahip olduğunu söylüyordu.

Çocuğun arkadaşlarından etkilenmesi kaçınılmazdır. Biz sadece televizyon olmamasına değil, çocuklarımızı televizyon hastası çocuklarla da görüştürmemeye dikkat etmeliyiz.

Çocuklarının uyuma bozukluklarından, gerginliklerinden, gece korkarak ve bağırarak uyanmalarından, saldırganlıklarından, dikkat dağınıklıklarından bahseden anneler acaba buna sebep olan durumları bilip, bunları ortadan kaldırmaya çalışıyorlar mı? Yoksa 'alışır' deyip belki ömür boyu etkilenecekleri zararları gözardı mı ediyorlar?

(Nitekim Japonya'da 16 Aralık 1997 akşamında 700 çocuk titreme ve nöbet geçirerek hastahaneye kaldırılmış ve çocukların %91 inin o anda tv.deki pokemon isimli bir çizgi film seyrettiği saptanmıştır. Hastaların yarısı hemen çizgi film esnasında, diğer yarısı ise izleyen saatler içinde belirti vermeye başlamıştır.)

Çocuklardaki birtakım psikolojik problemleri aileye, çocukluğuna bağlayanlar, televizyon ve benzeri aletlerin yıkımını gözardı etmemeliler. Hangimiz küçüklükte seyrettiğimiz duygusal veya korku filmlerinin etkisinde kalmadığımızı söyleyebiliriz? Ben seyrettiği bir filmin içinde 2-3 gün yaşayan bir liseli arkadaşımı bilirim. Onunla yatar- onunla kalkardı. Beyni sürekli onunla meşgul olur, filme dair yorumlar yapardı. Filmin gerçek olmadığını bile bile.

Ya küçükler! Gerçekle sahteyi, yalanı ayırt edebilecekler mi? İfade edemedikleri duygularını içlerine gömüp, bilinçaltlarına itmezler mi?

Kontrolsüz seyrettiği programlarla büyüklerin dünyasıyla erkenden tanışan çocuklarımız, duygusal ve bedensel olarak çocukluklarını doyasıya yaşayabilecekler mi?

Konuşmalarıyla büyükleri yansıtan, hareketleriyle televizyondaki artistleri andıran bu yaşça küçük çocuklar ne zaman çocukça oynayacaklar? O masumiyetleri kaldı mı?

Bir parkta ortaokula giden bir grup kız ve erkeğin nasıl da yapmacık darılmalı- barışmalı bir aşk! filmi canlandırdıklarına şahit oldum. Çocukların hiçbiri kendisi değildi.

Bu televizyon başında, okullarda, sokaklarda, parklarda amaçsız dolaşan gençlik gelecek için bize ne vadediyor?

Çocuklarımızın geleceği, kurtuluşu için çabaladık mı gerçekten? Güzel örnek olduk mu onlara? " Televizyon seyretmek yasak" deyip, ders yapması için odasına gönderirken, biz gece yarılarına kadar Allah'tan korkmadan gözlerimizi, vakit sermayemizi israf ettik mi? Onların işaret parmağımızı değil ayak izimizi takip edeceğini bilemedik mi?

Hayatın, yaratılışın, imtihanın, hesabın bilincinde olduğumuz halde yoksa biz de "dalanlarla beraber daldık mı"?...

Bizim çocuklarımız için televizyon büyük bir tehlikeydi. Bugün ise telefon ve internetle tehlikenin boyutu iyice büyüdü. Bunlardan ve tehlikelerinden korumadan önce temel olarak Allah ve hesap bilincinin çok iyi verilmesi gerektiğine inanıyorum. Çocuk veya genç kendi otokontrolünü kendisi yapmalı. Yoksa değil evin dışında, içinde, yanımızda bile çocuğumuzun ne yaptığından haberimiz olmayacak kadar sinsi bir tehlikenin içindeyiz. Biz odada zannederiz, o kimbilir nerelerdedir?

Bu dönemde çocuk yetiştirmenin zorluğunu bizzat samimi ve dertli olarak çocuklarını yetiştirmeye çalışan kendi çocuklarımdan biliyor ve bizim dönemimizle karşılaştırma yaparak çözümler üretmeye, onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Bu duyarlılıktaki gençlerin gösterdikleri hiç bir çabanın zâyi olmayacağını düşünüyorum.

Tanıdığım gençler var, her türlü teknolojik imkana rağmen elinden Kur'an düşürmeyen, vaktini biraz boş geçirse üzülüp, ağlayan. Böyle çocuk ve gençlerin varlığı umudumuzu arttırıyor. Bize düşen güzel niyet ve daha çok çaba. Şüphemiz yok ki Allah, kendi yolunda çalışan kullarını yalnız bırakmaz, mutlaka yardım eder.

Ben, elimizden geleni yaptığımız taktirde, gücümüzün yetmediği yerde Allah'ın yardımının mutlaka geldiğini gördüm. Ama yeter ki samimi olalım. Kendimizi dahi inandıracağımız mazeretler bulmayalım. "Ne yapayım, eşim istiyor, çocuklarım istiyor deyip, televizyonun karşısına oturup gelişigüzel program ve dizileri onlardan daha iştahlı seyrederseniz,  elinizden telefon, bilgisayar veya tabletleri düşürmezseniz, ne çocuklarınıza güzel bir örnek olabilirsiniz, ne de Allah'ın yardımını hakedersiniz.

Kendimizi test edelim isterseniz. Son bir haftalık veya bir günlük veya bir saatlik ömrümüz kalsa ne yapardık acaba? Şu anda meşgul olduğumuz hangi şeyler meşgul ederdi bizleri. Ölmeden şu programı, şu filmi de seyredeyim, şu oyunum yarım kalmasın diyebilir misiniz? Veya daha açıkçası Rabb'imize nasıl, ne haldeyken kavuşmak istersiniz?

"Ey Veli! Mü' min nasıl olmalı söyle.
El cevap: son anda nasıl olacaksa hep öyle."  N. Fazıl Kısakürek

Tamamen yok saymanın imkansız gibi olduğu bu dönemde teknolojinin bize verdiği zararları  öğrenerek, doğru çözümler üretmeliyiz. Bu konuda bizleri aydınlatmak üzere sözü bugünün genç annelerine bırakıyorum.

                            Fatıma Neşe Tuna

1 yorum: