Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

28 Ara 2014

3.Sunum: Subliminal Mesajlar / Ummu Reyhane


SUBLİMİNAL MESAJLAR

Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür…
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür…
Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür…
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür…
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür…
Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür…
Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür…

Gandhi

Bilinç ve Bilinçaltı Nedir?

Beynimiz en genel ifade ile bilincimiz ve bilinçaltımızdan oluşur. Freud’un dediği gibi; bilincimiz buzdağının görünen yüzü ise, bilinçaltımız görünmeyen suyun altındaki daha büyük kısmını oluşturuyor. Bir oran verecek olursak, bilincimiz beynimizin %5’ini, bilinçaltımız ise %95’ini oluşturuyor.

Bilincimiz, etrafımızda yaşadığımız günlük bütün olayları, gelişmeleri, her şeyi analiz eder. Düşünür, değerlendirir, tartar. Mesela bize yapılan bir teklifi önce düşünürüz, artıları ve eksileriyle tartarız, varsa benzer tekliflerle kıyaslarız ve bir karar veririz. Bu, sağlıklı bir karar verme ve muhakeme sürecidir. Bu süreçte biz her şeyin farkındayızdır.

İnsanların bilincinin dışında bir de farkında olmadıkları bilinçaltları vardır.

Bilinçaltı, bilinç eşiğinin altı olarak tanımlanabilir. Bilinçaltı, hafızayı, bilgileri, erdemleri, gerçek arzu ve istekleri de içine alır. Yaşadığımız bütün duygusal durumlar, düşünceler, söylenmiş ve söylenmemiş her türlü şey bilinçaltımıza işlenir. Gördüklerimiz, işittiklerimiz, kokladıklarımız, hissettiklerimiz, tat aldıklarımız burada depolanır. Depolamayı olduğu gibi, o anki verilere dokunmadan kaydederek yapar. Bunlar daha sonra çeşitli yaşamsal deneyimlerimize ilişkin davranış motiflerinde tekrarına bağlı olarak az ya da çok kullanılır.

Bilinçaltı, bilgiyi bir bütün olarak işler. Bilinçli zihnimizin aksine doğru-yanlış olarak değerlendirip analiz etmez. Bizimle tartışmaz, her şeyi doğru kabul eder.

Bilinçaltı Allah’ın Kula Bir Lütfudur:

İnsanın hareketleri rutinleştikçe, olağan hale geldikçe, alışıldıkça beyin bu davranışa daha az bilinçli dikkat sarf eder.

Örneğin, yazı yazmayı yeni öğrenen bir kişi, yazı yazarken harflerin şekillerini, hangi sırayla geldiklerini sürekli düşünür. Fakat alıştıktan sonra harflerin şekillerini veya hangi sırayla yazacağını düşünmeden yazar.

Acemi bir şoförken, ilk araç kullandığımızda aynalar, fren, vites her şeye pür dikkat kesiliriz. Fazla deneyimimiz olmadığı için adeta kendimizi diken üzerinde hissederiz. 4-5 tane gözümüz olması gerektiğini düşünürüz. Ancak zamanla kullanma deneyimimiz arttıkça artık bu davranışlar rutinleşir ve eski dikkatli bilinç düzeyinde sarf etmeyiz. Çünkü davranışımız otomatiğe alınmıştır. Hatta uzun süreli araç kullanan pek çok kişi vitesi eliyle otomatik olarak değiştirir, kaçıncı viteste olduğuna dikkat bile etmez. Bir taraftan müzik dinler, bir taraftan arkadaşıyla sohbet eder, etrafı seyreder..

Eğer yazı yazarken harfleri, konuşurken kelimeleri, adım atarken adımlarımızı veya yapmış olduğumuz her şeyde hareketlerimizi teker teker düşünseydik, sırasını, niteliğini belirlemeye çaba gösterseydik bu bizim için çok büyük bir güçlük oluştururdu..

