Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

3 Ağu 2014

Ergenlik Dönemi



ERGENLİK DÖNEMİ
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Delikanlılık; bir nevi deliliktir.” [1]
Ergenlik dönemi; biyolojik, psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan hızlı bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Ergenlik, fiziksel gelişim ile başlar, zihinsel ve ruhsal gelişim ile son bulur. Ergenliğin ortalama yaşı 12-21 yaşlarıdır. Tam olarak ise; 25 yaşında son bulur.
Ergenlik dönemi; pek çok anne-babanın telakki ettiği gibi bir felaket dönemi değildir. Tamamen normal bir gelişim ve değişim sürecidir. Bir yaşına giren çocuğun yürümeye çalışması ne ise, büyüyen bir çocuğun da ergenlik dönemine girmesi odur. Yürümeye çalışan bir çocuğa; “Otur oturduğun yerde” der miyiz? Ya da; “Adam gibi yürü” der miyiz? Aynı şekilde ergenlik dönemindeki çocuğumuza; “Uslu bir çocuk ol” veya “Adam gibi davran” diyemeyiz. Çocuk; dağdan yuvarlanmaya başlayan bir kar tanesi gibidir. Hızla gelmekte ve çığ olmaktadır. Önüne geçersek eziliriz. Yardım edersek, çığı kısa zamanda dinginleştiririz.
Anne-babanın ergenlik dönemi hakkında doğru bilgilerle donatılması çok önemlidir. Çocuğun anne-babanın anlayışına ve arkadaşlığına en çok ihtiyaç duyduğu dönem; ergenlik dönemidir. Bu dönemi sabır, anlayış ve dostluk çerçevesinde geçirebilmeyi başaran anne-babalar, hem kendilerini hem de çocuklarını çok yara almadan kurtarırlar.
Ergenlik dönemine giren çocukta ruhsal ve davranış olarak pek çok değişiklik görülür. Anne-babanın; “Ne oluyor bu çocuğa!” dedikleri değişiklikler özetle aşağıdaki gibidir:
1-Dengeli ve uyumlu okul çocuğu gider, yerine güç beğenen, çabuk tepki gösteren, asi bir genç gelir.
2-Evdeki kuralların çokluğundan ve sıkılığından yakınır.
3-Anne-babasının söylediklerine birden tepki gösterir, sert cevaplar verir. Çünkü “Bağımsız kişilik” geliştirme çabasındadır. Kabullendiğinde kendisini ispatlayamayacağın düşünür.
4-Duyguları çok çabuk iniş kalkış gösterir. Çok çabuk sevinir. Çok çabuk üzülür.
5-Tepkileri önceden kestirilemez.
6-Kendine karşı güvensizlik duyar veya çok fazla güvenir.
7-Yalnız kalma isteği oluşmaya başlar. Duygusallığı artar.
8-Kardeşlerini tersler, tahammül gösteremez.
9-Anne-babasına ters davranmaktan zevk alır.
10-Anne-babasına aykırı, kulaktan dolma fikirler seçer. Canı pahasına bunları savunur.
11-Anne-babasının pek çok şeyini beğenmez, her fırsatta eleştirir.
13-Toplumsal olaylara, politikaya ilgisi artar. Her şeyi düzeltebileceğini zanneder.
14-Bazen de her şeyi boş verir. “Bana ne?” der.
15-“Okuyup da ne olacak?” der. Okumamış insanların nasıl para kazandıklarını anlatır. Okunmadan da adam olunacağını ispatlamaya çalışır.
16-Derslere karşı ilgisi azalır.
17-İstemekle futbolcu olamayacağını bilir. Eğer anne-babası izin verirse, bir hafta çalışır, sonra bırakır. İzin vermezse, bir ömür boyu; “Futbolcu olacaktım izin vermediniz” der.
18-Anne-babasını sınamak için her gün yeni bir meslek hayaliyle gelir. Tepki göstermezseniz unutur gider. Gösterirseniz, size inat o meslek üzerine yoğunlaşır.
19-Karşı çıkmış olmak için karşı çıkar.
20-Programsızdır. “Programın olsun” dersiniz, olmaz. Canı isteyince uyur, canı isteyince yemek yer, canı isteyince kitap okur. Programın otoritesine baş kaldırır.
21-Anne-babasından daha iyi bildiğini düşünür.
22-Tedirgin, kararsız, bocalama halinde, fırtınalı bir deniz gibidir.
23-Topluma aykırı kıyafetler, renkler ve saç tarzları tercih eder. Anne-babasının seçimine karışmasına izin vermez.
24-Ayna karşısında saatlerini geçirir. Banyodan çıkmaz. Yüzündeki sivilceler, zayıflık, şişmanlık, uzunluk, kısalık gibi konular onu çok meşgul eder.
25-Dağınık ve savruk olur. Kimi zaman kalkar temizler, toplar. Kimi zaman da odasının her bir yerinde dağılmış, kirli-temiz karışık elbiseler, meyve tabağı, kitaplar bulunur.
26-Oburlaşır, girip çıkıp yemek yer. Bazen iştahı kaçar, yemek yemediğini bile unutur. Zayıflar..
27-Elindeki eşyaları sık sık devirip kırar. Çünkü bedensel olarak hızlı büyümektedir. Beyin ve kaslar birden bire uyum sağlayamazlar.
28-Yüksek sesle müzik dinlemeye bayılır.
29-Odasının duvarlarına posterler, afişler asar.
30-Şiir yazmaya, günlük tutmaya, mektuplaşmaya başlar. Kendisinden izinsiz yazdıklarına bakılmasına büyük tepki gösterir. Anne-babasına karşı kesin bir güvensizlik içinde olur.
31-Odası, ülke içinde ayrı bir ülke olan konsolosluğa benzer. Evin içinde ayrı bir ev gibidir. Kapısını kilitler. Odasını başkalarıyla paylaşmak istemez. İzinsiz girilmesine öfkelenir.
32-Uzun telefon konuşmaları yapar, mesajlaşır. Anne-babasının yanında konuşmaz. Gizliliğe önem verir.
33-Evden kopar, çevreye yönelir.
34-Evde oturmak onun için bir işkence olur. Dönüş saatlerine aldırmaz, yemeğe geç kalır.
35-Öğüt ve nasihat dinlemek ona iğnelerden daha çok batar.
36-Arayış içindedir. Kendisini aramaktadır. Kendisini bulunca ise, her şeyi bulacaktır.
İşte böyledir onlar.. Bu yaptıklarının hepsi de normal ve doğaldır. Ergenlik dönemine gelmiş çocuğumuz, yukarıdaki belirtilerden bazılarını göstermiyorsa, Allah korusun zihinsel veya ruhsal bir problemi var demektir.
Ergenlik dönemindeki çocukların anne-babaları, ciddi bir strateji değişikliğine gitmelidir. Anne-baba bu konuda ne kadar eğitimli ve kararlı olurlarsa, ilerisi için o kadar iyi olur.


1-Öncelikle onlarda oluşan bu değişimlerin tamamının normal ve gerekli olduğunu kabul edelim. Bize akıl ve ruh sağlığı yerinde çocuklar verdiği için Allah’a şükredelim.
2-“Eğitimcide Olması Gereken Özellikler” ve “Eğitimcide Olmaması Gereken Hatalar” isimli bölümlerimizdeki konuları uygulama konusunda çok titiz davranalım. Yumuşaklık, hoşgörü, anlayış, sevgi, takdir ve onay en önemli kalkanlarımız olsun. Eleştirmekten, kıyaslamaktan, suçlamaktan, mükkemmelliyetçilikten ve şartlı sevgilerden itinayla uzak duralım.
3-Çocuğumuza sık sık onu çok sevdiğimizi söyleyelim. Öpüp okşayalım. Bu konuda cimri olmayalım.
