Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

1 Haz 2014

Çocuğun İbadet Eğitimi Yazı Dizisi (7. Bölüm)



TEVEKKÜL

Rasulullah (s.a.v) bineğinin arkasına binmiş olan İbni Abbas'a hitaben şöyle buyurdu:
“Ey çocuk! Sana bazı kelimeler öğreteceğim, Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki, Allah da seni gözetsin. Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki, O’nu her an yanında bulasın. Bir şey isteyeceğin zaman Allah’tan iste. Yardım dileyeceğin zaman Allah’tan dile. Bütün insanlar sana bir fayda vermek için toplansalar, Allah’ın dilediğinden başka bir fayda sağlayamazlar. Yine bütün insanlar sana bir zarar vermek için toplansalar, Allah’ın dilediğinden başka bir zarar veremezler. Kalemler kalkmış, sayfalar dürülmüştür.”[1]
a-Rızık Konusunda Tevekkül:
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Yaşadığınız sürece rızık konusunda ümitsiz olmayın. Çünkü insan annesinden çıplak ve kırmızı olarak doğar. Sonra Allah Azze ve Celle onu rızıklandırır.”[2]
Tevekkül; yani işini Allah'a havale etmek, Allah’ı vekil tayin etmek, yükünü Allah'a ısmarlamak, O'na güvenmek.. Tevekkül duygusunun çocukta oturtulmasında en büyük rolü yine anne-baba oynar. Konuşmanın ve anlatmanın yanı sıra, anne-babanın hiç farkına varmadığı nice şeyleri çocuk kayda alır.
Eğer bir hanım eşine; "Dolapta bir şey kalmadı, ne pişireceğimi şaşırıyorum" diyorsa, o hanımın çocuğundan rızık konusunda tevekkül sahibi olmasını bekleyemeyiz. Tam tersine; "Önemli değil, Allah rızkımızı verir. Kendini sıkıştırma, paran olunca alırsın" diyorsa, o hanımın çocuğunun tevekkül sahibi olması umulur.
Çocuklarımıza Rasulullah (s.a.v)’ın şu hadislerini anlatmalı ve öğretmeliyiz:
Ümmü Hani (r.a) şöyle anlatır:
“Rasulullah (s.a.v) yanıma geldi ve:
-Yanınızda yiyecek bir şey var mı? diye sordu. Ben:
-Sadece birkaç kuru ekmek parçası ve sirke var, dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
-Sirkesi bulunan bir evin katığı var sayılır.”[3]
Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etmiştir:
“Rasulullah (s.a.v) hiçbir yemeğe kusur bulmazdı. Canı isterse yer, istemezse yemezdi.”[4]
Bir adam hanımına; "Bu ne biçim yemek? Kör müydün, niye yaktın?" diyorsa, o babanın çocuğundan tevekkül sahibi olmasını bekleyemeyiz. Tam tersine; "Eline sağlık, insanlık hali olur, önemli değil" diyorsa, o babanın çocuğunun tevekkül sahibi olması umulur.
Yine bir anne veya baba; "Yetmiyor! Çocuklar büyüdü! Yarın daha da zor olacak" diyorlarsa, o anne-babanın çocukları tevekkülsüzlüğü ve aç gözlülüğü öğrenir.
Sofra başında veya yeri geldiğinde; "Yavrularım, bu nimetleri bize veren Rabbimize ne kadar şükretsek az. Nice insanlar var ki, önlerinde bal-baklava ama Allah bir hastalık vermiş, yiyemiyorlar. Nimetler etraflarına saçılmış ama huzurları, mutlulukları yok. Karnımızı doyurabiliyoruz, birlikte huzurluyuz, sağlığımız, sıhhatimiz yerinde. Bizden daha mutlusu yok" tarzında çocuğumuzla sohbet etmek, küçüklüğünden beri ona tevekkül duygusunu yerleştirmek anlamına gelir.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Dünya (mal-mülk, güzellik vb.) konusunda kendinizden aşağı olanlara bakın. Çünkü bu; Allah’ın nimetini küçümsememeniz için güzel bir davranıştır.”[5]
Hayvanlar aleminde de bununla ilgili çok güzel örnekler vardır. Rasulullah (s.a.v) ashabına tevekkül konusunda kuşlardan bahsederek şöyle buyurmuştur:
“Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah yuvalarından aç çıkıp, akşam kursakları dolu olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.”[6]
Bizde Allah'ın bir ayet ve ibret olarak hizmetimize sunduğu hayvanlar alemini çocuğumuza anlatabilir, Allah'ın minicik bir böceği de, kocaman bir fili de rızıksız bırakmadığını anlatabiliriz.
Hatırlayalım ki; Hz. İbrahim eşi Hacer ile oğlu İsmail’i kurak ve hiçbir insanın olmadığı bir çöle bırakmıştı. Etrafına bakınan Hacer orada hiçbir yiyeceğin, içeceğin ve insanın olmadığını biliyordu. “Ne yiyeceğiz? Ne içeceğiz? Biz sensiz, bir başımıza ne yapacağız?” diye sormadı. Tek soru:
-Bunu senden Rabbin mi istedi ey İbrahim?
-Evet
-Öyleyse O bizi bırakmaz.
İşte budur tevekkülün özü.. Rabbi Hacer ile İsmail’i bıraktı mı peki? Asla! Ayaklarının altına zemzemi döşedi.. İnsanlar onlara sevgiyle aktı geldi.. Hepsinden önemlisi, Hz. Hacer kıyamete dek tevekkülün ve teslimiyetin sembolü oldu..
Eşlerini Allah yolunda bir adım bile kendilerinden ayıramayan, “Biz sensiz ne yapacağız, kim bakar bize?” diyen hanımlar bir daha düşünsünler Hz. Hacer’i..
Sahabeler Allah’a olan tevekküllerini her zaman sağlam tutmuş, “Benden sonra çocuklarım ne olacak?” gibi bir endişeye düşmemişlerdir:
“Vefatı ile sonuçlanan hastalığında Osman bin Affan, Abdullah İbni Mes’ud’un ziyaretine geldi. Ona:
-Neden şikayetçisin? diye sordu. İbni Mes’ud:
-Günahlarımdan şikayetçiyim, cevabını verdi. Osman:
-Canın bir şey istiyor mu? diye sordu. İbni Mes’ud:
-Rabbimin rahmetini istiyorum, cevabını verdi. Osman:
-Sana bir doktor çağırmayalım mı? diye sordu. İbni Mes’ud:
-Beni hasta eden zaten o doktordur, cevabını verdi. Osman:
-Senden sonra kızlarının faydalanması için Beytu’l-Mal’den onlara paylarının verilmesini emredeyim mi? diye sordu. İbni Mes’ud:
-Benden sonra kızlarımın fakir düşeceğini mi sanıyorsunuz? Ben onlara her gece Vakıa suresini okumalarını emrettim. Çünkü ben Rasulullah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğunu işittim; “Kim her gece Vakıa suresini okursa, o ebediyyen fakir kalmaz.”[7]

