Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

27 Şub 2014

Felaket Tellalları

                                                 
                    
   FELAKET TELLALLARI       
Bir annenin ilk günleri, belki de hayatının en zor, en acemi günleri..
İsterseniz ailenizin en büyük ablası olun, kendinizden sonra birkaç kardeş büyütmüş olun.. İster yeğenleriniz olsun aynı evi paylaştığınız, nasıl büyüdüklerine yakından şahit olduğunuz.. İster ana okulu öğretmeni olun, cıvıl cıvıl çocuklarla dolu sınıflarınız olsun.. İster çocuk gelişim mezunu olun, isterse pedagog..
Anne olmadan bir dünya dolusu çocuk bile anlamsız..
Hayatın her alanında göz ardı edilmemesi gereken en büyük gerçeklerden biri “duygusal süreç”tir. “Ben olsam böyle yapmam” dediğimiz her şey laf-ı güzaftan başka bir şey değildir..
Orada eleştirilen tavır; sadece salt bir tavır değildir. O tavrın arkasında nice duygular, geçmişin ağırlığı, geleceğin korkusu ve kırgınlıklar, birikmiş acılar, anlatılamayanlar vardır..
Onun için ilk defa anne olmuş biri için dünyadaki her şeyin anlamı artık farklıdır.. Bir şey olmuştur, her şeyi değiştiren.. Bir şey olmuştur, ne olduğu bilinmeyen.. Bir şey olmuştur ve aslında bir bebek değil bir anne doğmuştur yeryüzüne..
Artık korkular vardır hayatımızda, acılar ve endişeler..
Bir karmaşa, ne olduğunu bilememek ve sebepsiz gözyaşları..
En çok da “bir bebekle birlikte kendimizi de büyütmenin” dahası “fıtrata dönmenin” ağır sorumluluğu..
Hayatında ilk kez tecrübe ettiği doğum gibi bir olaydan henüz yeni çıkmıştır anne.. Hastadır, yorgundur, kırgındır.. Bebeğinin dilinden anlama konusunda kendisini yetersiz hisseder.. Karşılaştığı her yeni şey, anne için bir muammadır.
Bundan dolayı anne, belki de çevresinin desteğine en çok ihtiyaç duyduğu bir zaman dilimini yaşamaktadır..
Eşinin sevgisine, ilgisine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyar..
Annesinin kendisiyle hem bir çocuk ilgilenmesine, hem de bir anne gibi onurlandırmasına..
Ve tebrik etmek için gelen giden yakınların kendisini gerçekten tebrik etmesine, çıkmazlarına rehberlik etmesine..
Fakat çoğu kez beklenilen, arzu edilen desteğin yerine etraf annenin üzerine tabiri caizse saldırmaya, onu hayattan yıldırmaya sanki azmetmişlerdir..
Yeni baba olmuş eş, ufacık bir problem karşısında “Niye ağlıyor? Niye susmuyor?” vb. sorularla yeni annenin iki ayağını bir pabuca sokar.
Anne, kızına; “Bizim çocuklarımız hiç böyle değildi” mealinde cümleler kurarak onu bilinmeze ve ümitsizliğe sürükler.
Ve…
Çok bilmiş teyzeler, ablalar.. Kimi iyi niyetle, kimi bilgiçlik taslayarak, kimi canını yakmak isteyerek, kimi kendi yaşadığı sıkıntılardan kurtulmanın keyfiyle, kimi de annenin çıkmazlarından aldığı zevkle başlarlar felaket tellallığı yapmaya:
-Eyvaaah! Kızım yandın sen! Artık birkaç yıl uykuya hasret gidersin! Eski günlerini mumla ararsın da bulamazsın!
Bebeğine yavaş yavaş alışmaya, uyum sağlamaya, onun uyku (yada uykusuzluk) düzenine ayak uydurmaya çalışan ve bu zor çaba sonucunda uykusuzluktan gözlerinin altı çökmüş, kararmış yeni anneye söylenecek belki de en son şey bu sözler olmalıdır..
Oysa;
-Kızım, bir bebeğe annelik yapmak o kadar güzel bir duygu ki, bu uğurda başına gelen yorgunluk, uykusuzluk gibi sıkıntılar aslında onu ne kadar çok sevdiğinin, ona kendini nasıl özveriyle ve karşılıksız verdiğinin en güzel kanıtı. Sakın umutsuzluğa düşüp de üzüntüye kapılma! Bebeğinle bu güzel günlerinin tadını çıkarmaya bak! Çünkü bu günler şimdi zor gibi görünse de geçip gidecek ve onun bu halini özleyeceksin, denilse ne olur? İşin aslı da zaten bu değil mi?
Bebeğinizi kucağınızda gören veya onunla yatağa uzandığınıza şahit olan bir başka felaket tellalı:
-Onu böyle kucağından indirmezsen alışır, sonra hiçbir bırakmaz seni! Tuvalete bile gidemezsin! Aman ha! Çocuğu sakın kokuna alıştırma, bi daha sensiz yatmaz, yatağından da çıkmaz! Benim görümcem, işte kızı 10 yaşına geldi hala annesinin yatağında… diye başlar bir dizi örnekler manzumesi sunmaya..
Oysa bir bebeğin annesine alışmasından, ona bağlanmasından daha doğal bir şey olabilir mi?
Bir bebek annesine bağlanamıyorsa, o “sorunlu çocuk” demektir, “kendine güvenen çocuk” değil..
Bir anne, çocuğunun kendisine alışmasını istemiyorsa, o anne kendisini ve sevgisini çocuğuna veremiyor demektir..
Yeni doğan bir bebek, tam olarak daha dünyaya geldiğinin bilincinde değildir. Bu ayrımı yapamaz. Kendisini hala annesiyle tek beden içinde zannetmektedir. Ve annesi onu bıraktıkça içindeki anneden ayrılma korkusu bir sendroma dönüşür.
Bebeğin sükuna erebilmesi, ihtiyaç duyduğu her an, annesinin sıcaklığına sığınmasıyla mümkün olur. Evet, en güzel ve en derin uykusunu annesinin kolunda uyur bebek.. Annesinin kokusunu içine çekerek, minik elleriyle annesinin parmağını kavrayarak ve annesinin nefesini hemen yanı başında hissederek..
Bir başkası:
-Niye ağlıyor bu çocuk? Aa bunun karnı aç! Bak ağzıyla durmadan aranıyor. Senin sütün yetmiyordur kesin! Yazık çocuk aç karna nasıl uyusun? Sen ek bir şeylere başla! der.
Diğeri:
-Sen bir çocukta bu kadar dağıtmışsın kendini! Yarın ikinci, üçüncü çocuk gelince bakalım ne yapacaksın? der.
O günlerde insan anlar, “Kadının kadından başka düşmanı yoktur” diyenin bir anlamda doğru söylediğini..
Sanki herkes ağız birliğine varmışçasına yeni annenin umutlarını tüketmek, onu çaresizliğe mahkum etmek için çalışmaktadır.
Kimimiz saygısızlık olmasın diye susarız.
Kimimiz içimize atarız.
Kimimiz önemsemez, geçeriz.
Kimimiz hadlerini bildiririz.
Kimimiz artan sorulara yenik düşeriz.
Kimimiz güçsüzleşir, tükenir, tutunacak dalı kaybederiz.
Ve her anne, anneliğinin ilk günlerinde biraz da olsa mutlaka yaşar bunları.
Yaşadığımız insanlar her ne kadar Müslüman insanlar da olsalar, toplumlar üzerinde dinler değil, kültür ve gelenekler hakimdir. Davranışlarımızın, refkleslerimizin, reaksiyonlarımızın kaçta kaçı İslamî, kaçta kaçı ise sosyo-kültürel?
Bunun için yeni anne, toplumun bu acımasızlığına karşı hazırlıklı, bilinçli ve uyanık olmak zorundadır. Yoksa zorluklarla toparlamaya çalıştığı gücünü kaybeder. Duygularını kontrol edemez. Bebeğine verimli olamaz. Kendisini bebeğine, eşine ve evine karşı sürekli yetersiz hisseder.
Yani eğer bir anne bebeğinin doyduğundan emin olursa, birilerinin “Senin sütün yetmiyor” demesine aldırış etmez. Kendinden emin bir tavırla “Bebeklerin ayda 500-900 gram arası kilo almaları normaldir. Benim bebeğim ayda 750 gram alıyor. Günlük idrarı da gayet normal. Onun için sütün yetmemesi gibi bir durum söz konusu değil” diyecektir.
Bazı kardeşlerimiz hamilelik sürecine girdiklerinde, bazıları ise daha da ileri gidip bebekten sonra kenardan köşeden okuyacakları birkaç eğitim kitabıyla işi halledecekleri yanılgısına kapılıyorlar. Sonra gerçeklerle karşılaşınca bu süreci daha zor ve ağır geçiriyorlar.
Oysa evlenme çağına gelen bir genç kızın çocuk bakımı ve eğitimiyle ilgili konulara daha o zamandan kulağının delik olması gerekir. Büyüklerin tecrübelerini dinlemesi, en azından ilk bilgileri öğrenmesi gerekir.
Tecrübelerinden faydalanılacak, pozitif enerji ile dolu çok değerli anneler, büyükler vardır. Bebekten önce de sonra da onlarla bol bol sohbet etmeli, nasihatlerine kulak vermeliyiz.
Fakat şunu unutmamak gerekir ki; hamilelik, doğum, çocuk bakımı her kadının başına gelen bir şey olduğu için bu konular “serbest atış” alanıdır. Her önüne gelen çok şey bildiği inancıyla konuştukça konuşur.  
Onun için anne, eğer öncesinde bir hazırlığı, bilgisi varsa faydalı nasihatle boş konuşmanın arasını ayırabilecektir.
Sonuç;
Evet, belki söylenilenlerin pek çoğu doğru..
Uzunca bir zaman uykuyu bulmamızla kaybetmemiz bir olacak, serap gibi..
Yorgunluk, halsizlik ve kimi zaman çaresizlik, gözyaşları peşimizi bırakmayacak..
“Kendimize ayıracak vakit” demek bile bizim için bir lüks olacak, çünkü “kendimiz” olmayacak..
Ama her gün ezan sesiyle bebeğimizin sesinin birbirine karıştığı o erken vakitlerde gülümseyerek uyanacağız biz.. Güne umutla başlayacağız..
Allah yolunda cihadda nöbet tutmuş, geceyi kıyamla, gündüzü sıyamla geçirmiş bir mücahid gibi Rabbine itaat etmenin huzuruyla yaşayacağız..
Uyurken bile sevap kazanmanın ayrıcalığıyla bebeğimize tutunacağız..
  
                                                                                                                               Ummu Reyhane







6 yorum:

  1. ablamm yüreğine sağlık.en acımasızlar etrafımızdaki insanlar en yakılarımız oluveriyor bazen ahh evet birde anne doğuyor bunu idrak edemiyoruz maalesef.rabbim yüreklerimizi şeytanın avuçlarına bırakmasın.aziz misafirlerimizi göz aydınlığımız kılsın...

    YanıtlaSil
  2. Bu tutum bizim bardağa hep bos tarafından bakarak yetistirilmemizden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Boyle söyleyen teyzeler de öyle yetişmiş bilinçaltında hep bir eziklik. İnsan ne kadar okusa da bilse de ilk çocukta acemilik olduğundan böyle söylemlere prim veriyor kendini uzuyor çaresiz hissediyor belki ama ikinci çocukla birlikte daha tecrübeli daha sağlam basıyor. Ben bu filmi daha önce görmüştüm diyebiliyor. Su an okuduğum nevzat tarhanin bir kitabında annenin çocukla birlikte hayatin bitti kendin kalmadin bakis acisinin modern zaman ve feminizmle alajali olduğunu okudum ve çok yerinde bir tespit olduğunu düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  3. musluman Anneler ... Musluman olmyan bu siteye giremez mi yani ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hedef kitlemiz; Müslüman anneler olmakla beraber, siteye giriş çıkışlarda din-iman yoklaması alınmamaktadır. Rahatlıkla girebilirsiniz.

      Sil
  4. Yazınızı cokk begendim.. 3.cocugumu bekliyorum. Her cocukla birlikte olgunlaşıp tecrübeniz artıyor.sevgi sabir ve emek istiyor..
    Hakkıyla anneligi yaşayanlardan oluruz inşallah..
    Allah isteyen herkese bu duyguyu yaşatsın.

    YanıtlaSil
  5. Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş bende 3. Çocuğumu bekliyorum Rabbim isteyen herkese nasip etsin inşallah bu duyguyu

    YanıtlaSil