Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

30 Nis 2016

Doğuma Hazırlık 1. Bölüm / Doğal Doğum Nedir?

Henüz yorum yok!


DOĞAL DOĞUM NEDİR?

1-Bugün "Doğal Doğum" diye bir kavramdan söz ediyorsak, o halde doğumlar doğallıktan çıkmış demektir. Nedir bunun nedeni?

Birincisi; geçmişte kontrolsüz doğumlarda , rutin muayenenin ve teknolojinin kullanılmadığı doğumlarda anne ölümlerinin olmasıve bunun yeni anneleri korkutması,

İkincisi; şehirlerde yoğun tempoyla çalışan doktorların uzun doğumları takip etme imkanının olmaması. Eskiden doğumlarda yük büyük ölçüde ebelerde idi. Ancak şimdi anneler “Benim başımda doktor dursun!” demeye başladı. Halbuki doğumdaki uzun saatler boyunca annenin en büyük yardımcısı ebelerdir.

Üçüncüsü ise; anneler rahata alıştı.  “Ben bir şey yapmayayım bebeğimi çıkarıp kucağıma versinler” demeye başladılar. Böyle olunca planlı sezaryenler arttı. Bunların hepsi birleştiği zaman doğumlar doğallıktan yavaş yavaş koptu.

2-"Doğal Doğum" ne demektir?

Her vajinal yoldan doğan bebeğin doğumu doğal doğum değildir. Bir doğum medikal bir sebep yokken zamanından önce başlatılırsa, ilaçlarla hızlandırılırsa, hamileye epidural anestezi (belden aşağısının uyuşturulması yöntemi) verirseniz,  ve epizyotomi (vajinal kesi) yapılırsa bunun adı "doğal doğum" olmaktan çıkar.

Doğal doğum kendiliğinden başlayan, mümkün olduğunca müdahale edilmeyen, bebeğin daha doğar doğmaz kordonu kesilmeden annesiyle buluştuğu ve ilk emzirmeye kadar anne kucağında kaldığı bir doğum şeklidir.

3-Doğal doğumun sağlanması için ne gereklidir?

Anne ve bebeğe saygı!

Bir kadının doğum yaparken en büyük ihtiyacı, güven ve mahremiyettir. Bir kadına bunların sunulduğu her doğum “anneye saygılı doğum” demektir. Bunun dışında doğumu hastalık olarak görmemek gerekir. Böyle bakılmadığı zaman  doğumda bebeğe ve annenin bedenine güvendiğiniz zaman her şey tıkır tıkır işliyor ve bebekler sağlıklı bir şekilde doğuyor.

Bebeğin ihtiyacı ise doğumdan sonra güvenli, gürültülü olmayan loş bir ortam. Bebekle annenin buluşma anına saygı duyulması gerekir. Buluşma anında anne ve bebek rahatsız edilmemeli. Anne ve bebek ne kadar uzun sure bir arada bulunurlarsa o kadar iyidir. Ayrıca, bebek dünyaya gelir gelmez bebeği annesine bağlayan kordonun hemen kesilmesine gerek yoktur. Doğal doğumlarda bu sakince ve alıştırılarak yapılır. Sorunsuz doğan bir bebek, kontrol adı altında anneden uzaklaştırılmaz.  Boğazını temizlemek adına da boğazına uzun hortumlar sokulmaz ve fazla ışığa maruz bırakılmaz.

4-Anne adayları nasıl "doğal doğum" yapabilir?

Ailelerin öncelikle şunu bilmesi gerekir. Doğal doğum para işi değil! Anne adayının “Ben bir şey yapmayayım, doktor yapsın her şeyi” diyebileceği bir doğum şekli değil.  Doğum doktorun değil, annenin işidir. Doktorlar sorun yoksa sadece ‘rehberlik’ ederler. Doğal doğum kadının kendine ve bedenine güvenmesi, gevşemesi ve kendini doğumun akışına bırakması ile ilgili bir durumdur.

5-Peki, normal doğumla ilgili bu kadar korkutularak bu noktaya gelmiş bir beyni varken, kadın kendi bedenine nasıl güvenecek?

İngiliz bir doktor doğumdaki en büyük engelin, annenin korkusu olduğunu ve rahat doğum yapanların, korkmayan kadınlar olduğunu keşfediyor. Bu yüzden annedeki korkuyu gideren, bilinçaltındaki korku dolu resimlerin yerine güven veren resimlerin konduğu meditasyonlar ve gevşemelerle bedenin rahatça bırakılıp, doğum yapan kaslara çalışma izni verildiği teknikler üzerinde çalışıyor. Bu teknikler sayesinde korku-gerginlik-ağrı azalıyor ve annedeki “yapamayacağım” duygusu gideriliyor.  Bu teknikler LAMAZE tekniği olarak biliniyor.

Bu teknikle doğum anında anne adayı kasılmaları korku ve panikle değil, gevşeme ve nefes tekniğiyle karşılıyor ve doğal, ağrısız bir doğum yapıyor.

6-Lamaze doğum felsefesi nedir?

Bu felsefede özellikle üzerinde durulması gereken iki konu var.

Birincisi; doğum tecrübesinin anneyi ve aileyi derinden etkiliyor olması. Çünkü doğumda annede oluşabilecek travmalar eğer dikkat edilmezse mutlaka bebeğe yansıyor.  Öyle ki, belki de bebeğin ileride, erişkin olduğu zamanki davranışlarını bile etkiliyor.

İkincisi de; kadınların doğum eğitimi sayesinde sağlıklarıyla ilgili alınan kararlarda bilinçli hareket etmeleri gerektiği. Kadınlar bazı şeyleri hastanelerden talep edecek  ve hastane rutinlerini değiştirecekler. Kararlara bilinçli katılım “keşkesiz doğum” sayılarını arttıracak,  ailenin sorumluluk almasıyla doktorların yükü de hafifletilmiş olacak.


 DOĞUM EĞİTİMİ

7-Doğal doğum için doğuma hazırlık kursları gerçekten gerekli midir?

Televizyonlarda, filmlerde, dizilerde doğumlar korkutucu gösterildi. Gazetelerde hep korku dolu doğumlardan bahsedildi. Ve insanlar kötü doğum hikayelerini anlattılar. Bu şekilde bilinç altına doğum korkusu yerleştirildi. Durum  böyle olunca, doğum eğitiminin yaptığı şey anne adaylarının içindeki korkuyu yenmek oldu.

Diğer neden ise; günümüzde bilinçli kadın “kontrol etmek” istiyor. Doğum eğitimi anne adayına kontrol etmemenin mutluluğunu, bunun doğuma katkılarını ve kendini bırakmayı öğretiyor.

8-Her doğuma hazırlık kursu, doğal doğuma hazırlar mı?

Aileler şuna dikkat etmelidirler; bir doğal doğum kursu, doğumla ilgili kanıta dayalı verileri tarafsız bir  şekilde anlatan, doğumda annenin güçlü hissetmesini, ailenin tercih yapmasını ve sorumluluk almasını sağlayan, sadece doğal doğuma değil zorunlu sezaryen olasılığına da hazırlayan kurslardır.

9-Aileler, kursların gerçek anlamda doğal doğuma hazırladıklarından nasıl emin olabilirler?

Doğuma hazırlık kurslarına katılmak isteyen aileler, bu kursların takip ettiği felsefeyi araştırmalıdırlar. Her doğum kursu doğal doğum kursu değildir.

10-Doğuma hazırlık kurslarında anlatılanlarla hastanedeki rutin uygulamalar çelişiyor. Bu konuda neler söyleyebiliriz?

Anne adaylarının doğal doğum tercihlerini hastane yetkilileri ve doktorlarıyla mutlaka paylaşmaları gerekmektedir.

11-Doğuma hazırlık eğitimi almak için ideal hamilelik haftası nedir?

Genellikle çalışan anneler hamileliğin son haftalarında geliyorlar. Oysaki 37. Hafta sonrasına anne adaylarında tüm bilinçaltları yüzeye çıkıyor, korkular, tedirginlikler ve panik bir araya geliyor. Bunun için en ideal zaman bebeğin hareketli olduğu 20-28 haftalar arasıdır.

12-Doğuma hazırlık eğitimi alan her anne adayı, normal doğum yapabiliyor mu?

Doğuma hazırlık eğitimi alan her anne adayı tabii ki normal doğum yapamıyor. Eğitimden sonra anne adayının işi bitmiyor. Eğitimde öğrendiklerini içselleştirecek, bunları bedenine yazmak için çalışacak, yani gevşeyecek, rahatlayacak. Ve doğru doğum ekibi kuracak.  Doktoru da doğal doğumlara sıcak bakan, annenin mahremiyetine saygı gösteren, acele etmeyen, en önemlisi de ‘vakti olan’ bir doktor olacak.

Bazı hamileler doktorlarının ‘ünlü’ oldukları için çok yoğun olduğundan bahsediyorlar. Bu sebeple doğal doğuma vakti olmuyor bu doktorların. Zaten cümle arasında fark edersiniz, “Bir şey olursa sezaryen yaparız, çok beklemeyiz, buna vaktimiz yok , ben yetişemeyebilirim” gibi cümlelerden….
Ailenin bu mesajları görmesi ve tercihini ona göre yapması gerekiyor.


Ummu Ömer

("Dr. Hakan Çoker'le 100 Soruda Doğal Doğum" isimli kitaptan özetle aktarılmıştır.) 



..devamı »

13 Nis 2016

Dostları Olmalı Bir Annenin

1 Yorum sayısı





DOSTLARI OLMALI BİR ANNENİN


Dostları olmalı bir annenin

Gözleri gözlerine değdiğinde gençleştiği, çocuklaştığı, başkalaştığı..

Eski günleri yad ettikleri, heyecanla "Evet evet" dedikleri, "Hatırlıyor musun?" diye devam ettikleri

Bir konudan diğer konuya atlarken ne konuştuklarını unuttukları

Kaç ucu başlanmış konunun ayak üzeri kalakaldığı..


Dostları olmalı bir annenin

Gözlerindeki telaşeleri yakından tanıdığı

Dertlerini derdi bildiği

Derdini dile getirirken nasıl anlaşılacağını dert etmediği..


Dostları olmalı bir annenin

Beraber sustuğu, boyun büktüğü, gözyaşı döktüğü..


Dostları olmalı bir annenin

Ayrılıklara rağmen gönlüne sardığı..


Dostları olmalı bir annenin

Empatileri bir kenara bırakarak

Hem-hâl olduğu

Hem-dem olduğu..


Tüm dostlarımıza selam olsun..



Ummu Reyhane

..devamı »

7 Nis 2016

Anne, Baba... Es-Selâm!

1 Yorum sayısı

ANNE, BABA... ES- SELÂM!

‘Hayat tecrübesi’ denen şeyi lahza lahza biriktirirken kulağımda çınlayanlar sizin söyledikleriniz...

Kılavuz bildiğim, dertlerime reçete ettiğim sizin sözleriniz... 


Tutunup düşmediklerim, düşecekken tutup ayakta kaldıklarım sizin öğütleriniz...



Başım sıkıştığında kendim başa çıkmayı, sessizce baş etmeyi sizden öğrendim. 


Dünyaya neden geldiğimi, ne için yaşadığımı öğrettiğinizden her şeye sabretmeyi bildim. 


Niyetlerimi, hedeflerimi büyük tutmam gerektiğini sayenizde bildim. 


Dertlerimi de büyük tutmayı, derdin bile küçüğüyle oyalanmamayı sizden öğrendim. 


Fedakârlık yapan olmayı, sorumluluk alan olmayı, mücadele gerektiğinde öne atılmayı sizden öğrendim.


Haksızlıklarda susmamayı, haklı olduğumda korkmamayı, korkmadan inandığım yolda olmayı sizden öğrendim. 


İnandığım müddetçe yeise kapılmamayı, ümitsizlik bilmemeyi, vazgeçmemeyi sizden öğrendim.
İbrahim gibi hakkı haykırmayı da Meryem gibi sükûta sarılmayı da sizinle öğrendim. 



Emaneti emanet bilmeyi de siz öğrettiniz. 


Nesebimi, kimliğimi, kişiliğimi, karakterimi, iffetimi emanetiniz bilirim. 


Nesebim, kimliğim, kişiliğim, karakterim, iffetim emanetinizdir.


Emanetiniz emanetimdir!



Yanımızda olmasanız da yanımızda olduğunuzun,


bizi hep ‘yakıtı insanlar ve taşlar olan ateş’ten koruduğunuzun, 


iyilikleri emredip kötülüklerden alıkoyduğunuzun,


insanî değerleri, ahlakî değerleri her değerin önüne koyduğunuzun,


bedenimizi de midemizi de cebimizi de haramlardan uzak tuttuğunuzun,


bilincimizi temiz, kalbimizi temiz ve fıtratımızı tertemiz tuttuğunuzun,


bize sunduğunuz en güzel elbisenin ‘takva elbisesi’ olduğunun,


ve öğrettiğiniz en güzel ziynetin hayâ olduğunun, iffet koktuğunun,


öğrettiklerinizi batılıların kitaplarından değil Hakikatin kitabından öğrettiğinizin,


bize Mümin’ce örnekliğinizin ve bizi hep Lokman’ın öğütleriyle öğütlediğinizin,


kendinizi de ailenizi de çağdan, asırdan, insanlardan sorumlu hissettiğinizin,


yaşatma duasında olduğunuz/yaşattığınız nesli bir ‘ümmet parçası’ bildiğinizin,


rağbet gören ne varsa dünyaya dair, hepsinden çok ‘birlikte bir cennet’ istediğinizin,
üzerimize titreyerek bizi cennet yolunda yetiştirdiğinizin,


ve özlemiyle yaşadığınız o İslam düzenini evinizde yaşattığınızın... 


Şahidiyim!



Anne, baba... Es-Selâm!


Helal edin. 


Dua edin.



“Rabbim! Bana ve anne - babama verdiğin nimetlere şükretmemi ve senin razı olacağın salih amellerde bulunmamı bana ilham et ve soyumdan gelenleri de salih kimseler kıl. Gerçekten ben tevbe edip sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım.” (Ahkaf/15)



Misafir Kalem: Merve Eren
..devamı »

11 Mar 2016

Gölge Etkinliği

4 Yorum sayısı


GÖLGE ETKİNLİĞİ

Kıymetli anneler, bugün de yavrumuzla bir nesnenin gölgesi ile irtibatını örneklendirelim. Böylelikle çevreye olan ilgilerinde bir bilinçlenme oluşsun ve ‘a bak bunun gölgesi burdaa’ demelerini keyifle izleyelim. :)

Malzemeler:
-       oyuncak
-       mutfak gereçleri
-       kağıt
-       kalem

Yapılışı:
Kağıdımıza istediğimiz nesneyi koyuyoruz ve etrafından çiziyoruz.

Sonra yavrumuzdan çizdiğimiz nesneleri yerlerine koymalarını istiyoruz. Birinciyi siz yaparak yardımcı olabilirsiniz. Bu sayede dikkati artar nesnelerle kağıt üzerine çizilmiş şekilleri eşleştirmeyi öğrenir.
Keyifle oynasın kuzucuklar :)

  "Allah'ım, Senin rahmetini umuyorum,beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa)nefsimle baş başa bırakma.Halimi tümüyle düzelt senden başka ilah yoktur" (Ebu Davud, Edeb,110).  Allah'a emanet olun. 😉


Sümeyye Öztürk
..devamı »

29 Şub 2016

Çocuklar İçin Kitap Listesi

5 Yorum sayısı

ÇOCUKLAR İÇİN KİTAP LİSTESİ

Çağın yıkıcı, can acıtıcı, zihin karıştırıcı, kalp yıpratıcı bombardımanlarından en az zararla kurtulmaya çalışan büyüklerin kaçtıkları en güzel sığınaklardan biridir kitaplar…

Bu güzel kaçışlarda hiç farkında olmadan minik yürekleri de katarlar peşlerine…

Bir bakarlar kiminin ilk kelimesi ‘oku’ olmuş, kimisi kendisine kitap okunmadan uyuyamaz, kimisi nereye giderse kitabını yanından ayıramaz… Nereye gidelim, nereyi gezelim’in en güzel cevabını kitabevleri, kitap fuarları; ne alalımınkini ise kitap, dergi almıştır…

Bir çocuğun hayal dünyası tahriflerden, kimi büyüklerin kirlenmiş zihinlerinin ürünü olan saçma görsellerden ve kısıtlayıcı fikirlerden ne kadar uzak ve özgür olursa, o kadar çok kanat çırpabilir kitaplar arasında…

Önce anne- babasını, kendisine kitaplar okuyan bir büyüğünü dinler, can kulağıyla.. Sonra bir de kendisi okumaya başladıysa, okumanın tadını almışsa kitap yetişmez, kitaplıklar yetmez…

Daha önceki bir yazımızda çocuklarımızla kitap okuma yönteminden bahsetmiştik. Kısaca hatırlayacak olursak; çocuklarımız henüz okuma bilmezken, onlara okuduğumuz kitaplarda kimi yerleri çıkarabilir, eklemeler yapabilir, hatta kimi zaman resimlere göre, çocuğumuza özel baştan bir masal uydurabiliriz…

Çocuklarımız büyüyüp kendi başlarına okumaya başladıklarında ise, bilhassa çok okuyan çocuklarımızın, okudukları her şeyi okuyup kontrol etmeye güç yetiremeyebiliriz…

Onlara kimi zaman yanımızda sesli okuma dersi yaptırabilir, ‘ben iş yaparken bana okuduğun kitaptan okur musun, ya da anlatır mısın? Diyerek okuduklarına dahil olabiliriz. Aklına takılan konuları, anlamadıkları kelimeleri sormalarını isteyebiliriz. Ama en önemlisi de çocuklarımıza tetkik ederek, araştırarak okumayı öğretmeliyiz. Kur’an haricindeki her kitabın eksik, hatalı olabileceğini, okuduğumuz her şeyin tamamıyla doğru olamayabileceğini öğretmeliyiz. Bu şekilde bir okuma, onlara ileride de yararlı olacaktır. Bir konuyu, fikri tamamıyla reddetme, ya da tamamıyla kabul etme yanlışına düşmemiş olurlar.

Bu sebeple tekrar önemli bir hatırlatma yaparak; sizler için hazırladığımız küçük kitap listesini ilginize sunuyoruz. Tavsiye ettiğimiz kitaplarda kimi katılmadığımız bölümler, küçük paragraflar olabilir. Ama bilhassa en beğendiklerimizi seçtiğimizi belirtelim.

Kitap listemizi 5yaş ve altı ile 5yaş sonrası diye iki gruba ayırarak hazırladık. Ama her çocuğun anlama seviyesi farklı olabilir. Çok kitap okunmasına göre, ya da evdeki abla ağabeylere okunan kitaplar vesilesiyle kimileri daha küçük yaşta bir ileriki seviye kitaplarla tanışabilir. 5 yaş altı kitapları, o yaş grubuna büyükleri okurken, aynı kitapları okumaya başlayan 6 ve 7 yaşlar da kendileri okuyabilir.

Çocuğumuz okumayı öğrendiyse ve severek kitap okuyorsa, her bir çocuğun özel ilgi ve beğenisine göre kitap seçmek de, onların sevgi ve ilgisini artırır, kimi zaman daha fazla heyecanla okumalarını sağlar. Biz daha çok herkesin ilgisini çekebilecek, herkes için gerekli ortak konulardan kitaplar seçmeye çalıştık… Tarih, bilim ve macera içerikli kitapları, çocukların ilgisine göre özel olarak anne- babalar seçebilir…

Bu gün, masallar, hikâyeler okumayı seven, onlarla kitapların dünyasına adım atan çocuklarımız, yarın da bir çok ilmî kitapları, hayat kitaplarını zevkle, zorlanmadan okuyacaklardır inşallah…



5 YAŞ VE ALTI

1- ZUFİ İLE ALLAH’IN İSİMLERİNİ ÖĞRENİYORUM (4 Kitap) NESİL YAYINLARI


2- CİCİ ÇOCUKLAR SERİSİ (11 Kitap) ÇİLEK KİTAPLAR


3- ALLAH’IN İSİMLERİNİ ÖĞRENİYORUM (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK

4- HADİSLERİ ÖĞRENİYORUM (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK

5- LİPO DEĞERLER EĞİTİMİ SETİ (10 Kitap) SALINCAK YAYINLARI

6- ŞÜKÜRLER OLSUN ALLAH’IM TİMAŞ ÇOCUK

7- ALLAH BENİ SEVİYOR TİMAŞ ÇOCUK

8- BANA BİR MASAL ANLAT ÇİLEK KİTAPLAR

9- MİNİ MASALLAR (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK

10- BALCAN HİKAYE SERİSİ (6 Kitap) ZAMBAK YAYINLARI

11- İLK ÖĞRETMENİM PEYGAMBERİM TİMAŞ ÇOCUK




5 YAŞ ÜSTÜ

1- HER ŞEY ALLAH’I ANLATIYOR (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK

2- KÜÇÜK SAMİ SERİSİ (10 Kitap) ALTIN ÇOCUK-ERKAM YAYINLARI

3- BENİM GÜZEL ALLAH’IM (10 Kitap) NESİL ÇOCUK


4- BİZİMKİLER YAZ KAMPINDA (10 Kitap) İNKILAB YAYINLARI


5- SEVGİLİ KUR’ANIM’DAN ÖYKÜLER TİMAŞ ÇOCUK

6- PEYGAMBERİMİZİN KÜÇÜK SAHABİLERİ (10 Kitap) DAMLA YAYINLARI

7- ERDEMLER DİZİSİ (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK


8- ÇOCUĞUMLA 1 AYET 1 HADİS 1 HİKÂYE MAVİ LALE YAYINLARI

9- PEYGAMBER ÖYKÜLERİ (11 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK

10- SENİ ÇOK SEVİYORUM ALLAH’IM (6 Kitap) NAR YAYINLARI

11- HİKÂYELERLE DİNİ DEĞERLER (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK




Ummu Salim
..devamı »

27 Şub 2016

Düğme İlikleme Etkinliği

Henüz yorum yok!