b-Korumada Tevekkül:
Allah, insanı zayıf, endişe duyan ve korkan bir tabiatta yaratmıştır. Çocukların da pek çok konuda korkuları ve endişeleri vardır. Hırsız, sapık, organ mafyası, cin vb. şeyler çocukların başlıca korkularındandır.
Çocuğumuza; "Allah dilemediği zaman hiçbir kimse kimseye zarar veremez. Allah her insan için koruyucu bir melek görevlendirmiştir. Zaten sağında ve solunda birer melek daha vardır. Tam üç melek.. Hepsinden daha önemlisi Allah da yanında.." gibi ifadelerle, korkularını güvene dönüştürebiliriz.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
"Kim Allah'tan korkarsa, Allah her şeyi ondan korkutur. Kim de Allah'tan korkmazsa, Allah onu her şeyden korkar hale getirir." [8]
Çocuğa sığınma duaları öğretilmeli, sabah ve akşam düzenli olarak okutturulmalıdır. Küçük yaşta dua alışkanlığının yerleşmesinden sonra, artık anne-babanın hatırlatmasına gerek kalmadan çocuk dualarını okuyacaktır.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Her kim sabah ve akşam üç defa;
" بِسْمِ اللهِ الَّذِي لاَ يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ العَلِيمُ"
“İsmiyle yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla… O hakkıyla işiten ve bilendir” derse, hiçbir şey ona zarar veremez.”[9]

