Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

7 Tem 2015

8 Çocuğumu Nasıl Akıllı ve Takvalı Yetiştirdim? (Singapur'lu Bir Annenin Hikayesi)

2 Yorum sayısı




8 ÇOCUĞUMU NASIL AKILLI VE TAKVALI YETİŞTİRDİM? 
(Singapur'lu Bir Annenin Hikayesi)

Sharifah Mastura Al Jifri, Riyad’da Prince Sultan Üniversitesi’nde İngilizce okutmanı. Öğrencilerinin, bu dünyada ve öte dünyada başarıya ulaşmaları için, çalışmalarının ötesini düşünmelerine rehberlik ederek sadece bir dil öğretmeninden fazlası olma gayretinde.
En büyük kızla Hukuk fakültesinde tanışmıştım: İngilizce, Arapça ve Malay dilini akıcı konuşabilen, üç farklı müfredatı çalışmış, yaşına göre hayli disiplinli, parlak bir öğrenci ve bir hafız! Bana diğer 7 kardeşinin de hafız veya hafızlık yapmakta olduğunu ve aynı onun gibi eğitildiğini söyleyince, süper anneleriyle tanışmak için sabırsızlanmaya başladım.
Ufak tefek, sakin bir Singapurlu olan, hayranlık duyulası anneleri Sharifah Mastura Al Jifri ve diğer güzel çocuklarıyla evlerinde ilk buluştuğumda, hayatımda –maşaAllah- bunlar kadar verimli bir aile daha görmediğime emindim.
Nihayet Sharifah Mastura ile onun çetin fakat karşılığını fazlasıyla alacağı annelik tecrübesini bizimle paylaştığı bir röportaj yapma memnuniyetine eriştim. İşte onun 8 çocuğunu zeki ve takva sahibi yetiştirme gayreti:

1) Dilerseniz okuyucularımıza, sizin aldığınız eğitimin çocuklarınızı yetiştirmenizde oynadığı rolü aktararak başlayalım. Lise bitirme sınavlarından sonra 2 yıllık, okul öncesi eğitimine odaklanan öğretmenlik eğitimi aldınız. Sonrasında İngiltere’de İngiliz Dili Edebiyatı lisans derecesi aldınız. Daha sonra, akıllı çocuklar yetiştirmenizde size mühim bir ilham kaynağı olan Glen Doman’ın çalışmasına dayanan 2 günlük bir çalıştaya katıldınız. Özet olarak, ebeveynlik hedeflerinizi gerçekleştirmek için öğrenip uyguladığınız çocuk eğitimiyle ilgili temel kavram ve uygulamalar nelerdir?
Temelde bana göre uygulanan iki prensip var:
Çocuklarınızı ayartın
Çocuğunuzun zihnini uyarmak için hiçbir zaman çok erken değildir. Bir şeyler anlatmanızı dinlemeleri olsun, kitap okumak, bisküvileri saymak, siz yemek yaparken soğan koklamak.. ne olursa! Anne karnında ikenden başlayın, çünkü ceninler işitebilir. Çocuğunuzla bebekkenden konuşun. Çevresinde işitebileceği, görebileceği, koklayabileceği, tadabileceği ve dokunabileceği her şeyi ona öğreterek duyularını harekete geçirin. Önüne eğitici materyaller koyarak da merak duygusunu ve zihnini uyandırabilirsiniz: kitaplar, abaküsler, grafik tabloları, güzel eğitici oyuncaklar, vs. Ama okumanın listenin en üstünde olduğunu söylemem gerek.
Çocuklarınızı meşgul edin
Kabul etmeliyim ki okul öncesi öğretmenliği eğitimi, çocukları nasıl meşgul edeceğimi bilmem bakımından bana avantaj sağlamıştı. Böyle bir eğitim almamış da olsanız, çocuklarla vakit geçirme yolları bulmak zor değil. Daha bebek zamanlarında onlara resim çizmek ve eşyaların adlarını söylemekle başladım. Renkli kalemlere geçinceye kadar onlara karalamaları için güvenli, toksik olmayan mum boyalar verin. Lego kutusunu önlerine boşaltıp kendi kendilerine oynamalarını beklemeyin. Onlarla beraber oturup kuleler yapın; hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını kullanmalarını teşvik edin ve parmaklarının sıkışma veya boşluğa uygun parçayı bulamama gibi durumlarda yardımcı olmak için yanlarında durun.
Çocuklarla oturup onlarla ilgilenmek, kıymetli bir bağlanma zamanı oluşturur. Bu, çocuğunuzun karakteri ve potansiyeliyle ilgili keşifler yapacağınız zamandır. Böylece çocuğunuzu anlar, karakterini şekillendirme, zihnini geliştirme ve yeteneklerini yönlendirmede daha donanımlı olursunuz. Temelleri çocuklukta atılmış bu sağlam bağ ile siz, çocuğunuz büyüdükçe, ne zaman yerine oturmayan bir taş olsa, her daim yönünü döneceği kişi olacaksınız.
Temel faktör:
Öğrenimim sonucunda uyguladığım temel iki unsur bunlar olmasına rağmen, dindar ve Allah korkusu olan çocuklar yetiştirme gerekliliği konusunda da oldukça duyarlıydım. Zeka bir insanı tek başına iyi veya ahlaklı olmaya yönlendiremez; tersine, yanlış yönlendirip sahibini felakete bile sürükleyebilir. Yani bahsettiğim iki noktayı metodoloji olarak düşünüp, çocuk eğitimimin özünü de onların ilim ve takva sahibi olmaları için azami gayreti sarf etmek şeklinde ifade edebilirim. Bunu yapabilmek için de onlara Kur’an, Arapça ve din bilgisi vermeniz gerekiyor. Henüz anne karnında onların çokça Kur’an dinlemelerini temin ettim.
Kısacası çocuklarımla geçirdiğim zaman, onlarla konuştuğum ve onlara Allah –subhanehu ve teala-, O’nun Kitabı, peygamberleri ve onun sahabelerinin sevgisini vermeye çalışmak, İslamî âdabı da elimden geldiğince öğretmekten ibaretti.


2) Yaşları 12 ila 24 yaşlarında 8 çocuğunuz var ve her biri 13-14 yaşında hafız olmuşlar maşaAllah! Hepsi aynı zamanda Arap okuluna gitmiş, aynı anda ev okulu yöntemiyle sizin tarafınızdan İngiliz ve Singapur müfredatında da eğitilmişler. Sizi çocuklarınız için böylesi sıra dışı bir vizyon sahibi yapan nedir?
Aslında pek de sıra dışı vizyon meselesi değildi. Sadece, eşim ve ben çocuklarımızın dinlerini ve Kur’an’ı bilerek büyümelerini istiyorduk. Bunun için de en bariz yol, onları Kur’an’ı ve dini Arapça olarak öğrenecekleri bir Hafızlık okuluna kaydettirmekti. Aynı zamanda onların ümmete faydalı olmalarını da arzu ettik. Aydın, işe yarar Müslümanlar olmalarını sağlayacak yetenek ve bilgileri edinmelerini istedik. Böylece çocuklarım iki yaşından itibaren Kur’an’ı ezberlemeye başladılar. Aynı zamanda yazı-öncesi pratikleri yapıyor, okumaya bayılıyor ve kendilerine kitaplar okunuyordu.
Bundan sonrası oldukça olağan gelişmelerdi, elhamdülillah. Okula başladıklarında zaten Kur’an’ın birkaç cüzünü ezbere biliyorlar ve yüzüne okuyabiliyorlar; Arapça harf ve rakamları da okuyup yazabiliyorlardı. Doğal olarak, tüm bunlar Arapça bilmeseler bile onlara hızlı bir başlangıç sağladı. Singapur müfredatına gelince; Arap okuluna başladıklarında zaten İngilizceyi kendi başlarına okuyabiliyorlar, Matematikte de ikinci sınıf seviyesindeydiler.
Hamdolsun, böylelikle üç şeyi başarabilmiş oldum:
Birincisi, Arap okulundaki başarılarından endişelenmem gerekmiyordu, çünkü mushaftan okuyabiliyor ve rakamları anlıyor olmaları demek, okulun ilk yılında tek yapmaları gereken, dili kapmak demekti. Yani yeni bir dilde yeni kavramlar öğrenmek zorunda değillerdi.
İkinci olarak, İngiliz müfredatına ayak uydurabildim, çünkü yalnızca önceki temellerinin üzerine çıkmam gerekiyordu. Arapça eğitimi ve yeni doğan çocuklarla Singapur ve İngiliz müfredatını beraber yürütmek her zaman kolay değildi. Yine de, İngilizce okumaya devam ettikleri sürece, özellikle okul tatillerinde onları yakalayıp ilerletebiliyordum. Arap okuluna başlamadan önce temeli atılmamış çocukların ailelerinde bu noktada büyük zorlanmalar yaşandığını gördüm. Bizim çocuklar evde kendi hızlarında hıfz yapmaya devam ediyor ve okul dersleri onlara bir tekrar gibi geliyordu. Böylece okul programından çok daha önce Kur’an’ı ezberlemiş oldular.
Son olarak, okul öncesi gösterdiğimiz gayret, onların öğrenmeye ve odaklanmaya alışkın olmaları demekti; ayrıca öğrenmeyi de çok seviyorlardı.
Burada benzer bir şey yapmayı düşünenler için iki önemli ipucu vermek istiyorum.
Birincisi, ilk çocuğunuz için çok çalışın. Çocuklarınız için başarmak istediğiniz her şeyi ilk çocuğunuzda yapın. Eğer ilk çocuğunuz için çok gayret ederseniz, ikincisi onu takip edecek ve ilkine harcadığınızın yarı emeğini harcayacaksınız. Nasıl mı? İlkiyle çalışıyorken, ona öğrettiğiniz her şeyi kucağınızaki minik bebek (ikinci çocuğunuz) kapacak ve bunları ona öğretme yaşına geldiğinde zaten biliyor olacak.
İkincisi, Kur’an’ı aile hayatınızın merkezi haline getirin. Babası televizyon izler, annesi iPad’iyle uğraşırken çocuğun oturup sure ezberlemek istemesini bekleyemezsiniz. Anne-babada örnekliğini bulan Kur’an sevgisi olmadan küçük bir çocuk oturup öğrenmeye daha da az ilgili olacaktır.

3) Siz ve çocuklarınız bunların hepsini aynı anda yürütmeyi nasıl başardınız? Tipik bir haftanız nasıl geçiyordu?
Aslında tipik bir günümüzden başlamak lazım. İlk çocuğumdan itibaren, eşim ve ben her zaman fecir insanları olduk. Belki de bebeğin rutini böyleydi ama bizim günümüz sabah namazıyla başlıyor.
6.30-11.00 arası kahvaltı, duş ve öğrenim zamanı. Burada mesele çok-görevlilik. Hayatım çocukların yaşlarına göre, birini yazması için masaya oturtup diğerini banyoya yollama, birinin giyinmesine yardımcı olma, bebeği emzirirken diğerine kitap okumayla geçiyor. Herkes kahvaltısını yapmış, duşunu almış, üstünü değiştirmiş oluncaya kadar sonsuz bir koşturmaca bu. Herkes hazır olunca da, çocuklar onların seçtiği bir kitabı okumamı dinlemek için oturuyorlar. Kitabı her gün sırayla seçiyorlar. Bu yüzden de bu sabırsızlıkla bekledikleri bir şey. Akabinde hepsi kendi okuma, yazma, sayıları öğrenme, Kur’an ve ezber çalışmalarını yapıyor ve illaki eğlenceli bir el işi faaliyetiyle bitiriyoruz. Bu boyama, yapıştırma veya bir şey yapma olabilir. Ben diğerlerinin matematik, yazma vb.’i kontrol ederken, çocuklar da bana sırayla Kur’an, ezber ve ‘Peter and Jane’ (kademeli kitap) okuması için geliyorlar.
Bir diğer ipucu da öğrenmeyi eğlenceli hale getirmek. Harfler veya sayılar için yaptığım çizelge çizimler, renkler, yapıştırmalarla dolu. Küçük sanat ve el işleri çizelgelerimizin bir parçası ki yaptıkları şeyi sıkıcı bir “iş” gibi görmesinler. Kesip yapıştırmak için nasıl sabırsızlanıyorlarsa, bu çalışmaları da öyle bekliyorlar. Yani benzer yolu izlemek isteyenlerin çocuk el sanatlarına kendilerini alıştırmaları iyi olur.
Saat 10.30 olduğunda genelde acıkıyorlar ve bir ara vermek gerekiyor. Bu yüzden ara öğünümüzü yiyoruz. Fecirden bu yana ayakta ve aktif öğrenme halinde olduklarından, atıştırmanın ardından biraz uyumaya hazır oluyorlar. Ben de onları yatırıyorum.
Sakince yatıyorlar ve ben bir yandan onları uyuturken bir yandan Kur’an’dan kendi ezber yerimi okuyorum. İşte 8 çocuğumu büyütürken hafızlık yapma uğraşım bu şekildeydi. Çok yavaş ilerliyordum ama faydası da şuydu ki, çocuklarım da benle beraber, hatta benden çok önce o bölümü ezberliyorlardı, maşaAllah! Geceleri ve ne zaman sakinleşmeye ihtiyaç duysalar onları uyutuşum da bu şekildeydi.
Bu günlük rutin sekiz çocuğumun her biri okula başlayıncaya kadar devam etti. Sanırım bu onlarda bir günlük düzen hissi oluşturdu.
Her zaman inandım ki, çocukları meşgul etmezsen onlar seni meşgul eder! Ya sizi veya birbirlerini sinir edecek şeyler yaparlar. Hafta sonları serbest ve basittir. Genelde pikniğe ya da parka oynamaya gideriz.

4) Şu alanlarda olmazsa olmaz bulduğunuz kitap ve kaynaklar nelerdir?
Çocuklara Kur’an ezberi
Çocukların Arapça öğrenimi
Öngörülü bir anne-baba olma
Doğruyu söylemek gerekirse öngörülü bir ebeveyn olma konusunda belli bir kitap okumuşluğum yok. Tüm fadl ve başarı Allah Teâlâ’dandır ve dua iledir. Niyetinizi halis tutun ve dua edin. Allah azze ve celle’nin gücü her şeye yeter.
Kullandığım ve vazgeçilmez bulduğum ‘Iqraa’ kitabı vardı ama. Bu 6 küçük kitaptan oluşan, çocuklara Kur’an okumayı öğreten bir seri olarak geliyor. Yaklaşımı hiç Arap üslubunda değil ve çocuklara öyle uygun ki, tüm arkadaşlarıma tavsiye ediyorum. Bunun sayesinde çocuklarım mushaftan Kur’an okumayı çok erken yaşlarda öğrendiler ve bu onlara ezber yapmaları ve Arapça öğrenmelerinde de otomatik olarak kolaylık sağladı.
5) Çocuklar ve ebeveynleri bütün gün okula git-gel, ödev yap, beslenme hazırla, ve diğer okulla ilgili işlerle zaten uğraşıyorlar. Anne-babaların, kendileri veya çocukları, olduklarından daha bitkin hale gelmeden, çocuğun tüm potansiyelini ortaya koymaları nasıl mümkün oluyor?
Çocuğunuz olup aileniz genişledikçe, dayanma gücünüz de artıyor, inanın bana. Asla mümkün olacağını sanmadığınız kadar kendinizi esnetebiliyorsunuz. Özenli ve samimi anne-babalığın sizin için yaptığı şey bu. Çocuklarımın Kur’an’ı ezberlediklerini ve okulda başarılı olduklarını görme arzumdan dolayı Allah azze ve celle bana onlarla ilgilenme, onlara yardımcı olma ve onları eğitme enerjisi verdi. Bir anne olarak, elbet ben de aynı havayı soluyorum, yani yorulmak normal bir durum, ama Elhamdulillah asla bitmiş tükenmiş olmadım. Bunun sırrı ise Kur’an’ı öğrenmek. 8 çocuğu yetiştirme meşguliyetinde kendim de Kur’an’ı ezberlemeye çalışıyordum. Allah’ın kelamı tek ferahlama ve güç kaynağımdı.
Çocuklara gelince, onların da biz anne-babaların onlara yaptırdığımız şeyleri neden yapmaları gerektiğini anlamaları çok önemli.
Küçüklüklerinden beri çocuklarıma, onların büyüyüp başarılı ve ümmete faydalı kimseler olmalarını istediğimi söylerim. Allah Sübhânehû ve Teâlâ’ya kulluk etme yolu budur. Bizim nasıl halis niyet taşımamız gerekiyorsa, çocuklarımız da öyle. Hayatın amacının Allah’ın rızasını kazandıracak işler yapmak olduğunu anlamak için asla çok küçük değiller.
Onlara öğretilecek ikinci şey de anne-babaya itaat. Eğer çocuğunuz size itaat etmenin Allah SÜbhânehû ve Teâlâ’yı memnun ettiğini anlarsa, sizle beraber hareket etmesi ve yapması gerekenleri yapması daha kolay olur. Yani çocuk bir kere gününün Allah Teâlâ’nın rızasını kazandıracak işlerle dolu geçtiğini gördü mü, bu ona gerçek bir hedef sahipliği hissi veriyor.
Yani mesele bazı ailelerin yaptığı gibi, okul başarısı ve iyi bir iş bulma adına ruhsuzca bir köle güdümü değil. Allah SÜbhânehû ve Teâlâ’ya ibadet hissi size kuvvet ve muvaffakıyet veriyor. Buna inanıyorum, çünkü kendi tecrübemde gördüğüm şey bu.
Çocuklarıma küçüklüklerinde Kur’an’ı hıfzetme ve ümmete hizmet etmek için çalışma dışında hiçbir heves vermedim.


6) Bu vizyon ve hedefleri gerçekleştirmek 8 çocukla kolay olmamış olsa gerek. Öyle sanıyorum ki başarınızın temel sebebi, Allah’ın yardımından sonra, sebatınızdı, çünkü hayallerini gerçekleştirme peşinde giden pek çok insanın tökezlediği nokta burası oluyor. Sizi bunca sene, özellikle de zor zamanlarda, bu yolda tutan ne oldu?
Tüm başarı Allah teala’dandır. Allah’a çocuklarımı ümmet için yararlı kimseler yapması için dua etmeyi hiç bırakmadım. Bu dua ve vizyon bana istikamet verdi.
Şimdi de olduğu gibi Kur’an’ı öğrenmeye gayret ediyordum. Buna devam ettiğim sürece, aynı gayret ve bağlılığı çocuklarım için de talep edebileceğimi hissettim. Yani bana göre Kur’an öğrenimi azimle, sebatla eşanlamlıydı.
Bir de tüm çocuklarıma adil olma arzusu bana azim verdi. Büyük çocuklarıma verdiğim eğitim ve ilgiyi küçüklere de vermem gerektiğini düşünüyordum. Mesela ev-okulu rutinimiz yedi çocuğum okula başlayıp tek çocukla evde kaldığım dönemde bile devam etti. Hatta ona öğrenmekten zevk alsın diye sınıf arkadaşları bile buldum.
Bazen anne babalar büyüyen çocuklarının ihtiyaçlarına göre kararlar alıyorlar ve küçükleri gözden çıkarıyorlar. Bu doğal görünebilir, ama ben sürekli kendime öyle yapmamam gerektiğini hatırlatıyordum.

7) Pratikte insanlar –özellikle ebeveynler- sebat ve sabrı nasıl hayata geçirebilirler?
Bunun uygulamada nasıl yapılacağına emin değilim, ama benim cevabım, kendinizi Allah subhanehu ve teala’ya yaklaştırmanız şeklinde. Eğer anne-babalık vizyonunuz ibadetle bağlantılı değilse, sabırlı veya azimli olmanız için bir sebep yok demektir.
İnançlarınızdan ve niyetlerinizden emin olun. Eğer Müslüman ebeveynler olarak, çocuklarınızı en iyi Müslümanlar olacakları şekilde terbiye etmeyi görev biliyorsanız, bu sizin için sebat göstermeye değer bir amaçtır. Diğer ibadetlerde olduğu gibi, bu tür bir ebeveynlikte de çıkış noktası, bunun Allah’ın rızasını kazandıracak ve ecrini alacağınız bir şey olduğuna inancınız olmalıdır. Size sabır ve sebat verecek inanç budur işte. Başka bir niyetle veya dünyalık bir motivasyonla yola çıkanlar bir noktada yorulup pes edeceklerdir.
Son olarak, unutulmamalıdır ki takva ehli çocuklarınızın duası size kabrinizde fayda sağlayacak. Bu bile sizi çalıştırmaya yeter.

8) Okuyucularımızın çoğu (özellikle anneler!), başarınızda eşinizin rolünü bilmek isteyeceklerdir. Ebeveynlik hedeflerinizi koymada ve gerçekleştirmede onun ne kadar katkısı oldu?
Eşim de ben de aynı vizyonu güdüyorduk. Dolayısıyla birimizin diğerini ikna etmesi gibi bir durum olmadı elhamdulillah.
Eşim evin geçimini sağlayan olarak dışarıda bulunmaya mecbur olduğu için, çocuklarımızı yetiştirmede yükü benimle tamamen eşit paylaşacağını zaten hiç düşünmedim. Ondan gerçekten beklediğim ise, bana destek olması, eksikleri gidermesi, gerektiğinde bana yardımcı olması ve çocuklarla olabildiğince zaman geçirmeye istekli ve hazır bulunması. Bunu da elhamdulillah çok doğal ve gönüllü bir şekilde yaptı.
Bir eş olarak son derece destekleyiciydi ve çocukların meşgul edilmesi ve zihinlerinin uyarılması noktasında benim kadar aktifti. Bebekle konuşup oynuyor, emekleme evresinde olana hikayeler okuyor, üç yaş civarındakine bir şeyler açıklıyor, daha büyüdüklerinde de çocuklarla oynuyor ve gelişimlerinin her aşamasında onlarla ilgileniyordu.
Bana daha büyük yardımı ise, çocuklara çalışmalarının büyük gayesini anımsatarak onları benimle çalışmaya sürekli yüreklendirmesi oldu. Zaman zaman öğretmen olarak devreye girdiği de olmuştur. Örneğin gerçekten sıkışık olduğum bir zaman eşim 3. oğlumun okuma programını üstlenmiş, kendi başına okur hale gelinceye kadar her akşam onun ;Peter and Jane; okumasını dinlemişti. Ezberlerini dinlemede de bana yardımcı olup ben meşgulsem çocukları o test ederdi.
Alt değiştirme, banyo yaptırma, yedirme gibi ebeveynlik işlerinde bana yardım etmekten de çekinmemiştir. Bir görev pusulası yapmadım tabii ki; sadece birbirimize yardımcı olduk.
Eşim aynı zamanda, çocuklar sözümü dinlemediklerinde başvurduğum bir “üst otorite” idi

Bana göre, çocukların babalarına evin reisi olarak saygı göstererek büyümeleri çok önemli.
Çimlerde çocuklarla yuvarlanan o baba, gerektiğinde onları disipline de edecektir. Çoğu zaman çocukları sırf konuşmaları için ‘babaya’ yollamak bile yetiyor.
Ev dışında bir öğretim söz konusu olduğunda, bu rolü üstlenmesinde eşime güvenebilirdim. Çocukları camiye namaza veya Kur’an sohbetlerine, seminerlere götürürdü. Bir keresinde eşime azimli bir baba olduğu için ödül verildiğini sevinerek hatırlıyorum. Halbuki çocukların Kur’an halkasına onun katılmışlığı yoktu. Ama bir hoca dönem boyu her ders dışarıda arabada bekliyor olduğunu fark etmiş ve bunun takdire şayan olduğunu düşünmüştü, maşaAllah.
Şayet hedef ve ideallerimiz aynı olmasaydı, eşim bu göz korkutucu çocuk yetiştirme işinde benim destekçim ve partnerim olamazdı. Belli durumlarda aramızda küçük farklılıklar ortaya çıksa da, çocukların önünde birbirimizin kararlarını asla sorgulamamak üzerine kesin bir anlaşmamız vardı. Çocukların gözünde kararlarımızda daima birlik içindeydik.
Bu, çocukların, diğer tarafa giderek farklı bir karar aldırabileceğini düşünmeden anne veya babanın kararını kabullenmeyi öğrenmesi bakımından çok önemli.

9) Çocuklarınızdan her birinin ustası olduğu bir de hobisi var maşaAllah! Onların hobilerinden ve boş zamanları için nasıl faydalı bir şeyler seçtirdiğinizden söz eder misiniz?
Doğrusu illa her birinin bir hobisi olsun demedim. Eşimle ben, çocukları evde televizyon olmadan yetiştirmeye karar vermiştik ve küçüklüklerinden bu yana bir şeyle oyalanmalarını sağladım. Bu yüzden de bir sürü el işi faaliyeti ve yaratıcı aktiviteleyle zaman geçirdik.
Erken dönemde çıkartma yapıştırma, kesip yapıştırma ve oyun hamuruyla bir şeyler yapıyorduk. Biraz daha büyüdüklerinde resim çizme, toprak şekillendirme ve ne bulursak ondan bir şeyler yapmaya başladık; origami, kağıt çiçekler, boncuklar, kartlar, cam kavanozlar vs. Ayrıca kendi kitap kapağımızı yapıp, kendi hikayelerimizi yazıp kendi kitaplarımızı da yaptık.
Tamamen kız işi şeyler hariç, çoğu aktivitede kız-erkek çocuk ayrımı gözetmedim. Oğullarım da katıldılar ve aynı şekilde eğlendiler. Sonra kızlara basit işleme, kanaviçe ve dikiş öğrettim. Nihayet genç ergenler olduklarında kızlar dikiş makinesi kullanmayı öğrendiler; güzel şeyler diktiler, kiminin şeklini değiştirdiler, kendi perdelerini yaptılar ve el yapımı çantalar ve saç bantları yapıp satarak küçük bir iş kurdular. Riyad’da bir kültür fuarında yer aldılar ve yaptıkları çok beğenildi maşaAllah.
Bu aşamada örgü, tığ oyası ve yemek pişirmede kendilerini daha da geliştirdiler. Diğer bir kızım mimarlığa düşkün ve kağıttan bina tasarlamayı seviyor. Haliyle bunlar beni aşan konular, bunun için Youtube çok yararlı oldu.
Burada vurgulamak isterim ki çocuklar ne yeteneği veya hobisi geliştirdilerse, maşaAllah sırf yaratıcı olma isteğinden doğmadı.
Bir de televizyonsuz büyümeleri, onlara doğal olarak kendilerine yapacak bir şey bulma arzusu verdi. Buna ilaveten yetenekli olmanın getirdiği bağımsızlıkla keşfedilen keyif de var tabii.
Oğlanların da fotoğrafçılık, grafiti, tişört yazıcılığı, marangozluk gibi hobileri var ve hepsi de iyi top oynuyorlar, maşaAllah.
10) Bir toplantıda söylediğiniz şu anlamlı sözü hatırlıyorum: “Çocuğun eğitimi doğumundan 20 yıl önce başlar.” Okuyucularımız için bunu biraz açar mısınız?
Basit olarak, çocuklarınıza bir şey öğretmeden önce kendiniz bilgi sahibi olmalısınız demek. Bazıları ebeveynliğin bu aşamasında artık çok geç veya çok zor diye düşünebilir, ama eksiklerimizi gidermek ve yanlışlarımızı düzeltmek için hiçbir zaman çok geç değildir. Hatta şu an çocuğunuz için doğru şeyi yapmak için her imkana sahipsiniz. Çocuklarınıza şimdiden doğru bilgiyi vererek onları düzgün anne-babalar olmaya hazırlayın. Sadece yüksek okul notları veya iyi bir iş edinme yollarına odaklanmayın. Onlara dinleriyle ilgili güvenilir bilgi verin ve Kur’an’ı bilmelerini de temin edin; yani Kur’an’ı okuma, anlama ve ona uygun olarak yaşama bilgisi. Çocuklarınızı eğitimli ve takva sahibi olmaya hazırlayın.

11) Eşiniz ve siz, hayatınızda bereketi artırdığını düşündüğünüz belli bir manevi rutin takip ediyor musunuz?
Burada söz etmeye değecek farklı veya özel bir şey yaptığımızı sanmıyorum. Yalnız, çocuk yetiştirmeyle ilgili yıllar önce okuduğum, adını ve yazarını unuttuğum Arapça bir kitapta şöyle dediğini hatırlıyorum: “Çocuklarınız onlara yapmalarını söylediğinizi değil, sizin yaptığınızı yapacaklardır.”
Başka bir deyişle, onlar nasıl olsun istiyorsanız, ona sizin örneklik etmeniz gerekir. Siz kendi anne-babanıza karşı dindar ve saygılı çocuklar olun ki çocuklarınız da size karşı öyle olsunlar. Çocuklarınız için en çok da ibadetler konusunda örnek olun.
12) Son olarak, bir gün inşaAllah anne-baba olmayı düşünen herkese ne tavsiye edersiniz? 
Tüm yukarıda söylediklerimi okuyun ve size ne doğru geliyorsa onu uygulayın. Allah subhanehu ve teala kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez. Bu benim yolculuğumdu ve hala da yoldayım. Bunu okuyan sizler de kendi yolunuzu seçeceksiniz. Duam odur ki, kendinize hangi yolu çizerseniz çizin, gayemiz aynı olsun: dindar, ümmete faydalı çocuklar yetiştirmek.
Bir de unutmayın ki doğru İslamî bilgi olmadan, çocuklarınız ümmete hizmet edemeyecektir.

Suffagah
Kaynak için buraya tıklayınız. 

..devamı »

2 Tem 2015

Kolay Misafir Ağırlamanın Püf Noktaları

14 Yorum sayısı

KOLAY MİSAFİR AĞIRLAMANIN PÜF NOKTALARI

Bugünlerde çok misafirim geliyor elhamdulillah..

"Elhamdulillah" diyorum, çünkü misafir berekettir, lütuftur, rahmettir, nimettir..

İnsan; müslüman kardeşlerine hizmet etmenin, bedeni gücünü Allah'ın sevdiği bir iş uğruna sarfetmenin, evini, gönlünü ve tüm imkanlarını seferber etmenin hazzını yaşar.. Çünkü paylaşmak, 
çoğalmak demektir.. Cimriliklerin, kendi başınalıkların, bencilliklerin, dar kalıpların, dar gönüllerin zincirini kırmak demektir.. Onun için müslümanlar arasındaki ziyaretleşmeler "olmazsa olmaz"larımızdandır..

Peki hangi misafir? Hangi ağırlama?

Üç gün öncesinden beri yiyecek-içecek hazırlığı yapılan, geç vakitlere kadar börekler, baklavalar açılan, soğuk içecekler, hafif tatlılar, sütlüler, ağır yemekler, çorbalar, etliler, sıcaklar, soğuklar hazırlanan misafirliklerden bahsetmiyorum tabii..

Evde gergin havaların estiği, "mahcup olmamak" adına kılın kırk yarıldığı, çocukların ayak altında dolaşmamaları için mutlaka bir çizgi film başına oturtulduğu, kazara kalkıp da annenin yanına geldiklerinde, gözlerine dahi bakmaya vakit bulamayan annenin azarıyla karşılaştıkları ağırlamalardan söz etmiyorum..

Ev içi bütün programların askıya alındığı, çocukların acil yemek ve tuvalet dışındaki bütün ihtiyaçlarının görmezlikten gelindiği, seslerin yükseldiği, emirlerin ve direktiflerin yağdırıldığı gelip gitmelerden de bahsetmiyorum..

Çünkü misafirin ve ağırlamanın en makbul olanı, külfetsiz olandır. Onu geçelim İslam, evlilikteki mehirden tutun da sofra harcamasına kadar her şeyin külfetsiz ve masrafsız olanını tavsiye etmiştir..

Fakat ne yazık ki, son dönemde biz müslümanların maddi imkanlarının çoğalmasıyla sofradaki çeşit sayısı da bir hayli artırmış durumda..

Bir kardeşimizi ziyarete gitmeye korkar olduk. Telefonlarda "Lütfen zahmet etme kendine" demekten ve sürekli boşuna konuşmuş olduğumuzu görmekten yorulduk.

Misafir geldiğinde; sofra adabının, çeşit sayısının değiştiğine dair bir ayet-hadis var da ben bilmiyorsam mazur görün lütfen.. Zühdü, sadeliği, azla yetinmeyi tavsiye eden onca Peygamber ve ashab (a.s) kavline rağmen misafir geldiğinde bütün bu hassasiyetleri rafa kaldırmamızın nedeni nedir Allah aşkına?

Ben deyivereyim; mahalle baskısından başka bir şey değil.


Çünkü misafirini beş çeşitle ağırlayan bir hanım, başka zaman o arkadaşına gitmeye kalksa onu beş çeşit yapması için bir şekilde baskı altında tutmuş olur. "Yok ne alakası var? Ben fırsat buldum da yaptım, yoksa asla önüme ne konulduğuna önem vermem" diyebiliriz. Doğru da söylüyoruzdur.

Fakat aslolan fırsat bulduğu için, imkanı olduğu için böyle israfa kaçmak değil, imkanı olmasına rağmen yapmamak, yapanları nazik bir dille uyarmaya çalışmak olmalı değil mi?

Sahi siz de rahatsız değil misiniz, söylemeye dilim varmıyor ama sofralarımız Peygamber sofrasından daha çok Karun sofrasına benzemiyor mu?

Efendimiz (s.a.v)'in hayatına baktığımızda, O: "Ben açlığımı ne ile giderdiğime önem vermem" (İbni Mübarek, Kitabu'z-Zühd) buyururdu. Kendisi için özel bir şey hazırlanmasını istemez, ashabına da bu konuda örneklik ederdi.

Bir gün kendisine büyük bir kap içerisinde bir miktar  bal ile süt getirilmişti de şöyle buyurmuştu:

"Ne güzel. Bir içimde iki çeşit içecek ve bir bardakta iki çeşit katık. Hayır, benim ona ihtiyacım yoktur. Yanlış anlamayın. Ben ona haramdır demiyorum. Fakat kıyamet günü  Allah’ın beni dünyanın ihtiyaçtan fazla olan nimetlerinden sorumlu tutmasını istemiyorum."(Heysemi)

Fakirlikten ve yoksulluktan dolayı kendisine şikayette bulunan ashabına:

-Öyle bir zamana ulaşacaksınız ki, önünüzden bir kap kaldırılıp bir kap konulacak, Kabe'nin örtüsü gibi elbiseleriniz olacak, buyurmuştu. Ashab:

-O gün mü bizim için daha hayırlıdır, yoksa bugün mü? dediklerinde de:

-Hayır, bugün sizin için daha hayırlıdır, buyurmuştu. (Müstedrek)

Ne olur, hanımlar olarak Peygamberimizin yemek ve sofra ile ilgili nasihatlerine de kulak verebilsek. Biz "Sofraya arpa ekmeğiyle su koyalım" demiyoruz. Her dönemin şartlarının ve getirdiklerinin farkındayız.

Fakat 10 çeşitten oluşan sofralar içimizi sızlatmıyor, bizi ürpertmiyor ve korkutmuyorsa, oturup kendi halimize ağlayalım! Sevdiklerimizle aramıza giren bunca uçuruma ağlayalım! Sevenin sevdiğiyle beraber olacağı umudumuza yeniden ağlayalım!

Kabul etmeliyiz ki, müslümanlar olarak bu konuları, gündemleri epey bir gerimizde bıraktık. Zamanında yokluktan dolayı bir tek bulgur pilavıyla misafir ağırlayabilen, bir yumurtayı dört kardeş arasında pay eden annelerin çocukları olarak, 5-6 çeşit yemeğin arasında "Bunları istemiyorum" diyen çocuklar yetiştiriyoruz.

Sofraya koyduğumuz her yeni çeşitle çocuklarımızın nefislerini daha da azdırmış, beklentilerini çoğaltmış, kanaatlerini ve şükürlerini de azaltmış oluyoruz.

"Bugün sadece yemekte bu mu var?" diyen, misafir geleceğinde hanımının başına dikilip de "Daha şunu da yap, bunu da yap. Benim görevim getirmek, senin görevin yapmak" diyen erkekler, babalar! Yuvalarımızda zalimler tarafından boğazlansın diye semiren tavuk yürekli çocuklar büyütmeye başladık, memnun musunuz?

İnsan bazen fark edemiyor, gafletine geliyor. Bazen arkadaşlarımızın külfetli sofraları "Acaba yetmez mi, hadi çocuklar şu çeşidi yemezse, yanına biraz da şundan mı olsa?" gibi sorularla zihnimizi meşgul ediyor.


Fakat ne yazık ki "takva sahiplerine önder olmak için" dua eden bizler, dostlarımıza da bu konuda örnek olmakta geç kaldık.

Şimdilerde elhamdulillah bizim evde misafir ağırlamak çok kolaylaştı.

Hiç önceki günden hazırlık falan yapmıyoruz. Misafir gelmeyecekmiş gibi hayatımıza devam ediyoruz. Kitap okuyoruz, çocuğumuzla oynuyoruz, parka çıkıyoruz, hiç istifimizi bozmuyoruz.

Öğlen ziyareti ise menü belli : 1 tatlı 1 tuzlu + sınırsız çay

Akşam yemeği  : Çorba + yemek + salata (çok kalabalık ise fazladan pilav)

Akşam ziyareti  : Tek çeşit tatlı + sınırsız çay (bazen sadece çay)

Sabah kahvaltısı : (Börek, kızartma, menemen, yumurta) gibi ana kahvaltılıklardan sadece bir tanesi + kahvaltılıklar + sınırsız çay

Temizlik konusunda da rahatız, sağolsun şimdiye kadar hiçbir misafirimiz parkelere bal döküp de yalamaya kalkmadı. Çoğu zaman sadece odaları süpürüyoruz, bazen kitaplıklar tozlu kalıyor, bazen aynalar lekeli kalıyor.

Olsun. Ama misafir gelse de her sabah dualarımızı dinleyebiliyoruz, hatimde kaldığımız cüzü takip ediyoruz, hikaye kitabımızı okuyoruz, oyun oynuyoruz, sohbet ediyoruz. Ev halkını mağdur etmiyoruz.

"Misafir geldi çocuğumun huyu değişti, ilgisiz kaldı, misafirin yanında beni bunalttı" gibi sıkıntılardan da maksimum derecede kurtuluyoruz.

Daha ne olsun?

Bir de bütün bunları Allah'ın rızasını kazanmak, Peygamber'in sünnetine tabi olmak, iyilikte önder olmak, lükse kaçmamak, israf etmemek ve kanaatkar olmak niyetiyle yapabilirsek ne mutlu bize; ELHAMDULİLLAH..


Ummu Reyhane
..devamı »

27 Haz 2015

Sezaryen İle Doğum Yapan Kötü Anneler (!)

4 Yorum sayısı


SEZARYEN İLE DOĞUM YAPAN KÖTÜ ANNELER (!)

Bir Anne Der ki:

Selamun aleykum. 

Bu yazı kalbi kırık 2 senelik evli ve 4 aylık bebeği olan bir annenin içinde dağ gibi büyüttüğü başka müslüman annelerin de yaşamaması için yazmaya çalıştığı bir yazıdır. 

Zorlu süren hamilelik dönemim ve evliliği bir yandan oturtmaya çalışan çabalarım, dualarım eşliğinde sonuçlandı. 9 ay süren zorlu ama bir o kadar zahmetli süreç bizi öyle bir eğitti ve rahmetle donattı ki Rabbim şükrünü eda edenlerden etsin. 


Lakin yaşadığımız şehirde kadın doğum bölümünde bizim hassasiyetlerimize saygı gösterecek bir doktor, mahremiyete dikkat eden bir doktor bulmak çok zordu. Mutlaka bir çalışanın erkek olması en hassas olabileceğini düşündüğümüz ablaların "Oooo burada bulamazsın artık ne yapalım biz erkek doktora doğuma gittik, kadın doktorların başarısı ortada" demeleri, bizim neredeyse 9 ay boyunca kadın doktora kilitlenip doğum sürecimiz hep sancılı geçti. 

Bunu da imtihan olarak gördük ve tek tek bütün hastahanelerin çalışan doktorları nöbet usulünün erkek doktora en az rastlayabileceği bir hastahaneyi seçtik. Dualar gene azığımızdı.. Her doktora gidiş gelişimiz stresle geçti. Tramvayda yer vermeyenler mi , gözüme bakıp kalkmayan beyler mi, eşimin yanında bana hakaret edenlerle geçti gidip gelmeler. Toplam 35 kilo alan ben adeta bir küpe benziyordum, elimin yüzümün görünmemesi hamileliğimi belli etmeme çalışmaları bizi çok yormuştu ama inancımız tamdı biz elimizden geleni yapacak erkeklerin bizim tesettürümüze zarar vermemesini sağlamak için çaba gösterecektik, gerisi takdiri ilahiydi.. 

Son dönemlerde bebeğimizin kilo alması, benim vücudumun onu normal yollarla doğum yapmasına engel teşkil ediyordu. Bunu bilen doktorum günümün geçmesiyle birlikte suni sancıyı teklif etti. Bize de mantıklı geldi ve "her şeyin fıtrat üzere olması içi"n dualarla hastahaneye gittik. 

Her şey normal giderken bebeğin kafasının vakumla alınması gerekeceği, bunun tehlikeli olduğu,  bu sebeple sezaryen ile doğum olması gerektiği söylendi. Yapacak bir şey kalmamıştı belki direnilebilirdi ama o çaresizlik, bebeğin sağlığı bizim elimizi kolumuzu bağlamıştı. 

Ne yapabilirdik ki? Kim sezaryeni isterdi ki? Kesilmeyi, onun zorluklarını hangi bilinçli insan ister ki SubhanAllah.. Ve bebeğimiz dünyaya geldi, sağlık sıhhatle geldi hamdu senalar olsun.. 

Buraya kadar herşey normal gibi duruyor ama bizim müslüman kardeşlerimiz rahat duramadılar "Aaa sezaryen mi oldu hıımm" deyip küçümsemeler sanki biz "illa sezeryan olsun" diye yalvarmışız gibi bakışları... Lohusalığımın herkesten gizli ağlamalı geçmesine sebep oldu. "Sonuçta bir şekilde çıkacaktı" demeleri beni hala yaralıyor ve aklıma geldikçe gözlerim dolu dolu oluyor.. Ben ne yapabilirim söyleyin ne olur, "takdir böyleymiş" deyip geçemeyecek hale geldim..

Bunları yazıyorum ÇÜNKÜ; İnsanlar bu konuda çok can acıtıyor ve bu en fazla müslüman anneler tarafından yapılıyor. Şeytan bizi bize kırdırıyor adeta ne olur bir bab açın "Sezaryen ile doğum gerekmişse yapılabilir" diye ve bu cahil sözlerden bir kişiyi bile vazgeçirsek kardır.

Ne olur o güzel kalemleriniz bunu da yazsın artık ben kendimden yoruldum neden bu kadar takıyorum bana hakkı sabrı tavsiye edin dua edin. Ben istemedim ki benim gücüm yetmediyse normal doğuma ben ne yapabilirim? Anlatın ne olur anlatın. Tesettüre dikkat edeceğiz diye doğumu düşünememizi sağlayan bu dünyada bana bi gül uzatın. Sizi Allah için seviyorum dua ediyorum sevgilerle Selamun Aleykum..

Müslüman Anneler der ki:

Aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuh..

Sevgili kardeşim, Allah yavrunuzu İslam'a bağışlasın. Kendi rızası uğrunda anneliğinizi kolaylaştırsın. Sizleri sıhhat ve afiyet üzere daim kılsın..

Mailinizde bahsi geçen tavra "şaşırmadık" desek yeridir. Çünkü maalesef müslümanların empatiden, anlayıştan, hoşgörüden yoksun bu mezmum ahlakları, hepimizi bir şekilde mağdur etmektedir.  Allah onlara ve bize hidayet etsin. Ahlakımızı güzelleştirsin. 

Bizleri kardeşlerine zor zamanlarında yardımcı ve destek olan, hakka ve hayra hizmetkar olan kullarından eylesin. Bizleri kardeşlerinin imtihanlarını zorlaştıran, onları yeis ve kedere düşüren, bilerek yada bilmeyerek şeytana hizmetkar olanlardan eylemesin. (Amin)

Sevgili kardeşim, bir kişinin mecbur kaldığında sezaryen ile doğum yapmasından daha normal ne olabilir ki? Bu insanlar başka bir ameliyata mecbur kaldıklarında "Nasıl olsa bir şekilde geçer" diyerek bekliyorlar mı? 

Keyfi olarak sezaryen ile doğum yapmayı tercih eden, kendisinin ve bebeğinin sağlığından daha çok başka şeylere önem veren bilinçsiz bir kesimin ortaya çıkması, bizim camiada sezaryene karşı haklı bir tepki geliştirdi. Haklıydı fakat keşke o kadarla kalınsaydı.. 

Ardından "Normal doğum yapmayan hakiki anne olamaz, doğum sancısı çekmeyen annelik güdüleri nedir bilemez" gibi hepsi de birbirinden saçma ve absürt pek çok şey türedi. Kendisi aynı imtihanla denenmediği için gayet rahat ve pişkin anneler, bir başka anneyi sezaryen ile doğum yapmaya mecbur kaldı diye suçlar, dahası küçümser oldu..

Subhanallah.. 

Bu durumdaki kardeşlerimizi suçlamak ne haddimize! Aksine üzülürüz, hem ruhsal hem de bedenen daha fazla acı çekti, daha zor toparlanacak, bebeğine ve kendisine yetmesi daha uzun zaman alacak diye..

Sevgili kardeşim! Sizi mağdur eden, bu zor zamanınızda yüreğinizin yükünü artıran o anneler, yaptıklarının farkında olmayan cahil kimselerden başkası değiller! Size de ancak cahillere "Selam" deyip geçmek düşer. Kendini bilmezlere, haddini bilmezlere aldırmayın, onların sizi üzmesine kesinlikle izin vermeyin.

Bebeğinizin şu ilk günleri, sizin en mutlu olmanız gereken günlerinizdir. İki cahilin lafına bakıp da ailenizin huzurunu bozmayın, bebeğinizle iletişiminizi kesintiye uğratmayın. Eşinizle, yavrunuzla teselli olmaya bakın.

Asla boş durmayın. Şu dönemler -bebeğiniz henüz ayaklanmadan- belki de son fırsatlarınız. Kur'an ve sünnetle birlikteliğinizi artırın. Bol bol kitap okuyun. Tesbihat ve zikri ihmal etmeyin. 

Siz önce iyi bir kul, sonra da iyi bir eş ve anne olmaya bakın. Herkes kendi hesabından sorumludur. Manevi olarak ne kadar güçlü olursanız, etrafınızdaki insan ve cin şeytanlarının vesveselerinin etkisi de üzerinizde o kadar zayıf olur ve size tesir etmez. 

Allah yardımcınız olsun kardeşim.. Hak yolda ayaklarınızı sabit kılsın. Bizleri de dualarınızda unutmayınız. Selametle..

Müslüman Anneler
..devamı »

25 Haz 2015

Kitap Listeleri 2. Bölüm: Kadın, Aile ve Çocuk Eğitimi

2 Yorum sayısı

KİTAP LİSTELERİ 2. BÖLÜM:
KADIN, AİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ


KADIN
1- Müslüman Genç Kızın Görevleri - Hasan el-Benna
2- Bir Genç Kız Yetişiyor - Esra Nuray Sezer
3- İslam'da Kadın - Bekir Topaloğlu
4- Kadının Onuru - Mehmet Alagaş
5- Çağımızda Kadın Sorunu - Mustafa Yağmurlu
6- Kadının Özgürlük Savaşı - Muhammed Kutup
7- Kadının Çalışması, Sosyal Güvenliği ve İslam - Prof. Dr. Faruk Beşer
8- Mücahide Kadın - Nureddin Yıldız
9- Kadın Psikolojisi - Prof. Dr. Nevzat Tarhan

EVLİLİK VE AİLE
10- Müslüman Aileye Doğru - Zeyneb Gazali
11- Aile Bilinci - Aysel Zeynep
12- Son Sığınak Aile - Prof. Dr. Nevzat Tarhan
13- Kıblegah Evler - Nureddin Yıldız
14- Mahrem Cevaplar - Nureddin Yıldız
15- İslam'da Aile Eğitimi - Abdullah Ulvan
16- İslam'da Evlilik ve Aile Hayatı - Hasan Çalışkan
17- Kur'an ve Sünnet Işığında Evlilik ve Mahremiyetleri - Sadık Akkiraz
18- Evlilik ve Cinsel Hayat - Asım Uysal
19- Cinsel Eğitim - Prof. Dr. Ali İhsan Taşçı
20- Evlilik ve Nikah - Prof. Dr. Faruk Beşer
21- Hanımlara Özel İlmihal - Prof. Dr. Faruk Beşer
22- Aşıklar Bahçesi - İbni Kayyım el-Cevziyye
23- Biz Evleniyoruz - Vehbi Vakkasoğlu
24- Ailede Sevgi İletişimi - Vehbi Vakkasoğlu
25- Beş Sevgi Dili - Gary Chapman
26- Ve Aşk Evliliğin Ellerinden Tuttu - Senai Demirci
27- Ömür Boyu Aşk - Cemil Tokpınar
28- Tatlıya Bağlayalım - Sema Maraşlı

ÇOCUK EĞİTİMİ
29- Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye - Prof. Dr. İbrahim Canan
30- Peygamberimizin Sünnetinde Çocuk Eğitimi - Muhammed Nur Suveydi
31- Kur'an ve Sünnete Göre Çocuk Ahkamı - İbni Kayyım el-Cevziyye
32- Ailede Din Eğitimi - Prof. Dr. Abdurrahman Dodurgalı
33- Ailede Ahlak Eğitimi - Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın
34- Çocuk Eğitiminde Kırk Hadis - Esan Gül
35- Peygamberlerin Çocuk Eğitimi - Esan Gül
36- Allah'ı Nasıl Anlamalı, Çocuklarımıza Nasıl Anlatmalıyız? - Vehbi Vakkasoğlu
37- Çocuklarımıza Allah'ı Nasıl Anlatalım? - Muhammed Emin Ay
38- Göz Aydınlığı Çocuklar İçin Anne-Babalara Tavsiyeler - Fatıma Neşe Tuna
39- Eyvah Çocuğumu Şeytan Mı Eğitiyor - Ummu Reyhane

40- Annelik Sanatı - Adem Güneş
41- Güvenli Bağlanma - Adem Güneş
42- Çocukluk Sırrı - Adem Güneş
43- Tutunma Çabası  Aidiyet - Adem Güneş
44- Mahremiyet Eğitimi - Adem Güneş
45- Bebek İşaret Dili - Yasemin Yusufoff
46- Pozitif Disiplin - Yasemin Yusufoff
47- Çocuk Sevgiyle Büyür - Esan Gül
48- Anneciğim Beni Olduğum Gibi Sev - Yaşar Kuru
49- Zor Çocuk Yoktur - Prof. Dr. Hüseyin Peker
50- İdare Edemem Anne - Prof. Dr. Hüseyin Peker
51- Çocuk Yetiştirmenin Püf Noktaları -  Özgül Piyade Bozkuş
52- Oyuncak Tamirhanesi - Metin Karabaşoğlu
53- Çocuk Psikolojisi - Sefa Saygılı
54- Benimle Oynar Mısın Anne? Ali Çankırılı
55- Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir? - Tım Seldın
56- Haz Çağında Organik Çocuk Yetiştirmek - Dr. Faruk Öndağ
57- Bu Çağda Çocuk Yetiştirmek - Ahmet Maraşlı
58- Çocuğumu Nasıl Yönlendirebilirim? - Ahmet Maraşlı
59- Evde Okul Okulda Kalite - Ahmet Maraşlı
60- Okumayı Sevdirme Projesi - Ahmet Maraşlı
61- Ailede Cinsel Eğitim - Gülhanım Bayrak, Şaziye Senem Başgül, Turgay Gündüz
62- Ergenlik Psikolojisi - Prof. Dr. Adnan Kulaksızoğlu
63- Ergenlik Dönemi - Ayten Durmuş






..devamı »

Bilinçli Alışkanlık

2 Yorum sayısı

BİLİNÇLİ ALIŞKANLIK

 Uzun zamandır büyük-küçük birçok hayatı, alışkanlıkları, gündelik tavırları, ahlâkları gözlemliyorum kendi çapımda…

 Kendi davranışlarımı sorguluyorum, çocuklarıma yerleştirmeye ya da alıştırmaya çalıştığım kazanımlara bakıyorum…

 Büyüklerdeki gerek dünyaya, gerek hem dünya hem de ahirete ait sorumluluklara karşı oluşan bilinçlilik ya da bilinçsizliği, duyarlılık ya da duyarsızlığı, alışma ya da alışmamayı zihnimde gözden geçiriyorum…    
                           
 Nasıl oluşmuş, yerleşmiş, kolaylaşmış, ya da neden zor geliyor, ihmal ediliyor, bir türlü benimsenemiyor diye…

 Bir çok davranışın, ahlâkın, ibadetlerin, becerilerin, biz çok küçükken bize yerleştiğini hepimiz biliyoruz. Hatta yerleşmeyen, sonradan alışmaya çalıştığımız şeylerin bizi ne kadar zorladığını da…
 Bu yüzden anneler olarak, geç kalmamamız, sonrasında da acele edip birden yüklemememiz gereken, çocuklarımıza hayatın her alanında yavaş yavaş yerleştireceğimiz, ilmek ilmek dokuyacağımız bir çok şey var…

 Tabi güzel bir örneklik için, işe önce kendimizden başlamalıyız…

 Hayatın her anıyla ve her yönüyle, gelişigüzel yaşanmayacağını; bizim hal ve tavırlarımızdan, ânı güzel kullanmamızdan, yaptığımız işin hakkını vermemizden, oturup-kalkmamızdan, giyinip-kuşanmamıza, evin düzeninden, sabah-akşam saatlerini değerlendirmemize kadar her şeyden çocuklarımız anlamalı, fark etmeli…

  Yapılan her işin büyük bir ciddiyetle yapılıp sahiplenilmesiyle, öylesine, gelişigüzel yapılması arasındaki farkı, çocuklar henüz çok küçükken de anlarlar…

 Yavrularımıza boylarından büyük sorumluluklar vermeyelim, ama yapabilecekleri şeyleri en güzel şekilde yapmaya alıştıralım.

 Kazandırmaya çalıştırdığımız davranış ne olursa olsun, onu ‘bilinçli bir alışkanlığa’ dönüştürelim. Yaptığının ne olduğunu, niçin yaptığını bilsin, ama hayatına öyle yerleşsin ki, farkında olmadan yapıverdiği, onsuz yapamadığı bir alışkanlığı haline gelsin…

 Daha ayrıntılı açıklayacak olursak; meselâ namaz 7-10 yaş arası, yavaş yavaş yerleştirilen bir ameldir. Ama başlangıcı daha çocuk doğmadan önceye kadar uzanır. Sonra çocuk, günün beş vakti anne-babasını, büyüklerini, büyük bir ciddiyetle bu amele devam ederken görür ve fiili olarak da 7 yaşında bu amele başlatılır. Üç sene boyunca alıştırılır. Daha sonra hem zihnen, hem rûhen, hem de bedenen onsuz olamayacağı bir alışkanlığı edinmiş olur. Bununla beraber namazın önemi, sûrelerin anlamı ve benzeri konularla bilinçlendirilerek, bu alışkanlık öylesine değil, bilinçli olarak yaptırılır ve kalıcılaştırılır.

 Namaz örneğimizdeki gibi bir çok amel, sorumluluk, ahlâk da yavaş yavaş, ama büyük bir dikkat, sabır ve sebatla yerleştirilmelidir.

 Meselâ, günün farklı yönleriyle her anını bilinçli bir şekilde kontrol etmede, dualar ve günlük zikirler bizim için önemlidir.

 Sabah-akşam duaları, yemeğe başlama-bitiş, tuvalete giriş-çıkış, eve giriş-çıkış, kıyâfetini giyerken, güzel ve hayret verici bir şey görünce, korkunca, uyurken, uyanınca vs. yapılan dualar…

 Peygamber (sav)’in bize öğrettiği bu dualar, yaptığımız her işi bilinçli yapmayı, her an Rabbimiz’in gözetiminde olduğumuzu unutmamayı da bize hatırlatır.

 Fakat, büyük bir üzüntüyle itiraf etmeliyiz ki, bir çok bilinçli müslümanın hayatında bu duaların çoğuna rastlayamıyoruz. Belki bir kasıt yok ama, maalesef toplum olarak küçüklükten ezberleyip alışmadığımız için, ilerleyen yaşlarda da ya sonradan hayatımıza girdirmeye çalışıyoruz, ya da alıştığımız gibi duasız devam ediyoruz…

 Burada şunu da belirtelim; küçüklükten alışmadığımız şeyler büyüyünce asla bize yerleşmez veya sorumlu değiliz diye bir şey yok elbette. Sadece çok daha fazla uğraşmamız gerekir…

 Dinimizin direği namaz ve ibadetin özü-beyni dua örneğimizden sonra, son olarak da genel sorumluluklardan bahsedelim…

 Aynı dua ve namaz örneğindeki gibi, gerek kız gerek de erkek çocuklarımız; fıtratları gereği sorumlu oldukları iş, davranış ve ahlâkı, anne-babalarının gösterdikleri örneklikler, yönlendirmeler, büyük bir ciddiyetle çalışıp kazandırdıkları alışkanlıklarla edinirler.

 Çoğu zaman aşırı fedâkârlıkla (!) çocuklarına sorumluluk vermeyen, yavrusuna kıyamadığını söyleyen, ileride nasılsa öğrenip yapacağını düşünen, her işi kendi yapan annelerin çocukları, gördüğüm kadarıyla, hayatın getirdiği sorumluluklara alışmakta ciddi anlamda zorluk çekiyorlar.

 Evet, ileride yapmak zorundalar, yapıyorlar da… Ama, kimi zaman çevrelerindeki insanları da zorlayarak…

 Bir kız çocuğu, evlenmesine yakın ev işlerini öğrenirse, alışma ve acemiliğini evlendikten sonra mı yapacak?

 Ya da hiç sorumluluk almamış bir erkek çocuğu,  evlendikten, bir evden sorumlu olduktan sonra, oflana puflana, elinin ucuyla mı sorumluluklarını yerine getirecek?

 Küçücük bir tamiri yapamayacak, henüz 9-10 yaşlarında alışmış olması gereken kimi alışverişler, kocaman baba olunca kendisine zor gelecek, hiç alışmadığı için misafir ağırlayamayacak, iki yemek yapmak dünyanın işiymiş gibi ağır gelecek, hele bir de çocuk olunca işler yığılıp kalacak, nereye nasıl yetişeceğini bilemeyecek ve bunalıma girecek çocuklar yetiştirmek istiyorsak, onları hiçbir şeye alıştırmayalım…

 Ama, iki yaşında oyuncaklarını toplayabilen, çöpleri çöp kutusuna atan, dört yaşında kıyâfetlerini –düzgün olmasa da- katlayan, altı-yedi yaşlarında kız-erkek odasını toplayan, kimi zaman süpüren, sofrayı kurmaya yardım eden, küçük bir şey bozulunca onaran, dualarla, her an Rabbi’nin adıyla, O’nun istediği gibi; yaptığı işi en güzel bir şekilde, hakkıyla yapan çocuklar yetiştirmek istiyorsak, her an dikkat gerektiren zorlu ama güzel bir yola girdiğimizi bilip, işe önce kendimizden başlayalım…

 Son zamanlarda hep aklımda; küçükken annem derdi:
 “Yavrum, size on defa söyleyeceğime ben bir kerede yaparım. Ama sizin alışmanızı istiyorum. Siz işten değil, iş sizden korksun…”

 Yaptığı her işi en güzel bir şekilde yapan, sorumluluğunun bilincinde, takva sahiplerine önder çocuklar yetiştirmemiz duasıyla…

                                                             Ummu Salim
     




..devamı »

24 Haz 2015

Suriyeli Muhacirler Bizim İçin Külfet Mi, Nimet Mi?

3 Yorum sayısı

SURİYELİ MUHACİRLER BİZİM İÇİN KÜLFET Mİ, NİMET Mİ?

Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor:

"Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından bir sadaka ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi dahi bulamaz." (Buhar, Müslim)

Türkiye'de yaşayan müslümanlar olarak refah seviyemiz yükseldikçe bu hadisin işaret ettiği söz konusu zamana yaklaşıyoruz galiba. Özellikle büyük şehirlerde, merkezi semtlerde yaşayan müslümanlar, kapısını çalacak bir fakir, bir garip bulmakta güçlük çekiyorlar.

Son yıllarda -hepimizin bildiği üzere- Suriye, Mısır, Gazze olayları, ülkemize akın akın mültecinin gelmesine neden oldu.

Ensar olmayı seçenlerimiz vardı. Tıpkı Medine'li ashabın yaptığı gibi muhacir kardeşlerine sadece mallarını değil gönüllerini de pay edenlerimiz vardı..

Çekimser davrananlarımız oldu, güven duymayanlarımız, "Bana ne?" diyenlerimiz..

Kimi oyunlara kanıp da "Gitsinler ülkemizden" diyecek kadar duyarsızlaşanlarımız oldu..

Velhasıl herkes bir tavır ve tutum seçti kendine.. Nihayetinde herkes seçiminden sorumlu olacaktı..
Savaş sadece onların imtihanı değildi. Bizim de buna karşı tavrımız ve tutumumuz sınanıyordu..

Mültecilerin gözleri, gönülleri, kalpleri Şam'da, Halep'te, İdlib'te atıyor. "Bir an önce savaş bitse de gitsek" diyerek gitme hayalleri kuruyorlar. Gece-gündüz bunun için Allah'a yalvarıyorlar. 

Onlarcasıyla tanıştım; hiçbirinin de "Türkiye güzelmiş, daha refah bir ülke. Savaş bitse de biz burada kalırız" dediğini duymadım.

Yani onlar "misafir" olduklarının farkındalar. Allah'ın izniyle zafer gelecek ve o harabe olmuş şehirlerine yeniden dönecekler. Yeniden imar edecekler evlerini. Yeniden ayağa kalkacaklar.

Fakat biz onların "misafir" olduklarını, "burada gelip geçici" olduklarını tam anlamıyla idrak edemiyoruz.

Onların bizim için bulunmaz bir fırsat, bir ecir kapısı, bir sevap aracı olduğunu anlayamıyoruz.

Bu Ramazan bir Besmele çekmeliyiz. Bir başlangıç yapmalıyız.

Belki gelecek Ramazan'da elimizden kaçıracağımız bu sevap imkanına bir an evvel tutunmalıyız.

Bu insanlar bizim aramızda yaşıyorlar. Bodrum katlarında, çatı katlarında, hapishane pencereleri gibi az bir ışığın sızdığı odalarda, rutubet kokularının arasında..

Kendileri gibi mazlum insanlarla bir arada..

19 yaşındaki genç hanım eşini şehid vermiş. O yaşlı teyze 3 oğlunu birden. Biri çocuklarını bırakmış bombardıman altında. Biri kucağında bebeği kimsesiz kalmış.

Ne acılar ne hikayeler.

Dil bilmemize gerek yok. Bütün mazlumların dili birdir.

Acıların göz bebeklerindeki titreşimlerini anlamak için dile değil gönle ihtiyaç var.

Sanmayalım bizden malımızı, paramızı istiyorlar. İstedikleri sadece bir kardeş eli, ağlayacak bir dost omzu, bir ses, bir nefes..

Ne olur bu Ramazan çocuklarımızın minicik ellerinden tutup onların gönüllerine misafir olsak.

Ne olur bir akşam kendi soframıza o garipleri misafir etsek.

Ne olur bir tas çorba uzatsak, bir kucak dolusu kardeşlik, bir avuç dua..

Yardım derneklerine banka havaleleriyle veya sms yoluyla infak yapmaktan inanın daha çok makbule geçer bu. Onlar da olsun elbette. Fakat kaç sıfırlı olursa olsun, hiçbir banka dekontu bir mazlumun gözlerindeki sevinç kadar mutlu etmez insanı.

Banka dekontları bir nebze insanın içini serinletirken, vicdanını rahatlatırken ne kadar verirsek verelim mazlumların gözleri, vicdanımızı hep daha fazla muhasebelere sürükler. Daha çok hassaslaştırır, inceltir bizi..

Belki önümüzdeki yıllarda çocuklarımızla kapısı çalınacak bir mazlum bulamayacağız.

Belki onlara infak eylemini öğretecek tek bir alanımız dahi olmayacak.

Onun için "Fırsat bu fırsattır" deyip harekete geçelim.

Acı görmeden, zorluk görmeden, yokluk görmeden olgunlaşması mümkün olmayan çocuklarımız için elimizdeki bu imkanı kaçırmayalım..

Deneyelim bir,

Belki bizim de katılaşmış kalplerimiz incelir,

Namazlarımıza, oruçlarımıza, amellerimize bir huşu eli değer..

Ne dersiniz,

Belki de rahat döşeklerde aradığımızı sandığımız fakat ne hakkıyla aramayı ne  kapısını çalmayı ne de eşiğine yüz sürmeyi bir türlü beceremediğimiz Rabbimizin rızası o kırık kalplerin, gönüllerin arasındadır..

Ummu Reyhane




NOT:
Suriye halkının dinden imandan mahrum, gaspçı, ahlaksız, namussuz insanlarına bakarak bütün bir halkı töhmet altında bırakanlar, "Ama onlar da şöyle" diye yorum yapacak olanlar, lütfen zahmet etmeyin. 
Her şey cinsini çeker. İyiler, daima iyiliği ve güzelliği görürler.
Biz işimize bakalım!















..devamı »