Onun için Allah’ın insana bir lütfu olarak, alışılan davranışları beyin otomatiğe alarak devam ettirir ve insanı yormaz, yavaşlatmaz, düşüncesini dağıtmaz..

İnsanın sürekli alıştığı markete gitmesi bundandır.. 20 çeşit formülü dahi aynı olan deterjanın arasından elinin sadece bir markaya gitmesi, diğerlerini hiç incelememesi bundandır..

Bilinçaltına sürekli tekrar edilen, sıklıkla verilen mesajlar artık insanda otomatikleşmiş davranışa dönüşür..

Göz Nasıl Algılar?

Bizim gördüğümüz ya da duyduğumuz halde algılayamadığımız birçok şeyi bilinçaltımız otomatik bir pilot gibi kaydeder. (Bilinç aynı anda en fazla 5 ila 9 iş yapabilir.)

Bu işi yaparken de en büyük yardımcısı, halk arasında göz çukuru olarak bilinen “fovea”dır. Bu çukurun görevi, net görüntüyü sağlamaktır. Keskinleştirmektir. 

Gözün küçük nesneleri ve ayrıntıları yakalayan noktası burasıdır. Retinanın merkezinde bulunan, çapı sadece yarım milimetre kadar olan bu çukur, yalnız konileri içerir ve net görüntüyü diğer bir deyişle görüş keskinliğini sağlar. 

Fovea, retinanın küçük nesneleri ve ayrıntıları ayırt etme yetisinin en yüksek olduğu kısmıdır. (İnsanlarda bu nokta bir tane iken şahinlerde iki tanedir. Halk arasında “Şahin gibi keskin gözler” ifadesinin nedeni budur.) İşte bu çukur tıpkı bir video kamera gibi bütün kaydettiği görüntüleri alır ve bilinçaltına aktarır. Bilinçaltı da bunları yeri geldiğinde kullanılmak üzere depolar.

Biz izlediğimiz bir filmde, ekranın yan kısmında kalan tablonun içindeki mesajı bilincimizle algılamasak da fovea bunu kaydeder ve bilinçaltına yönlendirir.

İşitsel Mesajlar:

İnsan kulağı 16 ila 20 bin Hz. (ferekans) aralığındaki sesleri duyabilir. Bundan daha alçak veya yüksek seviyede olanları ise duyamaz.

Eğer bir müzik parçasını rahatça duyabiliyorsak bu bizim duyabileceğimiz frekans aralığında olduğunu gösterir. İnsan beyninin algısı ise daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir.

Subliminal mesaj içeren bir MP3′ü kulağımızla dinleriz, ancak içindeki gizli mesajı beynimiz dinler. Bu esnada kulağımız hiçbir şey duymaz.

İşitsel subliminal mesajlar, pek çok film, çizgi film ve reklam filmlerinde kullanılmaktadır. Örneğin “Alaaddin” çizgi filminde “Evet gençler soyunun” sesli mesajı, hipnotik bir tonda gizli olarak tekrarlanmaktadır. Filmin içerisinde iki kez tekrarlanan bu ses, çok dikkatli bir şekilde dinlenildiğinde ancak duyulabilmektedir.

Beynin Öğrenme Tablosu:

Tat alarak %1
Dokunarak %1,5
Koklayarak %3,5
İşiterek %11
Görerek %83

Beyin Hiçbir Şeyi Unutmaz:

Muhteşem ve devasa bir yaratılışa sahip olan beynin, ona giren hiçbir bilgiyi unutması mümkün değildir. Bizlerin “unutma” olarak tanımladığı şey, “bilgiyi geri getirme ve aramaya yarayacak uygun ipuçlarına sahip olmamamızdır.”

