Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

27 Mar 2014

İktidar Mücadelesi Meydanlarda Değil Evlerde



İKTİDAR MÜCADELESİ MEYDANLARDA DEĞİL EVLERDE

Babaannem bana; “Bir sene bebek annesi olacaksın kızım” dediğinde ben bu sözden; bebeğin doğduğu ilk senenin en meşakkatli sene olduğunu, o bir yıl boyunca annenin yorgunluk, uykusuzluk, vakitsizlik gibi pek çok problemle boğuşacağını ve ilk bir yılı atlattıktan sonra da her şeyin yoluna gireceğini, en azından daha da kolaylaşacağını düşünmüştüm.. Yanılmışım..
Babaannem bu sözü söylerken eminim ne anlama geldiğini tam olarak kendisi de bilmiyordu ama ben şu an çok iyi biliyorum.. Yani “bir sene bebek annesi olacaksın” demek; “bir seneden sonra bebeğin, irade ve itiraz edebilme gücü olan bir çocuğa dönüşecek” demek..
Kimilerinin “iki yaş sendromu”, kimilerinin ise “minik ergenlik dönemi” dedikleri bu dönem aslında tam da çocuk bir yaşını doldurduğunda başlıyor.. Kimi çocuklarda belirtiler hızla kendini gösterirken, kimi çocuklarda ufak tefek farklılıklarla bu süreç bir buçuk veya iki yaşına doğru kayıyor..
Açıkçası bu dönemi “sendrom” yani bir çeşit hastalık olarak isimlendirmenin pek doğru olduğunu düşünmüyorum.. Çünkü bu süreç de, tıpkı diğer süreçler gibi normal bir gelişme ve büyüme işareti.. Bir bebek, yürümeye başladığında “Devrim süreci veya ayaklanma süreci başladı” demiyoruz değil mi?

Süreci Doğal Kabul Etmek:

Bir bebek, yaşamının ilk aylarında tamamen anneye bağlı olarak yaşar.. İhtiyaçlarının tam anlamıyla giderilmesi, annenin varlığıyla mümkündür.. Anne, kimi zaman yorgunlukla olsa da çoğu zaman bebeğinin o acziyetten kurtulması için bir an önce büyümesini, kendi başına ayakta durabilmesini ve bir birey olmasını ister.. Kendini savunacak, ihtiyaçlarını bildirecek, hakkını alacak güçlü bir birey..
Derken beklenen an gelir ve o çok masum, uysal, uyumlu, anlayışlı, sabırlı, tahammüllü bebeğimiz birdenbire uyumsuz, anlayışsız, kavgacı, ısrarcı, mızmız ve her istediğini direten bir çocuğa dönüşür..
Anne şaşkındır, baba kızgındır, bu çocuğa ne olmuştur?
Sesler yükselir, kaşlar çatılır, işaret parmağı çocuğun gözünün önünde ısrarla sallanır,  sözel dalaşmalar ve bedensel itişme-kakışmalar başlar..
Eyvah ki ne eyvah!..
Fakat aslında çocuk, annenin beklediği o büyümenin sinyallerini vermeye başlamıştır.. “Anne, ben büyüyorum. Kendimi tanıyorum. Bir “ben” varmış, farkına varıyorum. Büyümek için itiraz etmeliyim, hayır demeliyim, ısrar etmeliyim, naz etmeliyim.. Eğer bugün bunları yaparak güçlenebilirsem, hayatım boyunca itiraz etmeyi de, hayır demeyi de bilirim..”
Olaya bir de bu açıdan bakabilsek, süreci biraz da bu cihetten değerlendirebilsek..
Bebeğimizin sadece bedensel büyümesini değil, ruhsal büyümesini de aynı hazla, hayretle ve merhametle takip edebilsek..