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Kim;
"أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ"
“Tam ve mükemmel kelimeleriyle yaratıklarının şerrinden Allah’a sığınırım” derse, ona hiçbir şey zarar veremez.”[10]
Böylece hem sabah-akşam çocuk dualarıyla Allah'ın özel koruması altına girecek, hem de bir tehlikeyle karşılaştığında dualarıyla Allah'a sığınıp tevekkül edecektir.

c-Çocuklar Korkudan Uzak Tutulmalı:
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Kötü ve olumsuz bir söz veya davranışı işitip de onu yaygınlaştıran kimse, günahında onu ilk ortaya çıkaran kimse gibidir.”[11]
"Okula giderken çocuk kaçırmışlar. Bir inşaata götürüp işkence yapmışlar. Organ mafyası bizim mahalleye de gelmiş. Şöyle olmuş, böyle olmuş" vb. sözlerin çocuğa iletilmesi çok yanlıştır.
Böyle söylemekle çocuğumuzu tehlikelere karşı uyarmak isteriz. Ama bunun bedeli çocuğumuzun ruhsal durumunu tehlikeye atmak olur. Dışarıdan gelen tehlikeyi savalım derken, içeriye tehlike koyarız.
Bunun yerine çocuğumuza kötü düşünen insanların her zaman var olduğunu, yabancılara yaklaşmamasını, bilmediği yerlere gitmemesini, çok erken ve çok geç vakitlere kalmamasını, akşam ezanında mutlaka evde bulunmasını öğütlemeliyiz. Sözümüz dinlenmiyorsa önlem almalıyız.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Akşam, hava karardığı zaman çocuklarınıza dışarı çıkmayı yasaklayın. Çünkü şeytanlar o vakitte etrafa dağılırlar..”[12]
Ayrıca çocuklarımızı radyo ve özellikle televizyonların haber programlarından uzak tutmalıyız. Korku filmlerini, dehşet ve şiddet sahnelerini izlemelerine izin vermemeliyiz.
Bu sadece çocuklar için değil, anne-babalar ve yetişkinler için de ciddi bir problem niteliğindedir. Korku filmi tutkusu olanların, içlerinde etrafa hissettirmemeye çalıştıkları ciddi korkuları vardır. Korkmak için insana cehennem yeter. Müslüman çocuğun da, yetişkinin de dünyaya karşı korkusuz ve cesaretli olması gerekir.
Yahya b. Mürre şöyle anlatıyor:
“Hz Ali geceleri mescide gidip nafile namaz kılardı. Biz de onu korumak için nöbet tutardık. Bir defasında namazını bitirdikten sonra yanımıza gelerek
-Burada niçin bekliyorsunuz? diye sordu.
-Seni korumak için, dedik.
-Peki, beni göktekilere karşı mı yoksa yerdekilere karşı mı koruyorsunuz? diye sorduğunda ise:
-Seni yerdekilere karşı koruyoruz, diye karşılık verdik. Bunun üzerine o şunları söyledi:
-Şunu iyi bilin ki, gökte hüküm verilmedikçe yeryüzünde hiçbir şey olmaz. Eceli gelinceye kadar herkes iki melek tarafından korunup muhafaza edilmektedir. Eceli geldiğinde ise melekler o kişiyi eceliyle baş başa bırakırlar. Benim üzerimde de Allah tarafından görevlendirilen çok kuvvetli bir koruyucu vardır. Ecelim geldiğinde bu koruyucu aramızdan çekilecektir. Şunu da iyi bilin ki, kişi başına gelmesi takdir olunan şeylerin gelip kendisini bulacağına ve takdir olunmayan şeylerin ise asla başına gelmeyeceğine inanmadıkça imanın tadına varamaz.”[13]

