Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

16 Eyl 2014

Etkinlikçi Anne (3) / Kitap Okuma Sevdamız




KİTAP OKUMA SEVDAMIZ

Biz küçüktük.. Bir ara babam maddi sıkıntı içindeydi.. O kış kömür alabilmek için başta Diyanet İslam Ansiklopedisi olmak üzere bazı kaynak kitapları satmak zorunda kalmıştı..

Kütüphaneye hep beraber gitmiştik, babam kitapları raftan alıp anneme veriyor, annem kolilere yerleştiriyordu.. Sanki bir ölüm sessizliği sarmıştı etrafı.. Hiçbirimizin sesi çıkmıyordu..

Babamın o günkü hüznünü, annemin sessizce kitapları toparlayışını asla unutamam.. Uzun zaman kitapların alındığı raflar, sanki yaşanılanlar unutulmasın diye bomboş kalmıştı..

Annemin “Çocukların ders çalışmalarını nasıl sağlayacağım? Onlara kitap okumayı nasıl sevdireceğim?” diye bir derdi hiç olmamış..

Doğumlarımızda bile kitapların anısı var: Soğuk bir kış günü küçük bir ilçede, doğmama yardımcı olan ebe hanıma para yerine bir poşet kitap vermiş babam..

Babaannem bizi ziyaret edip de eve döndüğünde dedeme yakınmış gelininin arkasından; “Hiç sesi çıkmıyor o çocukların, annesi elinde kitapla bir köşeye oturmuş, babası elinde kitapla diğer köşeye, yazık çocuklar kendi kendine duruyor” diye..

Hasılı kelam; kitapların içinde bir çocukluk geçirmişiz.. Haliyle kitap okumak da en büyük tutkumuz olmuş..

Tabii böyle bir durumda her şey dört dörtlük, anne-baba gayet memnun diye düşünmeyin.. “Her şeyin fazlası zarar” hesabı, belli bir zamandan sonra artık kitapları bir kenara bırakmamız isteniyordu.. 

Akşam annem ışıkları kapattığında, kitap okumaya devam edebilmek için farklı farklı çareler üretmek durumunda kaldık.. Abimle bakkaldan gizli gizli mum alıyorduk ilk zamanlar.. Ama annem, üzerimizi örtmek için geceleri odaya girdiğinde sönmüş mumun kokusu hemen belli oluyor ve yakayı ele veriyorduk.. Sonraları masa lambası kullanmaya başladık, onun da ışığı etrafı tamamen kaplamasın diye lambanın üzerini bir tülbentle kamufle ediyor, ışığı azaltıyorduk..

Gece saat üçlere kadar soluksuz okuduğumuz romanları, roman okurken gayri ihtiyarı kaç kilo yediğimizi fark etmediğimiz mandalinaları, sobanın çıtırtısını, annemlerin odasının kapısı her açıldığında yorganların altına saklanışımızı hiç unutamam..

Sonra sabah namazında kalkıp bir daha yatmazken ve kahvaltı hazırlamak için anneme yardım ederken arada gidip yüzümüzü yıkamamızı, uykulu olduğumuzu hissettirmemek için türlü türlü numaralar yapışımızı..

Soluğu göz doktorlarında alıp da artık “dört göz” sıfatına erişince, babam doktor amcaya; “Çok kitap okuyorlar doktor bey, gece-gündüz dur durak bilmiyorlar, göz nasıl dayansın bunlara?” demişti.. Doktor da; “Yok, miyop gözlerin kitap okumakla bir ilgisi yok, okusunlar daha ne istiyorsunuz? Bende de var iki tane oğlan, iki satır okusunlar diye özel hocalara para sayıyorum ama nafile” diye cevap verdiğinde dünyalar bizim olmuş, anneme gelir gelmez doktorun sözlerini ballandıra ballandıra anlatmıştık..

Artık kitap okuma sevdamız, bilimsel ve tıbbi gerçekler tarafından da onaylanmıştı..

Bu arada kitap okumamızın altında yatan en büyük nedeni söylemeden geçmek istemiyorum; hiç televizyonumuz olmamıştı bizim..

Evimize gelen misafirler televizyonumuzun olmadığını gördüklerinde; “Canları sıkılmıyor mu çocukların?” diye soruyorlardı..

“Can sıkılmak, can-ı sıkılmak”

Annemin en sevmediği sözlerden biri buydu sanırım.. Daima “Boş duranı Allah sevmez” derdi.. 

Biraz büyüdüğümüzde; “Kim demiş bunu? Ayet mi? Hadis mi?” diye itiraz edecek olsak hemen İnşirah suresinin ayetlerini okur ve “’Bir işi bitirince hemen başka bir işe koyul’ buyurmuş Allah’ımız, buna göre tabii ki boş duranı sevmez” derdi..

Doğruydu da, boş duran kimseyi bir zaman sonra batıl meşgaleler istila ediyordu..

Ders çalıştığımız ve kitap okuduğumuz zamanlar dışında bizi sürekli bir şeylerle meşgul etmeyi adet haline getiren annem, sadece bir işle meşgul olmamızla da yetinmezdi..

Mutfakta yemek hazırlığı gibi işler yaptığımızda mutlaka radyodan bir ders açar yahut okuduğu bir şeyi anlatır, bize bir şey sorar, en olmadı son ezberlediği sureyi defalarca dinletir; “Bu sefer yanlışsız olacak” diye kimi zaman da bezdirirdi..

Onun için; “Cennete bi gitsem boş boş oturcam” diyen sevgili kardeşimi burada tebessümle anmadan geçemiyorum..

Bunca işin, telaşenin, yoğunluğun arasında “canı sıkılmak” gibi bir kavram bizim dünyamızda hiç olmadı elhamdülillah..

“Televizyonumuz olsaydı keşke, şimdi oturur bi şeyler izlerdik” diye düşündüğümüzü de hiç hatırlamıyorum..

Televizyon bir alışkanlıktır.. İleriki zamanlarda ise bağımlılık yapar..

Bu alışkanlığı hiç bilmeyen insanların bağımlı olmaları da elbette düşünülemez..

Bizler televizyonun icadından habersiz, hiç televizyon görmemiş çocuklar değildik.. Komşularımız ve akrabalarımız elbette televizyonlu evlerde yaşıyorlardı.. Onlara gittiğimizde küçük yaşlarımızda “içine düşercesine” televizyon izlediğimiz de oldu..

Böyle zamanlarda; “Güya siz evinize sokmuyorsunuz, çocuklar nasıl içine düşüyorlar televizyonun. Bizim çocuklar hiç aramıyorlar baksanıza” diyen hanım teyzelere annemin tek cevabı vardı:

“Her gün zehirlenmekle bir kere zehirlenmek arasında çok fark var.”

Gerçekten de öyleydi.. Küçükken misafirliklerde televizyonun içine düşen bizler, büyüdüğümüzde artık hiç o tarafa dönüp bakmazken, televizyonlu teyzelerin çocukları diziler takip eder, programlar kovalar hale gelmişlerdi..

Bir de gözlerinde ilginç bir boş vermişlik, tuhaf bir bezginlik vardı.. Sanki bu hayatta, bu evde değil de, falan dizinin veya filmin içinde yaşıyor gibiydiler..

Konuşma tarzları değişmişti televizyonlu çocukların.. Bizim kültürümüzle yakından uzaktan alakası olmayan saç modelleri, kıyafet çeşitleri icat etmişlerdi.. Hemen hemen hepsi anne-babasıyla çok ciddi çatışmalar yaşıyordu..

Mesela kuzenimiz sinirlendiğinde masa örtüsünü çekiyor, cam kırıyor, vazo fırlatıyordu.. Sonraları gayr-i ihtiyari birkaç kez televizyon dizisinde sinirlenme sahnelerini gördüğümde bu duruma hiç şaşırmamam gerektiğini anlamıştım..

Vücut dilleri, mimikleri, reaksiyonları, tepkileri bambaşkaydı.. Kötü taklit ve yapmacıklık onları mahvetmiş, kendilerine kendilerini, asıllarını ve kültürlerini unutturmuştu..

Onlar elimizden düşürmediğimiz kitapları bir kez olsun merak bile etmemişlerdi..

Biz fikir konuşurken, gerçek dertlerle uğraşırken onlar boy-poslarıyla, sivilceleriyle, dudaklarıyla, giysileriyle oynaşıyorlardı..

Zamanla artık aynı ortamlarda oturamaz, konuşacak tek bir ortak şey dahi bulamaz olmuştuk..

“Hafta sonu birkaç saat vaktiniz olur mu? Bizim kızla biraz ilgilenseniz, iyice zıvanadan çıktı” diyen televizyonlu hanım teyzelere artık yapabileceğimiz hiçbir yardım kalmamıştı..

NE YAPMALI?

1-Kitapsever bir çocuk yetiştirmek istiyorsak, her şeyden önce kendimiz kitaplarla dost olmalıyız.. Bir babanın kitaplığını sevgiyle seyretmesi, bir annenin kitaplarını özenle sevip okşayıp rafa kaldırması, her fırsatta eline alıp okuması daha bebekliğinden itibaren çocuğa “kitap sevgisi” aşılar.

2-Anne-babalar, kitap okumak gibi çok önemli bir işi mutlaka çocuklarının gözleri önünde yapmalılar.  Çocuklar uyuduktan sonra veya okula gittikten sonra değil.. Kitap, hayatın her anında mutlaka var olmalı ki, çocuk işin ciddiyetinin farkına varsın..

3-Televizyon, kitapların en büyük düşmanıdır.. Evinin ilim, irfan, kültür ve ahlak yuvası olmasını isteyen anne-babalar, bu zararlı aleti mümkünse evlerine hiç kabul etmemelidirler.

Ummu Reyhane


15 yorum:

  1. Şimdilerde televizyon tek tehlike değil ki.Bilgisayarlar,tabletler,cep telefonları..Kendimiz uzak kalamazken çocuklarımızı uzak tutmayı nasıl becereceğiz.Bizim evimizde tv yok.(Benim ısrarımla) Eşim ne yazık ki kitap okumayı sevmediği için bütün akşam cep telefonuna kilitlenir.Ben çalışan bir anne olduğum için akşamları oğlumla mı ilgileneyim,evimle mi ilgileneyim,kitap mı okuyayım? Aaahhh,ahhh,o kadar zor ki herşey,yaşadıkça ümitsizliğim artıyor benim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız kardeşim, yazı dizisi sizin bahsettiğiniz diğer tehlikelere değinerek devam edecek inş. Allah yardımcınız olsun..

      Sil
  2. Çocukları başka bir devirde yaşarmış gibi tv teknoloji yokmuş gibi yetiştirmek de tam doğru olduğunu sanmıyorum Hz.Ali(r.a) Çocukları yaşayacaklari zamana göre yetiştirin demesi bize yol gösterebilir ..herseyin fazlası zarar..sanırım ayarını iyi yapmak lazım mesela haftanın bir gününü kitap okuma günü bir gününü akrabaları ziyaret bir gününü hadis öğrenme günü gibi vs planlayabiliriz..hikaye çok güzel ama gerçekten bu zamanin yaşantısı ile bağlantısı az..okuyan kendini sudan çıkmış balığa tamamen başarısız anne baba olarak düşünebilir ..denge gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili kardeşim, Hz. Ali'nin bahsettiğiniz sözünün yanlış anlaşıldığını düşünüyorum.. Çocuklarımızı elbette tekneloji yokmuş gibi yetiştirmeyeceğiz ama "çağa göre eğitmek" yanılgısına kapılarak da çağın tuzaklarına kaptırmayacağız.
      İslam tarihinin önderlerine, alimlerine, önemli şahsiyetlerine şöyle bir bakın; hiç birisi çağına uyan olmamıştır. Tam tersine o şahsiyetler, çağın imkanlarını kullanarak çağı aşmış, çağ kapatmış, çağ atlatmış kimselerdir..
      Bugün İslami hassasiyeti olmayan fakat çocuğunun zihinsel-sosyal gelişimini önemseyen anne-babalar bile evlerine televizyon almamakta diretiyorlar. Halbuki bizim bunların üzerinde bir de İslami hassasiyetlerimiz var.
      Son olarak, bu bölümde anlattığımız hiçbir şey hikaye değildir.. Hepsi sizin çocukluğunuz kadar gerçek bizim çocukluğumuzun hatıraları..
      Bizi o şekilde yetiştiren anne-babalarımızın bizi çağ dışı bıraktığını, bunun eğitimde uygulanmasının zor olduğunu asla düşünmüyoruz. Şu an kendi çocuklarımızı da televizyonsuz fakat çağın çocuklarına göre çok daha duyarlı, sosyal ve zeki yetiştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Allah'a hamd olsun..

      Sil
  3. Bütün bir yazı içerisinde kitapların satılmasına takıldım.

    Evvel zaman içinde, bir Şubat ertesinde, vakitsiz misafirler öncesi, evde tek başıma -aceleyle,titreyerek- sakıncalı yayın! tespit edip, mahalleli görmeden çöpe attığımı hatırladım da..

    Kitapla ayrılığın her türlüsü zor.Allah yaşatmasın. "Kitaba verilen paraya acıyorum" diyenlere de akıl fikir versin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitaplardan başka para edecek hiçbir şeyimiz yoktu çünkü. Mobilyaların, makinaların ve daha başka şeylerin olmadığı bir evde eskimiş halı ve minderleri satacak değildik..
      Sakıncalı yayın olayını da çok iyi bilirim :) az kitap gitmemişti o dönemler.. az saklı isyan şiirleri yazmamıştık..

      Sil
    2. Sevgili Müslüman anne,

      Bana bu kalbiniz kadar temiz sayfayı ayırdığınız için teşekkür ederim :)

      "Kitapların satılmasına takıldım" derken yanlış anlaşılmadım umarım :( Üzülüp, orada takılıp kaldım; yazının ana fikrinden koptum demek istemiştim.

      Kusurumuzu af kabilinden kabul ediniz :

      "İsyan şiirleri bilirim sonra
      Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
      Harfler harp düzeni almıştır mısralarında"

      Sil
    3. estağfirullah kardeşim, allah razı olsun :)

      Sil
  4. o zamanlar aynı hikayenin bir başka şehirde yaşayan çocuğu olarak, gözlerim dolarak okudum yazıyı..
    Gece geç vakitlerde, en ufak bir seste 'annemin hala yatmadınız mı? diye tatlı- sert sitemine uğramamak için ışığı hızla kapatıp, nasıl uyuma taklidi yaptığımız zamanlar geldi aklıma.. Önce hikayeler, romanlar, sonra sırasıyla fikir kitapları, kocaman ciltli hadis, tefsir, siyer külliyatları, ansiklopediler, yücelere kurulmuş aceleci hayaller... ve şimdi de art arda gelen bebekler uyutmuyor bizleri..:) Rabbim kabul olunacak ammeller kılsın, hepimize lutfettiği güzellikleri. Allah razı olsun kardeşim, güzel hatırlatmaların için. Çok şey değişti belki ama, yavrularımızın zaman bilinciyle kuşanan, güzel ahlaklı, alimlerden olmasında katkısı olur bu güzelliklerin diye umut ediyorum. Rabbim samimiyetle yapılan çalışmaları, atılan tohumları asla zayi etmez. Selam ve dua ile..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Şu kitabı mutlaka okumalısın" muhabbetlerimizi, senede sadece birkaç kez görüşebildiğimizde, birbirimize sunduğumuz en değerli hediyenin de kitaplar olduğunu nasıl unuturum dostum?.. Sevgilerimle..
      (Ummu Abdullah)

      Sil
  5. islam gariptir17 Eylül 2014 06:30

    Cazakalllahu Hayr. Iman ettigim donemler geldi aklima ailem bize kitabi sevdirmedi evimitzde bir tane
    Mealli kuran vardi Ona ne zaman yaklasmak istesem cocukken gunahkar kizim elleme derlerdi yada bize gunahin ne oldugunu anlatmazlar basini kapat Oyle al derlerdi. Bende 16yasima kadar ise yaramaz insani yoldan cikartan okul kitaplari okurdum uydyrulmus Peri hikayeleri iste. allaha hand olsun islamla tanistiktan sonra islerin seyri degisti Tabi once romanlar okurdum sabahlara kadar Islam in vermis oldugu guzel nimet Olsa gerek bi gunde bazen iki kitalda Roman bitirirdim kendimi bulurdum icinde saklanirdim yorganin icine cok okuyorum diye laf etmesinler diye pencereden gelen oraya yansiyan aksam isiklariyla sogukta ellerim titrer okurdum sonra fikir kitpalarina gectim buyuk heyecanla simdi evimin bi r duvari kutuphane . Onlara baktikca bana huzur veriyor evlenirken annem ceyiz yap derdi bende benim en buyuk hazine olan ceyizlerim kitaplardi derdim velhasil Allah in bize ilk oku emrine muahatap olup salih amel islemeyi nasip etsin . Amin


    Kusura bakmayin bi onceki paylasima yorum yapmistim yayinlanmadi acaba size ulasmadimi yoksa yanlis oldugu icinmi yayinlamadiniz. Selamatle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Reklam içeren yorumları yayınlamıyoruz kardeşim.. Bundan dolayı yorumunuz yayınlanmadı.. Selametle..

      Sil
  6. islam gariptir17 Eylül 2014 07:57

    Anladim insaallah hakkinizi helal edin.selametle

    YanıtlaSil
  7. Bu yazi beni sımsıkı sardı, şöyle bi tutu ardından silkeledi de silkeledi....
    Ben de gece gündüz, otobüste ayakta, yürürken köyde agac dalinda kitap okuyanlardandim. Ilk çocuguma her akşam yatmadan ve hiç aksatmadan kitap okudum ve benim elimde de hep kitap dergi vs. vardi. ama ikinciden ve saglik problemlerimden sonra çok boşladim. Ikincide ilk çocugumda olduğu gibi her akşam okuyamadim ya da kendim üçüncu satirdan sonra uyuyakaldim...
    Şöyle bi çözüm buldum, kitap okuyamadigim zamanlarda; onlari yatirdiğimda ya masal ya sesli kitap ya da Kuran vs... Cd sini açiyorum dinleyerek uyuyorlar.
    Bir de şunu eklemek istiyorum büyüğüm yatmadan önce iki dk için bile olsa gidip kütüphanesinden bir kitap aliyor ya resimlerine bakiyor ya da okumaya çalişiyor....

    YanıtlaSil
  8. anne aday adayı17 Eylül 2014 12:07

    huh.gidiyim de biraz kitap okuyum ^_^

    YanıtlaSil