Davranışları Okuyabilmek, Duyguları Ayırt Edebilmek:

Anne-babalara göre çocuk; ‘yaramazdır, hırçındır, hareketlidir’ vs.. Böylece yapmış olduğu tüm o ‘tersliklerin’ sebebi bunlardır..
Oysa çocuk çekmeceyi, dolabı karıştırırken veya bir yerlere uzanmaya, ulaşmaya çalışırken merak duygusuyla hareket eder.. Öğrenmenin ilk tetikleyici gücü, meraktır.. Onun için öğrenmeye çok iştahlı çocuklar hep ‘yaramazlıkla’ itham edilir.. Halbuki bu durum bize, çocuğun ne kadar zeki olduğunun ve bu merak duygusunun ilerde ne kadar işe yarayacağının birer göstergeleridir..
Çocuk gün boyu huzursuzdur, sürekli ağlar, mızmızdır.. Bu durumun yaramazlıktan başka pek çok sebebi olabilir..
Çocukların beyin gelişiminin % 90’ı, özellikle yaşamlarının ilk üç yılında tamamlanır.. Bazı haftalar veya günlerde çocukta sebepsiz huzursuzluklar, ağlamalar görülür.. Çocuk büyüme atakları, beyin sıçramaları yaşar ve bu durum kendisini hem bedensel hem de duygusal olarak hassaslaştırır.. Bu dönemlerde çocuklar çok fazla “anneci” olurlar.. Ne kucakta dururlar ne kucaktan inerler.. Ne kendileri ne istediklerini bilir ne de annelerine anlatabilirler..
Veya çocuk duygusal anlamda kendisini yoksun hissedebilir.. Eğer anne son günlerde başka şeylerle meşgul olmak zorunda kalmışsa, kendisini çocuğuna verememişse, çocuğunun ihtiyaçlarını üstünkörü yerine getirip özveriyle ona bağrını açamamışsa veya çocuğunun büyüme sürecine tahammülsüzlüğü nedeniyle sürekli onu engelliyor, hırpalıyorsa, çocuk anneden uzaklaşacağı yerde daha da fazla annesinin eteğine yapışır.. Duygusal yıpranmışlığının acısını yine annesinde dindirebilmek için çırpınır..
Yada çocuk hepimiz gibi sıkılmıştır, farklılıklar, değişiklikler aramaktadır.. Hele ki apartman dairelerinde, yalnız başına büyütmeye çalıştığımız çocuklarımız.. Pencereyi açar açmaz hemen cama çıkmak istemeleri, havaya hasretlerinden olabilir.. Her sabah uğurlanan babanın ardından ağlamaları “Evden çıkmak istiyorum” çırpınışları olabilir..
Yani çocuk hangi davranışı hangi sebeple yapıyor? Eğer anne, bunları iyi okuyabilirse çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak veya ona anlayış gösterebilmek daha kolay olacaktır..
Beyin sıçramaları yaşayan çocuk, acaba nasıl bir fizyolojik-psikolojik zorluk altında, hiç düşünüyor muyuz? Bilmiyoruz ki, başı mı ağrıyor, kulakları mı uğulduyor, kafasına çekiçle vurulur gibi mi oluyor? Yani nasıl bir zorluk yaşıyor ki, annesine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor?

İktidar Mücadelesi:

Yukarıda sözünü ettiğimiz ‘davranışların ana sebebini iyi okuyabilmek’ ilkesi, çocuğun itirazlarının, hırçınlıklarının, ağlamalarının iktidar mücadelesi için mi yoksa başka bir sebepten dolayı mı olduğunu anlamamızda bize yardımcı olacaktır..
Çocuk bir yaşından sonra ‘özerklik’ ilan eder.. Kimi itirazları bir ihtiyaçtan kaynaklanırken kimi itirazları ise iktidar mücadelesinden kaynaklanır.. Çocuğunu gözlemlemeyi ve anlamayı, anneliğinin doğal bir parçası olarak gören anne, bu ayrımı yapmakta zorlanmaz..
Evet, bizler her dönemde olduğu gibi bu dönemde de çocuğun duygusal ihtiyaçlarını gidermeye, merak (yani öğrenme) duygusunu engellememeye, ona sıkıntılarında gerekli anlayışı göstermeye devam edeceğiz.. Fakat “Benim her istediğim olacak” şeklindeki mücadelesine boyun eğmeyeceğiz..
İstediğinin olmadığını gören çocuk ağlayacak, çırpınacak, kendisini yere atacak, elindekileri fırlatacak, bize vurmaya, etrafa saldırmaya, hatta kendisine zarar vermeye çalışacak.. Ve belki küsecek, konuşmayacak, içine kapanacak..
Bu davranışların hepsi bizim iktidarımızı delebilmek için çocuğumuzun sergilemiş olduğu minik birer tiyatro..
Peki, ne yapmalı?

