Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

25 Ağu 2016

Çocuğunun Öfkesine Verdiği Tepkiyle Hepimize Ebeveynlik Dersi Veren Anne

Henüz yorum yok!


ÇOCUĞUNUN ÖFKESİNE VERDİĞİ TEPKİYLE HEPİMİZE EBEVEYNLİK DERSİ VEREN ANNE


Geçen Çarşamba koridorum bu haldeydi.
Kırık. Keskin. Tehlikeli.
İşte koridorumun hali.
Bunu yapan benim oğlumdu.
Bazen, aslında sıklıkla, bir şeyler kırılır. Hem de tamir edilmez şekilde. Ve nefesiniz kesilir… anında.
Oğlum banyoya doğru hüsranla, öfkeyle, sadece kendisine ait sebeplerden dolayı fırtına gibi estiğinde nefesim kesildi. Ve banyo kapısını çarparak kapatmaya karar verdiğinde, kapının üzerine monte edilmiş ağır aynanın kayıp yerde parçalanmasına sebep olduğunda milyonlarca kırık parça öğle ışığını yansıtıyordu.
Sakindim. Hiçbir yerime zarar gelmemişti. Derin bir nefes aldım önce. Köpeği dışarı çıkardım ki ayağını kesmesin.
Arka bahçeye yürüdüm ve sıcak gözyaşlarımın yanaklarımdan süzüldüğünü hissettim. Ne kadar korktuğumu ve hayal kırıklığına uğradığımı hissettim. Az önce gerçekten böyle bir şey mi olmuştu? Evet. Bu gerçekti.
Öylece durdum, bunun gelişmekte olan karakterinin bir göstergesi olup olmadığını düşündüm. Sonra banyonun içinden gelen hıçkırıklarının sesini duydum.
Çok üzülmüştü. O da bunu beklemiyordu. Merhaba öfke, seni evime davet ettiğimi hatırlamıyorum.
Korkmuş.
Dehşete düşmüş.
Utanmış.
Kaygılanmış.
Derin nefesler al “Savaşçı Anne” derin nefesler. Bu küçük kırılgan ruhun sana ihtiyacı var şu anda. Elinden gelenin en iyisine ihtiyacı var. En büyük şefkatine ihtiyacı var. En yumuşak ve sağlam anne sevgine ve güvenine ihtiyacı var. Biraz daha derin nefesler al. Hadi Anne.
Hadi, hadi git şimdi. Git ve kapıyı aç, kırık camların arasından parmak uçlarına basarak geç, senin geldiğini duymasını dinle, banyo kapısının aralandığını gör, dünyada en çok sevdiğin yüzün endişeden kıpkırmızı olduğunu ve yaşlarla ıslandığını gör, sesinin nasıl birdenbire ne kadar kısık çıktığını duy: “Anne, bunu bir daha asla yapmayacağım, çok üzgünüm.” Biraz daha gözyaşı. Biraz daha ağlama. Tatlı yüzündeki tereddüt.
Hadi Anne. Git sarıl ona. Git hadi. Onu kucağına oturt. Evet, sen de ağlıyorsun. Ah, ne büyük bir şey oldu. Ona sıkıca sarıl. Kollarında nasıl da hızlıca küçücük kaldığını, dertop olduğunu gör. Senin sevgine ne kadar can attığını gör. Güvende olduğunu ona hissetirmene ne çok ihtiyaç duyduğunu. Hala ne kadar küçük olduğunu gör. Ruhunun ne kadar kırılgan olduğunu.
Seni seviyorum.
Güvendesin.
Buradayım.
Geçti, merak etme.
Ben buradayım.
Seni seviyorum.
Hadi Anne. Ona öfkeden bahset. Anlat ona. Öfkenin ne kadar güçlü bir duygu olduğunu. Öfkeli olma hakkının olduğunu. Öfkenin insanın kasıp kavurabileceğini. Bazen arındırabileceğini. Bazen de zarar verebileceğini. Kafasını sallıyor. O da bunu hissediyor. Artık öfkeyle tanıştı.
Büyük duygularını göstermenin daha iyi yolları var.
Beraber bunun üzerinde çalışabiliriz. Yarın.
Sana yardım etmek için buradayım.
Güvendesin.
Öfkenin içinde asla yalnız değilsin.
Korkularının içinde asla yalnız değilsin.
Buradayım. Beraberiz.
Şimdi birlikte temizleyeceğiz her şeyi.
Ve kırık camları temizledik. Süpürdük ve sildik. Sessizce çalıştık. Dikkatlice çalıştık. Anlamlı bir çalışma yaptık.
Bazen bir şeyler kırılır. Bazen onları biz kırarız. Önemli olan kırmak değildir, nedeni ya da nasılı da önemli değildir. Önemli olan kırılmaya nasıl bir tepki vereceğimizi seçmemizdir. Bizi öldürüyor mu? Bizi suçlama ve ceza verme girdabının içine mi çekiyor?
Yoksa…
Bize en derinden sevmenin nasıl bir şey olduğunu mu hatırlatıyor? Bizi şefkate mi itiyor? “Doğruluk” ve “yanlışlık” engelini aşıp sevgiye mi ulaştırıyor?
Hadi Anne. Hadi. Çocuğunu al ve bunu ona öğret. Bunu ona göster. Bunu yaşa ve yaşat. Buna sevgi denir. Hadi. Şimdi.

..devamı »

Yarım Kalmış Ne Varsa

Henüz yorum yok!

YARIM KALMIŞ NE VARSA

İşte yine ben.

İşleri yarım kalmış, kitabı yarım kalmış, dostluğu yarım kalmış ben.


Çocuğunun her itirazında ve ağlamasında acizliğin, acının büyüğünü yaşayan, kalemi eline alınca mücahide kesilen ben.

Bu halimle size en süper projeler sunabilir, anneliğin en ince püf noktalarını, bebeklikten itibaren bir bireyin davranış nedenlerini bilinç altına inerek aktarabilirim. Hamilelikte sürekli ağlayan annelerin, bebeklerinin doğumundan itibaren büyüdüklerinde de nasıl ağladıklarını anlatan örnekler verebilirim. Ama daha on beş gün önce alınan arasını kırdığı için başka bir araba isteyen oğlunu ikna edememiş bir anne olarak başka şeylerden bahsetmek isterim. 

Yıllar öncesinde bıraktığım hayallerimi anlatmakla başlayabilirim mesela. Çocuklar uyuyunca, sessizlik olunca, unuttuğum yanlarım depreşiveriyor sanki. Hayattan kopar gibi. Secdeye uzanır gibi. Uygulayamadığım planlara bir yenisine ekleyerek öylesine vurdumduymaz yaşar gibi.

Umudumun mavi penceresine nakış nakış işlediğim dualarım, martıların kanadında  savruldu gitti denizlere. Bir gün kavuşursam denizime, tutup çıkaracağım ellerimle.
     
Sonra ajandalar dolusu aldığım ders notları geliveriyor zihnime. Her birinin yanında bir yerlerden kesilip yapıştırılmış fotoğraflar. Mavi delisi olduğumu bilenlerden mavi hatıralar. Gidemediğimiz diyarlara göndereceğimiz evlatlara hazırladığımız isimler. Asım'lar, Halid'ler...

Hele öylesi var ki. Çocuklarım büyüdüğü ve dostlar edinmeye başladığı zamanlarda onlara anlatabileceğim bir dostluk hikayesi var ki. Acaba anlatabilir miyim? "Allah için fedakarlığı kendisinin vesilesiyle öğrendiğim, gözlerinin içine bakınca ısındığım ve titrediğim bir dostum vardı" diyebilecek miyim? Yoksa o da mı unutulan güzelliklerin arasına karışıp gidecek?

İşte yine kendi kendime konuşuyorum. Harflerin arkasına gizlenmiş bir avcı edasıyla beynimin silemediği günleri yakalamaya çalışıyorum. Babannemden defalarca dinlediğim o eski günleri anlatır gibi bıkmadan, elimde kalan bir hazineyi andırırcasına sımsıkı sarılıyorum adeta o günlere. Fakat ne  yarım kalmış işler duyuyor sesimi, ne yarım kalmış kitap ne de dostum dediğim. 

Şimdi içi oyuncak dolu sandığımı her gün çeyiz düzeltir gibi toparlıyorum. Dilime dökülmese de 'off'lar yüreğimden isyan ediyorum artık. Ne zamana kadar sürecek  bu işler merak ediyorum. Bir yandan dördü birden ağlayınca kulak patlatan bir koro gibi çocuklar. Diğer yandan alt komşumuzun kapıyı yumruklamayışına hamdim. Allak bullak bir kafayla yine akşamı edişim. Ne zaman akşam oldu? Daha işleri bitiremedim. Kitabımı da. Dostluk dersen,  çoktan bitmiş. Ajandamda yazdığım şiirler kalmış yalnızca ona dair.


Ummu İbrahim
..devamı »

24 Ağu 2016

Depresyondayım!

11 Yorum sayısı


DEPRESYONDAYIM!


Bu sabah yatağa yapıştım, kalkmaya hiç niyetim yok.

Üstümde bi kasvet, bi daraltı, bi bunaltı ki sormayın gitsin. Çocuklar uyandıkça tıpışlıyorum, bugünkü hedefim; mümkün olabildiğince daha fazla dakika yatakta kalabilmek.

Çocuklarla depresyona girebilmem mümkün değil haliyle. Onun için kendi kendime depresif dakikalar geçirerek bir nevi o boşluğu gidermeye çalışacağım.

Şimdi arada atlayan sazanları toplamasam olmaz. "E efendim, güne nasıl başlayacağını sen tercih edersin. Şöyle hayal et, böyle ilham perisi çağır, sen nasıl istersen öyle gider, vıdı vıdı bıdı bıdı" diye içinizden cümle saydırdığınızı biliyorum.

Yok. Tercih etmeyeceğim.

Böylesine modernist, rasyonolist, matematiksel tercihlerden gına geldi artık. Kimse içimdeki devi uyandırmaya kalkmasın, yoksa içimdeki öküz fırlayıp "oha" çekecek hepinize.

Tercih etmeme hakkım olmalı ve onu kullanıyorum bugün. Sadece depresif değil üstelik bir de pasif olmayı seçiyorum. Nasıl, beğendiniz mi?

Eşim kalkıp işe gidecek az sonra. Gitsin elbet. Bugün kahvaltı yok. Yaptıklarına saysın.

Siz "Kahvaltı yapılmayan ailede taşlar şöyle yerinden oynar, kayalar şöyle tepelerine düşer" diye düşünürken helak etmeyin kendinizi. Kahvaltı yapmadan da mutlu olabiliyoruz biz. Çok denedik ve mutluluğumuzda bir eksisi olmadı çok şükür.

Ve nihayet tabii ki bebeler uyandı.

Bedenimi zorla söküp yataktan koluma, eteğime, kucağıma topladığım bebelerle çıktım gün yüzüne.

Temel ihtiyaçlar elbette zorunlu. Ellerini yüzlerini yıkadım, bezlerini, çişlerini temizledim. Küçüğü doyurdum. Sonra sordum diğerlerine; "Ne yemek istiyorsunuz?"

"Meyveee"

"Tamam hadi o zaman gidin alın dolaptan meyvelerinizi bana da getirin, yiyelim."

Siz şimdi bizim bebeler sekiz dokuz yaşında falan sandınız ama değil. Üç ve dört yaşındalar. Mutfağa gittiler gülüşe oynaşa. "Aman iyi tut, yok devirme, onu güzel yıka, iyice ovala, elini havluya sil, yeri ıslattın, gelirsem şuraya, getirmeyin beni oraya, heeeaaaytt laaann " diye çığırmamak için hiç gitmedim arkalarından.

Dün gece yığılıp kaldığım için haliyle evi hiç toplayamamıştım. Öteyi beriyi kenara doğru ayağımla iterek yer açtım kendime. Sehpayı kanepeye yanaştırdım, ayaklarımı uzattım.

Geldiler sonra, yarı yıkanmış meyveleri yedik hep beraber. Dedim ki:

"Bakın arkadaşlar, bugün ben çok yorgunum, başım hiçbir şeyi kaldırmıyor. Ne isterseniz yapın. Yeter ki kendinize zarar vermeyin. Ama benimle çok konuşmayın. Çünkü benim cevap verecek halim yok."

"Tamam" dediler.

Çizgi film istediler. Açtık. Bir saat izlediler. "Bir saat daha" dediler. Yine açtık. Sonra gözleri ağrımış kapattılar.

Bir saati geçti ya ekran süresi, kesin bütün beyin kabloları yanmıştır. Hatta yirmi yıl sonra doktorayı kazanamamalarının bile tek nedeni bu olacak.

Oyun oynadılar, arada geldiler yanıma, bazen kavga kıyamet ağlayarak, bazen muzipçe yaramazlık yaparak. Geldiklerinde sarıldık, koklaştık. Ağlamaları sebepsiz yere uzadığında: "Diğer odada ağlayıp kendiniz susun  lütfen" dedim ve gözlerimi kapattım.

Sonra baktım; "Kardeşim bak annemiz hasta bugün, sen ağlama şimdi ben sana ekmek hazırlıcam, beraber camda yiycez" diyor biri diğerine. Ellerine büyük büyük ekmek parçaları almışlar, içine de minicik bi kaşar koymuşlar, çıkmışlar cama.

Bu arada ben bebeği uyuturken onunla yattım.

İş yetiştirmeye çalışmadım. Gözüm kitaplara takıldığında görmezlikten geldim, "Şurdan bi şey açayım da kulağımın pası gitsin" diye düşünmedim. Telefonu elime aldım, "birini arasam mı?" derken vazgeçtim, sonra sessize alıp atıverdim telefonu bir kenara.

Saatler sonra elime aldığımda telefonu hiçbir arama, mesaj gelmemişti. Whatsapp'a baktım, maile girdim, Face'yi kolaçan ettim. "Ne kadar önemsiz biriyim" diye üzüldüm biraz. Kendime üzülecek bir şey bulduğum için de sevindim.


Gün boyu pijamalarımı çıkarmadım, saçlarımı taramadım, kendime çeki düzen vermedim.

"Ne yemek yapsam?" diye düşünmedim. Bebeğin uyku problemini, abisinin tırnak yemesini, ablasının her gece odamıza taşınmasını düşünmedim. Ne kadar beceriksiz bir anne olduğumu, çocukların psikolojisini nasıl bozduğumu, onlara ne büyük kötülükler ettiğimi, bugünü böyle geçirdiğim için ömür boyu bu travmayı atlatamayacaklarını falan da düşünerek kendimi yiyip bitirmedim.

Alt tarafı bi insanım ben!

Sadece insan! Anne olmadan önce de insandım! Anne olduktan sonra da insan!

Onlara aktardığım şeylerden dolayı pişman değilim, olmayacağım. Bana ve çocuklarıma neyin iyi geleceğini ben yaşayarak, tecrübe ederek bilebilirim. Birilerinin bana ayar vermesine, akıl dağıtmasına ihtiyacım yok.

"Güçlü mü'min, zayıf mü'minden hayırlıdır. Sen annesin, ümmetin temel taşlarını evinde oluşturan, çamurunu karan, boyasını badanasını yapan sensin. Sen düşersen Filistin düşer, sen bitersen Suriye biter" diye kafamın içinde vızıldayan o İslamcı, yargılayıcı, iğneleyici sesiniz sizin olsun.

Birileri psikoloji-pedagoji diye canımıza okudu. İnsan olduğumuzu unuttuk. Diğerleri de din-iman diye anamızı ağlattı.

İslam, insanı yok saymaz. Hiçbir zaman da saymadı. Yaptığınızı sandığınız şey, sabır telkin etmek, dinamize etmek değil. İnsanın duygularını, zayıf yanlarını yok saymak.

Depresyonda bir gün geçirmemin faydalarına bakar mısınız? İşte sizden sıyrıldım, bana dayattıklarınızdan da, kafamın içine boca edilen o zahiri akıldan da. Bakın, zihnim açılıyor yavaş yavaş. Gözlerimin önündeki perdeler kalkıyor.

Yarın yeniden iyi olabilirim. Toparlanabilirim. Ama bunu kendi iç dinamiklerimle yaparım. Sizin iteklemenizle değil, özentilikten değil, gazı almaktan değil. Sadece ruhum ve bedenim hazır olduğu için.

Eşimi aradım; "Akşam geldiğinde şaşırma sakın, bugün evde bir çöpü kaldırıp da şurdan şuraya koymadım. Çocukları banyo yaptırmadım. Onlarla kitap okuyup etkinlik yapmadım. Yemek yapmadım. Fakat hepimiz çok mutluyuz. Evimiz kirli, üstümüz başımız dağınık olabilir ama neşemiz gayet yerinde, her şeye gülüyoruz. Sen de bize katıl beraber gülelim" dedim.

Şimdi siz anneliğimden girin ev hanımlığımdan çıkın. Olmadı müslümanlığımdan dem vurun. Kıyasıya kavgalar edin benimle.