Bilgi beyne bir kez giriş yaptığında silinmesi diye bir şey söz konusu değildir. Sadece hatırlatacak çağrıştırıcı unsurların eksikliği vardır. Nitekim hipnoz altında yapılan deneylerde,  kişilerin eski oturdukları apartman dairesine çıkarken kaç merdiven basamağı olduğunu bildikleri, bir duvar ustasının ördüğü tuğlanın içine koyduğu kutu kolanın kaçıncı sıradaki tuğlanın içinde olduğunu hatırladığı, hatta bazı deneklerin bebekliğinde beşikteyken yanından konuşulanları hatırladığı görülmüştür.

Hipnozların ardından deneklerin bahsettiği adreslere gidilmiş, merdiven basamağı sayısının doğru olduğu, duvarın ilgili sırası kırıldığında kutu kolanın çıktığı görülmüştür. Bebeklikte hatırlanan konuşmalar anne-baba tarafından aynen doğrulanmıştır.

Unutma ile ilgili teorilere baktığımızda fikir birliğine varılan tek noktanın, bilginin hatırlanması için uygun geri getirme ipuçlarına sahip olmamız gerektiği görüşüdür. Bilinçaltı mesajın geri getirilmesinde, unutulmamasında en önemli unsur, asıl kodlamanın gücüdür. Yoğun detaylandırma ve sık tekrar ile güçlü bir şekilde kodlanan bilinçaltı mesajı unutulmaz.

Google Arama Motoru Örneği:

Google’da herhangi bir kelime ya da cümle yazdığımızda kısa süre içinde en alakalı sonuçları yukarıdan aşağı doğru inerek verir. Bu sırada tüm verileri tarar. Beyin de böyledir.

Google’da daha önce sıklıkla girdiğimiz internet siteleri eğer arama yaptırdığımız kelime ya da cümle ile ilgili herhangi bir veri içerisinde varsa bu alakalı sonuçlar içerisinde öne alınır. Ve daha önce kaç kez ziyaret ettiğinize bağlı olarak ilk sıralarda bu siteler paylaşılır.

Beyinde de benzer bir durum söz konusudur. Beynimize gelen bir duyumla ilgili bilinçaltına başvurulur. Bizim sıklıkla yaptığımız, sıklıkla gördüğümüz, duyduğumuz verilere bilinçaltından çıkarılır ve ilk sıralarda bunlar yer alır.

Google’da bazı kelimeleri veya cümleleri yazdığımızda bazen en ön sırada konuyla ne kadar alakalı olursa olsun ya da ne kadar sıklıkla girdiğimiz site olursa olsun onların hepsinin de önünde yer alan reklamlar vardır. Bunlar farklı renklerde belirtilir ve bütün sonuçların önünde yer alır.

İşte beyin anlamında bunlar arketiplerdir. (Arketip: Evrensel bir kavram ve duyum sayılabilecek ölçüde süreklilik taşıyan ilk imge, örnek, karakter ya da kalıp. Jung’un ifadesiyle, kolektif bilinçaltının içerikleridir.)

Ayrıca Google hangi firmanın reklamı olursa olsun, kendi reklamını, kendisiyle ilgili duyuruları diğer reklamlardan da öne koyar.

İşte beyin de tam burada arketiplerden olan fakat diğerlerine nazaran çok daha fazla önem verdiği “doğum” ve “ölüm” arketipini en öne koyar. Nasıl Google kendi reklamını en öne alıyor ve diğer reklam veren firmalar buna karşı herhangi bir şey yapamıyorlarsa, beyin içinde bu arketipler aynı durumdadır. Çünkü yaratılış gereği insan beyni bu iki olaya aşırı tepki ve önem verecek şekilde tasarlanmıştır. Hele ki bu “doğum” ve “ölüm” olaylarının sıklıkla tekrarlanması durumu varsa, bilinç otomatik olarak ilk seçenekte yer alan tercihi seçecek ya da arama motoru mantığıyla en başta çıkan siteye tıklayacaktır.

Doğum ve Ölüm Arketipleri Nelerdir?