a-Ortak tavır sergilenmeli:
Anne-babanın kendi aralarında durum değerlendirmesi yapması, eğer evde başka yetişkinler varsa onları da bu konuşmaya dahil etmeleri gerekir..
Çocuk elindeki suyu yere döküyor; anne öfkeleniyor, baba gülüyor, babaanne “Aferin” diyor!
Çocuk babasının saçını çekiyor, baba can havliyle bağırıyor, etraftaki diğer aile bireyleri gülüşüyor!
Bu durumda çocuk, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremez.. Süreci hafif atlatmak istiyorsak ortak tavır sergilemek zorundayız.

b-“Hayır” gerçek “hayır” olmalı:
Bugün canımız sıkkın olduğu için bir şeye “Hayır” diyoruz, ertesi gün misafirle ilgilenirken başımız kalabalık olduğu için aynı şeye “Evet” diyoruz.. Evet ve hayırlarımızı ciddi kurallar olarak değil, bizim ruh halimize göre değişkenlik gösterebilen şeyler olarak görüyoruz..
Bu durumda çocuk Hayır’ın zamanı geldiğinde Evet’e dönüşeceğini çok iyi öğreniyor ve bunu sürekli kullanıyor..
Bu sebeple “Hayır” demeden önce düşünmeli ve geri adım atmamız mümkün olmayan şeylere “Hayır” demeliyiz..
Açıkçası ben küçük dönemlerdeki yasakların, zararlı şeylerle ilgili olursa daha tutarlı olacağını düşünüyorum.. Bıçak, makas almak, prizle oynamak, balkon demirlerine çıkmak gibi.. Yoksa ‘çekmeceleri açmak yasak, banyoya girmek yasak, suya dokunmak yasak’ gibi kuralların engelleme içerdiği için çocuğu daha fazla hırçınlaştırdığını düşünüyor, dahası bunu bizzat tecrübe ediyorum..

c-Oyuna gelmemeli:
Su içirmeye çalıştığımız çocuğumuz suyu alıp her seferinde halıya dökmeye veya bardağı fırlatmaya kalkıyorsa, bu bir iktidar mücadelesidir.. Onun için suyunu içer içmez bardağı elinden almamıza tepki göstermek için ağlayan, çırpınan, yırtınan çocuğa hiç aldırış etmemeliyiz..
Dilediği kadar ağlasın, dövünsün, isterse kendisine zarar versin..
“Yapma yavrum neden ağlıyorsun? Ama o zararlı olduğu için izin vermiyorum. Gel hadi sus seninle oyuncak oynayalım. Başını duvara vurma bak, kafandan kanlar akar” vs. şeklinde sözler sarfederek ilgilenmemeliyiz..
Ona yaptığı şeyin yanlışlığını, kararımızın doğruluğunu anlatmak için de kendimizi yormamalıyız..
“Hayır” diyerek bardağı almalı ve sonra başka bir işe koyulmalıyız.. Çocuk, yanımıza gelip ağlamaya, dövünmeye devam ettiğinde biz işimizle ilgilenmeli, onun ağlamasını görmezlikten gelmeliyiz..
Açıkçası bu durumda çocuğa bakışımızı çevirmemiz bile ona devam etme gücünü verecektir..
Çocuk dener.. Ağlamalarla ilgi göremezse, işi daha da abartır, kafasını duvara vurur.. Bu tavrıyla anneye; “İstediğimi yapmazsan kendime acı veririm” demektedir.. Fakat hiçbir çocuk kendisine dayanamayacağı bir acı vermeyi göze alamaz.. Kafasını birkaç kez duvara vurup daha fazla ağlayacak, ilgilenmediğimizi görünce de susacaktır..
Bu zamana kadar bebeğimizi hiçbir şekilde ağlatmamak üzere bir eğitim sistemi takip etmiştik.. Ona kurallar belirlemeye, sınırlar çizmeye, onu bir takım kalıpların içine sokmaya çalışmamıştık.. Şu anda yaptığımız da çocuğu kurallara mecbur etmek değil..
Bu tavrımızla en yakınlarımızdan bile; “Bu çocuğun her istediğini yapıyorsunuz, büyüyünce çok şımarık, ele avuca sığmaz bir genç olarak karşınıza çıkacak” şeklinde ciddi tepkiler alıyorduk..
Şimdi ise çocuğun ‘iktidar mücadelesi’ sebebiyle ağlayıp çırpınmasına ilgisiz kaldığımızı görenler, “Sen nasıl bir annesin? Yüreğin nasıl dayanıyor? Çocuk burada ağlamaktan morardı?” şeklinde tepki gösteriyorlar..
Bu tavrımız bir vicdansızlık, gaddarlık değil kesinlikle..
Bir gün öyle, bir gün böyle davranmalarından dolayı çocuklarını şaşkına çeviren ve işin içinden çıkamadıkça çocuğuyla daha fazla yüz-göz olan, hatta işi vurmaya, dövmeye kadar vardıran anneler daha mı vicdanlı, daha mı merhametli?

Dönemi Kolay Atlatmanın İp Uçları:

Yukarıda da söz ettiğimiz gibi bu durum doğal bir süreçtir ve dikkatli yönetildiğinde Allah’ın izniyle en asgari zararla geçecektir..

a-Çocuğumuza düşman olmayalım:
Çocukta, birey olmanın işaretleri olarak bahsedilen bu davranışlar ortaya çıktığında, pek çok anne-baba sanki karşılarında mücadele etmeleri gereken bir yetişkin varmış gibi savunma ve püskürtme pozisyonuna girerler..
Halbuki karşımızdaki daha üç-beş ay öncesinde dokunmaya, öpmeye bile kıyamadığımız yavrumuz..
Evet, belki bu dönemde çocuğumuzun bir takım davranışları konusunda onunla çatışıyor gibi gözüksek de, bu durumu genelleştirmemeliyiz.. Çocuğumuza her zamankinden daha çok sarılmalı, öpmeli, onu bağrımıza basmalı, güzel sözlerle iltifat etmeli, onunla bağımızı asla zedelememeliyiz..
Peşin fikir ve ön yargı anne-babalığın en kötü zehridir.. Çocuğumuzu ‘yaramaz, hırçın, şımarık vs.’ gibi kötü sıfatlarla yan yana düşünmemeliyiz.. Eğer biz onu böyle yargılar ve değerlendirirsek bu geçici süreci, bir ömür boyu kalıcı hale getirmiş oluruz, Allah korusun..

b-Sorunları daha başlamadan çözelim:
Her daim “Çocuğun ev düzeni, onun rahatına uygun olmalı” diyoruz.. Yani kırılacak, dökülecek, zararlı pek çok eşyanın arasında çocuğumuza “Aman dokunma, yapma, kırarsın, dökersin” demek, hem bizim işimizi zorlaştırır hem de çocuğu gereksiz yere hırçınlaştırır..
Çocuklu evde cam vazolar, biblolar, süslerle dolu vitrinler, sehpalar, boy boy aynalar, tıkış tıkış mobilyalar olmaz/olmamalı..
Duvarları çizmesine izin vermediğimiz çocuğun gözünün önünde rengarenk kalemler olmamalı.. Bıçaklar, makaslar, sivri ve keskin aletler el altında bulunmamalı..
Buna benzer sorun olabilecek, eline aldığı zaman bizi onunla burun buruna getirecek ne varsa ortadan kaldırmaya, ortamı çocuk için güvenli ve rahat hale getirmeye çalışmalıyız.. Böylece bizim müdahalemiz aza iner ve çocuk da daha özgür davranabilmenin mutluluğuna erişir..