4-Çocuğumuzun yaptığı onca aykırı şeyin tek nedeni; kişiliğini bağımsızlaştırma çabasıdır. Özgür bir birey, kendi başına bir insan olmayı istemesindendir. Öyleyse bu konuda ona yardımcı olalım.
5-Çocuğumuzu dinlemeye eskisinden daha çok önem verelim. En önemsiz sözlerini bile, ciddi adamların konuşmalarını dinlermiş gibi dinleyelim. “Önemlisin, değerlisin” mesajımız çocuğumuza iletilecektir.
6-Basit şeylere üzüldüğünde veya durduk yere sevincinden zıpladığında onu terslemeyelim. “Sevindiğin/üzüldüğün şeye bak” demeyelim. “Ben de çok üzüldüm/sevindim. Senin için bunun çok önemli olduğunu biliyorum” diyelim. Çok mu zor, paylaşalım.
7-Kendisine ait bir odası varsa izin almadan odasına girmeyelim. Ona ait bir eşyayı izinsiz kullanmayalım. Odasındaki eşyaların yerlerini değiştirmesine, masasını kapının dibine kurmasına vs. karışmayalım. Yazdıklarını ısrarla göstermesini istemeyelim. “Şiirlerini okumaktan ben de zevk alırım, eğer bir gün getirip gösterirsen..” diyelim. Yanaşmıyorsa ısrar etmeyelim, izinsiz kesinlikle bakmayalım.
8-Kendisini bağımsız bir birey hissetmesine yardımcı olmak için, onunla istişare edelim. Eve kabul edeceğimiz misafiri, tatile çıkmak istediğimiz yeri vs. onunla konuşalım. Aile içi programları ortak kararlarla ayarlayalım. Aile içi problemlerimiz, kardeşleriyle ilgili problemler konusunda onunla dertleşelim, görüşünü soralım, yardım isteyelim.
9-Eskisinden daha farklı sorumluluklar verelim. “Ne dersin? Bundan sonra pasta-börek işi tamamen senin olsun. Çünkü bu işi iyi beceriyorsun. Misafir geleceğinde ne yapılacağına sen karar ver” veya “Bundan böyle pazar alışverişlerimizi sen yapar mısın?” gibi onlara göre daha büyük ve önemli görevler verelim. Kesinlikle “Yapamazsın, edemezsin” demeyelim. Sadece sofra bezi çırptırmaya ve çöp döktürmeye devam etmeyelim.
10-Yürekten gelen sözcüklerle davranışlarını takdir edelim. Teşekkür edelim. Sık sık “Aferin” diyelim, onaylayalım. Konuşmalarımızda; “Haklısın, çok iyi düşünmüşsün” demeyi ihmal etmeyelim.
11-Kulaktan dolma görüşleri bize karşı savunduğunda onu dikkatle dinleyelim. Tepki göstermeyelim. Anlattıkları bitince ise; “Belki de haklısın. İstersen bu konuyla ilgili bir araştırma yap, çünkü insanlar görüşlerini delillerle ispat etmezlerse, karşı tarafı inandıramazlar” diyelim. Karşı tepkide bulunmadığımız için, çocuğumuz çoğu zaman araştırma ihtiyacı bile hissetmeden, o fikirden vazgeçecektir. Bütün bildiklerimizi ortaya dökerek, ona kendi doğrularımızı anlattığımız, fikirlerini çürüttüğümüz zaman ise; araştırmaya, delil bulmaya, daha çok savunmaya, daha fazla bağlanmaya başlayacaktır. Onun için ne ile gelirse gelsin, sakin olalım. Çünkü biz sakin oldukça vazgeçecektir.
12-Topluma ve bize aykırı düşen kıyafetlerini eleştirmeyelim. İyi yetişmiş bir çocuk, ne kadar aykırı bir kıyafet giyebilir ki? Kesinlikle “Bu halinle beni utandırıyorsun” demeyelim. Bunu en büyük sıkıntımız ve derdimiz haline getirmeyelim. Aslında ergenlik döneminde böyle yoğun çatışmaların yaşanmasının nedeni; eften püften konulara dayanır. Ne giydiğine karışmazsak yakın zamanda düzgün giymeye başlar. Karışırsak, inadına devam eder. Giyinip karşımıza çıkmaktan, onu eleştirmemizden gizli bir zevk duyar.