Doğumun hayatın başlangıcı, ölümün de sonu olması başlı başına bilinçaltının ayrı konumlandırılması için yeterlidir. Bilinçaltımız açısından hayatın başlangıcını ve sonunu getiren olaylar birincil sıradadır. Bunlar diğerlerine nazaran aynı konumlandırılır ve unutulmaz.

Bilinçaltı bu iki arketipin var olmasına, meydana gelmesine neden olacak yaşamsal deneyimlerimize ilişkin olayları birebir bu arketiplerle ilişkilendirir. Yani doğum ve ölümün birebir kendisine verdiği değer kadar onların meydana gelmesine, ortaya çıkmasına sebep olan/olabilecek eylemlere ve yaşamsal kaidelere onlar kadar değer atfeder.

Bu doğum olayı için onun meydana gelmesini sağlayan, aracısı durumunda olan cinsel birleşme, SEX, ölüm olayı için de onun meydana gelmesini sağlayacak yaşamsal deneyimlerimize ilişkin korkularımızdır.

Korku ve dehşet kimi kaynaklarda ayrı birer faktör gibi gösterilse de aslında bilinçaltının çalışma prensibi ve beyin tarama deneylerinde açıkça gösterdiği üzere direkt ölüm arketipi ile ilişkilendirilir.

FMRI cihazıyla yapılan beyin tarama araştırmalarında deney gruplarına bir insanın doğumundan ölümüne kadar değişik fotoğraf kareleri gösterilmiş, en fazla zihinsel tepkinin doğum ve ölüm olaylarına verildiği görülmüştür. Yine içerisinde cinsellik içeren reklam filmlerinin diğerlerine nazaran beynin daha fazla bölgesini uyardığı görülmüştür.

Bellek düzenli bir çağrışım sistemine dayanır. Bir bilginin akılda kalmasını sağlamak ve sürekli hatırlatmak için yapılacak tek şey, bildiğiniz bir şey ile çağrışım yapmasını sağlamaktır. İki farklı, hatta birbiriyle hiç örtüşmeyen görüntüyü ve mesajı tekrar tekrar veriyor, birlikte kullanıyor ve beraber algılatıyorsanız, insanlar birini düşündüğünde aklına o gelir.

Bu nedenle reklam filmini izlediğimiz sırada bize sürekli arketiplerin en önemlileri doğum ve ölümü hatırlatacak mesajlar birlikte verilir. Bunlarla ilintili olanlardan birini hatırladığımızda (seks, korku, ölüm, cinsellik vs.) doğrudan ya da dolaylı olarak düşündüğümüzde diğeri de (yani birlikte sunulan reklam) aklımıza gelir.

Çizgi Filmler:

Çizgi film sektörü, petrol sektöründen daha geniş bir sektördür. Japonya’nın çizgi film sektöründen kazandığı miktar, İran’ın petrol ihracatından kazandığı miktardan çok daha fazladır.

Ülkemizdeki televizyon kanallarında yayınlanan çizgi filmlerin %1'i bile yerli değil. Hatta iki-üç kanal dışında diğerlerinde hiç yerli çizgi film yayınlanmıyor. 

Yukarıda değindiğimiz, cinsellik ve şiddet içerikli mesajlar çizgi filmlerde çok sık karşımıza çıkıyor. Bunların en bilinenleri Aslan Kral ve Küçük Deniz Kızı Mermaid çizgi filmleri..

Çizgi filmlerde görüntü yedirme tekniğiyle pek çok cinsel organ, çıplak kadın resmi, cinsel birleşme sahnesi, korku ve şiddet içeren yüz resimleri, kimi zaman bir bulut olarak kimi zaman da yerde dağılmış tahta parçaları arasına gizlenmiş SEX yazıları bulunuyor.

Uzmanlar, subliminal mesajlarla dolu çizgi filmlerin, çocukların erken yaşta cinselliğe ilgi duymalarına ve hayata karşı sürekli kaygı dolu olmalarına neden olduğunu belirtiyorlar. Bazı çizgi filmler çocukları mastürbasyona, eşcinselliğe, hatta ensest ilişkiye yönlendiriyor. 