c-Alternatifleri çoğaltalım:
Bu dönem, çocuğun kainatı keşfetmeye en çok merak duyduğu dönemdir.. Dışarıya bıraktığımızda sevincinden ne yapacağını şaşırır, insanlarla iletişim kurmaya çalışır, kedilerin peşinden gider, karıncaları tutmaya çalışır, çeşit çeşit otları koparır, bulduğu her şeyin tadına bakar..
Dondurucu soğuklar olmadığı sürece anne-babanın çocuğu günde 10-15 dakikada olsa mutlaka dışarıya çıkarması, buna da gücü yetmiyorsa balkonda hava aldırması gerekir..
Oksijen ve güneş ışınları bebeğin gelişimi için çok önemlidir..
Sabahtan akşama kadar sadece annesinin yüzünü gören, bir odanın içinden başka bir mekana çıkarılmayan çocuk, haliyle daha fazla bunalıp daralacaktır.. Anne, özellikle ilkbahar ve yaz dönemini çocuklarının kainatı tanımaları ve enerjilerini boşaltmaları konusunda bir fırsat olarak görmelidir.. Evin işlerini, başka telaşelerini biraz daha aza indirgeyerek çocuklarını dışarıya çıkarmaya gayret etmelidir. Bahçeli evlerde yaşayan çocuklar bu konuda çok daha nasiplidir..
Çocuğun kendisini dışarıda evdekinden daha rahat hisseder.. Kainatla iç içe, tabiatın bir parçası gibi ahenkle hareket eder.. Bazen şaşkın bir pervane gibidir, nereye gideceğini şaşırır, bir oraya bir buraya yalpalar.. Bazen dinginleşir, dakikalarca kuşların cıvıldaşmalarını dinler..
Burada da dikkat etmemiz gereken en önemli husus; çocuğun bu rahatını kabusa çevirmemek olmalıdır.. “Yere oturma, pantolonun kirlenir! Eline toprak alma, pis! Dokunma! Elleme!” gibi gereksiz uyarılarda bulunmamalıyız..
Böylece alternatifleri çoğalan ve zamanını dört duvar arasında geçirmeye mahkum olmayan çocuk, daha rahat ve huzurla gelişir..

d-Görmezlikten gelelim:
Çocukta bazı davranışlar gelip geçicidir.. Örneğin; çocuk tükürüyor, burnunu karıştırıyor, tuhaf sesler çıkarıyor vs.. Anne-baba duruma tepkisiz kalırsa, bu çocuk tarafından ‘önemsiz bir davranış’ olarak algılanır ve birkaç defadan sonra yapmayı bırakır..
Ama ısrarla “Yapma, bu yaptığın yanlış” denilirse, davranış çocukta pekişmiş olur.. Ne zaman ilgi çekmek istese, o davranışı yaparak tepki alır..
Tabii bunun her konuda böyle olması mümkün değil.. Diyelim ki çocuk kardeşine, arkadaşına vuruyor.. “Nasıl olsa birkaç defadan sonra vazgeçer” diyemeyiz.. Çünkü burada başka bir çocuğun hakkının korunması söz konusudur.. Bu durumda aşırı tepki, kızgınlık ve öfke göstermeden sadece “Yapma yavrum” denilmeli ve bu sakin yasaklama tutumu her defasında bıkmadan tekrarlanmalı.. Çocuk bir müddet sonra Allah’ın izniyle bırakacaktır..
Çocuklara davranış kazandırmak; erken dönemde 1,5 veya 2 ay sürerken, daha sonraki dönemlerde 6-7 aya kadar varabilir.. İstikrarı elden bırakmamak, “Ne zamandır bir türlü vazgeçmiyor” umutsuzluğuna kapılmamak gerek..

e-Beslenme ve uykuya dikkat edelim:
Bu dönem, özellikle yemek ve uyku düzenin de yeniden alt üst olduğu bir dönem.. Çocuk kendi başına yemek istediği, anne de buna izin vermediği için çocukta yemeye karşı direnme ve iştahsızlık görülmesi normal..
Gün içinde pek çok sebepten dolayı ağlayan ve hırçınlaşan çocuk, gece de bir nevi kaldığı yerden devam eder, rahat uyuyamaz..
Fakat hem beden hem de beyin gelişimi için beslenmenin ve uykunun önemi çok büyüktür.. Anne, kendisinin yiyebileceği katı gıdaları çocuğun eline vermelidir, yere dökülmesi vs. gibi titizlikler rafa kaldırılmalıdır.. Çocuk, bir yaşında gezerek yer, yemek bulaşığı elini her yere sürer, bunlar normaldir.. Çocuğu şu anda sofra bezinin üstünden kalkmamaya zorlamak bir şey ifade etmez..
Çocuk artık helal ve doğal olan her besinle tanışabilir.. Anne, kendisinin yemediği sebze ve meyveleri bile çocuğuna mutlaka sunmalıdır.. Çocuğun damak tadı çok hassastır, lezzetleri tanır.. Onun için besin listesini çeşitlendirmek işe yarayacaktır..
Hırçın çocuk bol bol banyo yaptırılmalı, mümkünse suyla oynamasına izin verilmelidir..
Akşam yatmadan önce çocuğa sakinleştirici etkisi olan doğal bir bitki çayı içirilebilir.. Özellikle balla da tatlandırılırsa çocuğun uykuda derinleşmesine yardımcı olur..

f-Sonuç:
Maddeleri daha fazla çoğaltıp da yazıyı sıkıcı hale getirmemek için konuyu toparlamamız daha yararlı olur diye düşünüyorum..
Bu dönemi sabırla atlatabilmek için anne-babanın Rabbiyle olan manevi ilişkisini güçlü ve sağlam tutması, eşlerin birbirlerini duygusal anlamda takviye etmeleri, yakın çevrenin desteği vs. gibi ebeveyne yönelik maddeler de elbette çok önemli..
Rasulullah (s.a.v); “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” buyurmuştur..
Kolaylaştırmalı; yani çocuklarımıza sırf biz istiyoruz diye bir şeyleri diretmekten vazgeçmeli, eşler birbirlerinin yükünü paylaşmalı, birbirlerine destek olmalı..
Zorlaştırmamaları; nefsimize ağır gelse de tahammül göstermeyi, alttan almayı, görmezlikten gelmeyi bilmeli..
Müjdelemeli; çocuklarımıza pozitif sözlerle, davranışlarla yaklaşmalı.. Bu zorlukların hayırla neticeleneceği konusunda anne-babaya umut vermeli..
Nefret ettirmemeli; sürekli hayatın zor yanlarına bakıp, daima bunları gündeme getirerek, acele ederek, “Neden böyle, bir türlü bitmek bilmiyor?” diye elinden hiçbir şey gelmeyen insanları zorlayarak, yaşanılan süreçten çocuğu da, anne-babayı da nefret ettirmemeli.. Süreçten yaralamadan ve yara almadan sağ-salim çıkmayı hedef edinmeli..
Ve unutulmamalı; bunlar da geçecek..
Rabbim, yar ve yardımcımız olsun.. Hayırlarımızı artırsın, imtihanlarımızı kolaylaştırsın.. (Amin)
                                                                     
                                                                                                                                  Ummu Reyhane
   

Not: Seçimlere üç gün kala, seçim çalışmalarından artık gına gelmişken, dilimize gayri ihtiyari bulaşan şarkıları "Estağfirullah" diye unutmaya çalışırken ve gündem sürekli meydanları işaret ederken "EVE DÖNELİM" istedik ve "İKTİDAR MÜCADELESİ MEYDANLARDA DEĞİL EVLERDE" dedik..


11 yorum:

  1. sa.allah razı olsun kardeşim :)benim küçük misafirim evimizin içinde çok rahat.onu hiç engellemiyorum.çamaşır dolabını boşaltıyor keyifle sonra birlikte topluyoruz çekmecelerde aynı onu engellemiyorum herşeyi keşfediyor ve ben bunu mutlulukla izliyorum yalnız yemek konusunda ne yapacağımı bilmiyorum ;eline kaşık alıp yoğurt çorba yemek karıştırmak istiyor dahası elini içine atmak istiyor yiyeceklerin kaşıkla karıştırmasına izin veriyorum dökülmeler oluyor tabi ama keşfetsin diyorum.elini yemeğin içine atmasına izin ver miyorum.acaba doğru mu yapıyorum ?? ve bizim iktidar mücadelemiz en çok teknolojik aletlerde :)kendime devam diyorum ağlarsa ağlasın çünkü onun için zararlı ve artık eline geçen bazı oyuncaklarını telefon yapıp konuşuyor hay allahım sen büyüksün diyorum. :) yazıyla alakalı olduğu için yaşadığım durumu sizlerle paylaştım umarım sıkmamışımdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aleykum selam sevgili kardeşim, Allah sizden de razı olsun.. Ne sıkması, bilakis paylaşımınız için çok memnun oldum.. Açıkçası yorumlar, bize sesimizin bir yerlere ulaştığını anlatıyor ve devam etmemiz için güç kaynağı oluyor..
      Sorunuzla ilgili ise; elini yemeğin içine sokmasına izin vermemek sıkıntı olmayacaktır inşaallah.. Çünkü o zaman her şey çığırından çıkar, altından kalkamayacağımız şeylere kapı açmak da ilerisi için daha sıkıntılı olur..
      Teknolojik aletler hususunda ben daha müsamahakar davranıyorum galiba.. Telefonu eline alıp oynamasına müsaade ediyorum.. Günde birkaç kez bilgisayar masasına oturup klavyeye mausa, ekrana dokunuyor.. Ekranda hareket eden görüntü olmadığı takdirde (örneğin word sayfasına) bakmasına, dokunmasına izin veriyorum, zaten renksiz bir ekran ilgisini çekmiyor..
      Anne telefonu eline alıp konuşuyor, gülüyor, birileriyle iletişime geçiyor..
      Çocuk aslında telefonu değil, oradaki insan sesini, yani iletişimi istiyor..
      Yani teknolojiyi tamamen kısıtlama hususunda tam emin değilim..
      Allah kolaylıklar versin.. Selametle..

      Sil
  2. ummu muhammed27 Mart 2014 14:47

    esselamualeykum kardeşim Allah subhanehu razı olsun. yine faydalı bir yazı olmuş. bilenin hali başka çocuguda başka oluyor :) elhamdülillah çocuğumla iletişimim iyi ama çok hareketli hayır dendiğinde hırçınlaşıyor
    kardeşim " Hırçın çocuk bol bol banyo yaptırılmalı, mümkünse suyla oynamasına izin verilmelidir.. " yazmışsınız , su sakinleştirdiği için mi ? benim çocuğum banyodan nefret ediyor korkuyor 1.5 yaşında ama hala çok ağlıyor bi çaresi var mı ona banyoyu nasıl sevdirebilirim ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aleykum selam kardeşim, Allah sizden de razı olsun..
      Evet, banyo, yani suyla temas hatta mümkünse çıplak el veya ayakla toprağa temas sinirleri yatıştırır, enerjiyi alır..
      Çocukların banyodan nefret etmesinin en önemli sebeplerinden biri; baştan aşağı dökülen suyun çocuğa boğulma hissi vermesidir.. Suyun sıcaklığı da önemli, çocuğu rahatsız etmemeli.. Aynı şeyi biz de yaşamıştık, bebekliğinde çok sorunsuz banyo yaparken büyüdüğünde banyoya itirazla karşılaştık..
      Eline her zaman oynamadığı, farklı, ilgi çekici bir şeyler verebilirsiniz..
      Sevdiği oyuncaklarını suya koyabilirsiniz.. Banyoyu çarçabuk yapılan bir şey değil, bir eğlenceye dönüştürebilirsiniz.. Sakin davranışlar ve yumuşak ses tonuyla, hatta sevdiği bir ezgiyi mırıldanarak.. Önce ellerini, ayaklarını yavaş yavaş yıkayıp sonra bacaklarına, boynuna, sırtına geçerseniz, en son da başına, mümkün olduğunca suyu geriye doğru dökmeye çalışarak..
      Banyo dışında da sürekli banyodan, sudan korkmasından veya sevmesinden bahsetmemeli ki banyo, doğal bir hale bürünsün, bizim sözlerimizle çocuğumuzun zihninde abartılmasın..
      Allah yardımcınız olsun.. Selametle..

      Sil
    2. Rabbim razı olsun..çok güzel içeriğiniz ve yazılarınız Rabbim afiyetler versin..benim çocuğum da hırçınlaşıyor iktidar savaşları günbegün devam ediyor..su ile oynamayı su ile ilgili olmayı çok çok seviyor..bu dönemler gerçekten bir hayli zor ve sıkıntılı..yaşayan herkese kolaylıklar ve sabırlar diliyorum.

      Sil
  3. sa.allah razı olsun evet teknolojiyi kısıtlamak değil de zararlarını ne kadar engellersem kar gözüyle bakmak benimkisi sanırım :D.zamana göre yaratılan bücürüklerimiz eminim ki çok teknolojik olacaklar.çünkü her şey bu aletlere yönelik olmaya başladı .allah yardımcımız olsun :)

    YanıtlaSil
  4. Siz ne kadar güzel insanlarsınız böyle , sizi çok geç keşfetmişim ama zararın neresinden dönersek değil mi?Rabbim anneliği hepimize kolaylaştırsın...Yakınımda olmanızı sizle yüzyüze konuşabilmeyi çok isterdim...Böyle dostlara çok ihtiyacımızın olduğu bir dönemden geçiyoruz...Şahsi yaşadığım birtakım sıkıntılarda annelik yapabilmeme ciddi engel oluyor,kısaca yardıma çok ihtiyacım var...selam ve dua ile...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfirullah kardeşim, aramıza hoşgeldiniz.
      Dilerseniz mail adresimizden bize ulaşabilirsiniz. Gücümüz yettiğince size destek olmaya çalışırız inşaallah. Allah yardımcınız olsun. Selametle.

      Sil
    2. Allah razı olsun ,iletişime geçicem inşallah

      Sil
  5. Sa Bnmde çocuğum tam bu yazıda anlatılan gibi ama dahası var çocuğum bana düşman gibi bazen aile apartmanında otuyoruz Eltim kaynanamla çocuğum dedesi oldu mu yüzüme bile bakmıyor çalışıyorum babası ile işten gelince bi sevinmiyor bile bu ara �� Eltimi de çok seviyor sevsin Bnde severim ama annesi o gibi davranıyor tepesinden inmiyor herseyini o yapsın istiyor ve ben bu duruma çok içerliyorum . Tabi bu durum bunların hoşuna gidiyo benim ne hissettiğim umurlarında olmuyo kayınvalidem kendisine anne dedirtiyor dedesini yengesini senden çok seviyor işte dedesi oldumu seni napsın gibş sözler söylüyo buda Bni çok İncitiyor onlara nefret duyuyorum artık anneliğimi yaşayamıyorum bazen çok onlara gitmeyi diretti mi çocuğumu hırpalıyorum ister istemez bu yüzden de mi benden uzaklaştı acaba �� Çocuğum beni sevmiyor mu çok üzülüyorum bana yardım edin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aleykum selam kardeşim, Allah yardımcınız olsun. Daha önce sitede cevaplamış olduğumuz şu soru, umarım sizin için de faydalı olur. Selametle.

      http://www.muslumananneler.net/2014/09/oglum-babaannesinden-ayrlmyor.html#.V2UA-ruLSUk

      Sil