                                                                                                                                   Ümmü Reyhane

"Eyvah Çocuğumu Şeytan mı Eğitiyor?" isimli eğitim kitabından alıntılanmıştır.



                                                                                                                                                    devam edecek... 




[1]     Tirmizi 2516.
[2]     İbni Mace/Kitabu’z-Zühd 4165.
[3]     İbni Mace7Et’ıme 33. Ebu Davud/Et’ıme 39. Tirmizi 1841.
[4]     Buhari/Menakıb 167.  Müslim/Eşribe 187. Ebu Davud 3763.
[5]     İbni Mace 4142.
[6]     İbni Mace/Kitabu’z-Zühd 4164.
[7]     Ahmed bin Hanbel/Fedailu’s-Sahabe 2/726
[8]     Şihabu’l-Ahbar 302.
[9]     Ebu Davud 5088-5089. Tirmizi 3388. İbni Mace/Dua 27.
[10]    Müslim/Zikr ve Dua 16. Muvatta/İstizan 13.
[11]    Buhari/el-Edebu’l-Müfred 325. Ebu Nuaym/Hılyetu’l-Evliya 4/160. Suyuti/ed-Durru’l-Mensur 6/161.
[12]    Buhari/Bed’u’l-Hak 3280. Müslim/Eşribe 2021.
[13]    Kenzu’l-Ummal 1/88.

3 yorum:

  1. Selamün aleyküm. Allah razı olsun kardeşim . Bu yazı gerçekten çok gerekli ve faydalı bir yazı. En büyük endişemiz günümüz Dünyasının içinde bulunduğu bozukluk ve sapıklıklar. Çocuklarımızı nasıl uyaracağımı bir türlü bilemiyordum. Biz elimizden geleni sizin belirttiğiniz üzere yapacaz inşallah, çevreden gelecek etkilerden Rabb'ime emanetler. Okulda sokakta konuşulanları engellemek imkansız. Sekametle

    YanıtlaSil
  2. selamün aleykum kardeşim gene harika bir yazı.benım oğlum şuan 3 yasında. 2 yasındayken sünhanekeyi öğetmiştım ama okumaya utanıyor sadece bir kez bana okudu bende onu dahada heveslendirmek için oyuncak aldım. maalesef artık hiç okumuyor bilmediğini söylüyor ve bana okutuyor. öğrenmeye hiç açık değil çok ısrar etmiyorum ama sizce ne yapmam gerekir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aleykum selam kardeşim, endişeleneceğiniz bir durum yok. 3 yaş çok küçük. Evinizde günlük hatim takip etmeye çalışın. Günde 1-2 cüz Kur'an dinlesin çocuğunuz. Öyle oyun oynarken, kendisi bile fark etmeksizin. Eğer sizin okumanızdan rahatsız olmuyorsa sabah vakitlerinde düzenli olarak "Dualarımız okuyayım ben sana" deyin ve ona okuyun. Akşam uykusundan önce de okuyun. Çocuğunuz başkaca bir zahmete girmeden ezberler inş.
      Her çocuğun yapısı farklıdır. Ezber konusunda bazı erkek çocukları ta ergenlikten sonra atağa geçerler. Bu onun öğrenmeye açık olmadığını göstermez. Utanıyordur, ısrar etmeyin, hele ki başkalarının yanında kesinlikle ısrarcı olmayın.
      Doğal seyrinde siz yapmanız gerekenleri yaptıkça ilerleyen yaşlarda aşama kaydedecektir. Allah yardımcınız olsun.

      Sil