13-Bedenlerine çok fazla önem vermeleriyle ilgilenmeyelim. Büyüyen bir insan, yeni yüzünü tanımaya çalışıyor sadece. “Kaç saattir banyodasın! Çekil aynanın karşısından, görücüye mi çıkacaksın” demeyelim. Kısa zamanda geçecektir.
14-Bu dönemde çocukların, geceyi arkadaşlarıyla geçirmek, geç saatte eve dönmek, bilmediği bir yere tek başına gitmek gibi istekleriyle sık sık karşılaşırız. Ergenlik döneminde de olsa, anne-baba çocuğunu korumak zorundadır. Uygun görmediğimiz konularda güzel bir şekilde “Hayır” diyelim. Çocuğumuza açıklama yapalım, prensiplerimizden bahsedelim. “Seni çok seviyorum, evet demeyi de çok isterdim. Hayır dememin nedeni, kesinlikle seni üzmek değil” diyelim. Tabi o; “Beni sevseydin böyle yapmazdın. Beni hiç düşünmüyorsun!” diyerek yargısız infazda bulunabilir. Aldırmayalım, susalım. Düşündükçe ve büyüdükçe anlayacaktır.
15-Arkadaşlarını çok fazla önemsemesini normal görelim. Arkadaşları hakkında olumsuz konuşmayalım. Arkadaşlarını eve davet etmesine izin verelim. Misafirlerine özen gösterelim. “Yine ne işleri var? Evleri yok mu bu çocukların?” demeyelim. Yalnız çocuğumuzla eve misafir davet etme prensiplerimizi belirleyelim.
16-Arkadaşlarının arasında aktif olmasına yardımcı olalım. Sosyal çevrede önemli bir rolü olan çocuk, kişiliğini bağımsızlaştırmıştır ve ailesini daha az dışlar.
17-Çocuklarımızı kimseye şikayet etmeyelim, onlardan yakınmayalım. Çünkü çocuk, çevresinin kendisine eleştirel gözlerle baktığını hissedecek ve anne-babasının elinin uzanmadığı bir çevreye yönelecektir. Çocuğumuzu kimsenin yanında küçük düşürmeyelim. Biz ona ne kadar önem verirsek, çevremiz de o kadar önem verecektir. Bu da kişiliği konusunda önemli rol oynar. Ailesi içinde aranan, yeri doldurulamayan bir çocuk, ailesinden kopamaz. Çevresi de; “Ahmed evde değil mi?” diye soruyorlarsa, arkasından arayarak; “Seni de görmeyi çok istemiştik, uzun zaman oldu. Bir dahaki sefere kaçmak yok, ona göre..” diyorlarsa, çocuk çevresine yaklaşır. Çevremizden ve akrabalarımızdan da bu konuda yardım isteyelim.
18-Çocuğumuzun dünyayı düzeltme gücünü kendisinde görmesini takdir edelim. Lütfen bu güzel duygularını yok etmeyelim. Onunla yapabileceğimiz olumlu şeyleri konuşalım ve uygulayalım. İyi duyguları ve kendilerine güvenleri yok edilen çocuklar, ilerde en başta ailesine ve topluma karşı duyarsız, “Ben ne yapabilirim ki?” diyen pasif çocuklar oluyorlar.
19-Telefon konuşmalarını sormak veya dinlemek için ısrarcı olmayalım. İlk önce, önemli bir şey konuşmadıklarına kendimizi inandıralım. Ya bir arkadaştan, ya öğretmenden, ya havalardan ya da sulardan konuşuyorlardır. “Ne konuşuyordun bunca zaman? Arayan kimdi? Ne istiyormuş?” gibi sorular çocukları sıkar. Bu dönemde arama nedeninin olması gerekmez. Tek neden; sohbet etmek, muhabbet etmektir. Çünkü çocuğun konuşmaya ihtiyacı vardır.
20-Çocuğumuzla arkadaş ve dostluk ilişkilerimize ağırlık verelim. Onunla konuşmak, sohbet etmek, beraber araştırma yapmak, gezmek veya film seyretmek için zaman ayıralım. Bu zaman dilimlerinde ona çocuğumuz gibi değil, istişare ettiğimiz, anlayış gösterdiğimiz bir arkadaşımız gibi davranalım. Ona sözümüzü dinletmeye, kısıtlamaya kalkışmayalım. Yürürken koluna girelim, şakalaşalım.
21-Bu dönemdeki çocuklarımız ne büyüktür ne de küçüktür. İkisinin arasındadır. Çocukça davranır, büyük gibi saygı görmek ister. Kendisi de bocalamadadır, anne-baba da.. “Kocaman genç kız oldun, dalaşma kardeşlerinle!” deriz, bir de; “Küçüksün, böyle şeylere aklın ermez!” deriz. Karar verelim; çocuk mu, genç mi, adam mı? Çocuğumuzu bu çelişkiler arasında bocalatmayalım. Ona adammış gibi değer verelim, çocukmuş gibi hatalarını anlayışla karşılayalım. Genç olduğunu da unutmayalım.
22-Çocuklarımızı ergenlik döneminin fiziksel ve ruhsal gelişimleri hakkında bilgilendirelim. Çocuğun böyle özel bir konuyu anne-babasıyla konuşabilmesi için, önceki iletişimin iyi olması çok önemlidir. Yoksa konuşma isteksiz, baştan savar gibi, yüzeysel ve resmi bir şekilde son bulacaktır.
Çocukların ergenlik dönemi hakkında doğru bilgilendirilmeleri çok önemlidir. Biz güzel bir şekilde bu bilgiyi vermezsek, çocuk çevreden yanlış bilgiler öğrenecektir.
Genelde anne-babalar bu dönemde sadece fiziksel değişimler üzerine dururlar ve bu bilgiyi yeterli görürler. Oysa çocuğa ruhsal değişimler de haber verilmelidir. “Ben seni anlıyorum. Geçirdiğin dönem itibariyle böyle düşünmen, böyle hissetmen normal.. Ancak bir de şöyle düşünelim” gibi hoşgörü ekseninde davranılmalıdır.
23-Şunu iyi bilelim ki; anne karnında sevgi ve güveni hisseden, bebekliğinden büyüyünceye kadar anne-babasıyla güzel bir iletişimi olan çocuklar, bu hassas dönemi sevgi ve arkadaşlık yardımıyla kolay atlatırlar. Yaptıkları yanlışları anlamaları ve vazgeçmeleri kolay olur. Anne-babadan aşırı bir şekilde kopmazlar.
 Anne karnında ve küçüklüğünde eğitimine önem verilmemiş çocuklar ise; bu dönemi daha fırtınalı ve gürültülü geçirirler. Fırtınadan aldıkları darbeleri ise ömürleri boyunca taşırlar. Bu dönem; çocukların anne-babalarından “Bir şeylerin acısını çıkartma” dönemidir. Küçüklüğünde sıcak bir ilgiyle sevilmeyen, eleştirilen, kıyaslanan ve dayak yiyen çocuk, bu dönemde intikamını alacaktır.  

 Ergenlik Döneminde Önemli Bir Tehlike 
Hepimizin bildiği gibi, bu dönem çocuklarımızın cinsel gelişim dönemleridir. Cinsel eğilimleri ve merakları artış gösterir. Karşı cinse çok önem verirler. Giyim-kuşamlarına, saçlarına, güzelliklerine bu derece önem vermelerinin önemli bir nedeni de; karşı cinsin ilgisini çekmek ve beğenisini kazanmaktır.
Karşı cinsten birini sevmek, hoşlanmak, beğenmek gibi duygular, Allah tarafından insan fıtratına yerleştirilmiştir. Çünkü aile hayatı; karşılıklı sevgi ve beğeni ile devam eder. Ancak şeytan; bu fıtrî eğilimleri yanlış yolda kullanmaları için gençlerin kanlarında akar durur.
Şeytan ve dostlarının hummalı çalışmaları neticesinde; gün geçtikçe zina sıradanlaşmaya, flört ise tamamen normalleşmeye başlamıştır. Batı toplumunun durumu ortadadır, hiç değinmek istemiyoruz. Ama acı olan; müslüman gençlerimizin bu tehlikeli mecralarda akıyor olmasıdır.
Burada anne-babalara ve öğretmenlere çok büyük görevler düşmektedir. Çocuklarımızı takip etmek, sorup soruşturmak, telefonlarını, ceplerini kurcalamak çözüm değildir.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Erkeklerinize Maide suresini, kadınlarınıza da Nur suresini öğretiniz.”[2]
Nur suresi; aileyi bütün şerlerden koruma suresidir. Bu surede; ailenin temelini sarsacak olan zina ve ahlaksızlık konularına teker teker değinilmiştir. Nur suresini bilmeyen bir gencin zina etmesi kolaydır. Ama Nur suresini öğrendikten sonra, şeytan sürükleyip götürse bile, ona itaat etmesi zordur.
Öyleyse gençlerimize, ergenlik dönemindeki çocuklarımıza ayrıntılı bir şekilde Nur suresini anlatalım, öğretelim. Beraber araştıralım, üzerinde beraber tartışalım. Gözün ve namusun korunması için dikkat edilecek hususları yine beraber öğrenelim.
Çocuğumuzun bu konudaki yanlışlarını ise, yumuşaklıkla, sabır ve hikmetle düzeltmeye çalışalım. Rasulullah (s.a.v)’ın örnekliği bize yetecektir inşaallah:
“Bir genç Rasulullah (s.a.v)’ın yanına gelerek:
-Ey Allah’ın Rasulü! Zina etmem için bana izin ver, dedi. Oradakiler kızgınlıkla:
-Sus, ne diyorsun sen! dediler. Rasulullah (s.a.v) da:
-Onu yanıma yaklaştırın, buyurdu. Genç gelip Rasulullah (s.a.v)’ın yanına oturdu. Rasulullah (s.a.v):
-Annene böyle bir şey yapılmasını ister misin? diye sordu. Genç:
-Hayır, vallahi istemem, cevabını verdi.
-Doğru, insanlar annelerine böyle bir şey yapılmasını istemezler. Peki, kız kardeşine yapılmasını ister misin?
-Hayır, vallahi istemem.
-Doğru, insanlar kız kardeşlerine böyle bir şeyin yapılmasını istemezler. Peki, halana yapılmasını ister misin?
-Hayır, vallahi istemem.
-Doğru, insanlar halalarına böyle bir şeyin yapılmasını istemezler. Peki, teyzene yapılmasını ister misin?
-Hayır, vallahi istemem.
-Doğru, insanlar teyzelerine de böyle bir şey yapılmasını istemezler. 
Daha sonra Rasulullah (s.a.v) elini gencin göğsünün üzerine koydu ve:
-Allah’ım! Onun günahını bağışla, kalbini temizle, namusunu koru, diye dua etti.
Genç bundan sonra hiçbir yabancı kadına bakmadı.”[3]
Rabbimizden temennimiz; gençlerimizi iffetli, hayalı, ağırbaşlı, vakarlı, imanlı ve takvalı kılması, kadın, erkek ve cin şeytanlarının şerlerinden onları korumasıdır. Geleceğin tertemiz anne-babaları işte bunlar olacaklardır.

                                                                                                                 Ümmü Reyhane

"Eyvah Çocuğumu Şeytan mı Eğitiyor?" isimli eğitim kitabından alıntılanmıştır.






[1]     Camiu’s-Sağir,1609.
[2]     Camiu’s-Sağir 5482.
[3]     Ahmed 21708. Mecmeu’z-Zevaid/Heysemi 1/129.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder