Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

19 Oca 2015

Zeynep'in Hamilelik Günlüğü / 1. Bölüm

5 Yorum sayısı

ZEYNEP'İN HAMİLELİK GÜNLÜĞÜ 
(1. Bölüm)


Bugün anneliğimin dördüncü günü...

Evet, ilk defa annelikle kendimi aynı cümlede anıyorum. Sonra annem geliyor aklıma. Beni hissettiğinde ilk neler düşünmüştü acaba? Sahi bu soru daha önce hiç aklıma gelmemişti. Belli ki annemin bana karşı hislerini tam olarak yeni yeni anlamaya başlayacağım...

Bir bebeğimiz olacağı müjdesini aldığımdan beri çok garip duygular içerisindeyim. Garip derken, bir yanda içimde kıpır kıpır bir sevinç, diğer yandan sorumluluk duygusunun daha şimdiden getirip de üzerime attığı bin bir çeşit tedirginlik.

Her şey yolunda mı? Nasıl olacak? Bebeğim sağlıklı mı? İyi bir anne olabilecek miyim? O çok bilindik anne evhamları, acabalar. Bir de bu duyguların konsantresini tek cümlede toplayıp sık sık eşime sorduğum o soru; “ Eee ne yapacağız şimdi?” :) 

Bu arada söylemeyi unuttum; ben Zeynep, 21 yaşındayım, bir yıllık evliyim. Bebeğim beş haftalık fakat ben daha dört günlük anneyim.

Aslında bizim için tam anlamıyla bir sürpriz oldu.. Emin olmadan önce hiçbir ipucu hissetmemiştim.. Haberi alır almaz eşime müjdeyi verdim. Oysa önceden böyle bir durumda eşime nasıl söylemeliyim diye düşünüp bir çok seçenek hazırlamıştım. Ama o sevinçle insanın aklına hiçbir şey gelmiyor, içinden geldiği gibi paylaşıveriyor.. Provalar boşa gidiyor tabi. :) Eşimin sevinci ve onu daha önce hiç öyle görmediğim tatlı telaşı içimi huzurla dolduruverdi. Verdiği bu nimete şükredebilmemiz ve bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirebilmemiz için Allah’tan yardım diledik.

Sonra birden hayatımızın rengi değişti.. Kahvaltılarda gayet iştahsız olur, çoğu zaman pek bir şey yiyemeden sofradan kalkardım ama artık neler yemiyorum ki. :) Sütü sadece hamur işlerinde kullanmak için pastörize alıp bu konudaki uyarılara çok da kulak asmayan ben, ilk iş açık süt bulma telaşında buldum kendimi. Sonra yoğurdu evde yapma çabaları... 

Elinde manav poşetleriyle dönen eşimin adını bile daha önce duymadığım yeşillikleri yemem konusundaki ısrarları. :) Çay içmeyi azalttım, kahveden kendiliğimden soğudum. Paketli gıdalardan uzak durmam gerektiğini, parfümeri ve kozmetik ürünlerinin bebeği nasıl olumsuz etkilediğini, sık sık ve az yemek yemem, bol bol su içmem gerektiğini öğrendim ve Allah’ın yardımıyla bunlara özen göstermeye çalışacağım. Böyle aniden doğal beslenme ve vitamin takviyesi telaşına düştük ama galiba önemli olan ilerisi için de devam ettirilebilecek dengeli bir beslenme...

Bu günlerde zamanımı internette “Ne yemeliyim, ne zaman doktora gitmeliyim, beni ilerde neler bekliyor?" sorularının cevabını aramakla geçiriyorum. Bu süreçte bilgisayar ve telefon gibi teknolojik cihazlarla arama mesafe koymam gerektiğini de biliyorum ama insan merak ediyor. En sonunda çözümü, haberi aile büyükleriyle paylaşıp tecrübelerinden faydalanmakta bulduk. Hepsinin sevinci, heyecanı ve verdikleri tepkiler bizim neşemize neşe kattı. Bir de ilgi alaka iki katına çıkınca tabii... :)

Birinci derece yakınlar dışında bu haberi bir müddet daha kimseyle paylaşmamaya karar verdik. Malum mahremiyet hususunda pek dikkatli olmuyor insanlarımız. Yedi kat el olan yabancı bir erkek, benim daha 2 aylık hamileliğimi arkadaşlarına anlatabiliyor. Hem ne olur ne olmaz, bu işin nazarı var, haset edeni var. Şöyle biraz belli oluncaya kadar kalsın. 

Bir de hamilelik ve annelik ağzı olan herkesin konuştuğu bir alan.. Her söylenene kulak asmamayı şimdiden prensip haline getirmem lazım. Yoksa Allah korusun hamileliğin sonuna kadar şizofren olmak işten bile değil.

Ablalarımdan ve abilerimin hanımlarının yaşadıklarından biliyorum; Biri; “İlla şunu yiyeceksin. Yoksa çocuğun büyümez. Kansızlıktan doğum masasında kalırsın.” der. Diğeri; “Sakın kıpırdama, dört ay boyunca ayaklarını dik yat” der. Öbürü; “Olur mu öyle şey, sürekli hareket edeceksin yoksa doğumun zor olur” der. Der de der yani...

Öyle olunca tecrübelerine güvendiğim birkaç büyüğüm ve doktorum dışında kimseye kulak asmamaya böylece keyfime bakmaya kararlıyım.  Zaten hamilelikle ilgili bütün önerilerin sonunda varılan yer; pozitif olmak.. Bu, sağlıklı hamilelik süreci ve kolay bir doğum için şart anladığım kadarıyla...

Bu arada 5 haftalık bebek 1-3 mm civarında, henüz kilosuz ve ilk olarak kalp-damar sonra beyin, sinir ve diğer organ sistemleri gelişmeye başlarmış.

Son olarak hamileliğin ilk üç ayında folik asit takviyesi gerekli olduğunu öğrendim ve doktoruma danışarak kullanmaya başladım. Ultrasonun ilk üç aylık dönemde pek tavsiye edilmediğini hatta Türkiye’deki ultrason kullanımının dünya standartları üzerinde olduğunu öğrendiğim için bir aksilik olmadığı sürece doktora gitmekte acele etmeyi düşünmüyoruz. Onun yerine doktorumuzla telefon üzerinden irtibatımızı sürdürüyoruz. 

Önümüzdeki günlerde hamilelikte kullanılan vitaminler ve aşılar konusunda da  araştırma yapmayı planlıyorum inşallah...

Bakalım, bebek bizi nereye götürürse günlüğün seyri de o yöne doğru gidecek artık...

Gelecek ay, güzel haberlerle yeniden buluşmak temennisiyle Allah'a emanet olun, biz anne adaylarını dualarınızda unutmayın...


Zeynep
..devamı »

17 Oca 2015

Çocuk, Evliliği Sınar

2 Yorum sayısı

ÇOCUK, EVLİLİĞİ SINAR

Çocuktan önce evlilik, genel anlamda bir balayı tadında geçer. Eşler birbirlerine uyum sağladıklarında, farklı bir ev, kültür, şehir, hatta ülke bile çok büyümez insanın gözünde.. Aslolan kadın ve erkek olarak her iki tarafın da konumunu bilmesi ve buna uygun davranmasıdır..

Nasıl olsa ortada iki tarafın da belini bükecek bir sorumluluk ve dara düşürecek bir zorluk yoktur.. Erkek dışarıda çalışır, kadın evinin içinde.. Ev daima derli topludur, yemek hep istenilen şekilde hazırdır, yeni ev hanımın üstü başı düzgün, eli yüzü bakımlıdır. Kadın; “Eşim gün boyu dışarıda yorulmuş” der, evin düzenini, yemeğini, kıyafetini, banyosunu onu rahat ettirecek şekilde hazır eder.. Erkek; “Hanımım evde sıkılmış” der, onu dışarı çıkarmanın, mutlu etmenin yollarını arar..

Velhasıl sohbet tatlıdır, ses tonları gayet yumuşak, hitapların her biri birbirinden güzeldir..

Her iki tarafın da hem kendilerine hem de birbirlerine ayıracakları bol bol vakitleri vardır.. Gün gelir alevli konuşmalar yapılır, gün gelir sessizlik dinlenir.. Arkadaşlarla muhabbetler, sosyal hayatla ilişkiler ve aktiviteler devam eder.. Okunur, yazılır, gezilir, görülür, yenir, içilir..

Sonra bir gün “bebek” gelir.. İnsanlar ona “bebek” deseler de, Rabbimizin kelamında o bir “imtihan”, dahası bir “düşman”, insanın omuzlarında ise bir “sorumluluk”tur..

Evin neşesi olan hanım, birden bire dönüşüm geçirmiş, fedakar, cefakar bir anne olmuştur.. Evin direği erkek ise, omuzlarında ağırlaşan sorumlulukla, yüreğinde türlü türlü endişelerle koşuşturmaktadır..

Sıkıntı yokken herkes “iyi” insandır, şartlar eşit olduğunda ve kimsenin yük altında beli bükülmediğinde herkes birbiriyle “iyi” geçinir.. Fakat hayat tekdüze olmadığı gibi, evlilikte ilişkiler de tekdüze değildir. İşte burada da çocuk evliliği sınar.. İyiliğimizi, muhabbetimizi, anlayışımızı, hoşgörümüzü..

Günün her saati bebekle uğraşmaktan dolayı yorgun, uykusuz ve bitkin düşen bir kadın vardır artık evlilikte.. Ne eskisi gibi ev işlerini yetiştirebilmekte, ne yemek hazırlayabilmekte ne de kendisine çeki düzen verebilmektedir..

Erkek ise, hiçbir şeyle ilgilenmeyip hayatına devam etse vicdan azabı duymakta, bir şeylerin ucundan tutmaya çalışsa çoğu zaman becerememekte ve işe yaramadığını hissetmektedir..

Ve karşılıklı şikayetler başlar, sızlanmalar, eleştirmeler, beğenmemeler.. Ses tonları değişir, hitaplar silikleşir, bakışlar kaçırılır, ufak çaplı sarsıntılar git gide şiddetlenir..

İlk çocukla birlikte yaşanılan bu durum elbette geçicidir ama pek çok evlilikte geçerken o kadar çok şey götürür ki.. Etrafımız, çocuktan sonra hiçbir zaman ilk günlerine dönemeyen evliliklerle doludur.. Düşe kalka, deneye yanıla, tecrübe ede ede bir şeyleri öğrenmeye çalışan yeni anne-baba, çoğu zaman telafi etmek istediği şeylerin de maalesef yerinde yeller estiğini görür..

Onun için bu hassas dönemde kadına da erkeğe de düşen bazı vazifeler vardır.

Kadına Düşen Görevler:

1-Yeni doğum yapan anne, kimi zaman annelikten kaynaklanan iç güdülerle hayata sadece çocuk penceresinden bakıp çocuk odaklı yaşayabilir. Bütün sevgi-ilgi ihtiyacını çocuğuyla gidermeye çalışır. Bu durum anne için bir adres kayması, çocuk için ise –ilerleyen hayatta- bir yüktür. Bir kadının eşinden alacağı duygusal destek veya sevgi, hiçbir zaman çocuğu tarafından karşılanamaz. Onun için kadın, eşinin kendisi için tek ve biricik olduğunu, annelikten sonra da gözden kaçırmamalıdır.

2-Kadın, “Çocuk, çocuğun ihtiyaçları, evin işleri, yemek vs” diye yetiştirmeye çalıştığı yoğun hayatında eşine de yer açmasını bilmelidir. Bazı yeni anneler, bebeğin bütün ihtiyaçlarının yatak odasında giderilmesi gerektiğini düşünürler ve neredeyse bebeği odadan dışarıya çıkarmazlar. Bu anne için oldukça bunaltıcıdır. Bebek, gündüz uykularını oturma odasında uyuyabilir, ihtiyaçları babanın da bulunduğu ortamda giderilir. Anne, bir yandan çocuğunu emzirirken bir yandan eşiyle sohbet eder. Baba, çocuğu kucağında oyalarken, anne yemeklik sebzeleri doğrar vs.

3-Kadın, eşinden “annelik” beklememelidir. Allah, gece-gündüz bitmek bilmeyen işlere koşturabilmesi için anneyi ayrıca bir sabır ve tahammülle donatmıştır. Bir erkekten bunun yarısını bile beklemek mümkün değildir. Anne, saatlerce ağlayan çocuğuna; “Gel yavrum” diye bağrını açabilirken, baba on dakikalık bir ağıttan sonra sinir krizine girebilmektedir.

4-Bebeğin özellikle ilk iki yılında babadan, çocuk bakımına dair çok şey beklememek gerekir. Çünkü çocuğun ihtiyacı babada değil annededir.

5-Kadın, güzel ve tatlı diliyle, açık ve net ifadelerle gerekli durumlarda eşinden yardım istemelidir. Genelde ev işleri, yemek veya sakin olduğu dönemde bebeği oyalamak gibi.. Bazı erkekler kendi ailelerinde ev işlerine yatkın oldukları için eksiğin veya yapılması gerekenin ne olduğunu bilir ve söylemeden yaparlar. Fakat bazıları ise hiçbir sorumluluk vermeyen annelerin elinde büyüdükleri için söyleseniz dahi çoğu zaman unutur veya idrak edemezler. Burada kadının alınganlık yapmasına gerek yoktur. Erkeğin büyümüş olduğu ev ve yetiştiren anne faktörü göz önünde bulundurulmadan erkekten çok fazla beklentiye girmek sonunda kadını hüsrana götürür.

6-Kadın, yorgunluk veya uykusuzluk şikayetleriyle sürekli erkeği bunaltmamalıdır. Bunun yoğunlaştığı ailelerde, artık erkeğin eşinden kaçar vaziyete geldiğini görüyoruz. Kadın yaşamış olduğu zorlukları kendi hemcinsi olan bir kadına anlatsa, iki kadın “vah vah” eder, gelir geçerler. Fakat çocuk hakkında erkeğe şikayette bulunulduğunda erkek direkt olarak sonuca odaklanır ve eşinin kendisinden bir şeyler beklediğini, yapamadığı şeylerden dolayı onu suçladığını düşünür. Bu da ilişkileri yıpratır. Elbette kadın robot değil, gün olacak şikayet edecek ama bunu sürekli bir konuşma üslubu haline dönüştürmek de muhabbetin tadını kaçırır. Onun için temel prensibimiz; yardım istiyorsak açık bir dille bildirmek, mümkün olduğunca da sızlanma tarzı şikayetten uzak durmak olmalıdır.

7-Yeni doğum yapan bir kadın hem bedensel hem de ruhsal olarak hassastır. Aslında eşine en çok ihtiyaç duyduğu bir zaman dilimini yaşamaktadır. Fakat çocukla birlikte kendisini koşuşturmaya ve bazı şeyleri yetiştirmeye odakladığı için çoğu zaman bunu hissetmeye dahi fırsat bulamamaktadır. Kadın burada; içindeki o boşluğun, o ağlamaklı halin, o derinden gelen sızının eşinin sevgisiyle yok olacağını bilmelidir ve bunu da eşine hissettirmekten çekinmemelidir. Eşine duyduğu özlemi, ona olan ihtiyacını uygun fırsatlarda belirterek aradaki ilişkiyi pekiştirmelidir.

8-Kadın, boş vermişlik, umursamazlık, kendinden geçmişlik halinden bir an önce çıkıp normal hayata ayak uydurmanın mücadelesini vermelidir. Bu mücadele de iç dinamiklerle gerçekleşecek olan bir şeydir. Görevlerini gözden geçirerek fazla yüklerini bırakmalı, yapması mutlaka gerekli olan şeylerde ise pratiklik kazanmalıdır. Yani evi haftada bir kez temizleyebilir ama eşinin geleceği saatte mümkün mertebe eve ve kendisine çeki düzen vermelidir. Bu hazırlanış sadece mekânsal veya bedensel değil ruhsal olarak da eşini tebessümle karşılamaya, onunla hasret giderircesine içten muhabbet etmeye bir hazırlanış olmalıdır.

Erkeğe Düşen Görevler:

1-Çocuk, sadece anne için değil pek çok baba için de “biricik” olabilir. Gözü çocuğundan başkasını görmeyen ve çocuğu dışındaki herkesi önemsiz atfeden babalar vardır. Yukarıda da değindiğimiz üzere erkek için bu bir adres kaymasıdır. Erkek nasıl ki kadın için birinci sırada olmalıysa, kadın da erkek için birinci sırada olmalıdır. “Benim çocuğum var, sen olsan da olur olmasan da” tavrı, evliliği daha en başından sekteye uğratır.

2-Erkek, hanımının en çok sevgiye ve desteğe ihtiyaç duyduğu bu dönemi, ona sevgi ve destek vererek geçirmelidir. Karşınızda; doğum zorluklarına dayanmış, türlü türlü sağlık problemleriyle uğraşmış, gecenin uykusuzluğu ve gündüzün yorgunluğuyla başa çıkmış dağ gibi bir anne vardır ama aynı zamanda o anne dokunsanız ağlayacak, üfleseniz yıkılacak kadar zayıf, hassas ve çaresiz bir kız çocuğudur..

3-Erkek, hanımının bebeğin yoğun ağlamalarıyla ve uykusuzluklarla boğuştuğu bu ilk dönemde evde sakinleştirici bir rol üstlenmelidir. Sürekli; “Bebek uyudu mu? Ağlıyor mu? Ne zaman susacak?” gibi anneyi bunaltacak sorular sormaktansa, “Geçecek inşallah, büyüdükçe göreceksin çok daha iyi olacak” gibi teselli verici ifadelerle yatıştırmalıdır.

4-Erkek, hanımının yorgunluğunu ve ara sıra şikayet etmesini kendisine bir suçlama olarak algılamamalıdır. Yapması gereken tek şey; “Haklısın canım, çok yoruluyorsun, senin yerinde bir başkası olsa dayanamazdı” gibi iki-üç cümleyle gönül almaktır.

5-Erkek, elinden geldiğince ev işleri hususunda hanımına yardım etmeyi bir yük olarak görmemelidir. 15 dakika verilerek süpürülen bir oda, asılan bir çamaşır, yapılan bir salata, o akşamki muhabbeti tatlandırmaya ve kadını gülümsetmeye yetecek bir yatırımdır. Hanımına hizmet eden bir erkek, bu hizmetin karşılığını evliliğinin her aşamasında mutlaka alacaktır.

6-Erkek, bu dönemde hanımından beklentilerini asgariye indirgemelidir. Çocuktan sonra da aynı şekilde hizmet-hürmet bekleyen bir erkek hem eşine zulmetmiş olur hem de onu zora soktuğu için ister istemez isyanlarla karşılaşır. Gün olacak kahvaltısız evden çıkacak, gün olacak ütüsüz gömlek giyecek, gün olacak evi darmadağın ve eşini saç-baş birbirine girmiş bir vaziyette bulacak.. Burada düşünülmesi gereken en önemli şey; “Bu kadın elinde fırsat varken böyle yapıyor muydu?” sorusudur. Cevabımız “Hayır” ise, o kadın suçlanmayı değil bilakis takdir edilmeyi hak ediyordur.

7-Erkek, çocukla birlikte değişen yeni aile düzenine uyum sağlamalıdır. Çocuktan önceki günlerde olduğu gibi sabahlara kadar oturan ve öğlene kadar yatmak isteyen bir erkek, kadın için çok büyük zorluktur. Erkek bu tavrıyla ailede bireysel bir tutum başlatmış olur, o gece kendi aleminde yaşarken, gündüz hanım ve çocuklar bir başka hayatı yaşamaktadır. (İş hayatı müsait olan pek çok erkek bu ayrıntıya dikkat etmez.) Erkek, geç vakitlere kadar oturur, kadın biraz ona eşlik etmeye çalışır. Çocuk, sabahın ilk saatlerinde uyanır, kadın kalkmak zorundadır. Bir taraftan erkek uyanmasın diye çocukla meşgul olmakta, diğer yandan öğle vakitlerine sarkan kahvaltı, yaşamı bir türlü başlatamamaktadır. Öğlen vaktinde kesişen yollar, erkeğin uyku mahmurluğu, kadının da saatlerdir dişini sıkması sonucunda verimsiz bir vakte dönüşür.. Sonra yine herkes kendi yoluna gider..

8-Erkek, hanımına anneliği sevdirmeli ve onun anneliğini teşvik etmelidir. Kadının yaptığı her işe karışan, çocukla ilgili sürekli detaya varacak derecede emirler yağdıran, kadının annelik yapmasına fırsat vermeyen bir tutum, kadını eşine karşı cephe almaya iter. Çünkü bu dönemde kadının uğraştığı en yoğun iş, çocuktur ve ne kadar çabalarsa çabalasın eşinin gözünde bunun bir kıymeti yoktur. Erkek, çocukla ilgili hususlarda; “Sen daha iyi bilirsin, sen en güzelini düşünürsün, kim senin kadar güzel annelik yapabilir ki? Çocuğumuz senin gibi bir annesi olduğu için çok şanslı” gibi ifadelerle hanımını onure etmelidir. Bir erkeğin hanımına bu şekilde iltifat etmesi, o annenin günlerce çocuğuyla gülümseyerek ilgilenebilmesi için yeterlidir. Anneliği konusunda “yetersiz” ve “eksik” hissettirilen bir kadın ise, çocuğuna sebebini bilmediği bir şekilde sert ve duyarsız davranabilmektedir.

9-Erkek, hanımına duyduğu özlemi çeşitli vesilelerle dile getirmeli ve bu hususta küçük fırsatları değerlendirmeyi bilmelidir. Çocuk uyuduğunda; “Hadi karşılıklı birer kahve içip hasret giderelim” şeklinde gelen bir teklif, bazen pek çok sorunu dönüp dolaşıp konuşmaktan daha yapıcı ve faydalıdır. “Annemler çocukla ilgilensinler, biz bir saat el-ele dolaşalım, çok özledim seninle çıkmayı” gibi kadını yoğun çocuk gündeminden çıkararak ona “eş olma, kadın olma, bir erkeğe sevgili olma” halini yeniden hatırlatacak olan erkektir.

SONUÇ olarak, ilk çocukla birlikte sınavdan geçen evlilik hayatımız, tarafların karşılıklı hassasiyet ve özen göstermesiyle yeniden daha güçlü bir şekilde bağlanarak devam eder.. Aslolan iyi ve kolay zamanda muhabbet ediyor olmak değil, kötü ve zor zamanda muhabbeti yakalamak için çabalamaktır.

Ummu Aişe




..devamı »

14 Oca 2015

Tırtıl Alfabe (etkinlik)

2 Yorum sayısı

TIRTIL ALFABE

Çocukların oda duvarları için yaptığımız hem güzel, renkli ve sevimli bir süs, hem de öğretici bu etkinliği sizlerle de paylaşmak istedik...


Öncelikle çocukların karınlarının tok, uyku ve diğer ihtiyaçlarının olmadığı bir zaman seçilmeli. (29 harfi kesmek, yazmak biraz zaman istiyor.)

Hep beraber "bismillah" diyerek, rengarenk fon kartonlarımıza -duvarımızın uzunluğuna uygun büyüklükte- yuvarlak çizmeye başlarız. (Kâse veya orta boy yemek tabaklarını çizimde kullanabiliriz.) Yaşlarının uygunluğuna göre çocuklarımız da çizimde bize yardımcı olabilir.

Yirmi dokuzu harflerimizin yazılacağı gövde, bir tanesi de sevimli tırtılımızın başı olmak üzere toplam otuz adet renkli yuvarlaklarımızı özenle keseriz. (Kesebilen çocuklarımıza eşit sayıda yuvarlakları dağıtırken, henüz makasla arası iyi olmayanlara da başka yuvarlaklar kestirebiliriz.)

Bir yandan keserken, bir yandan çocuk şarkıları, marşlar söyleyebilir, ya da ezberlediğimiz dua, hadis ve sûrelerimizi tekrar edebiliriz.

Kesme işi tamamlandıktan sonra, siyah keçeli kalemle Kur'an harflerimizi belirgin bir şekilde yazıp, tırtılımızın başına göz, burun ve ağız çizip, iki sevimli anteni de başının üstüne ekliyoruz.

Duvarımıza her bir harfi özenle bantladıktan sonra, "elif, be, te, se tırtılımız" hazır...

Dilerseniz, harfleri iyice öğrendikten sonra, bizim gibi harekeleri de tırtıl üzerinde yazarak öğrenebilirsiniz...

Ummu Salim



..devamı »

7 Oca 2015

Baba Olma Sanatı / Sefa Saygılı- Ali Çankırılı (kitap özeti)

4 Yorum sayısı

Kitabın adı: Baba Olma Sanatı   
Yazarlar: Prof. Dr. Sefa Saygılı - Pedagog Ali Çankırılı
Yayınevi: Zafer Yay.
Sayfa Sayısı: 166

Kitap genel olarak sade bir anlatımla babalığın sorumluluğu alanına giren pek çok konuya değinmiş. Konular üç bölüme ayrılmış; 1. Bölüm; çocuğu anlamak, 2. Bölüm; çocuğun kişilik gelişiminde babanın etkisi, 3. Bölüm; çocukları zararlı alışkanlıklardan korumak. 

Yazarlar; kitabın önsözünde “Amacımız babaları eleştirmek değil ailedeki rolünü hatırlatmaktır” demişler. Acaba bu açıklamaya ihtiyaç duymalarının nedeni babaların kendilerine nasihati içeren bir çalışmayı eleştiri olarak göreceklerini düşünmeleri mi? Bu gerçek midir? Yani babalar nasihate kapalılar mı? Bunu her baba kendine sormalı ancak bu yazıyı okuyan babaların nasihate kapalı olmaktan ziyade bir arayış içinde olduklarını varsayıyorum.

Yazarlar annelik ve babalık sevgisini şöyle tanımlıyor; annelik sevgisi doğaldır, annenin çocuğunu sevebilmek için çaba sarf etmesi gerekmez. Fakat babalık sevgisi böyle değildir. Babanın sevgisini tam hissedebilmesi için sevmeye çalışması, çocuğa yakınlaşmak için çaba sarf etmesi gerekir. Ancak bundan sonra sevgi gelişir. Tabii kimse mükemmel baba olarak dünyaya gelmez. Babalık belli gayretler sonucu üst düzey hale getirilebilir.

Yazar kendisine tedavi için gelen depresyonlu gençlere ilk olarak “Bana babanı anlat, nasıl biriydi? diye sorarım” der. Çünkü baba sevgisi gören, onunla birlikteliği doya doya yaşayan çocuklar bunu yaşamayanlarla bir olmaz. Eğer çocuk büyüdüğünde çocukluğunu düşünürken babası ile ilgili çok az şey hatırlıyorsa bu durum babalık sevgisini yeterince almadığını gösteriyor. Babası ile ilgili pek çok olumlu anı hatırlıyorsa bu da baba sevgisini aldığını gösteriyor. Araştırmalara göre bu sevgiyi tadan çocuklar daha ahlaklı, daha vicdanlı, daha sağlam inançlı ve daha az problemli oluyormuş.