Önceleri yaz geldiğinde erkek çocuğunu kısa kollu tişörtle dışarıya çıkmaya ikna etmekte zorlanan anneler, “Ayıp olur böyle çıkarsam” diye sıkı sıkıya elbiselerine sarılan çocuklar vardı.. Şimdi ise “Çocuğum 6 yaşında, pantolonunu indirip mahrem yerlerini gösteriyor, kimseden utanmak bilmiyor, başkalarına bakmak istiyor” diyen anneler var karşımızda..

Bu anneler tamamı; “Çocuğunuz çizgi film izliyor mu?” sorusuna; “Evet” cevabı veriyorlar.

Bir anne çocuğunun sürekli olarak kendisine; “Anne, içimden seni bıçaklamak geçiyor” dediğini ve çocuğunu çizgi film başından kaldıramadığı söylüyor.

Eşik düzeyinde verilen mesajlar:

Çizgi filmlerde aslında görünen, bilinçli beynimizin algıladığı, eşik düzeyinde verilen çok sıkıntılı şeyler var.
Bizler (çok afedersiniz) çizgi filmdeki kadın karakterinin elini karşısındaki adamın pantolonun içine daldırmasını görüyoruz. Arka arkaya dizilmiş karakterlerin sanki at sürüyormuş gibi birbirlerinin üzerine bindiklerini, karşısındaki kadının göğsüne ellediğini, yatağa girmiş bir ördeğin hızlı el hareketleriyle yorganı titrettiğini vs.

Fakat bunlar için farklı kurgular mevcut, sanki o işlem değil de başka bir şey yapılıyormuş gibi bilinçli beynimizi bununla meşgul ederken, bilinçaltımız asıl görüntüyü algılıyor..

Veya şiddet unsurları, koşma, kovalama, yakalama, uçma, vurma, silahla ateş etme gibi normalin çok üzerinde hareketlilik mevcut. Şiddetin sonuçları ise tamamen trajikomik..

Arabanın altında ezilip kağıt gibi olan karakter az sonra doğrulup koşabiliyor, yüksek katlı binalardan yere düşüp kafası üzerine çakılan kişi yaşamına kaldığı yerden ve acı çekmeksizin devam ediyor. Gerçeklikten tamamen uzak olan bu tarz şeyler, çocukta şiddetin sonucunun olmadığı izlenimini yaratıyor.

Bir çocuk, kardeşine vurduğunda acıyacağını bilinçli düzeyde biliyor fakat artık otomatiğe bağlanan bilinçaltı ufacık bir tartışma anında kendini gösteriyor ve o çocuktan merhametsiz bir canavar yaratıyor. Çünkü bu çocuk bilinçaltında şiddetin öyle ciddi bir sonucu olduğuna inanmıyor. İstediğimiz kadar anlatalım, konuşma esnasında kabul ediyor fakat sonrasında yine bildiğini yapıyor.

Eşik altında verilen mesajlar:

Bunlar da bir görüntünün içine yedirilmiş, çok dikkatle bakmadıkça görülmeyecek, fark edilmeyecek olan mesajlar.. Yukarıda içeriklerine değinmiştim..

Çizgi film karakterlerinin şekilleri:

Çizgi film karakterlerinin içinde artık normal hayattan bildiğimiz bir insan veya hayvan şekliyle karşılaşmak çok zor. İnsan mı hayvan mı olduğu belli olmayan, sanki bir yerlerden bir şey çağrıştıracak gibi olsa da tamamen kendisine özgü bir karakter ortaya çıkarılıyor.

Beynin çalışma sistemine göre, beyin yeni veya farklı bir objeyle karşılaştığında onu elde olan verilerle eşleştirmek için hemen bilgi bankasına müracaat eder.. Bu aslında normal hayatta çok sık olarak yaptığımız bir şeydir. İlginç bir isim duyduğumuzda “Falanca isme benziyor” diye hemen bir eşleştirme yaparız. Yeni bir yüz gördüğümüzde onu eski bir tanıdığımıza benzetme eğilimine gideriz. İlk defa karşılaştığımız bir böcek çeşidini, mutlaka ona yakın bir başkasıyla ilişkilendiririz.

Fakat çizgi film karakterlerini üretenlerin hayal güçleri o kadar muazzam ki (!) ortaya koydukları şey, çocuğun beyninde hiçbir eski bilgiyle, görüntüyle eşleşmiyor ve tek olarak kalıyor. Artık o, beyin için sıradan değil, benzetilebilir, eşleştirilebilir değil, tek ve unutulmaz oluyor.

En zararsız ve yerli çizgi film karakterlerimizin bile başları vücutlarına göre çok çok büyük.. Bu, görünüşte çocuğa bir espri gibi gelse de, beyin için durum tamamen farklı.

Reklamlar:

Çizgi film sektörünün tek yaptığı şey elbette çizgi film değil. Önce bir kahraman yaratmak, sonra film aralarında, üzerinde o kahramanın resmi olan pek çok eşya ve oyuncak reklamı yapmak. Çantalar, kırtasiye malzemeleri, kıyafetler, oyuncaklar vs.

Yani bir kahramanı çocuklara kabul ettirdiğinizde yepyeni bir piyasayı da beraberinde getiriyorsunuz.

Bunlar çocuklara yönelik reklamlar, bir de diğer reklamlara bakacak olursak, televizyon izleyen bir çocuk, kapitalizmin bir numaralı tüketicisi haline geliyor.

Çünkü subliminal mesajlarla (cinsel veya şiddet içerikli görsellerle) sürekli yan yana getirilen ürünler, ileriki hayatında çocuğun zihninde ve algısında “vazgeçilemez” oluyor.


Ramazan sofralarının vazgeçilmezi olarak sunulan kola, çocukların yaşamında o kadar yer ediyor ki, sofrada kola olmadığı bir akşam, küçük çocuk babasına; “Baba, kola olmadan nasıl iftar açacağız?” diye soruyor.. 

Bugün neo-pazarlama denilen sözüm ona bir bilim dalı var. O kadar çok firma arasında nasıl ön plana çıkılacağı, insanların nasıl etkilenebileceği hususunda uzun araştırmalar ve çalışmalar yapan uzmanlar var. “Bir reklam” deyip geçtiğimiz 15 saniye için kaç tane psikolog, beyin bilimci, sosyolog vs. çalışıyor, biliyor muyuz?

O reklamlar bizim kültürümüzle, çocukluk anılarımızla, arzularımız ve isteklerimizle öyle ilişkilendirilerek bize sunuluyor ki, artık bilinçli alışveriş ve yaşam imkânsız hale geliyor.
İnsan, çocukken alıştığı bir markayı ileriki yaşamında %86 oranında devam ettiriyor.

“Siz hiç göğsünü gere gere kapitalistim diyen birini gördünüz mü? Kapitalizme yazılmış dillerden düşmeyen şarkılar var mı? Ya da bir duvarda “Yaşasın Kapitalizm” yazdığını? Kapitalizm uğruna ölmeyi göze alanları? Göremezsiniz. Çünkü kapitalizm yavşaklıktır. Herkes bilir." (alıntı)

Çocuk Anlamını Bilmediği Şeyi Algılamış Olsa Bile Bundan Nasıl Etkilenir?

V. A. Kaser isimli bilim adamının yönettiği “İşitsel Subliminal Mesajların Hayal ve Rüya Üretimi Üzerine Etkileri” isimli deneyde, deneklere sesli bilinçaltı mesajlar dinletildi. Mesaj normal müzik kayıtları ile karıştırılmıştı. Diğer denek grubuna ise bilinçaltı mesaj içermeyen müzik kayıtları dinletildi. Her iki gruptan da müzik dinletilmeden önce ve hemen sonrasında önceki gece gördükleri herhangi bir rüyanın taslak çizimleri istendi.

Bilinçaltı mesaj dinleyen deneklerin çizimleri incelendiğinde, çizimlerin verilen mesajlarla birebir ilgili olduğu gözlendi.

Yukarıda “Beyin hiçbir şeyi unutmaz ve fovea algıladığı bütün içeriği depolar” demiştik. Örneğin çocuk 3-5 yaşlarında cinsel içerikli şeylerin anlamını, Seks yazının ne demek olduğunu vs. bilmez, anlamaz. Anlamadığı halde yine de bilgiyi depolar. Daha sonra bilinçli düzeyde cinsellikle ilgili bir şeyler öğrendiği zaman, depodaki bütün bu bilgiler, beyin tarafından gün yüzüne çıkarılır ve geçmişle ilişkilendirilir.

Çocuklarda haya ve utanma duygusunun az olması, çıplaklığı normal görmeleri, erken yaşta karşı cinse ilgi duymaları, erkek-kadın ilişkilerindeki rahat ve serbest tavırları, cinsel içerikli görüntü veya filmlere karşı gözlerini koruyamamaları, duyarsızlaşmaları bunların erken sonuçlarından sadece bazıları..

Müslüman aileler, belki burada saydığımız sonuçların kendi çocuklarıyla bir ilgisinin olmadığını, olsa olsa bilinçsiz ve başıboş ailelerin çocuklarının bunlara muhatap olduğunu düşünebilirler.

Maalesef, bugün anne-babalar çocuklarını tanımıyorlar.

Üstelik ben daha on beşinde olan nice Müslüman ailelerin kızlarını biliyorum, evlilik ilişkisine çok yakın şeyleri “sevgili” dediği bir erkekle tecrübe etmiş..

Abisi tarafından taciz edilen kızlar biliyorum..

Ve Allah’ın kelamının ezberlendiği Kur’an kurslarında, eşcinsel davranışlara eğilim gösteren kız çocuklarını, erkek çocuklarını..

İnna lillahi ve inna ileyhi raciun!

Sonuç:

Müslüman aileler, bütün işlerini güçlerini bırakıp çocuklarına yönelmeliler. Onların en büyük dertleri, çocuklarının arzu ve eğilimlerini bilmek olmalı..

Yoksa Allah korusun çocuklarımız bizimle paylaşamadıkları onca hüsranı, çıkmazı, pişmanlığı başkalarıyla paylaşıyorlar. 

Çocuklarımızla sağlam bir aidiyet bağı içinde olmalı ve ailemizde onlara değerlilik hissini kazandırmalıyız. Ne kadar onlara yakın durabilirsek, onları bir birey kabul edip saygı gösterirsek, iç ve dış tehlikelerden onları koruyabilmemiz de o kadar mümkün olur.

Müslüman elbette umutsuz olmamalı, duayı ve gayreti hiçbir zaman elden bırakmamalı..
Karamsar değil kötümser olmalı..

Boş hayaller ve umutlar içinde değil, vakıanın farkında olmalı ve teçhizatı daima hazır bulunmalı..
Rabbimiz “..Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar..” (En’am 121) buyuruyor.

Normal bir insanın aklına hayaline sığmayacak olan bunca entrikayı düşünenler, bunu ancak şeytanın vahyiyle yapıyorlar.

Fakat Rabbimiz mü’minlere umut va’d ediyor:

“..Benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir otoriten yoktur. Rabbin vekil olarak yeter.” (İsra 65)

“..Şüphesiz şeytanın hilesi pek zayıftır.” (Nisa 76)  

Allah yar ve yardımcımız olsun.

Ummu Reyhane


Not:
Subliminal resim örneklerini aşağıdaki linkten indirerek inceleyebilirsiniz:
https://drive.google.com/file/d/0BzJzlZSSUlwKQW1reXZWQ1owVGs/view?usp=sharing

2 yorum: