Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

5 Şub 2016

Peçeteden Kardan Adam Yapımı

Henüz yorum yok!


PEÇETEDEN KARDAN ADAM YAPIMI 

 Sevgili Anneler, çocuğumuzun el kaslarını geliştirecek, dikkatini artıracak ve mutlu olacağı bir etkinlik yapalım.

Hava şartlarına uygun olarak bir kardan adam yapalım :)

 Malzemeler:

 -A4 kağıt

 -15 adet peçete ve makas

 -Renkli kağıt

 -Turuncu karton

 -Siyah keçe

 -Yapıştırıcı

 -Kalem

 İlk önce peçeteleri şeritler halinde kesiyoruz sonrasında elimize alıp yuvarlıyoruz.






 Tüm peçeteleri bu şekilde yuvarladıktan sonra A4 kağıdımıza kardan adamın başı ve gövdesi için iki daire çiziyoruz ve yuvarladığımız peçeteleri yapıştırıyoruz. 


Sonra renkli kağıdımıza kardan adamın düğmelerini ve sapkasını çizip kesiyoruz. Makas kullanabiliyorsa bu işlemi çocuğumuza yaptırabiliriz. Devamında turuncu kartondan burun çizip kesiyoruz. Beyaz bir kağıda daire çizip içini keçe kalem ile boyuyoruz. (Bu göz kısmı olacak)



Şimdi de göz, burun, şapka ve düğmelerini yapıştırıyoruz. Ağız kısmını keçe kalemle peçetelerin üstlerini boyayarak oluşturuyoruz. 

Kardan adamın çevresini kar yağıyor görüntüsünü yapmak için peçeteleri kullanabilirsiniz. (Biz yapay çiçeklerde kullanılan bir dalı parçalayıp yapıştırdık)

Kardan adamımız bitti.

NOT 1: Bu kardan adam etkinliğini 18-24 ay arası çocuklarla ise pamuk kopar yapıştır şeklinde de yapabilirsiniz ya da peçete kopar yapıştır şeklinde de olabilir. Aynı etkinlik stafor parçalattırılarak da yapılabilir.


NOT 2: Peçeteleri yuvarlamaktan çocuğunuz sıkılırsa daha iri şeritler kesmenizi ya da yuvarlamakta zorlanırsa peçeteleri buruşturmasını isteyebilirsiniz.


 Sümeyye Öztürk



 

..devamı »

27 Oca 2016

Gençliğimin Telaşeleri

4 Yorum sayısı

GENÇLİĞİMİN TELAŞELERİ

Akşam oldu.. Gün yavaş yavaş çekildi pencerelerden.. Adettendir, şimdi kalkıp çekmeli perdeleri, “bir can var” niyetine ışık yakmalı..

Akşam..

İçimde hala gençliğimin telaşeleri, kulaklarımda çocuk sesleri..

Nerden bilecektim oysa anne olunca bir kadın, gözlerinden telaşenin bir daha hiç eksilmeyeceğini..

Akşam..

Durgun su misali bekleyişlerim.. Bir kapı tıkırtısı, bir telefon çalışı, tahta merdivende bir ayak gıcırtısı, yanı başımda bir çocuk cıvıltısı..

Ama işte arka bahçedeki ayva çiçek açmış, balkona yuva yapan güvercin iki yumurta bırakmış, şu ayağı kırık kedi vardı ya, yavaş yavaş adımlıyor şimdi.. 

Bakalım bu sene bahar erken gelecek gibi..

Vakti geldi, Hüseyinimin toprağına bolca nergis ekmeli.. İyi ki o bari kaldı anacığının yanında.. Bir de can yoldaşım.. Rahmetli, “Haticem, aman fidelerin can suyunu besmeleyle vermeyi unutma” diye tembih ederdi..

Ayşemle Ahmedim de gurbet ellerde kayboldu gitti.. Ondan beri bilirim, takvimde yaz tatilinin nerede başlayıp nerede bittiğini..

Akşam oldu..

Ömrümün kıyısında ölümün sessizliği.. Gözlerimde sönmeye yüz tutan telaşelerim.. Toprağı özleyişim.. Keşke’lerim,  

Kadifemsi tenleri, minicik elleri, reyhan kokuları, cennetlerim.. Ah bilsem bekler miydim böyle çarçabuk büyümelerini..

Ummu Reyhane
..devamı »

26 Oca 2016

Öykülerle Çoklu Zeka Geliştirme Etkinlikleri

Henüz yorum yok!
ÖYKÜLERLE ÇOKLU ZEKA GELİŞTİRME ETKİNLİKLERİ

Toplam 8 kitaptan oluşan, ilköğretim 2. ve 3. sınıflara yönelik olarak hazırlanan bu setin amacı çocukların hangi zekâ türüne sahip olduğunu anlamaya yardımcı olmak ve içerdiği uygulamalar sayesinde tüm zekâ türlerinde gelişimlerine katkıda bulunmaktır.

Sekiz öykü kitabı ve bir kılavuz kitaptan oluşan bu dizideki her öykü, Çoklu Zeka türlerinden biriyle ilişkilendirilmiştir. Her öykünün sonundaki  15 etkinlikten 8'i öykünün zeka türüyle, kalan 7'si ise öteki zeka türleriyle ilgilidir. 

Her bir kitabın sonunda bulunan puanlama tabloları ve en sonunda bütün bu puanların toplandığı ana tablo, çocuğun zeka çeşitlerinden hangisi/hangilerine daha yatkın olduğunu belirleme konusunda yardımcı olmaktadır.

İlköğretim 2. ve 3. sınıflar için hazırlanmış olan bu set, aslında çok daha önceden ebeveynlerin elinde bulunmalıdır. 5-6 yaşındaki çocuklar da kitaptaki pek çok etkinliği, anne-baba gözetiminde yapabilirler. 

Çocuğun zeka eğilimi ne kadar erken fark edilirse, yönlendirilmesi de kuşkusuz o kadar erken olacak veya eksiklerinin telafısi de daha mümkün olacaktır. 

Müslüman anneler ekibi olarak, tavsiye etmiş olduğumuz her kitabın öncelikle mutlaka ebeveyn tarafından okunması ve incelenmesi gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Dini, ahlaki veya kültürel olarak aile yaşantımıza uygun olmayan şeyler, ebeveyn tarafından uygun şekilde atlanmalı veya dönüştürülmelidir.

Müslüman Anneler


..devamı »

17 Oca 2016

Evde Pratik Yap-Boz Tarifi

2 Yorum sayısı

EVDE PRATİK YAP-BOZ TARİFİ

Sevgili anneler, yavrularımızla eğlenceli vakit geçirmek için hem de onların zihinlerini çalıştırmak için haydi yap-boz yapalım;

MALZEMELER:

Resim, 
Karton, 
Yapıştırıcı, 
Makas, 
Kalem, 
Koli bantı
 

YAPILIŞI: 

Bilgisayardan kızımın beğendiği tren resmini çıktı aldım. 

Sonra resmi boyadım.


Daha sonra evde önceden lazım olur diye sakladığım kartonumu getirdim ve boyamış olduğum resmin ebadında kesmek için resmimi üzerine koydum.


Sonrasında ise kartonumu resmin boyutunda kestim. Daha sonra kartonumun beyaz tarafı resmin altında kalacak şekilde çevirdim ve renkli kısma yapıştırıcımı sürerek resmimi yapıştırdım.


Kartonumun beyaz kısmı alta renkli kısmı resmin altında kalmış oldu Resmimiz de artık karton ile yapıştı şimdi resmi ters çeviriyoruz ve arkasına yap-bozumuzu kaç parça yapmak istersek eşit sayılarda çiziyoruz. Çocuğumuzun yaşını göz önüne alıyoruz ben dört parça yaptım.



Şimdi de çizdiğimiz kısımlardan kesiyoruz ve önünü çevirdiğimizde artık resim dört parça.


Yap boz dayanıklı olması için her bir parçasını koli bandı ile sarıyoruz.



Ve yap-bozumuz hazır
Keyifle oynasın kuzucuklar :)

 Sümeyye Öztürk








                                                                        
..devamı »

7 Oca 2016

Bir Çocuğa Ölüm Haberi Nasıl Verilmez?

9 Yorum sayısı

BİR ÇOCUĞA ÖLÜM HABERİ NASIL VERİLMEZ?

    Altı yaşındayım. Annem, ben üç yaşındayken vefat etmiş. Annemin annesi bakıyor bana. Yaramazlığımdan köylü yakınınca,  anneannem beni biraz özletmek için ilçeye, teyzeme gönderiyor. 

    Bir akşam, kayınvalidesinin geleceği haberiyle teyzemin morali bozuluyor, bense seviniyorum. Misafir demek ikram demekti biz fukara aile çocukları için. Normalde eve girmeyen şeyler için bakkala koşmak demekti. Akşam çayında balkonda oturuyoruz. 

   Doğuyu bilen bilir, yazın gündüzleri kadar akşamları da sıcak geçer. Sıcak diyarbakır akşamı; evliler evlerine, köylüler köylerine döner. Elinde kalan karpuzlarıyla el arabasını evine doğru süren esnaf, Ozan Dino mırıldanır. Bilen bilir Doğu'dan, Güneydoğu'dan kasidelerin süpürülmesi epey oldu. Ben bir milletin, bir insanın ahlakının sanatına da işlediğini düşünürüm. Yine bilen bilir, eskiden sokak aralarında koşturan ilim talebelerinin yerini ideolojik sürüncemedeki gençler almıştır. 

   Balkonda oturuyoruz. Canım teyzem davul fırında çörek yapmış, mis. Biten demliğin yerine taze çay demlemek için balkondan mutfağa geçmiş. Kayınvalidesi soruyor bana: "Ninen napıyor?" Ben ninem kim düşünüyorum. Anneannemi annem sanıp, anne dediğimden, ne dediğini anlamıyorum. "Annem mi? Köydeki?" "O senin annen değil ki. Senin annen öldü. O ninen." diyor. Çocuk Gelişimi kuramcılarının kemikleri sızlıyor. Ben anlamıyorum. "Ama ölmedi ki o evde." diyorum. "İşte o senin ninen. Annen öldü. " diyor parmağıyla yıldızları işaret edip, "Annen orda. ölenlerin ruhu göğe yükselir." diyor. Türk sinemasından fırlama bu repliği 20 yıla yakındır unutmadım. Bu repliği, ilk ezberlediğim sureleri,  gençliğe hitabeyi (lanet olsun),  bir de ninemin saçlarının kokusunu unutmam, Allah unutturmasa. "Neden benim annem öldü ama Arife'nin annesi ölmedi?" diye sordum saflıkla.  "Allah öyle istedi." dedi. Allah niye öyle istemiş olabilirdi anlayamamıştım.

   Birkaç gün sonra köye gönderildim. İnanılmaz derecede hırçın ve yaramaz bir çocuk olmuştum. Sürekli ağlıyordum. Canım dedem (Allah ona rahmet etsin) beni mutlu etmek için yasakladığı ceviz ağacından cevizler getirmişti, onları yedim, ağlamaya devam ettim. Bir akşam yine ağlarken "Siz yalan söylüyorsunuz!" dedim. Nineme : "Sen benim annem değilsin biliyorum!" Ha söylemeyi unutmuşum, bir de ninemin ben böyle dedikten sonra ki ağlamasını unutmam. Gençliğe Hitabeyi unuturum ama bunu unutmam, Allah unutturmasa. Oturdu büyük balkonun küçük köşesine. Tülbentini ağzına kapayarak ağladı, "yavrum" diye. Anne acısından büyük evlat acısı vardır bilir misiniz, Allah bildirmesin.

    Dama çıktım ağlayarak. Küçük teyzem geldi arkamdan. Yatarken sokuldum ona, "Yıldızlara nasıl ulaşabilirim?" diye sordum. "Onlara ulaşamazsın." dedi. Dünyam başıma yıkıldı. Allah hem annemi öldürmüş, hem de onu ulaşamayacağım biryere saklamıştı.  "Arifelerin merdivenini de alsam, bizimkinin üzerine koysam?" Güldü: " Yine yetişemezsin. " dedi. "Haticelerin, Meleklerinkini de alırım?!" "İstersen bütün köyün merdivenlerini topla yine de yetişemezsin, uyu hadi."

"..."

Zeyneb Ubeyde
..devamı »

6 Oca 2016

Magazinsel Okuma

11 Yorum sayısı

MAGAZİNSEL OKUMA

Yazmak, fikir ve duygularımızın kalemle kurduğu ilişki biçimi..

Meramımızı anlatabilsinler diye yirmi dokuz harfin zayıf omuzlarına yüklediğimiz ağır sorumluluk..
İnsanın muhataplarıyla yüz yüze olamaması “yazmak” bahsinden bakıldığında gerçekten çok acı.. 

Karşımızdaki insana bir meseleyi anlatırken, ses tonumuzdan, bakışlarımızdan, mimiklerimizden, el-kol hareketlerimizden ve vücut dilimizden yardım alırız.

Kurmuş olduğumuz cümleler ne kadar aykırı olursa olsun, o sözleri söyleyiş biçimimizin “yumuşak, dertli, tasalı” halinden dolayı hiç kırmaz muhatabı.. Veryansın etmelerimizde, suçlamalarımızda, kıvranmalarımızda bile “niyetimizi” ortaya koyan onca delil ve karine vardır etrafımızda..

Fakat yazmak öyle midir? Kupkuru harflere emanet ettiğimiz nice duygular, fikirler sadece karşı tarafın “yaklaşım” biçimine göre anlam kazanır.

İnsanın kişisel kalitesinde kırılma yaşandığında, her şeye bakış açısı da aynı kırılmadan nasibini alır. Okurken aynı kalitesizlikle yok eder düşünceyi, dinlerken aynı kalitesizlikle bertaraf eder hissetmeyi..

Doğrudur; herkes idrakince anlar, kalitesince akleder ve kalbince hisseder..

Son dönem okuyucu ve takipçi kitlesinde ciddi bir “idrak, akıl ve his” problemi yaşamaktayız. Okumuş olduğu yazıyı veya dinlemiş olduğu şahsı uyur gezer gibi takip eden fakat kendisine malzeme olacak bir hususla karşılaştığında direkt olarak alarm sistemi devreye giren bir tutum var ortada..

Okuyucu, yazıdan çok yazarı merak ediyor artık.. Düşünceden, fikirden, duygudan ve hissiyattan çok biyografiye önem veriyor.. Metne magazinsel merakını gidermek niyetiyle yaklaşıyor..

Aile üzerine bir yazı kaleme alınıyor, herkes yazarın aile hayatının niceliği hakkında muhabbete dalıyor..

Evlilik üzerine bir yazı kaleme alınıyor, bu defa yazarın özel hayatı didiklenerek cüretkar tespitlere varılıyor..

Çocuk üzerine bir yazı kaleme alınıyor, yazarın anne-babalığı bütün yönleriyle masaya yatırılıyor..

Biri bir öykü yazıyor yada bir deneme.. “Ben” diye başlıyor cümlelerine, bir vakıaya temas ediyor, yakınıyor, yahut eleştiriyor yada takdir ediyor.. Okuyucuyla aidiyet kurmak istiyor, yakınlaşmak istiyor.. “Yanlış anlaşılırım” tasasından daha çok, üst perdeden konuşmama, kendisini olayın dışına çıkarmama, vakıadan soyutlamama tasası güdüyor..

Çünkü mahalleden çıkarak mahalleliye hitap edilemeyeceğini çok iyi biliyor..

Fakat muhatap “Aaa annesi şöyleymiş, babası da böyle, çocukluğu şöyle geçmiş, bak şimdi anladım ben o yazıları neden yazdığını, demek ki derdi başkaymış” şeklinde üçüncü sınıf, ucuz kahvehane ağzıyla, kadın programı seviyesinde muhabbetlere dalıyor..

Ne zaman bir topluluğa girsem, aralarından en cesur olanı bir şekilde atılıp “Geçen gün şu yazını okudum da söyle bakiim o kızlardan hangisi sensin?” deyiveriyor. Bir diğeri akşamın ilerleyen vaktinde beni arayıp kahrolmuş bir ses tonuyla “Canım yazını okudum, çok üzüldüm. Eşinin öyle olduğunu inan bilmiyordum, Allah yardımcın olsun” diye güya teselli (!) ediyor. Ve daha niceleri neler neler söylüyor..

Yok be güzel kardeşim, o kızlardan hiçbiri ben değilim de ne dersin, biri belki sen olabilirsin?

O bahsi geçen de benim eşim değildi ama muhtemelen senin derdini yazmış olmam, böyle telaşla getirdi seni karşıma..

Açıkçası kendini boşuna yoruyorsun kardeşim, gayet sıradan ve basit hayat hikayem, sana magazin zevki yaşatmaz.. Olsa olsa yazdıklarımdan hilkat garibesi bir tasarım çıkarırsın ortaya..

Fakat sana söz, bir gün kendi hayatım hakkında yazacak olursam, anlamakta zorlanmayasın diye “anılarım veya hatıralarım” diye belirtirim mutlaka..

Magazin malzemesi olmamak için yazmamayı tercih eden nice değerli kalemler bilirim. Onlar en selametli yolu tercih ettiler belki..

Fakat ben sanma ki üzgünüm, rencide ediliyorum, kırılıyorum.. Yok inan değil hiçbiri..

En çok üzüldüğüm şey; mesela sen bir Dostoyevski veya Tolstoy okuyucusu isen yada bir Cemil Meriç veya Nurettin Topçu okuyucusu isen acaba onları nasıl tasavvur ediyorsun zihninde? Nasıl bir magazin gayretiyle hayat bilgileri topluyorsun onlar hakkında?

Gerçekten merak ediyorum..

Ummu Reyhane



..devamı »

3 Oca 2016

Rekabetçi Bir Dünyada Çocuk Yetiştirmek

Henüz yorum yok!


REKABETÇİ BİR DÜNYADA ÇOCUK YETİŞTİRMEK
1971 yılında ilk okul karnemi eve getirdiğimde, her ne kadar annemin “Kızınız yaşına göre iyi okuyor” yorumundan hoşnut olduğundan emin olsam da, bunu asla üzerine alınmadığından da eminim.
Peki ama 35 yıl sonra, kızım Lily’nin ilk karnesini, titreyen ellerimle açarken neden bu kadar gergin hissediyorum?
Milyonlarca ebeveyn gibi nasıl oluyor da çocuğumun başarılı olup olmadığı konusunda kendimi tamamen sorumlu hissedebiliyorum?
Bugün, spermin yumurta ile karşılaştığı ilk andan itibaren ana rahmi, çocuklarımızın ilk sınıfı haline geliyor. Doğmamış çocuklar daha kulakları bile oluşmadan ana rahminde klasik müziğe mahkum birer dinleyiciye dönüştürülüyorlar. Doğduklarından sonra da onlara uygun bir müfredat devreye giriyor: Tam olarak görmemelerine rağmen önlerine resimli kartlar koyuluyor, henüz konuşamamalarına rağmen dil derslerine kayıtları yaptırılıyor ve henüz yürümeye başlamadan yüzme dersleri başlıyor.
Bir zamanlar bir çocuğun herhangi bir konuda yeteneği olduğunda, buna “Tanrı vergisi” denirdi. Ama sonra Sigmund Freud, anne babaların çocuklarının nasıl insanlara dönüştüğünden – en azından psikolojik olarak – neredeyse tamamen sorumlu olduğunu ileri sürdü. Bunun üzerine İsviçreli psikolog Jean Piaget, çocukların, gelişimin tanımlanan aşamalarından geçtiğini ve “küçük bilim insanları” olarak görülebilecekleri fikrini geliştirdi.
“Çocuğumu nasıl daha zeki yapabilirim?” sorusu anne babalar üzerinde gittikçe baskı yaratmaya başladı ve ilk cevaplar minnetle karşılandı. Bu cevaplar adını muhtemelen hiç duymadığınız bir adamdan geldi, ama fikirleri yine de çocuklarınızı nasıl yetiştirmeniz gerektiği konusunda üzerinizde derin bir etki yarattı.
1963 yılında, Amerikalı fizik terapisti Glenn Doman, Teach Your Baby to Read / Bebeğinize Okumayı Öğretin kitabını yazdı. Beyni hasarlı bebeklerin rehabilitasyonuna dayanan Doman’ın teorileri, bir bebeğin beyninin ilk yılda diğer tüm zamanlardan çok daha fazla büyüdüğü gözlemine dayanıyordu. Doman’a göre beyin, büyümenin yavaşladığı üç yaşına kadar mümkün olduğu kadar fazla uyarılmalıydı.
Doman daha da ileri giderek, bebeklerin dünyaya bilgiye aşırı aç geldiklerini ve yemek yemektense öğrenmeyi tercih ettiklerini söyledi.
Başından beri çok az sayıda uzman Doman’ın bebeklerin okuyabildiklerine dair iddialarını destekledi. Ancak yine de çok geç kalınmıştı. Bebeğinize Okumayı Öğretin kitabı 5 milyon adet sattı ve 20′den fazla dile çevrildi.
Çok erken yaşta eğitim trendi herkesi ele geçirdi ve bu trend 70′li yıllar boyunca giderek büyüdü. Ancak 80′li yılların başında psikologlar aşırı stresli çocuklarla ilgili pek çok durum bildirisinde bulundu.
1983′te Newsweek dergisinin yayınlanan bir araştırmaya göre bebekliğin yeni ABC’si şunlardı: “Kaygı, İyileşme ve Rekabet.”
Ebeveynlik kitapları artık emzirmenin ve bebek bakımının temellerine odaklanmıyordu. Onun yerine sayfalarında IQ’yu yükseltmek gibi konulara yer veriyorlardı. Çok satan kitaplardan biri olan “How to Have a Smarter Baby/ Nasıl Daha Zeki Bir Çocuk Sahibi Olunur?”, ebeveynlere eğer tavsiyelerini birebir uygularlarsa 30 puanlık bir IQ artışı vaat etti.
Doman bir bebek okuyucu jenerasyonu yaratma konusunda asla başarı kazanamamış olsa da, başka bir konuyu kanıtlamayı başardı. Anne babaların kendilerine güvensizliklerinden ciddi bir servet kazanılabileceğini gösterdi herkese.
Bu atmosferin hakim olduğu bir dönemde, ben de ilk bebeğimi Bebek Einstein videolarının önüne oturtmuştum bile. Bebeğimi; Mozart’ın ksilofon yorumlarıyla dans eden lava lambaları, kurmalı oyuncaklar ve el kuklalarının sürreal bir karışımına bakarken yapayalnız bırakmıştım.
Sağduyu bana, bunun sadece bebeğimin kafasını karıştıracağını ya da uyumasına sebep olacağını söylemeliydi. Ancak ben, milyonlarca ebeveyn gibi, kızımın hayata harika bir başlangıç yapmasına katkıda bulunduğuma inanarak bu satış taktiğini bir güzel yuttum. Bu arada Bebek Einstein’ın piyasaya çıktığı ilk beş sene içinde her dört Amerikan ailesinden birisi en az bir adet bebek eğitimi videosu satın aldı. 2006 yılında Bebek Einstein markası sadece Amerika’da 540 milyon dolarlık bir satışa ulaştı ve markanın sahibi olan firmayı Disney satın aldı.
Ama ufukta problemler belirmeye başladı. Bazı araştırmalar, bu tür eğitim videolarının bir bebeğin yeteneklerini geliştirmesini sağlamayı bırakın, onlara engel bile olabileceğini iddia etmeye başladı. Eleştiriler dağ gibi büyümeye başlayınca, Disney ailelere para iadeleri önermeye başladı ve satışları düşüşe geçti.
Yine de bugün İngiltere’nin en büyük oyuncak üreticisi olan Toys R us’ın koridorlarında kısa bir gezinti yapmak bile bir anne babayı, bebeğini cebir için hazırlamanın asla erken olmadığına inandırmak için yeterli.
Mozart etkisi de kontrolden çıkmış durumda. Henüz ayaklarının bile kendilerine ait olduğunun farkında olmayan yeni doğan bebekler, bebek oyun gruplarında ayaklarıyla dev piyanoları tekmeleyerek müzik yapmaları için cesaretlendiriliyor.
Her şeyin hızla takip edildiği bu dünyada, bir atlama ipi gibi basit bir şey bile zaman çizelgesini öğreten ve renkli ışıkların yanıp söndüğü bambaşka bir oyuncağa dönebiliyor.
Nörobilimcilerin çoğu, eğitimsel oyuncaklardan ve videolardan umduklarımızın aşırı abartıldığını ve bulduklarımızın ise bir felaket olduğunu söylüyor. Onlara göre laboratuar ile çocuk odası arasında bir yerde, bilim karmakarışık bir hale getirildi. Gerçekliğin zerreleri göklere çıkarılarak dev para tuzaklarına dönüştürüldü.
Üstelik sorun sadece eğitimsel oyuncakların işe yaramadığı gerçeği değil. Gittikçe artan sayıda uzman, bu oyuncakların çocukları, ucu açık ve hayali oyun sayesinde edinebilecekleri daha hayati becerileri kazanmak için ihtiyaç duydukları zamandan ve beyin alanından yoksun bıraktığı görüşünü benimsemeye başladı.
Bir çocuğu hiçbir uyaranın olmadığı karanlık bir odada bırakmanın beynini yeterince geliştirmeyeceği gerçeği doğru olsa da, madalyonun diğer yüzü onları ne kadar çok eğitimsel uyarıya maruz bırakırsanız o kadar zeki olurlar değil maalesef.
Beyin uzmanı ve moleküler biyolog John Medina şöyle diyor: “Ne yazık ki bilginin az olduğu yerde mitler hızla çoğalıyor. Ve mitlerin insanı tuzağa düşürmek gibi bir etkisi var. Onca yıldan sonra bile bu ürünler hala raflarda ve kendilerinden şüphelenmeyen anne babaların pek de kolay kazanılmayan paralarını hala tuzağına düşürüyor.
Ama belki de anne babaların güvensizlikleri, hiçbir zaman özel ders kadar sömürülmedi. Bir jenerasyon önce özel ders, sınıftakilere yetişmeye çalışan ya da sınavlara hazırlanan az sayıda çocuk için koruyucu kalkan gibiydi.
Bugün ise yapılan araştırmalara göre İngiltere’de okula giden çocukların 4′te 1′i özel ders alıyor. Bu oran beş sene önce yüzde 18′di. Birebir dersten grup derslerine ve online hizmetlere kadar sadece İngiltere’deki pazar tahminen bir milyon çalışanı ile yılda 6 milyar dolara ulaşıyor.
Yine de pek çok anne baba özel dersin sihirli değnek olmadığını düşünüyor. Düşük özgüveni olan bir çocuğun, akademik özgüven olmamak gibi problemlerle nasıl baş edeceğini bilmeyen bir eğitmenle birebir ders yaptığını düşünün. Bu çocuk muhtemelen kendisiyle ilgili daha kötü hissedecek ve öğrenmeye karşı daha fazla direnç geliştirecektir.
Kusursuz bir “dahi çocukların cesur yeni dünyası”nı yaratmaktan oldukça uzak bir şekilde kaygılı ve depresif çocuklar üretiyoruz. Çocuklara, okulda kendilerini daha iyi hissetmelerine yardım etmek yerine, ödeve direnme, matematik kaygısı, okuma heyecanı eksikliği, düşük özgüven, uyku problemleri ve anne babalardan kopuş gibi riskli durumlara sebep olacak baskı dolu “kaplan ebeveynlik” rolünü seçiyoruz.
Pek çok anne baba hala şunu anlamayı reddediyor: Mücadele ettikleri bazı davranışsal problemler, pek çok çocuğun bugün hissettiği baskının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Pek çok çocuk ya başarılarına bağlı olarak sevgi gördüklerini düşünüyor ya da anne babalarını hayal kırıklığına uğrattıkları duygusundan kaçmak için onlardan kopuyorlar.
Ama bu sadece ebeveynlerin suçu değil. Onlar, hükümetler ve statü takıntılı okullar tarafından desteklenen rekabetçi bir kültürde çocuk yetiştiriyorlar. Yüksek eğitimin ve iş dünyasının bıçak sırtındaki dünyasında, çocuklarının başarılı olmalarına yardımcı olmak için asla yeteri kadar şey yapamadıkları konusunda sürekli korkutuluyorlar.
Ama artık ailelerin, çocukları için kaygısız bir çocukluğun geri gelmesini istemelerinin ve anne baba olmaktan tekrar zevk almalarının zamanı geldi. Sonuç olarak anne babalar, çocukları için ne istedikleri konusunda dikkatli olmalılar. Ebeveynlik başarısının gerçek ölçüsü sınav notları değil, mutluluk ve güven duygusu olmalıdır.

..devamı »

31 Ara 2015

Çocuğu Sütten Kesmenin Hükmü

5 Yorum sayısı

          ÇOCUĞU SÜTTEN KESMENİN HÜKMÜ

Çocuğun kaç yıl süt emme hakkı olduğu, hangi şartlarda sütten kesilebileceği Kur'ân-ı Kerim'de açıkça ifade edilmektedir. Bu konudaki âyetlerin meâlleri ise şöyledir:

"Anneler, çocuklarını iki tam yıl boyunca emzirirler; bu hüküm, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir. Annelerin yiyeceği ve giyeceği, babanın gücüne gore, örf ve âdete uygun şekilde baba üzerine bir borçtur. Kimse gücünden fazlasıyla mükellef tutulmaz. Ne bir anne çocuğu sebebiyle, ne de bir baba çocuğu sebebiyle üzerine düşenden fazlasıyla mükellef tutulup da zarara sokulmasın. Babanın ölümü ile, ona vâris olan kimse de, babanın bu husustaki vazifesiyle mükelleftir. Eğer anne ile baba aralarında istişare ederek karşılıklı rızâ ile çocuğu iki seneden önce sütten kesmek isterlerse, onlara bir günah yoktur. Eğer çocuğunuzu süt anneye emzirtmek isterseniz, emzirme ücretini örfe uygun şekilde verdiğiniz takdirde, üzerinize bir günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah bütün yaptıklarınızı hakkıyla görür." (1)

''Biz insana, anne ve babasına iyilik etmesini emrettik. Annesi onu zaaftan zaafa düşerek taşıdı.Sütten kesilmesi de iki yıl sürdü. Bana, annene ve babana şükret; dönüşün ancak Banadır, dedik." (2) 

Bu iki âyeti delil olarak içtihadlarına esas kabul eden İmam-ı Âzam hariç Hanefi mezhebi; Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebi âlimleri çocuğun süt emme hakkının iki yıl olduğu konusunda görüş birliği içindedirler.

İmam-ı Âzam da içtihadına şu âyet-i kerimeyi delil olarak zikreder:
''Biz insana, anne ve babasına iyilik etmeyi emrettik. Annesi onu zahmetle taşıdı, zahmetle doğurdu. Onun anne karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihâyet olgunluğa erişip kırk yaşına vardığında, 'Yâ Rabbi!' diye duâ etti. 'Bana, anneme ve babama bağışladığın nimetlerin şükrünü edâ etmeye ve râzı olacağın güzel işler yapmaya beni muvaffak et. Neslimden gelenleri de sâlih kimseler kıl. Ben Sana yönelerek günahlarımdan tövbe ettim; ve ben Sana teslim olanlardanım.' " (3)

Âyet-i kerimelerde kız erkek ayırımı olmadığı gibi, kız çocuklarını altı aydan sonra emzirmeme hususunda bir kayıt bulunmuyor. Hatta bu süre otuz aya kadar çıkabilmektedir. Bu çocuğun hakkıdır, ancak anne-baba iki yıl dolmadan çocuğun süte ihtiyacının olmadığına, normal gıdalarla beslendiği için sütten kesilmesi kanaatine varırlarsa, bundan dolayı kendilerine bir günah olmadığı âyette açıkça ifade edilmektedir.

İmam-ı Şâfiî, Kur'ân'da sınırı belirtildiği gibi iki yıldan fazla bebeğin emzirilmemesi gerektiğini belirtirken, çocuk kendi kendine yemeğini yiyinceye kadar emebileceği görüşünü ifade eden âlimler de bulunmaktadır. (4)

Bunun için mümkünse, gerek kız, gerekse erkek İmam-ı Âzam'ın içtihadına göre otuz ayı geçirmemeli. Ancak çocuğun tıbbi olarak kanıtlanmış bir beslenme problemi varsa, uzatılmasında da bir mahzur bulunmamaktadır.

ÖZETLE
1. Süt emzirme iki yılda tamamlanır.
2. Anne-baba, aralarında istişare edip anlaşarak çocuğa zarar vermemesi şartıyla iki yıl dolmadan onu sütten kesebilirler.
3. Baba çocuğu için bir sütannesi tutma hakkına -anne istemese bile- sahiptir. Ancak anne veya çocuğuna zarar verecek bir durum olursa, bu hakkı ortadan kalkar. Ayrıca annenin, çocuğunu iki yıldan sonra da emzirmesi caizdir.
4. Çocuğu sütten kesmek için en uygun vakit, havanın mutedil olduğu ılık bir mevsimdir. Artık çocuğun ön dişleri ve öğütücü dişleri iyice büyümüş ve yiyecekleri kesip öğütecek güce ulaşmış olur. İşte böyle bir vakitte sütten kesilmesi onun için en uygunudur. Sonbaharın mutedil havası çocuğu sütten kesmek için ilkbaharın mutedil havsından daha elverişlidir. Zira sonbahar mevsiminden sonra havalar soğumaya başlar ve kış mevsimi gelir. Bu esnada çocuğun tabi harareti oluşur ve gelişir, sindirim sistemi güçlenir ve iştahı açılır. (5)
5. Çocuğunu sütten kesmek isteyen annenin, bunu âniden değil de, aşamalı olarak yapması gerekir. Çocuğu buna alıştırıp egzersiz yaptırmalıdır . Zira çocuğun alışıp adet edindiği şeylerden âniden ayrılması ona zarar verebilir.

Ummu Musa


KAYNAKLAR
1 Bakara Sûresi, 233.
2 Lokman Sûresi, 14.
3 Ahkaf Sûresi, 15.
4 İbni Arabî, Ahkâmü'l-Kur'ân, 1: 202.
5 İbn Kayyım El-Cevziyye, İslamda çocuk. 
..devamı »

28 Ara 2015

7 Yaş Altı Çocuklar İçin Bazı Pratik Tavsiyeler

7 Yorum sayısı


7 YAŞ ALTI ÇOCUKLAR İÇİN BAZI PRATİK TAVSİYELER 
 Çocuğu çok hareketli olan annelere tavsiyeler: 
   Çocukların geneli hareketli ve enerji doludur. Kimi çocuklarda ise, bu hareketlilik ve enerji akranlarından daha fazla olabilmektedir. Anne-babalar çoğu zaman “Acaba çocuğum hiperaktif mi?” düşüncesiyle araştırma yaparlar. Oysa hiperaktivite ayrı bir hastalıktır. Dikkat dağınıklığı vb. problemleri de içerir. 
  Bir çocuğun çok hareketli olması yapısından kaynaklanabildiği gibi, bazı faktörler de bunda etkili olabilmektedir. Ebeveyn neler yapabilir? 
 *Çocuğunuzu hazır gıdalardan uzak tutun. Ev yapımı da olsa, tatlı, kek, kurabiye gibi şekerli yiyecekleri çok fazla tüketmesine izin vermeyin.
 *Çizgi film, reklam ve bilgisayar oyunlarının, hareketliliği artırmadaki önemli rolü bilinmektedir. Çocuğunuz 3 yaş altıysa ekranla hiç muhatap etmeyin. 3 yaş üzeriyse; hızlı olmayan, yaşına uygun, düzgün çizgi filmlerden haftada veya on beş günde, bir saat olacak şekilde seyrettirin. Ekrandan ne kadar uzak kalırlarsa o kadar kârdır. 
 * “Her şeye dikkat ediyorum ama bu çocuk yine de çok hareketli” diye düşünebilirsiniz. İçleri kıpır kıpır olan çocukların atmak istedikleri ve  ancak onu attıklarında rahatlayabilecekleri bir enerjileri vardır. Bu anormal değildir, yaratılıştan gelen bir haldir. 
  Hava iyiyse, imkân olduğunca, dışarıda koşarak, zıplayarak, toprakta oynayarak enerjisini attırın. Dışarı çıkamadığı zamanlarda ise, evi olabildiğince sade ve onlara uygun döşeyerek, strese girmeden, hareketliliklerini doğal karşılamaya çalışın. 
*4-5 yaş üzeri için bulabiliyorsanız, İslami hassasiyete uygun spor merkezi, yüzme havuzu gibi mekanlar, rahatlamaları, sakinleşebilmeleri için güzel bir fırsat olabilir. 
*Özellikle misafir geleceği, annenin yoğun olduğu zamanlarda, çocuklar daha da zorlaşmaktadır. Telaşenizi anlamaması, kendi oyununa devam etmesi, dur durak bilmeden koşturması sizi sinirlendirmesin. Vakti verimli kullanarak, önce mutfak vb. işlerinizi hallettikten sonra, en son etrafı toparlama işini yaparsanız stresiniz daha azalacaktır. Aksi takdirde toparlayıp ardından çocuğunuzun bozması ve bunun birkaç kez tekrar etmesi sinirlerinizi yıpratabilir. 
*Bol bol dua edin. Allah’tan güç kuvvet isteyin. 
Çocuğu çok düşen annelere tavsiyeler: 
*Allah Rasulü (s.a.v)’in sabah-akşam ettiği dua ve zikirleri aksatmadan etmeye çalışın. Özellikle sağlık, sıhhat, afiyet ile ilgili duaları edin ve dili döndüğünce çocuğunuza da tekrar ettirin. 
 *Ev içerisinde düştüklerinde, çarptıklarında kendilerine zarar verecek sivri uçlu sehpa, masa vb. eşyalar bulundurmayın. 
* ‘Çörekotu yağı’ elinizin altında olsun. Çarpan, moraran, şişen, ağrıyan yere hemen çörekotu yağı sürün. Allah’ın izniyle defalarca denenmiş ve bizzat faydası görülmüştür. 
  * Çantanızda yara bandı ve yarılmalar için özel üretilmiş bantlardan bulundurun. Medikallerde bulunabilen bu bantlar, Allah’ın izniyle hemen uygulandığında vücutta kalabilecek izi azaltmaktadır. 
Çocuğu korkan annelere tavsiyeler:
  4-5 yaş civarı çocuğun korku üretme dönemidir. Bu, bazı çocuklarda az olabilirken, bazısında fazlasıyla etkisini gösterebilmektedir. 
 *Çocuğunuza asla haber, film vb. seyrettirmeyin. Bizlerin alıştığı, basit gördüğü ufacık bir görüntü, onun günlerce rahat uyuyamamasına, geceleri ağlamasına sebep olabilir. Normalde korku sahnesi olmayan bir filmdeki farklı efekt ve müzik bile, çocuğun o küçücük zihni tarafından çok farklı algılanabilir. 
 *Hiçbir şey izlemese de, kendi kendine korkular üretebilir. Herhangi bir hayvandan, masaldan vs. kaynaklanan korkuları olabilir. “Bundan da korkulur mu? Korkulacak hiçbir şey yok” gibi cümleler asla kurmayın. Onu dinleyip rahatlatın ve yanında olduğunuzu hissettirin. 
 “Küçükken ben de senin gibi korkar, annemi yanıma çağırırdım. Ne zaman uyanırsan sen de beni çağırabilirsin, hemen gelirim.” şeklinde sözlerle güven verin. 
 *Geceleri sık sık uyandırması sizi rahatsız etse de sabredin, odasına giderek uyuyana kadar bekleyin. Korkularının üzerine gitmezseniz Allah’ın izniyle geçecektir. Bu dönem çocuğa göre uzun da sürebilir, kısa da. 
 *Uyumadan önce Rasulullah (s.a.v)’ın yatarken ettiği duaları tekrar ettirin. İhlas, Felak, Nas surelerini sesli okuyun, okutun. “Allah'ımız hiç uyumaz, hep bizi görür, korur, her zaman bizimledir” gibi anlayabileceği kadarıyla onunla konuşun. 
 *Dua edin. 
 Çocuğu çok iştahlı olan anneler tavsiyeler: 
 Bazı çocuklar küçüklüklerinden itibaren yemeyi çok severler. Bu da genelde annelerin hoşuna gider. Yesin, şifa olsun, fazla yemenin bir zararı olmaz  düşüncesiyle, çocuk ne kadar yemek isterse o kadar verilir. 
  Oysa ilerisi için bu doğru bir tutum değildir. Yeme alışkanlığı da dahil birçok alışkanlık küçüklükte oluşmaktadır. 
 *Sınırlamak her ne kadar zor olsa da güzel bir dille bunu yapın. Çocuğun midesini iyice genişletmesine müsaade etmeyin. Midesi genişlemiş bir çocuk, yetişkin kadar yiyebilmekte ve bu da sağlığını ve kilosunu olumsuz etkilemektedir. 
 Küçükken çok anlaşılmayabilir ama biraz büyüdüğünde yaşıtlarından kilolu olması, çocuğun psikolojik olarak bir takım olumsuzluklar yaşamasına sebep olabilir. 
 *Yemek yemesini sınırlandırmanız gerektiğinde karnına dokunun. Hımmm, karnın doymuş. Mideni daha fazla yorma istersen. Çok sevdin bunu biliyorum ama midemizi tıka basa doldurursak sonra bize rahatsızlık verebilir şeklinde anlayabileceği cümleler kurun. 
 *Hamur işi, tatlı, abur-cubur gibi kilo aldıracak ve iştah artıracak yiyecekleri aşırı tüketmeyin. Yemek düzeniniz olsun. Öğün aralarında sürekli ağzını meşgul etmeye, bir şeyler atıştırmaya alıştırmayın. 
 Annenin beslenme düzeninin direk çocuğa geçtiğini unutmayın. 
 *Müslümanın beslenme tarzının, yemek için yaşamak değil de, yaşamak için yemek olduğunu örnekliğinizle göstermeye çalışın. 
 Çocuğu iştahsız olan annelere tavsiyeler: 
 Çocuklarda dönem dönem, özellikle iki yaş altı emme ve diş çıkarma döneminde yemeğe karşı iştahsızlık olabilmektedir. Farklı bir sağlık problemleri yoksa emmeyi bıraktıklarında ve diş çıkarmayı tamamladıklarında iştahsızlıkları genelde son bulmaktadır. 
  *Anne elbette çocuğun beslenemediğini ve aç kaldığını düşünerek üzülmektedir. Bu üzüntüyle üzerine gitmek, zorla yemek yedirmeye çalışmak tepki oluşturabilir.  
  Kendinizi yıpratmadan, bu dönemim geçici olduğunu bilerek, sevdiği, damak tadına uygun meyve vb. yiyecekleri keşfetmeye çalışın. 
 *İki yaş sonrasında iştahsızlık hala devam ediyorsa, hazır gıdalardan tamamen uzak durun, evinizde bulundurmayın.  Abur-cubur tarzı gıdaların iştah kesmede ciddi tesiri vardır. Bir paket çikolata çocuğun gün boyu hiçbir şey yemek istememesine sebep olabilir.  
 Tüm annelere tavsiyeler: 
 Dua edin. Çok çok, sürekli dua edin. 
 Küçük gibi gördüğünüz şeyleri dahi Allah’tan isteyin. 
 Çünkü dua her şeyidir bir annenin… 

Ummu Nidal
  
..devamı »