Baba şu iki yönden çocuğunun gelişimine katkı sağlar; birincisi direk olarak çocuğa vereceği sevgi ile ona etki etmesi. Çocuk babasının gölgesi altında onun varlığından ruhuna gıdalar devşirir. Ve bu ilişki kesintiye uğramadığında psikolojik açıdan sağlıklı bir yapıya erişir. Karakterik açıdan olgun ve mutedil olur. Erkek çocuk babasından cinsiyetine ait kimliği modeller. Babasıyla sağlıklı iletişim kuramayan erkek çocuklar kendi kimlikleri ile ilgili sorun yaşar. Kız çocukta babasından yeterli saygı, sevgi ve ilgi görürse doğruyu yanlışı ayırt etme özelliği gelişir, aynı zamanda eş seçerken doğru yanlışları sağlam bir şekilde eş seçer. Babasının portresinden karşı cinsi daha iyi tanır ve onlara nasıl davranacağını iyi bilir.

Bir de dolaylı yönden babanın çocuğa faydası vardır. Psikologlar bunu şu şekilde ifade eder; “Babanın çocuğun gelişimine yapacağı en önemli katkılardan birisi çocuğunun annesi ile iyi geçinmesidir.” Bu açıdan baktığımızda babanın anneyle iyi geçimi çocuğa pek çok yönden fayda sağlar; ilk olarak anne duygusaldır, babanın her türlü yardım ve ilgisine ihtiyaç hisseder. Hamilelik, doğum ya da doğumdan sonraki zorlu süreçlerde babadan yeterince sevgi ilgi ve yardım gören anne daha az içsel sorunlar yaşar. Anne psikolojik açıdan rahat ve mutlu oldukça çocuğu ile sağlıklı iletişime girer. Eğer anne bu dönemde eşinden beklentilerini bulamaz, yardım ve ilgisini görmezse sıkıntıları artar. Gergin ve agresif bir yapıya bürünür. Çocuğunu çok sevse de sorunlarını ona yansıtır. Kimi zaman eşinden sevgi ve ilgiyi yeterince görmediği için ihtiyacını çocuğunda gidermeye çalışarak üstüne fazla düşer, aşırı korumacı yapıya bürünür. Ya da tam tersi ilgisizleşir, ihmalkâr davranmaya başlar. İşte babanın çocuğuna yapacağı en önemli iyiliklerden biri annesinin ruhunu doyurması, psikolojisini anlamaya çalışarak beklentilerini karşılamasıdır. Bunun hem eşlik görevi hem de babalık vazifesi olduğu düşünülmelidir.

Babalık ve annelik hamilelikle başlar. Anne bu süreçte bebeğin gelişimi için gıdasına, uykusuna vs özen göstererek anneliğe hazırlandığı gibi babalarda hazırlanmalıdır. Peki  Babalar bu dönemde neler yapabilir? Kitap şöyle cevap vermiş; Babalar özellikle anneye destek olarak işe başlamalı. Her konuda yardıma hazır noktada olmalı. Anne ile iletişim dilini tam manası ile düzeltmeli. Hamileliğin duyguların çok yoğun yaşandığı bir dönem olduğunu aklından çıkarmamalı. Annenin duygularını dinlemeli ve kendi duygularını uygun bir dille ifade etmeli. Bununla birlikte bebeğe yakın durmalı. Bebekle konuşarak ilgisini göstermeli. Her gün bebekle iletişim kurarak babalığı hissetmeye çalışmalıdır.

Kitap akşam eve dönemeyen, dönse de evde varlığını çocuklarına gösteremeyen babalara güzel önerilerde bulunuyor. Bazı babalar iş yerinde işleri bitse de belli saate kadar orada kalıp hesapları gözden geçirmeyi alışkanlık haline getirirler. Ancak yazar işlerin ne kadar yoğun olursa olsun aileyi işe feda etmemenin ve saatlerce mesai yapmamanın altını ısrarla çiziyor. Şunu unutmamalıyız ki; çocuklar akşama kadar babalarının kapıdan girecekleri anı heyecanla bekler. İçten içe o anın hazzını tatmayı arzularlar. Ancak her babanın eve dönüşü birbirinden farklıdır. Kimi babalar mesaiyi daha kısa tutma imkânı varken bunu kullanmaz. Ya da eve geldikten sonra birkaç dakika çocukla konuştuktan sonra kendisini dinlenmeye alır. Ya köşesine çekilir, ya televizyon karşısına oturur, ya da çok yorgun olduğunu söyleyerek sürekli çocukların sessiz durmasını ister. Bazıları da çocukları ile konuşur fakat üstün körü; çocuklar kendisine bir şey anlatırken kısa cümlelerle cevap verip diyalogu bitirmeye çalışır. Bunun gibi davranışlara çocuk o an itiraz etmese de zamanla yavaş yavaş babasından ümidini kesmeye başlar.

Eve gelip sadece kendileri ile birkaç dakika konuştuktan sonra hemen kendi köşesine çekilmesi gerektiğini düşünerek babasını rahat bırakır. Anne de babanın bu rahat kalma isteğine hizmet etmeye başlar. Herkes halinden memnun gibi görünse de ileriki dönemlerde bu çocuklar ciddi anlamda babalarının eksikliğini duyar fakat babasının karşısına geçip “Baba işten eve geldiğinde bizimle ilgilen” diyemezler. Aslında çocuk içten içe eve dinamik bir halde giren, kendisiyle heyecanla konuşan, bıkmadan dinleyen bir baba bekler. Bu nedenle baba evdeki beklentinin üstünü örtmemeli… Akşam eve geldiğinde gelişini gerçek bir mutluluğa dönüştürmeli… Çocuğuna masal anlatmalı… Oyunlar oynamalı… Saate bakmadan dinlemeli, her akşam gün içerisinde neler yaptığı hakkında konuşmalı… Kitap okumalı… Çocuğuyla bir program hazırlayıp uygulamalı… Camiye ya da başka yerlere birlikte gitmeyi alışkanlık halinde getirmeli… Eğer çocuk normal şartlarda babasından bunu görürse geçekten yorgun olduğunu fark ettiğinde köşesine çekilmesine kızmaz. 

Yazar şunun altını çiziyor; küçükken babaları ile birlikte olmayan çocuklar ergenlik döneminde babaları ile ortak hareket etmek istemez. Çünkü küçük yaşlarda babayla birlikte bir şeyler yapmanın lezzetini almadıkları için büyüdüğünde baba ile ortak bir şeyler yapmak cazip gelmez. Daha çok arkadaşları ile takılmak ister. Adeta babasının varlığını kendi mutlu anlarına engel gibi görmeye başlar. İşte bu bir baba için büyük bir tehlikedir.

Bazı babaların da işini evine taşımaktan zevk duyduğundan bahsediyor yazar. Böyle kimseler eve girdiklerinde ilk olarak “Beni arayan soran oldu mu?” diye sorar. Çünkü faal olmak insanların hoşuna gider. Kabul etmesek de aslında meşguliyetleri kendimiz buluruz. Yani çocuklara yeterince zaman ayıramadığını söyleyen önceliğinin neler olduğunu gözden geçirmeli. Çünkü faal ve meşgul olmayı kendimiz tercih ederiz. Bizimle birlikte bir şeyler yapmayı teklif eden herkese “evet” demek büyük hatadır. Çünkü dışarıya sürekli “evet” diyenler evdekilere sürekli “hayır” demek zorunda kalır.

Evde bulunup akşamını çocuğuyla geçirdiğinde kendini hiçbir şey yapmıyormuş gibi hissediyorsa Baba, bu hali babalığı anlayamadığını gösterir. Eğer dışarıda yaptığı faaliyeti önemli görüyor ancak çocuğuna masallar anlatmayı önemsiz görüyorsa bu kişi boşuna baba olduğunu iddia etmesin! Aslında en önemli eserini bir kenara bırakıp nefsine cazip gelen hayırları yapmaya yöneliyorsa ve bunları daha mühim görüyorsa babalığını sorgulasın!

Yazar sosyal yönü fazla olan babalardan da bahsetmiş ve kitabında bu konu da örnekler anlatmış. Bir gün muayenehanesine gelerek oğluyla sorunlarından yakınan dindar bir siyasetçinin şöyle söylediğini aktarıyor; “Doktor kardeşim toplumun derdi ile uğraşmaktan kendi oğlumu ihmal ettim galiba. İbadetlerini yapmıyor, dersleri berbat, okuldan kaçıyor. Ne yapacağımızı şaşırdık. Okuluna gidip müdürüyle görüştüm bana okulda en çok problemli olan öğrencilerin sosyal yönü aktif olan babaların çocukları olduğunu söyledi.” Yazar bir süre babayla sohbet ediyor. Babanın haftanın on saatini konferanslarda harcadığını, hafta sonu da balık avına gittiğini öğreniyor. Babaya “oğlunla Cuma namazına ya da teravihe birlikte gider misin?” diye sorduğunda “hiç düşünmedim genellikle arkadaşlarla giderim” cevabını alıyor, sohbet sürerken yazarın diğer odasından çocuk sesleri gelmeye başlıyor. Baba, “çocuk hastalarınız galiba?” dediğinde yazar; “hayır onlar benim çocuklarım, bazen onları görmek için buraya çağırırım. Onları görmek bana sevinç verir, onlarda bundan mutluluk duyar. Yoğun iş temposunda bile onlara zaman ayırmaya ve ihmal etmemeye çalışıyorum. Pazar günümü genelde onlarla geçiririm. Hatta gideceğim toplantılara mümkünse onları da götürürüm.”der, babanın cevabı şu oluyor; “ben dersimi aldım”

Evliliğini yürütemeyen bir genç, yazarın muayenehanesine gelerek şunları anlatıyor; “Doktor bey beni en çok üzen şey evliliğim sırasında karıma ve çocuklarıma çok fazla zaman ayıramamak oldu. Bunu anladığımda maalesef çok geç kalmıştım, ailem dağılmıştı bile. İşlerimin yoğunluğundan gece geç saatlerde eve dönüyordum. Sofraya oturduğumda eşim bana kırılmış sohbet etme fikrinden çoktan vazgeçmiş olurdu ama çocuklarım böyle değildi. Oğlum arkadaşlarıyla oynayacağı maçtan veya gidecekleri piknikten bahsederdi. Kızım ise ya yeni elbisesini giyer beğenip beğenmediğimi sorar ya da ağabeyini şikâyet ederdi. Ama benim zihnim hala işyerindeki bir meseleye takılmış veya bir gün sonra katılacağım iş toplantısıyla meşgul olduğundan söylenenleri nerede ise duymazdım. Baştan savma bir cevap verirken telefon çalardır. Telefonda konuşurken adeta canlanırdım. Çocuklarımın biraz şaşkınlık, biraz alınganlıkla beni izledikleri gözümden kaçmazdı. Bana kızgınlıkla saldırdıkları olmazdı belki ama onlarla ilgilenmeyip telefonda canlı ve neşeli olmama üzüldüklerini kendilerini değersiz hissettiklerini belli ederlerdi. Telefonun ilgimi çektiğine ve beni hayata döndürdüğüne öfkelenirlerdi.”

Aslında bu örneklerde olduğu gibi pek çok çocuk babalarının bu hallerine şahit olur. Yani kendisini heyecanlandıran, harekete geçiren, aktifleştiren unsurların kendilerinin dışında başka şeyler olduğunu fark ederler. Gerçek bir baba ise çocuklarının gelişimini gördükçe aktiflik kazanır, canlanır. Çocukları ile girdiği her diyalogda onlara bir şeyler öğrettiğini, ya da sevgi ve ilgi bakımından doyurup sağlıklı ruha sahip olmalarına vesile olduğunu düşünerek mutlu olur. Bu nedenle çocuğu ile heyecanla konuşur, aşkla ilgilenir. Gerçek babalık ile sûni babalık arasındaki ince çizgiyi işte bu noktadan anlıyoruz.

Yine dikkatimi çeken başka bir örnekte ise ünlü bir şairin 18 yaşındaki oğlundan bahsedilmiş. Bu genç işlediği bir suçtan dolayı akli dengesi kontrol edilmek için yazara getirilir. Yazar ona; “Niçin yaptın. Sen ki sanatkâr bir babanın oğlusun” dediğinde genç; “Size bir şey söyleyeyim mi doktor bey. Babama ne zaman yaklaşıp konuşmak, bir şeyler sormak istesem bana ilham perisi ile arasına girdiğim için kızardı. Onunla sohbet ettiğimi, benimle ilgilendiğini hatırlamıyorum.  Siz onu güzel eserler yazan bir şair olarak bilirsiniz ama onun şiirleri benim için bir anlam taşımıyor.” Diye cevap verir. İşte bu ünlü şair ilgi çekici, duygulu şiirler yazarken asıl eseri olan oğlunu şiirleri uğruna feda etmiştir.

Kitapta çalışan annelere de değinilmiş, çalışan annelerin yüklerinin ne kadar fazla olduğundan, mağduriyetlerinden bahsedilmiş. Çözüm olarak ise özellikle çocuğun bebeklik döneminde babaların yardım etmesinden bahsedilmiş. Elbette babalar üzerine düşeni yapmalı fakat annelerin bebeklik dönemini çalışarak değil çocukları ile birlikte geçirmesi hem anne hem çocuk hem de baba açısından daha sağlıklı bir çözümdür.

Yazarlar; çocuk her ağladığında kucağa alınarak anne kucağına alıştırılmaması gibi bir tavsiyede bulunmuşlar. Daha önceki kitap özetlerinde anne kucağına alıştırılmaması fikrinin yanlış olduğunu okumuştuk. Tercihimiz elbette yanlış olduğu yönünde. Kitabın sonunda da çocukları uyuşturucu ve sigaradan nasıl koruyacağımız ele alınmış. Sigaradan çocukları korumak için atılacak öncelikli adımın varsa babanın sigara alışkanlığını terk etmesi olduğu vurgulanmış.  

Okuyup istifade etmeniz dileği ile…


Ümmü Ruveyda
..devamı »

6 Oca 2015

Annem Gibi

1 Yorum sayısı

ANNEM GİBİ

Kalabalık bir evde büyüdüm ben. Dede, babaanne, amcalar, kardeşlerim.. Dolayısıyla annem ve babam tek tek ilgilenemediler bizimle. Bazen dedem götürdü bizi parka, kimi zaman babaannem yedirirdi öğle ve aksam yemeklerimizi, Çocukluğumuz misafirlerin arasında, annem mutfakta iken geldi geçti...

Zaten abla olan ben, bir kardeşimin daha olmasıyla boyum kadar yük yüklendi sırtıma. En küçüğümüze annelik yaptım.Okuldan gelince ayağımda sallardım annemde işine bakardı.

Anneciğimi hep koşturan,temizlik yapan,büyük büyük kömür bidonlarını tek başına taşıyan bir kadın olarak bildim. Oysa bu yorgunluklar arasında oturup dinlenmeyi bırakın, "Of yoruldum" bile demezdi.

Gece 12 olunca kendi dairemize geçerdikSırf bizim gönlümüz olsun, mutlu olalım diye, (yan dairede de babaannemlerin sesten rahatsız olmamaları için) sessiz sinema, isim şehir oynardı bizimle.

Biz onu yirmi dört saatin içinde bir saat yakalayabilirdik. Buna rağmen "Annem bize zaman ayırmadı, ilgi göstermedi" diyemem. Kendi imtihanları, 3 çocuk, sıkıntılı bir kayınvalide- kayınbaba, iki evin sorumlulukları arasında sevgi ve şefkatini hep hissettirdi bize.

Öyle anılarımız olmadı diğer anne kızlar gibi beraber gezemedik.. O zamanlar bundan şikayetçi olsam da büyüdükçe özellikle anne olunca anladım annemi ve onun değerini.
Belki de öğrenemeyecektim onun bana öğrettiği şeyleri çocuk gelişimi kitaplarından...

O yaşantısıyla öğretti rehber oldu...
Fedakarlığı, tevazusu ve sabrıyla...
Anneliğiyle...
Sadeliğiyle..

Ben hep onun gibi olmak istedim
Anne gibi
Annem gibi..


Ummu Hafsa 
..devamı »

29 Ara 2014

Cahide Sultan'dan Annelik Tarifi (özel röportaj)

8 Yorum sayısı

CAHİDE SULTAN'DAN ANNELİK TARİFİ

İnternette yemek tarifi arayıp da yolu Cahide Sultan'a düşmeyen var mıdır acaba?

Birkaç yıl önce rastladığım bu site, beni biraz düşündürmüş, biraz da endişelendirmişti.. "Yahu müslümanın bu kadar yemekle ne işi olur?" diye ister istemez üzülmüştüm..

Fakat takibe devam ettikçe, Cahide Hanımın yemek tarifleriyle kamufle ettiği çok büyük sırrına ulaştım :)

"Cahide Sultan'ın Büyük Sırrı" diye Google'da arama yapabilir, Twitter'da @cahidesultanınsırrı hashtagını kullanabilirsiniz :)

Meğer Cahide Abla, her yemek tarifine besmeleyle başlarmış..
Arkasından kimi zaman ayet, kimi zaman hadis..

Kaleminin değmediği konu yok;
Müslümanların dertleri, sıkıntıları bu sitede yemekten çok konuşuluyormuş..

Bir yandan ahlak zaafiyetlerimiz, bir yandan ailevi sıkıntılarımız, bir yandan çocuk eğitimindeki püf noktalar.. Velhasıl özelde bayanları, genelde toplumu ilgilendiren pek çok yara..

Anladım ki, Cahide hanımda yemek bahane.. Mevzu; dert ve muhabbet imiş..

Tabii sadece bu kadar değil, tarifler de muazzam.. İnternetle hiç ilgisi olmayan annem bile; "Cahide hanımdan mı bu tarif?" diye soruyor? Sanki evimizdeki bir ablamız, teyzemiz gibi..

Bağışlayın, uzattım sözü.. "Müslüman anneler" açıldığından beri uzaktan uzağa bir muhabbet geliştirdik Cahide ablayla..

Ben de; "Biz genç annelere de biraz annelik tarifi verse" dedim.. Ricamı kabul ettiği için kendisine çok teşekkür ediyorum..

Kısa bir şey daha, hemen sizi röportajla baş başa bırakacağım..

Şimdi Cahide Ablaya mail attım, haber bekliyorum.. O gece rüyamda annemle evine gitmişiz.. İçeri bizi çocukları alıyor galiba.. Mutfaktan ellerini bir havluya silerek geliyor.. Ev, miss gibi kurabiye kokuyor.. (Cahide Abla ve yemek, bilinçaltımda birbirinden ayrılmaz bir bütün..)

-Kusura bakmayın, geciktim diyor, kurabiyeler yeni çıktı da..

Sonra ben "Size mail attığımı haber vermeye geldim" diyorum.. Kurabiye yemeye de kalmadan müsaade isteyip çıkıyoruz..

Sabah kalktım mail gelmiş :)

Kurabiye de başka zamana kaldı artık :)

Buyurun röportajımız:


Öncelikle röportaj talebimizi olumlu yanıtladığınız için "Müslüman anneler" adına çok teşekkür ederim. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Bismillahirrahmanirrahim. 
Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed (Sallallâhu aleyhi ve sellem)’in âlinin, ashabının ve yolundan gidenlerin üzerine olsun.

1976 yılında, şehir şehir dolaşmayı seven bir öğretmen çocuğu olarak dünyaya geldim. Bu alışkanlık babamdan bana da sirayet etmiş olacak ki, öğretmen olan eşimle beraber biz de ülkemizi gezmeye devam ediyoruz. 

20 yıllık evli, Rabbimin emaneti 4 güzel evladı olan bir anneyim. Hem anne, hem eş, hem aşçı, biraz öğretmen ama önlenemeyen merakımla en çok bir öğrenciyim.

Harika bir siteniz var. Tam olarak ne zaman yazmaya başladınız?

Düşüncelerimi ve duygularımı kağıda dökme merakım, çocukluğumdan beri mevcut. Fakat blog yazmaya 8 yıl evvel başladım. Şimdi izleyicilerinin katkılarıyla gelişmeye devam eden büyük bir sitemiz var.

Son dönemde çocuklu ev hanımları hiçbir şeyi yetiştirememekten, hatta iki sayfa kitap dahi okuyamamaktan şikayet ediyorlar. Sizce eşlik, annelik ve diğer faaliyetler nasıl bir arada denge ile yürütülebilir? Bu işin sırrı nedir?

Müslüman bir anne, mükemmel değil ama düzenli olmalı. Sağlığı bozmayacak biçimde uyku saatlerini azaltmak, sabah namazlarından sonra uyumamak zamanın ciddi anlamda bereketlenmesine vesile oluyor. TV karşısında çok zaman geçirmek, internette amaçsız olarak dolaşmak, sosyal ağları kontrolsüz kullanmak zamanı yeyip bitiren unsurlar. Hayatımızı kolaylaştıran onca teknolojik alete rağmen, zamanın bize yetmeyişi düşündürücü değil mi?

Yeni bir güne başlarken, Allah'ın zikriyle güne başlar ve o gün hayırlı işler yapmaya niyet ederseniz, Allah size işlerinizi mutlaka kolaylaştırır. Zamanınızı bereketli kılar. 24 saat evimiz, eşimiz, çocuklarımız, işimiz ve dinlenmek için yeterli bir zaman dilimidir.


Sizin döneminizde anne olmakla bugün anne olmanın arasında ne gibi farklar var? “Şimdiki çocuklar daha zor” diyenlere katılıyor musunuz?

Bizim dönemimizde ve her dönemde zor çocuklar vardı fakat, yeni nesil çocukların çok daha zor olduğu bir gerçek. Çünkü yeni nesil anne babalar da zor. Ben zor çocuktan ziyade, zor  veya zorlaştıran anne babaların olduğuna inanıyorum. İstekleri koşulsuz yerine getirilen, sınırsız, kuralsız yetişen, hayal kurmasına dahi fırsat verilmeden bütün imkanların önüne sunulduğu çocuklar nasıl kolay olsun ki? Tatminsiz, tahammülsüz, sorumsuz ve mutsuz bir nesil var şimdi. Anne ve baba idare etmeyi, aza kanaat etmeyi, var olana şükretmeyi bilirse, çocukta aileden bunu görür ve öğrenir.

Sizce kardeşler arasında ideal yaş farkı ne olmalıdır? Tecrübelerinize dayanarak hangi yaş aralıklarını anne için daha kolay, kardeşler için de daha uyumlu görüyorsunuz?

Yaş aralığını belirlemek biz kulların işi değildir. Rabbimiz en uygun zamanda evlatlar verir. Fakat elbette yaş aralığı daha az olan kardeşler daha uyumludur. Başlarda ufak kıskançlıklar olsa da, zamanla arkadaş olurlar. Bir evde çocuk sayısı arttıkça, o evde uyum artar, kardeş kıskançlıkları, gereksiz yere nazlanmalar azalır. İşler daha da kolaylaşır.

Çocuklarınızı büyütürken hangi yaş dönemlerinde ve hangi konularda daha çok zorlandınız?

İki yaş civarı çocukların inatçı ve en hareketli dönemleri olması sebebiyle ve ilk çocuklarım ikiz olduğu için o dönem epeyce zorlanmıştım. Diğer çocuklarım daha kolaydı. Aklımda iz bırakacak bir zorluk yaşamadım Elhamdulillah.

Çocukları namaza alıştırma evresi olan 7-10 yaş arası da biraz yorucu olabiliyor. Çünkü her vakit abdest ve namaz takibi yapmak, sürekli hatırlatmak gerekiyor. Fakat niyet Allah rızası olunca, Rabbimiz muhakkak yardım ediyor, kolaylaştırıyor.

Çocuğun ailedeki İslami eğitimi kaç yaşında başlar/başlamalıdır?

Çocuğun İslami eğitimi, İslami bilince sahip bir anne-babayla başlar. Bilinçli bir anne baba sağlam bir temel demektir. Müslüman bir aileye doğan çocuk, besmeleyle sofraya oturulan, hamd ile kalkılan bir eve doğmuştur. Doğumundan itibaren babanın eve girerken selam vermesine, anne babanın namaz kılmasına, Kur'an dinlenip okunmasına şahit olur. Dualarla uyutulur. O evde klipler, gereksiz TV dizileri, programları izlenmez. Bunların hepsi temel ve sözsüz bir eğitimdir.

Bunun yanında çocuğun yaşına göre İslami çocuk kitapları alınıp okunabilir. Okul öncesi evde Kur'an-ı Kerim öğretilebilir.

Çocuklarınıza teknolojiyi kısıtlayan bir anne misiniz? Televizyon, bilgisayar, ayped, telefon gibi pek çok teknolojik aletin hayatımızı işgal ettiği şu dönemde, çocukların teknolojiyi doğru kullanmaları nasıl sağlanabilir?

İtiraf etmeliyim ki; Bu konuda zorlandığım zamanlar oluyor. Fakat çocuklarım için internet kullanımı sınırsız değil. Belli zamanlarda interneti kullanabiliyorlar. İkizler bu yıl üniversiteye başlayana kadar cep telefonları yoktu. Diğer çocuklarımın (12-14 yaşlarında) hâlâ telefonları yok. Bir çocuğun liseyi bitirene kadar şahsi telefonunun olmasına da karşıyım.

Bizim evde bilgisayar, tablet hepimizin oturduğu salonda bulunuyor. Herkesin odasına çekilip internet kullanmasına karşıyım. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar evdeki çocuğun kontrolü anne ve babada olmalıdır. Teknolojiyi doğru kullanmaları hususunda öğretmenlere de büyük iş düşüyor. İnternetten araştırılması gereken ödevler çok olunca, aileler kontrolü sağlamakta zorlanabiliyor.

Okul öncesi dönemlerinde çocukları için elinden gelenin üstünde fedakarlık yapan ve onları Müslüman bireyler olarak yetiştirmeye kendisini adayan genç anneler, en çok çocuğun okul dönemiyle birlikte evden ayrılmasından korkuyorlar. Dışarıdaki olumsuzlukların çocuğu kirletmemesi için okul çağı döneminde anne-babalar nelere dikkat etmelidir?

Ben bunu gül bahçesinde yetişen bir gülün çöplüğe düşmesi olarak algılıyorum. Fakat güllerimizin Allah'ın izniyle çirkinliklere bulaşmamış güller olarak kalacaklarına inanıyorum. 

Bizim en büyük eksikliklerimizden biri çocuklarımızla konuşmamak. Konuşmayı sadece akıl vermek, eleştirmek olarak algıladığımız için, çocuklarımızla sağlıklı bir iletişim kuramıyoruz. 

Eşim ve ben çocuklarımızla çok konuşuruz. Okulda olup biteni, öğretmenlerin anlattıklarını her zaman gelir anlatırlar. Bizde yanlış gördüğümüz kısımları dile getirip, doğrunun ne olduğunu anlatırız. 

Ayrıca sabah onlar kahvaltı yaparken, onlara hadis-i şerif veya Kur'an meali okumaya çalışırım. Kapıdan uğurlarken Allah'a emanet etmek, onları dualarla göndermek küçük sanılan önemli ayrıntılar.

Bunun yanında çocuğun öğretmenleriyle iletişim halinde olup, çocuğun okuldaki durumunu öğrenmek, okula gidiş ve eve dönüş saatlerinin takibini yaparak kontrolü belli ölçüde sağlamaya vesile olacaktır.

Sizce çocuk eğitiminde kitaplar mı, yoksa aileden alınan eğitim mi daha etkilidir?

Bir çocuğu kitaptan, okuldan evvel anne-baba eğitir. Çocuk okuma-yazmayı öğrenmeden aileden gördükleriyle terbiye olur. Temel ve en etkili eğitim budur. Kitaplar sadece bir yardımcı, destekleyici olabilir. Elbette bunun için öncelikle anne ve babanın bilinçli olması gerekir.

Genç annelere ve anne adaylarına neler tavsiye etmek istersiniz?

Müslüman bir annenin sorumluluğu ağırdır. Onun en büyük görevi çocuğunun hayırlı bir insan ve müslüman olarak yetişmesi için çalışmaktır. Bu yüzden çocuklarınıza vakit ayırın. Çocuğunuzun nasıl olmasını istiyorsanız, siz de öyle yaşayın. Siz hayatınızda İslam'ı diri tutun ki, çocuğunuz da Müslüman olmanın en ciddi işimiz olduğunu idrak edebilsin.

Bize vakit ayırdığınız için ve bu güzel söyleşi için tekrar çok teşekkür ederiz.

Ben de sizlere teşekkür ederim. Allah sizlere her daim razı olacağı işleri yapmayı nasip eylesin.

Esselamu aleykum

Ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuh..

Ummu Aişe


Cahide Hanım'ı buradan takip edebilirsiniz:





..devamı »

28 Ara 2014

4. Sunum: Alternatifler ve Çözümler / Raziye Nur Özköse

5 Yorum sayısı












ALTERNATİF VE ÇÖZÜMLER


Karanlığa kızmak bize aydınlığı getirmez… Aydınlık için bir mum yakmalı, kendi çapımızda elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.
Teknolojinin hayatımızdaki yerini, maddi ve manevi zararlarını ayrıntılarıyla  öğrendikten sonra, sonuç olarak bizim yapmamız gereken kısıma; alternatif ve çözümlere gelelim…
Öncelikle bizler müslüman anneler olarak, zorlu ve ciddi çaba gösterilmesi gereken bir göreve talip olduğumuzu bilelim. Çocuğu küçük yaşından itibaren bir ekranın karşısına bırakmak, her yaramazlık yaptığında, annenin işleri olduğunda eline telefon, tablet, bilgisayar vermek, gelişi güzel herşeyi açıp kontrolsüzce seyrettirmek, hayatımıza giren- sunulan teknolojiyi ayıklamadan, incelemeden kabul etmek, düşünmeden yapılan, kolaya kaçılan bir eylemdir. Bununla beraber, başlangıçta kolaya kaçılmış gibi görünse de, geri dönüşü veya düzeltilmesi imkansız bir sonuçla karşılaşılması kaçınılmazdır.
Tahrip ve tahrif olmuş tertemiz zihinler…
Bizler müslüman anneler olarak, teknolojiye sınırsızca kapımızı, gönlümüzü açmadığımız gibi, onu tamamıyla reddedip, hayatın her alanına girmesine gözümüzü kapatıp, olmayacak çözümler de sunmuyoruz.
Birazdan madde madde, ayrıntılı bir şekilde açıklamaya çalışacağım öneriler, yapılması imkansız hayattan kopuk, ütopik öneriler değil, kendi çocukluğumuzda, şu an bu devrin çocukları olan çocuklarımda, ya da başka kardeşlerimizin evlerinde ve çocuklarında uygulamaya çalıştığı uygulamalardan çıkarımlar olacaktır.
Çocuk eğitiminin her aşamasında olduğu gibi, bu çok önemli konuda da ilk ve en önemli görev, biz annelere düşüyor…
Projeksiyonu önce kendimize tutalım:
Bizim teknolojiyle olan bağımız, ilişkimiz ne durumda?
Çocuğumuza sınırlar koyar ve alternatif çözümler sunarken, bizler bunlara ne kadar uyuyoruz?
Anne ve babasını belli ölçülere riayet ederken gören ve kendisi de bu şekilde yönlendirilen çocuklardan güzel sonuçlar almak, elbette buna uymayanlara göre çok daha fazla olacaktır.
TELEVİZYON
Televizyon evine hiç girmemiş, doğduğundan itibaren onunla aynı havayı solumamış, onunla bir hayat algısı oluşmamış bir kimse olarak, yarım saatlik, bir saatlik bir televizyon beraberliğinde bile, hâlâ müslüman kardeşlerimin evinde bu aletin nasıl olabildiğine şaşırıyorum.
Televizyona şu ya da bu programlar gibi alternatifler sunmak zor.. Şu an çocuklar için sınırsız çizgi film, her an ve neredeyse her kanalda karşımıza çıkabilecek gayri ahlaki programlar, tüketici reklamlar ve her türlü olumsuzluğun içinden cımbızla bir şeyler çekmek imkansız gözüküyor.
Televizyonun alternatifi televizyonsuzluk…
Bununla beraber her türlü mücadelelerine rağmen, eşlerinin ısrarıyla evinde televizyon olan müslüman annelere önerimiz ise, çocuklar kesinlikle annelerini televizyon karşısında görmemeli. Daha anne karnından itibaren televizyonla hiçbir bağ kurmamalılar. Evde olan bir alet de olsa, annelerinin hiç yaklaşmadığı, sevmediği, asla onun karşısında vakit geçirmediğini bilip idrak etmeliler…
Çocukları cezbeden çok şey olsa da, sınırlar konulabilir, en zararsız olan çizgi filmler belli saatlerde izletilebilir. Çocuk, televizyonun içeriğinden ötürü sevilmeyecek bir alet olduğunu her durumda hissetmeli ve onun yerine konulacak daha güzel uğraşılarla televizyonu aramamalıdır.
BİLGİSAYAR-İNTERNET
Bilgisayar ve internet, çok yönlü kullanılması sebebiyle, televizyon olmayan evlerde de tercih edilir ya da farkında olmadan girer.
Sınırsız kullanıldığında zararı televizyonu da geçebilir. Fakat anne-baba, öncelikle kendileri daha sonra da çocuklarında belli ölçüleri uygularsa, zararlarından korunup, faydalı şekilde kullanabilirler…
Şimdi çocuklarımızın yaşlarına göre alternatiflerimize geçelim…
(0-4 yaş)​
-Anne karnından itibaren bebek, ses ve görüntülerden etkilenir. Bu dönemde korunmak tamamıyla anneye düşüyor.
-Kimilerine göre en az 2 yaş olmakla beraber, yapılabilirse 3 veya 4 yaşa kadar çocuklara kesinlikle hiç bir şey izlettirilmemeli.
-İslami çizgi filmler dahi bu yaş çocuklara anlamlandıramadıkları için alternatif olarak sunulmamalı.
-Anneye daha fazla çaba ve yorgunluk düşse de daha sonraki etkileri göz önüne alınarak elden geldiğince 0-4 yaş her tür ekrandan uzak tutulmalı. Evdeki abi ve ablanın bilgisayar izleme saati bu yaş grubunun uyku saatine denk getirilebilir. Veya uyanıksa anne bebekle birebir ilgilenerek onu ekrandan uzak tutar.
-0-4 yaşın ilgisini çekecek oyuncaklar, yazın park ve bahçeye bol bol çıkarmak, kışın evde beraber bir şeyler yapmak çocuğu oyalar ve geliştirir.
-Renkli kitaplar, boyama, kalem tutma, parmak boyası, oyun hamuru gibi etkinlikler hem çocuğu geliştirir, hem de anneyle beraber vakit geçirme her iki tarafa da mutluluk verir.
-Mutfakta plastik eşyalarla oynamasına izin vermek, minder ve yastıklardan ev yapmak, varsa abi ve ablalardan oyunlarına katılmasını istemek, az sayılı yap-bozlar, tahta ve büyük legolar çocukların güzel bir şekilde vakit geçirmesini sağlar.
(Okul öncesi 4-6 yaş ve ilkokul)
 -Anne-babasını televizyon, bilgisayar veya akıllı(!) telefon başında görmek yerine kitap okurken gören çocuklar, hiç zorlanmadan kitapla dostluk kurarlar. Kendi okuduğumuz kitapları da, çocuklarımıza okuduklarımızı da büyük bir istek ve zevkle okuduğumuzu hissettirmeli. Onlara ödül olarak kitap okumalıyız.
-Çocukları kitap fuarlarına, kitapçılara ve kütüphanelere götürmeli. Heyecanla kitap almalı, onlara seçtirmeli, en güzel hediyenin kitap olduğunu vurgulayarak arkadaşları için de beraber kitap almalı, kendilerine ait bir kitaplık yapmalı ve düzeninden onları sorumlu tutmalı.
-Boyama kitapları, renkli masal, hikâye kitapları, yaş ve ilgilerine göre çizgi romanlar, ilginç bilgiler, hayvanlar âlemi, yazı alıştırmaları, el becerisini geliştiren kitaplar, zeka geliştirici bulmaca kitapları ile dikkatleri çekilebilir, heveslendirilebilir. Bilgisayar sürekli gündeminde olmayan çocuklar, kitaplara, oyun ve oyuncaklara daha çok yönelir.
-Kendi adlarına gelen aylık bir veya birkaç çocuk dergisine abone olmalı, dergideki etkinlikler için teşvik etmeli.
-Pilli ve geliştirici olmayan oyuncaklar yerine, tahta, lego, yap-boz gibi uzun süre oynanacak, farklı oyunlar kurulabilecek oyuncaklar almalı, kimi zaman oyun kurmasına yardımcı olunmalı.
-Minderlerle evler yapılabilir; hayatın içinden olan, evcilik, doktorculuk, kitapçı, satıcılık, okul ve öğretmencilik gibi oyunlara yönlendirilebilir.
-Kardeşlerin yaşları yakınsa beraber bir çok oyun üretebilirler. Kardeş yoksa arkadaş ortamlarına daha çok önem verilmeli, uygun fırsatlarda güzel arkadaşlıklar kurmasına imkan sağlanmalı.
-Hayvanat bahçesi, akvaryum, piknik, park ve doğal ortamlarda imkân oldukça gezdirmeli, oyun oynaması sağlanmalı.
-Erkek çocuklar babalarıyla camiye gönderilmeli, küçüklükten itibaren cami sevgisi ve cami arkadaşlığı edindirilmeli.
-Evlerinde televizyon olmayan, çocuklarına aynı hassasiyetle belli ölçüde, belirli çizgi filmleri izleten ailelerle arkadaşlık kurmalı, çocukların ortak noktalarını vurgulamalı, yalnız olmadığını belirterek onları mutlu ve güçlü hissettirmeli.
-Kız ve erkek çocukların el becerileri, yetenekleri fark edilip, onlara yönlendirmeli. Resim, boyama, makas ile kesme ve yapıştırıcılı etkinlikler, güzel kartlar hazırlatma ve hediyeleşmeye teşvik etmeli.
-Yaşlarına uygun sorumluluk vermeli; yatak yapma, toplama, eşyalarını düzeltme, sofra kurma, bulaşık yıkama, çöp dökme, ekmek alma, kek-pasta yapma gibi.
-Küçüklükten itibaren vakti dolu dolu geçirme bilinci verilmeli. Çocuk anne-babayı boş ve vaktin kıymetini bilmez bir şekilde görmemeli.
-Ödev, oyun, kitap, dinlenme gibi çocuğun uğraşıları haricinde boş durduğu zamanlar, canı daha çok sıkılıp bilgisayara yönelebilir. Boş durduğu görüldüğünde hemen onun ilgisini çekecek şeylere yönlendirmeli.
-Yaşına uygun ‘takva yarışı’, ‘ahlak yarışı’, zeka kartları gibi, eğitici, öğretici grup oyunları alınmalı.
-Vaktimizi, işlerimizi elimizden geldiğince çocuklara göre ayarlamalı; onlar oyuna dalmışken işlerimizi bitirmeli. Elimize kitap alıp yanlarına oturunca kitap okuduklarını, bir şeyler yazdığımızda yazıya yöneldiklerini görebiliriz. Bilgisayar başına gittiğimizde ise bilgisayarı istediklerini…
-Çocukları Müslümanların bir araya geldiği farklı etkinliklere götürmeli; program, konferans, toplu piknik gibi…
-Eğitici bant tiyatroları ile çocuğun hayal dünyası, çocuk şarkıları ve marşlarla  işitsel ve duygusal yönünü geliştirmeli. Görsel olarak bir yere kilitlenmediği için daha çok şey yapabilir, kimi zaman marşlarla klip, bant tiyatrolarıyla tiyatro oynayabilir.
-Güzel şiirler, marşlar ezberlettirilip, kısa kısa skeçler hazırlayıp görev verilerek program hazırlaması sağlanmalı, akraba ve arkadaşlarına sunacak ortam hazırlamalı.
-Bilgisayar ve internetin maddi ve manevi zararları uygun bir şekilde anlatılmalı, güzel kullanıldığında nasıl faydalanabileceği açıklanmalı.
-Bilgisayarda oyun oynanacağı zaman, zeka geliştirici veya beceri geliştirici boyama, çizim gibi oyunlar tercih edilmeli ve mutlaka saat tutulmalı.
-Bilgisayardaki farklı programlarla kısa ve anlamlı yazılardan sunumlar hazırlatılabilir.
-Araştırma ödevlerinde, internete yönlendirmek yerine, kitap, ansiklopedi, kütüphane gibi çözümler sunmalı.
-Bilgisayarda çizgi film ve yaşına uygun filmleri izletmek için belli bir saat ve gün programlamalı ve buna uyulmalı.
-Elden geldiğince izletilecek şeyler daha önce anne-baba tarafından izlenilmiş olmalı.
-İzletilebilecek çizgi filmlerin batı yapımı olmamasına, yerel olanların da İslam’a aykırı olmamasına dikkat edilmeli.
-Peygamber hayatları ve dini içerikli çizgi filmler, 6-7 yaş sonrası daha iyi anlaşılabilir.
-9-10 yaştan itibaren haftanın belli günü veya dizi şeklinde olanlar için her akşam yarım saat, bir saat ailece izlenilecek güzel filmler seçilebilir. (Ashabı Kehf- Hz. Ömer- Hz. Meryem- Hz. Yusuf- Çağrı- Çöl Aslanı; Ömer Muhtar- Zehra’nın gözleri- Filistin’e veda- Hükümdar Peygamber)
-Allah’a imanı güçlendiren, düşünmeye sevk eden güzel belgeseller hep birlikte, Allah'a  hamd ederek, O'nu tesbih ederek izlenebilir.
-Sadece zararlı çizgi filmleri izletmemekle değil, onlara ait kalem, defter, kitap, kıyafet, oyuncak, yatak örtüsü gibi her türlü eşyayı almaktan da uzak durarak, çocuklarımızın kalplerine sevgilerinin girmesini önlemeli. Alternatif yapıştırmalar, kitaplar, masallar oluşturulmalı.
-Çocuklara peygamber ve önemli sahabe hayatları anlatılmalı, kahramanlarının bu örnek şahsiyetlerden olmasına yönlendirmeli.
-Çocuklarla beraber izlenilen veya kendi izledikleri çizgi film ve filmlerin olumlu olumsuz yönleri konuşulmalı, düzeltmeler yapılmalı, güzel örnekler ön plana çıkarılmalı.
(İlkokul sonrası ve gençlik dönemi)
 -Küçüklükten itibaren verilen Allah’ın her an bizimle olduğu, boş zaman geçirmeme bilinci, hatırlatma ve örnekliğimizle sürekli gündemde tutulmalı.
-Sanal sosyal ortamlar yerine toplu piknikler, programlar, haftalık, aylık arkadaşlarıyla bir araya gelme, beraber güzel vakit geçirme teşvik edilmeli.
-Kendi gayret ve hazırlıklarıyla arkadaşlarını evde ağırlama, beraber kitap okuma, ders yapma programları geliştirmeye teşvik etmeli.
-Yaşlarına göre sorumluluklarını artırmalı.
-Belirli konular vererek, interneti araştırma amaçlı kullandırmalı.
-İnternet ve bilgisayara her an ulaşabilecekleri ortamı sunmamalı. Kendi odalarına bilgisayar almamalı. Çok fonksiyonlu telefonlar yerine, almak gerektiğinde sadece iletişim ihtiyacını giderecek telefon almalı. Kendi kullandığımız telefonlarla örnekliğimizi göstermeli. (Sadece telefonda değil, her türlü alışverişte, yalnızca ihtiyacımız olan kısmı almamız gerektiğini göstermeli.)
-İnternette koruma programları kullanmalı. Her an yanlış yapabilecek olan insanın, çok kolay bir şekilde haramlara ulaşabileceği bir ortamda, daha zayıf ve tecrübesiz olan gençleri bu zor durumla baş başa bırakmamalı.
-İnternete girme süresi ve girilebilecek programları beraber belirlemeli ve ciddiyetle uygulamalı.
-Anne-baba ve büyükler, bilgisayar, internet ve programlarını iyi öğrenmeli, belli ölçülerde, kontrollü bir şekilde çocuklarına sundukları interneti iyi bildiklerini onlara da hissettirmeli ve gerektiğinde çocuklarının ahlak ve eğitimleri için onları takip etmeli, nerelere girdiklerini, neleri paylaştıklarını, nerelerde vakit geçirdiklerini öğrenmeli.
Bunlar ve benzeri çözümleri daha da çoğaltabiliriz. Herkesin kendi şartlarına, konumlarına göre alternatifleri, çözümleri farklı farklı da olabilir. Çocuk sayısı,  bulunulan ortam, annelerin kapasite ve becerileri, değişik yöntemler uygulamada etkendir.
Önemli olan, Rabbimiz’in rızası doğrultusunda, boş vermeden, tembellik yapmadan, gereksiz görmeden, önemseyerek, dikkate alarak çaba gösterip yorularak bir şeyler yapmaktır…
Eğitici çocuk masalları ve şiirleri yazan bir yazar, şöyle örnek veriyor kendi hayatındaki çabasından;
“Benim evde hâlâ televizyon yok. Üç tane de çocuğum var. Bir gün gerçekten televizyon almamı istediğinizde alacağım, dedim onlara. Eve girdiğimde “masal” dediğim zaman neredeyseler koşuyorlar. Sadece onlara anlattığım masallar var. Kitap okuyorlar, yazıyorlar. Hatta onlara telif ücreti veriyorum yayınlanmış gibi. Ben böyle bakıyorum. Bu benim yolum ama herkes böyle başka yollar deneyebilir. Denemek lazım şikâyetçiysek eğer…”
Evet, denemek lazım şikâyetçiysek eğer…
Çocuklarımızın gönülden Allah’a itaat eden, zihinleri, kalpleri, amelleri tertemiz mü’minlerden olmalarını istiyorsak,
Denemeye değer diyoruz, elimizden gelen her şeyi…

                                                               Raziye Nur Özköse


..devamı »