Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

13 May 2014

Yemekte Ne Var?


                                                                          YEMEKTE NE VAR?


Bugün hiç bir iş yapmak istemiyordu. Öyle ki günde iki kez süpürülmesi gereken halıları bile süpürmemişti. Ne yemek yapmak ne kitap okumak... Zihnini toparlayıp moralini düzeltecek bir şey gerekiyordu tüm enerjisinin yerine gelmesi için.

 Bu hali dün akşamki yemekten sonra başlamış ve sabaha kadar sürmüştü. Yemekte başlayan tartışma uzayınca küskün geçen bir geceyle sonuçlanmıştı. Hani çocuklar da olmasa iyice dağıtacaktı kendini. Gece onların üzerini örtmek için kalkmış olmasa, tuvalet ihtiyacı için kalkanı işitmemiş olsa yataktan bile kalkacak durumda değildi. 

Sabahın neşe veren ışıkları bile yetmemişti kendine gelmesine. Nasıl başlamıştı peki?

Bir önceki gece çocukların uykusuz bıraktığı bir bedenle gün boyu uyur gezmiş ve midesini düşünecek bir boşluk bulamamıştı zihninde. Bu halde akşam olurken işten erken gelen eşine pişireceği yemeğin en kolayından olanını tercih edip makarnayı atmıştı kaynayan suyun içine. Makarna fakir, gariban, Öğrenci,  bekâr yemeği miydi yoksa yorgun uykusuz annelerin kurtarıcı yemeği mi?

Eşi ellerini yıkamış sofraya oturmuştu. Aç olduğu halinden belliydi. O ise uyur halde evi toplamaktan, çocuklarla çufçuf oynamaktan akşamın nasıl olduğu anlamasa ve çocukların kavgalarından başı ağrısa da eşinin geleceği saatte kıyafetine çeki düzen vermeye çalışmış saçlarını toparlamış ve kapıyı açtığında bir gülücük kondurmuştu yanağına. 

 Eşinin tabağına taze pişmiş soslu makarnayı koyarken bir taraftan da yoğurdu iliştiriverdi yanına.  Makarnanın biraz fazla pişmesinden hamurlaştığını fark edemese de kendisi, eşi hemen fark etmişti. 
- Bu makarna hamur olmuş. 
- Ne, hamur mu?
- Evet, görmüyor musun?
Koyarken tencerenin dibine yapıştığı kısımdan almış olacak ki birden ne diyeceğini bilemedi.
- Olabilir, önüne gelen yemeği beğenmiyor musun?
- Ben öyle bir şey söylemedim. Eğer yemeği beğenmesem "Başka yemek bulamadın da makarna mı yaptın?" derdim. Ama pişirirken özen gösterseydin bari.
- Ben özensiz bir şey yapmadım. Sadece dalgınlığımdan çok pişmiş.  Ne var bunda!?
- Allah’a şükür ki ocakta unutup evi yakmamışsın dalgınlığından.
- Beni bu kadar umarsız mı görüyorsun? Biliyorsun dün geceki halimi.
- Evet biliyorum ve bu nedenle makarnaya ses çıkarmıyorum. Ama sen de biraz anlayışlı ol.
Başka bir şey söylemek istemiyordu çocuklarını düşünerek. Her ne kadar içerde oynasalar da sesleri gidiyordu onlara. Fakat duramadı.
- Her gün makarna yiyormuşsun gibi konuşup beni küçük düşürme.
- Seni küçük düşüren yok. Hem sen fazla uzattın.

İkisi de sustular. Belli ki eşi de gergin bir gün geçirmişti. Aksi halde bu kadar laf uçuşmazdı havada. Ama olan olmuştu. İçerideki kanepede sabahlayan eşine kahvaltı hazırlamaya bile kalkamamıştı sabaha yakın uyuduğundan.

Ve şimdi tüm bunları düşünürken tartışmalarına bir anlam veremeyip eşinin fedakârlık ve anlayışını, kendi inat ve hatasını anladı. Uykusuzluğun verdiği yıpranmışlıkla karşısındakini anlamayışını da…

Eşler arasında ufacık şeylerden dağlar kadar olan problemlerden birini de onlar yaşamıştı pişmanlıkları beraberinde getirerek. İki tarafın birbirine olan sevgi ve bağlılıkları, sorunları sorun olmaktan çıkarıp ufak sitem ve şaka olarak kalmadıkça bu evlilik zor olurdu

Morali düzelmiş kendine gelmenin verdiği enerjiyle eşinin sevdiği yemeği yapmaya koyulmuştu. Ve akşam olduğunda kapıyı açarken eşinin kendisine sıcaklığını fark edince sevinci arttı. 

Sofraya oturan eşi sordu
- Yemekte ne var?
- Makarna.

Ve beraber gülüştüler. Çünkü artık “makarna” demek hatayı anlamanın ardından pekişen sevgi demekti.

                                                                                                                                                  Ummu İbrahim

1 yorum:

  1. Çok hoş bir yazı olmuş emeklerinize sağlık :)

    YanıtlaSil