DÜĞME İLİKLEME ETKİNLİĞİ

Kıymetli anneler, yavrumuzun günlük hayatta düğme iliklemelerine yardımcı olacak bir etkinlik yapalım. Hem minik parmaklarını çalıştırsınlar, hem de kendi kıyafetlerinin düğmelerini iliklemeyi öğrensinler. Bu etkinlikle birlikte yavrularımız hem düğme iliklemeyi, hem renkleri hem de şekilleri öğrenebilecekler.

Malzemeler:
-       keçe (mutfakta kullandığımız sarı bez de olabilir)
-       düğme
-       kurdele
-       makas
-       dikiş ipliği
-       dikiş iğnesi 

Yapılışı:
Düğmeyi kurdeleye dikiyoruz ve iliklemesini istediğimiz şekli keçenin üzerine çizip kesiyoruz. 



Ben bildiğimiz renkleri ve şekilleri pekiştirmek amacıyla kare, dikdörtgen, daire, ve üçgen şeklinde ana renklerde şekiller yaptım. Ama siz isteğinize göre tek renk veya tek şekil yapabilirsiniz.


Sonra kestiğimiz şekillere düğme iliği olacak şekilde kesik atıyoruz ve bitiyor.
Keyifle iliklesin kuzucuklar :)

Bu arada çok hoşuma giden bir duayı sizinle paylaşmak istiyorum: "Allah'ım, verdiğin nimetlerin gitmesinden, verdiğin sağlığın değişmesinden, ansızın cezalandırmandan ve gazabını gerektirecek her şeyden sana sığınırım" (Müslim, Zikir, 96.)  Allah'a emanet olun.

Sümeyye Öztürk
..devamı »

25 Şub 2016

Ölümün En Zarif Yüzüydü Şehadet

9 Yorum sayısı


ÖLÜMÜN EN ZARİF YÜZÜYDÜ ŞEHADET

Çocuktum henüz..

Yüreğimde sevdaların ve kavgaların yenice tutuştuğu günlerdi.. Şehadet nişanlı atlara binip de doludizgin uzaklara gidiveren nice güzel adam gördü gözlerim..

Hikayelerden arta kalandım ben, hatıralarda adı anılmayan..

Neyse ki çocuktum, kapı aralığından bakan bir çift göze onca yaşanmışlık kazınacaktı şimdi.. Ve bir devre şahitlik edecekti belleğim..

Sonrasında nicelerine yol azığı bağlamak düştüğünde payıma ve dilim durmadan sefer dualarıyla ıslandığında, kalmanın ne demek olduğunu en sahicisinden öğrenecektim; yaşayarak..

Kalmak; kuşların kanatlarına umutlar sarıp bağlamak yıllar yılı..

Kalmak; mevsimler eskiten ulu bir çınar gibi.. Öyle dimdik, öyle  engin, öyle müşfik.. Daha onca yolcuyu yola revan edecek gücü var gibi..

Bir yandan da öylesine içi kıymık dolu, içi inkisar, içi sitem, içi hasret.. Her yaprağının ucunda bir gözyaşı tanesi.. Ar etmese ihtişamından, ansızın devrilecek gibi..

Yolcuları gözlerinden bilirdim ben, secde iziyle aydınlık alınlarından.. Hemen az önce dünyaya inmiş ve birazdan çekip gidecekmiş gibi o yola revân hallerinden..

Sabah ezanıyla birlikte usulca araladıkları kapıların gıcırtısına uyandığımı hatırlıyorum en çok.. Kollarının altına sıkıştırdıkları mushafları, kitapları..

Telaşlarını, ansızın sıçrayışlarını, geç kalmışlıklarına hayıflanmalarını, acelelerini.. Zamanı durdurmaya güçleri yetse, sanki onu bile engelleyecek kadar gayretkeşliklerini..

Yüreklerine bir kor ateş düştüğünden beri kendilerini hep “gecikmiş” buldu onlar.. O erken yaşlarına rağmen Ka’b gibi geride kalmış ve kocamış buldular azimlerini.. Onun içindi nitekim, her hayırdan pay almak için koşar adım çabalamaları.. Onun içindi geceyi bölen hıçkırıkları.. Ağıtlarına eşlik eden duaları.. Yatağın hemen başucuna birikmiş kitaplar, yastığın altını yer edinmiş tespih, şu köşeden hiç kalkmayan seccade, odanın dört bir yanına sinmiş özlem, hasret, onun içindi..

Ailelerinin yanında iken görürdüm onları, anlaşılmasalar bile esirgemedikleri şefkatlerini, merhametlerini.. Gözleri her daim izin bekler gibi ezilişlerini.. Az bir sesleri yükselse, boyunlarını annelerinin ayaklarının altına serecek kadar özür dolu mahcubiyetlerini..

Din aynı dindi oysa, insan aynı insan, gençlik aynı gençlik.. Fakat onlar öylesine iç içe yaşadılar ki aileleriyle ve toplumla, onları ötekileştirmeden, ayrışmadan, marjinalleşmeden.. Nerden geldiklerini unutmadan yücelere doğru adım atmayı bildiler..

Sade ve bol kıyafetleri tertemiz, saç ve sakalları derli toplu, kimseyi arkasına dönüp de kendilerine bakmaya mecbur bırakmayan, “insanlardan bir insan gibi” sıradan olmayı düstur sayan, halleriyle, duruşlarıyla bu tevazua mutabakat sağlayan adamlardı onlar..
Hiçbirinin ağzından öyle beylik laflar duymadım.. Hiç avurtlarını şişire şişire konuştuklarını işitmedim.. Cennet hayaliyle sıçrayan ayakları yere basmakta zorlanırdı, evet.. İdealisttiler, lakin iddia sahibi olmaktan da var güçleriyle sakındıklarına şahidim.. Fısıltıyla “Rabbimiz nasip ederse” der ve boyun bükerlerdi..

Sevdaları var diye taşkınlık etmezlerdi onlar, ulu orta çığırtkanlık yapmaz, slogan atmaz, afiş yapıştırmaz, vitrine oynamazlardı.. En çok sırlarını nâdâna ifşa etmekten, onca dillendirip de eskitmekten, sevgilinin adını mahreme zikretmekten sakınırlardı..

Geride kocaman bir boşluk, kocaman bir yokluk bırakıp da gittiklerinde, birkaç havadis dışında hiçbir şey öğrenemedik haklarında.. Kim bilir, nice gözyaşı bırakmışlardı o dağlarda, nice içten dualarla aralamışlardı gecenin perdelerini.. Bir mushaflarına, bir silahlarına sarılıp nasıl da sabır sebat dilemişlerdi..

Onlardan kalan birkaç parça eşya; kan damlamış bir mushaf, yarım kalmış bir misvak, birkaç mektup sayfası, bir kol saati..

Şehadet haberleri hanelerini kor ateş gibi yaktığında ve analar yüreklerini sabırla dağladığında, kimse “Neler oluyor?” demedi. “Kimdi bu adamlar? Nerelere gitmişlerdi? Hangi ellerde yitmişlerdi?”

Çünkü “onlar gibilerinin” yitip gitmeyeceğini çok iyi biliyordu, onların insanları.. Cami çıkışında hal hatır ettikleri yaşlı amcalar, poşetlerine, su bidonlarına yardım ettikleri komşu teyzeler, aralarına karışıp da futbol oynadıkları sonra da alıp namaza götürdükleri çocuklar, alışveriş yaptıkları kasiyer, şu kenardaki manav, her gün selamlaştıkları kapıcı, bahçıvan..

Her biri onca hatırayla gelmişti arkalarından yad etmeye, her biri şehadeti en çok onlara yakıştırarak gelmişti.. Onlar için “Kör ölür, badem gözlü olur” sözü geçerli değildi.. Ne var ise söylenen, hüsn-ü zannın ötesinde gerçekti..


Sonra ben büyüdüm, heybemde hatıralar, gözlerimde acılar büyüdü..

Kendilerini “şehadet adayı” olarak takdim eden nicelerini gördüm bu defa.. Vay ki görmez olaydı gözlerim..

Eylem olmadıkça söylemin kişiye bir değer katmayacağını bilmeyen bu zavallılar, her şeyi tarumar ettiler, iyiliği tüketip gittiler, gönlü ve muhabbeti alıp götürdüler..

En boyun bükülesi makamda bile gövde gösterisi yapar gibi saf tuttu onlar, secdelerinde bile gönüllerini eğemedikleri namazlar kıldılar..

İbadetlerinden tutun muamelatlarına kadar her bir işlerinde muhabbetten uzak olmalarından bildim ben onları.. Hoyratlıkları, çok rahat gönül kırmaları, insanları minnet altında bırakmaları..

Biri camiden çıkan yaşlı adama selam vermemekle güçlendiriyordu Müslümanlığını.. Diğeri anne-babasına pervasızca ayet-hadis haykırırken.. Öbürü ağzından sular akıtarak daha beş yaşındaki çocuğuna kafir kellesi koparmanın zevkinden bahsederken..

Öncekileri İslam hâle yola koyarken, bunları hâlden, yoldan ve hadden çıkarıyordu.. Kendilerini selefe nispet eden ve Peygambere (s) en çok benzemeleri gereken bu türedi akım; gün geçtikçe O’ndan daha fazla uzaklaşıyordu..

Hira’ları yoktu onların.. O’nunla baş başa kalacakları tenhaları, kuytuları.. Bunca tekasürle, çoklukla, kalabalıkla uğraşırken bir türlü fırsat bulamamışlardı O’nunla olmaya.. Kıyamsız geçen geceleri koydular üst üste, sıyamsız geçen Pazartesileri Perşembeleri, mushafın yüzüne bakmadan geçen seherleri.. Nice gönle uğramayan niyetler, yanından geçilmeyen hayırlar, yarım kalan dualar, ağıtlar bıraktılar geride..

Ne mektep sıralarında dirsek çürüttüler, ne rahle önlerinde diz çöktüler. Ne bir alime talib, ne bir mürşide derviş, ne de bir yolcuya yaren olabildiler..

Çünkü onların, cahilliğin zihin konforuyla ahkam kestikleri sosyal medyaları, çığırtkanlık yaptıkları meydanları, boylarından büyük lafları ve iddialarıyla kendilerince onca elzem işleri vardı. Twitter’da açtıkları hashtagı gündeme taşıyabilmek için gece yarılarına kadar ekran başında mücahade ederken,  sabah namazına kalkamamaları mazur sayılabilirdi elbette.. Derneklerde, kermeslerde İslam adına koştururken, günlerdir bir kez olsun Kur’an’ı ellerine almamış olmaları anlaşılabilirdi bir şekilde..

Ne de olsa İslam’ın zahir alametlerini taşıyorlardı üzerlerinde.. Topluma en aykırı bir şekilde biçim verdikleri saç sakalları, şehirde yaşayan bir insandan çok dağda yaşayan bir komandoyu andıran kıyafetleri, o sert bakışları, dik tavırları, beylik lafları, aidiyetlerinin nereye olduğunu belli etmeye yetiyordu. (!)

Tenhalarda O’ndan gayrısına gizli amellerle yoğrulmak, beyhude bir işti onların nazarında. Onun için bütün insanlığa teşhir edebilecekleri kırıntılar toplamaya talip oldular. Sosyal medyanın en aktifleri olan bu kimseler, an be an paylaştılar mücahidliklerini. Kendilerini ve cihadlarını minnetle ümmetin başına kakarken, başka amel sahibi Müslümanları “ihanetle ve satmakla” suçladılar. İnsanlara daima üstten seslenmenin hazzıyla “ötekileştiren” bir dili, davetin ana teması saydılar.

Gittiklerinde ne olduğunu anlamadı kimse.. Yüreği kırgın anne-babalar, kardeşler, eşler, çocuklar, belleklerinde güzel hatıralar bulmakta zorlandılar.. Mahalleli nice karanlık örgütten bahsetti esef ederek.. Geride kalanlar “Komşusundan bir selamı bile esirgeyen bu hırçın gençler, olsa olsa birilerinin tuzağına düştü, yazık oldu” dediler..

Oysa şehitlik kadar önemliydi, dile getirilen şahitlikler.. Gidenin ardından sıralanan dualar, arştaki meleklerin de dualarıydı.. Gidenin ardından yüreğe düşen ah vahlar, meleklerin de hayıflanmalarıydı..

Şehid, hayatını hakka şahit tutarak yaşayandı..

Şehid; hayatı bir secde gibi alnına, ölümü bir kurşun gibi bağrına yakışandı..

Nitekim ölümün en zarif yüzüydü şehadet.. Hayatını hoyratça yaşayanların gönlüne de alnına yakışmazdı..  

Ummu Reyhane
..devamı »

23 Şub 2016

Babam Hiç

5 Yorum sayısı

BABAM HİÇ
Babam hiç "Hayır." demedi bize. 
Neyin isteneceğini, nasıl istenmesi gerektiğini öğretirsen; hayır denilmesine gerek olmayacak şeyler istenirse, hayır deyip reddetmene gerek kalmaz ki... 
'İhtiyaç'ın ne demek olduğunu ve alışverişlerimizde ihtiyacımız olanı almayı öğretti. Ve biz ailecek yaptığımız market alışverişinde öğrendik nasıl alışveriş yapılacağını. Son kullanma tarihi... Markası... Helal mi/güvenilir mi? Boykot mu değil mi? Bazen o bakmayı unuttu, biz uyardık. Özür diledi ve özür dilemeyi de öğretti bize... 
Benim annem babam bana "Başını ört" demedi hiçbir zaman. Annem başıma sevdiğim eşarbını örttü, babam "çok yakışmış" dedi. İlkokul beşinci sınıftan üniversiteye geçene kadar kullandığım siyah şalım en sevdiğim başörtümdü ve babamın hediyesiydi. O zamanlar şimdiki gibi değildi seçenekler; bıkmadan, saatlerce, dükkan dükkan gezip "Merve'nin beğeneceği eşarp" bakındığımız zamanlar da çok oldu, şikayet etmedi babam. Çok mızmızlanınca "Ama ben işimi gücümü bıraktım, sizin için geziyorum" dedi, yeterliydi. Çocuktuk, bir şekilde uygun olmadığını düşündükleri bir kıyafet geçtiyse elimize "Giyme." veya "Giyemezsin." demediler hiç. Yakışmadığını söylediler sadece, yetti. 
Onlar Kur'an okudu, tefsir derslerine gitti. Bize de "Bu yaz hangi yatılı kursa gitmek istersiniz?" dediler. Babam anneme döndü, "Kızın hafız olacakmış" dedi, güldük, iddialaştık, yarışa girdik, "Olucam tabi, görürsün sen." dedi oradan bir küçük kız. 
Kursa götürdüler, bitince almaya geldiler. En az okul derslerine verilen önem kadar önemli olduğunu hatta daha da önemli olduğunu gösterdiler Kur'anî derslerin. "Kitap oku" demediler, kitap hediye ettiler. Aldıkları kitaplarla öğrettiler kitap okumamız gerektiğini de öğrenmemizi istediklerini de... Hastalandığımızda hastane dönüşü eczaneden önce dükkana uğrayıp kitap alıp eve öyle geldiğimiz zamanlar da oldu. Babamın eve poşetler dolusu kitaplarla geldiği zamanlar çoktu, kitapçı çocuğu olmak şanstır. 
Bayram hediyeleri, tatil hediyeleri, başarılı olduğumuz sınavlar için hediyeler, karne hediyeleri... Hepsi "İçine dua-nasihat yazılmış, iliştirilen ufak notla 'kıymetli kızımıza' denilmiş kitaplardı bizim için. Haftalık, aylık dergiler gelirdi eve. Babamın getirdiği poşette bulamadığımızda, unuttuğunda üzülürdük. "Bilgisayar oyunu oynanmaz" denmedi, yeni gelen oyun cd'sinin İslami bilgi yarışması birlikte yapıldı, 'bilgisayarda oyun'un nasıl olması gerektiği öğretildi. Radyo dinledik, birlikte takip ettiğimiz İslami radyo programları oldu, "Televizyon olmadan da olur, hem de çok güzel olur"u gördük. Evdeki cd'ler, çizgi filmler, filmler, belgeseller bize "Ne izlenmeli?" örneğiydi. "Onları dinleme, o şarkılar güzel değil." demediler. Alternatiflerini öğrettiler. Mustafa Cihat'la tanıştırdılar, Eşref Ziya'yla, Ömer Karaoğlu'yla tanıştırdılar. Çocuk ilahileri buldular, İslami müzik cd'leri aldılar. Arabada dinleyeceğimiz cd'leri birlikte doldurduk. Birlikte marş söyledik, birlikte ezgi dinledik. Hem de o zamanlar internet hayatlara uzaktı, youtube insanlara yabancıydı, 28 Şubat'tan yeni çıkılmıştı. Yemeklerden sonra Elhamdulillah'ın sonuna eklediği dualarla dua etmeyi öğretti. Dua ettiğini hissettirdi, amin demeyi öğretti. 
Ne zaman bir şeylere sızlansak, "Açlıktan ölen insanlar..."ı söyledi, "Suriye'de sizin kardeşleriniz, Filistin'de kardeşleriniz." dedi. O an utanıp, ona uzaktan sarılıp, belki içimizden ağlamışızdır. Afrika'yı öğretmedi bize, Nepal'iMoro'yu öğretmedi. "Bakın bakalım internetten, kurbanınızı nereye göndermek istersiniz, seçin." dedi. Gittik, baktık, araştırdık, öğrendik. "Yetimlere de yardım etmelisiniz." demedi, yetim sponsorluk belgesini eve getirdi, "Yetim kardeşiniz..." dedi. 
Ve benim için en önemlisi, 'tatile giden Müslüman' olmadık biz hiç. Babamın işi dolayısıyla katılması gereken fuarlar olurdu, uygunsa ailecek gidilirdi. 'Müslümanca yaşamak' olmalıydı bizim hayatımızın anlamı ve 'sade hayat'tı müslüman hayatların en güzel süsü. Modern hayatların kapitalist tuzaklarının tatil köyleri ve tatil anlayışları bize göre değildi, bize yakışmazdı. İnsanlar tatile neden giderdi ki? Dinlenmek için mi? Dinlenme anlayışımız farklıydı bizim. Birlikte vakit geçirmek için mi? Biz zaten birlikte vakit geçiriyorduk; akşamları, haftasonları, babamın eve gelmesine yakın dükkana gidip eve onunla döndüğümüz zamanlar... Gezmek için mi? Her 'Pazar'ı ve hatta bazen 'Perşembe öğleden sonraları' da bizimdi babamızın. Köyler, piknikler, kırlar, ormanlar, parklar... Fırsat buldukça ve mümkün oldukça zaten gezerdik. Ki zaten gezmeliydik, gezdirmeliydi ve "Müslüman nasıl gezmeli?"yi de göstermeliydi, gösterdi. Kıstaslarımız namaz vakti oldu mesela, hayatın namazlara göre düzenlenmesi gerektiğini gördük. 
Önümüze geçti imamımız oldu, yanımızda durdu arkadaşımız. Ama yeri gelince "Ben senin arkadaşın mıyım?!" demesini de bildi. 
Birileri 'ergenlik' dediğinde, "Ne ergenliği..." dedi babam, "Bizim de ergenliğimiz vardı." dedi annem... 
"O öyle değil." demediler, "Bak böyle daha iyi." dediler 
"Öyle olmaz." demediler, "Sence de böyle daha iyi olmaz mı?" dediler. Yasaklamak yerine "Ben olsam öyle yapmazdım" dediler. Olumsuz yorum yapmak yerine, "Sen bilirsin ama ben olsam şöyle yapardım." dediler. 
"Çocuğum kitap okumuyor." 
"Kızım liseye geldi, hâlâ başını örtmüyor." 
"İstediğimi yaptıramıyorum, beni dinlemiyor." 
O çocuğu kim yetiştirdi? O çocuk hayatı nerede, nasıl, kimden öğrendi? 
Ben çok mu biliyorum? Hayır. Belki de gayba taş atıyorum... Allah'a sığınırım. 
Yap deme, örnek ol. Yasaklama, alternatif sun. Eleştirme, daha güzelini göster. 
Şimdi birileri diyor ki; 
Suç kimde? 
Bunu babama söylediğimde "Ama Nuh peygamber..." diyor, Allah'a sığınıyorum. 
Kaç çocuk yetiştirdim? Hiç. 
Ama dertlenenleri gördükçe, şikayetlenenleri dinledikçe içim susmuyor. 
Söyleme, yap. 
Nefsimi temize çıkarmaktan Allah'a sığınırım. Teorilerimizi pratiğe dökmeyi nasip etsin Allah. Emrettiği gibi dosdoğru kılsın bizleri... 
"Ey Rabbim! Beni öyle yönlendir ki, bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükredeyim; ve razı olacağın iyi işler yapayım. Soyumdan gelenleri de salih kimseler kıl. Ben sana yöneldim, ve elbette ki ben sana teslim olanlardanım; müslümanlardanım." Ahkaf suresi,15.
"O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yetecek, başından aşkın derdi vardır." Abese suresi, 34-36.



Misafir Kalem: Merve Eren
..devamı »