Ama bi şey diyeyim mi? Sizin kavganız benimle değil kendinizle. Aslında siz de bazı günler her şeyi salmak istiyorsunuz değil mi? Bazen kolunuzu kaldıracak iç dinamiği bulamıyorsunuz ruhunuzda. Bazen olur olmadık yere ağlayasınız var, ona buna çatasınız var. Bazen yığılıp bir yere boş gözlerle bakasınız var.

Var da var.

Ama yapamıyorsunuz değil mi? Almış olduğunuz kişisel gelişim, sizi itekleyen o popüler insan modelleri ve kalıplaşmış anlayışlarınız buna izin vermiyor çünkü.

Sonra günü kapatmadan bir şey daha yaptım ben. O sosyal medyada her gün birbirinden enerjik, esprik, "Baaakk ben daha iyi anneyim" cinsinden paylaşım yapan annelerin sayfalarına girdim.

"Bu sabah beşte kalktım. Şöyle mis gibi bi kahvaltı hazırladım. Evde kuş gibi cıvıldadım, tavşan gibi zıpladım, at gibi şahlandım. Sonra işe yetiştim. Bilmem kaç toplantıya girdim. Televizyona çıktım. Radyoya koştum. Proje yetiştirdim. Arkadaşımla kahve içmeye çıktım. Sinemaya gittim. Çocukları aldım. Eve geldim. Hiç bilinmeyen bulunmayan bi etkinlik yaptım. Kitap okudum. Yazı yazdım. Telefona bir kaç saat bakmamıştım. Bi döndüm, 60 küsur arama, yüzlerce mesaj, mail. Birkaçını cevapladım. Akşam ayı izledim, yıldızları saydım. Falan ettim, feşmekan ettim."

Altında binlerce beğeni, "Ay siz hiç yorulmuyor musunuz? Nasıl enerjik siniz? Bayılıyorum size. Bize de biraz lütfen. Harikasınız" cinsinden yüzlerce yorumu olan o paylaşımlar var ya.

İlk defa ben de bi yorum yazdım.

"İyi halt ettin."[1]


Bayan Tİ








[1] "Böyle ahlaksız bi dil müslüman bir anneye yakışır mı?" diyenler için not olsun:
Halt etmek "uygunsuz bir söz söylemek yada iş yapmak" anlamına gelir. Bir ahlaksızlık veya sapkınlık içermez. Bi zahmet Türk Dil Kurumuna bakıverin. 
..devamı »

14 Ağu 2016

İstanbul Anadolu Buluşmasından Haberler

7 Yorum sayısı

İSTANBUL ANADOLU BULUŞMASINDAN HABERLER

Müslüman Anneler Anadolu Yakası pikniğini yaptık bu gün.(14 Ağustos )

Piknik heyecanımız whatsap grubuyla başladı. Tanıştık, hadis, ayet, dualar ve zikirler paylaştık, muhabbet ettik, piknik organizasyonumuzu yaptık.

Piknik sabahı Çamlıca Korusu’nda toplandık. Yüzünü görmediğimiz, yazışmalarla tanıştığımız kardeşlerle yüz yüze görüşmenin heyecanı ve mutluluğuyla sarıldık birbirimize. Facebook grubundaki isimlerimiz ve paylaşımlarımızla hatırladık birbirimizi.

Kısa bir kahvaltı faslından sonra muhabbete geçtik. Muhabbetimiz  “Müslümanca Annelik” üzerineydi elbette. Çocukların okul hayatı, şahsiyet eğitimi, dava sahibi olarak yetiştirilme çabaları üzerine çok keyifli ve verimli bir sohbet yaptık.

Biz sorduk Müslüman Anneler cevapladı, hem de hiç sıkılmadan…

“Nasıl bu kadar enerjiksiniz?, Nasıl bu kadar sabırlısınız?, Nasıl başarıyorsunuz?, Hiç mi pes ettiğiniz zamanlar olmuyor?” gibi sorulara verilen yanıtlar tek kaynakta birleşti…Kur’an!

“Kur’an ile bağımızı diri tutunca sabrımızı yeniliyor, şarj oluyoruz” dediler.

“Allah cc. bize bir Nuh aleyhisselam’dan bahsederken yılamayız, duramayız,pes edemeyiz.”

“Firavun zaliminin yanında yetişen bir Musa aleyhisselam’dan bahsederken,  umutsuz olamayız.”

“Ve önümüzde onlarca örnek şahsiyetler varken, ümmetin dirilişi için Selahaddinler, Ömerler beklenirken kendi keyfimize bakamayız!”

Her bir cümlede annelik azmimiz, şevkimiz, umudumuz tazelendi.

‘Yapabilenler var,o halde ben de yapabilirim’ diyerek umutla baktık anneliğimize.

Bu güzel muhabbetin ardından namazlarımızı kıldık ve öğlen çay faslına geçtik.

Maharetli hanımların ellerinden çıkan nefis ikramlar vardı. Herkesin ellerine sağlık.

Tesiste semaver ve tüp yakılmasına izin verilmediği için çayımız azdı :) Her ne kadar çay az olsa da muhabbet bu açığı gayet güzel kapattı :)

Grubumuz epey de renkliydi hani.

Türkiye’de yaşayan Afgan kardeşimiz, Afrika’da yaşayan bir Türk aile, genç yaşta çok çocuklu olan, henüz evlenmemiş olan kardeşler renk kattılar.

İlerleyen saatlerde gruplara ayrıldık. Bir yerde eşler nasıl olmalı sohbeti, diğer tarafta annelik muhabbeti, bir yanda ümmetin halleri…  Ve bu muhabbetlere bol bol gülümsemeler eşlik etti.

Yeni tanışmış bir grup gibi değildik. Sanki çok yakından tanışıyor gibi şakalaştık birbirimizle, sohbet ettik, eğlendik.

Çocuklarımız yakınımızdaki kumlu parkta sabahtan aksama kadar oynadılar. Çocuklara göz kulak olma görevi de babalardaydı. Babaların katkılarına da ayrıca teşekkür etmek gerek.

Gelenekselleşmesini umud ettiğimiz bu güzel organizasyon için  Müslüman Anneler ekibine ve katılan kardeşlere teşekkür ediyoruz. Rabbimiz tekrar buluşmayı nasip etsin.

Ve darısı Avrupa Yakası Emirgan Korusu pikniğine… :)

Ummu Ömer


..devamı »

12 Ağu 2016

Doğuma Hazırlık 3. Bölüm / Doğumda Gevşeme ve Hareket Özgürlüğü

Henüz yorum yok!

DOĞUMDA GEVŞEME VE HAREKET ÖZGÜRLÜĞÜ

26-Anne adayının kendisinin doğumda sakinleştirebileceği teknikler nelerdir?
Rahatlamayı, gevşemeyi ve bırakmayı öğrenebilirler. Anne adayının bu üçünü yapabilmesi için HypnoBirthing denen, annenin kendi kendine gevşemesi ve korkularını gidermesi üzerine kurulu uluslararası bir teknik kullanılabilir. Bu yöntem hipnoz yöntemini kullanarak zihni belli bir uyarı sonrası gevşetiyor. Bu eğitimi alan anneler, öncelikle dillerini değiştiriyorlar. Yani, doğumda sancı, ağrı, su kesesinin patlatılması gibi negatif kelimeler yerine; doğum dalgalarından, bebeğe kavuşmaktan bahsediyorlar. Kurtulmaktan değil de sakin bir şekilde doğum yapmaktan bahsediyorlar. Burada önemli olan zihnen hazırlanmak.
27-HypnoBirthing’de ne gibi teknikler kullanılıyor?
Kendine ait nefes teknikleri var. Genellikle karın nefesine odaklanılıyor. Nefes isimleri şöyle: Gevşeme nefesi, dalga nefesi ve doğum nefesi. En temel klasik doğum nefeslerinden biri, yani nefesini tutup patlarcasına ıkınmak yok. Bunun yerine gevşemeye ve ilerleyen bebeğin ilerlemesine yardımcı olan bir nefes tekniği kullanılır.  Bu yöntemde anneye “ıkın”, “it” gibi kelimeler kullanılmıyor. Çünkü genellikle buna gerek kalmıyor. “Acaba ıkınmadan nasıl doğum olur” sorusunun cevabı ise şu: “bu teknikle bütün doğum yolu öyle bir gevşiyor ki bebek sadece rahmin itmesiyle kayarak dışarı çıkıyor.” Özellikle yurt dışındaki anneler doğuma inandıkları için onların yarım saatte doğurayım gibi bir beklentileri yok. Ne kadar sürerse sürsün bebeğin aşağıya inişini sabırla, sadece nefes alıp vererek bekliyorlar. Bu şekilde doğumlar kendi zamanında ve ritminde oluyor. Bundan dolayı da daha az stresle dünyaya geliyor bebekler. Ancak Türkiye’deki annelerin buna pek sabrı yok…
28-Doğumda gevşemenin yanı sıra hareket özgürlüğü de çok önemli. Bunu biraz açar mısınız?
Doğumda aktif olmak gerekiyor ve bunu tüm dünya kabul ediyor. Geçmişte doğumlara baktığımız zaman kadınlar doğum sırasında hep aktifmiş. Kimse sırt üstü yatarak doğurmamış. Anadolu’ya, Avustralya’ya, Afrika yerlilerine, hatta Kızılderililere baktığımızda da bu böyle. Bunlar binlerce yıldır bize aktarılan bilgiler ancak, biz bir çırpıda bu bilgileri sildik ve kadınları yatarak doğum yapmaya mahkûm ettik.  Halbuki istediği şekilde hareket etme özgürlüğü verilirse, kadın rahat ettiği pozisyonu zaten bulacaktır. Ama bu özgürlüğü kadının hissetmesi lazım, sadece vermekle olmuyor.
29-O halde yardımla değil, kendini rahat bırakabilen bir anne içgüdüsel olarak da aktif olabiliyor aslında, değil mi?
Evet, doğum bir yandan zihinsel bir yandan mekanik bir şey. Böylesine mekanik bir şeyde doğumun gidişatını kolaylaştıracak hareketler, anne ve bebek yararınadır. Hareket özgürlüğü ile dik pozisyonlara geçersiniz ve yerçekimi etkisiyle bebek daha kolay aşağıya iner. Ayrıca yaptığınız hareketler sonucunda pelviste oynamalar olur. Ve pelvis içindeki uçların daha genişlemesini sağlarsınız, böylece bebeğin aşağı kayması kolaylaşır. Bu yüzden hareket özgürlüğü, doğum boyunca hissettiğiniz bütün pozisyonları özgürce uygulamanız demektir.
30-NST cihazını hareket özgürlüğü açısında değerlendirir misiniz?
NST cihazına bağladığınız anneyi sürekli yatağa bağlamış ve sırt üstü yatmaya mahkum etmiş olursunuz.  Bu da hareket özgürlüğünü olumsuz etkileyerek doğumun ilerleyişini kısıtlamaya başlıyor. Bunun yanında olumsuz etkisi ise, kanıta dayalı tıp açısından ispatlanan tek etkisi, sezaryen oranlarını artırmak! Doğum anında NST’ye bağlı iken meydana gelen anlık küçük düşüşler., genellikle korku ile karşılanarak daha erken sezaryene neden oluyor. Peki bu cihazı hiç kullanmayalım mı? Gerekli durumlarda, 15 dakikalık bir yazdırma şeklinde kullanılabilir.  Karşı olduğumuz nokta bu aletin doğum boyunca sürekli kullanılmasıdır.
31-Doğum için hastaneye gelen anne adayına serum takılmasının da hareket özgürlüğünü kısıtladığından bahsetmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz?
Maalesef serum hastanelerde rutin olarak kullanılıyor. Geçmişten gelen bir alışkanlıktır bu. Geçmişte özellikle anestezik ilaçların yan etkilerinin çok olduğu durumlarda, tok karınla ameliyata girmek zorunda kalan kadınlarda, ameliyat esnasında kusmalar sırasında kusmuğun akciğere geçmesi sonucu bazı sorunlar yaşandı. Ama o dönemde hem ilaçlar hem ameliyat şatları biraz kötüydü. Şimdi ise ameliyat şartları düzeldi, anestezi ilaçları değişti, artık kusmaya bağlı akciğerlere birşeyler bulaşması oranı çok düştü. Amerikan Anestezi Derneği’nin yaptığı çalışmada da tok veya aç hamilelerin acil sezaryenlerinde ortaya çıkan sorunların birbirine yakın olduğu gösterildi. Hamileleri her an ameliyata girebilir diye aç bırakıyorlar. Aç kalınca da halsiz düşeceğini bildikleri için serum takıyorlar.  Doğal doğum savunucuları olarak bizler, doğum sırasında hamilelerin sıvı veya çok hafif katı yiyecekler almasını savunuyoruz.
32-“Kadınları sırt üstü doğum yapmaya mahkum ettik!” dediniz. Bu pozisyonu neden sevmiyorsunuz?
Çünkü bu duruşta bir anne adayının tam bir teslimiyet hali söz konusu! Özellikle sırt üstü durmak, bebeğin kalbe dönen ana damarlara baskı yapmaya neden oluyor. Yine bu duruş nedeniyle anne adayı yerçekimini ve kasların hareket özgürlüğünü kullanamaz duruma geliyor.  Bunun değişmesi gerekiyor. Annelerin eğitilmesi ve doğuma hastalık veya kurtarılma duygusuyla bakmaması gerekiyor. Doğum anında panik olmaması, kendine güvenerek ve içgüdülerini takip ederek ıkınması gerekiyor. Doktorların ise “kontrol etmezsem o doğum olmaz” psikolojisinden çıkıp hem bebeğe hem anneye ve rahme güvenmesi gerekiyor.  Biz doktorlar izin verirsek zaten doğumlar kendi kendine oluyor. Sabretmek ve korkuyu yenmek gerekiyor. Şimdi annenin kendi kendine doğum yapması kavramını görünce doktorla şöyle düşünecek: ”Ya derin yırtıklar olursa…” Bütün doktorların bu korkusu vardır. Halbuki bütün çalışmalar bunu reddediyor. Çalışmaların hemen hemen hepsi; kendi haline bırakılmış, zorlanmamış, yavaş ilerleyen, sakin yapılan doğumlarda büyük yırtıkların hemen hemen hiç olmadığı, olsa bile en fazla vajinal kesi yapılmış doğumlarla aynı seviyede olduğunu gösteriyor. Çıkması çok zor denilen bebekler bile ufak yırtıklarla doğabiliyor.   
33-Sırtüstü pozisyona alternatif doğum pozisyonları neler?
Diz-dirsek pozisyonu pelvisi en çok açan doğum pozisyonudur.  Diğerleri yarı yatar, topun üstünde, ortası açık doğum sandalyesi veya taburesindeki pozisyonlardır. Bunlar hem doktorun müdahalesini kolaylaştırır hem de aktif doğum pozisyonlarıdır.  Yan yatış pozisyonu da hem doğumu kolaylaştırır, hem de doktorun müdahalesine izin verir.  Baktığımız zaman sağlıklı ilerleyen bir doğumda diz-dirsek pozisyonu en ideal pozisyonu en ideal pozisyondur.
Ummu Ömer


("Dr. Hakan Çoker'le 100 Soruda Doğal Doğum" isimli kitaptan özetle aktarılmıştır.) 

..devamı »

Bir Anne Yüreği Bomboş Sabahladı

1 Yorum sayısı


BİR ANNE YÜREĞİ BOMBOŞ SABAHLADI 

 Bir anne yüreği bomboş sabahladı… 

 Kalbinde dinmek bilmeyen çığlıklar, onca yorgunluklarına rağmen geceleri tutmayan uykular, endişeler, hüzünler, dilinden kayıp giden yakarışlar 

 Yalnızca bir gece değil, bilmem kaç gece yüreği bomboş sabahladı anne… 

 Nil’in kenarında, tatlı esintilerle geçerken günleri, Nil’in içine bırakıverme zamanı gelince yavrularını, yüreği tutuştu annenin… 

 Hayat nehrinin içinde korumasız bu yavrular bir başlarına ne yaparlar dedi… 

 Oysa biliyordu anne… 

 Hiçbir zaman onları koruyan kendisi değildi… 

 Ama bir anne yüreği; Rabbinden gelen bir vahyi tereddütsüz uygularken bile, yüreğinin çarpıntılarına set çekemezdi. 

 Rabbine sığındı anne… 

 Ellerine bırakılan emanetleri için hep en doğru kararları diledi. 

 Hayat nehri nereye ulaştırırsa ulaştırsın her birini; Musa’nın, İbrahim’in, Muhammed (as)’ın duruşlarını örnek almalarıydı hedefi… 

 Çabam yeterli değil biliyorum ama Rabbim, derdim bu dedi anne… 

 Derdim bu benim… 

 Gözlerime kimi zaman hüznü giydiren, umudu kuşandıran, günlerime heyecanları getiren, omuzlarımı çökerten ve saçlarımı ağartan derdim bu… 

 Gündemim, amacım, çabam, dualarım… 

 Gönülden itaat eden bir kul olmak ve gönülden itaat eden kulların yetişmesinde gönüllü bir bahçıvan olmak…  

 Ey, gözleri aydın olsun diye, Firavun’un sarayındaki Musa’yı annesinin kucağına döndüren merhamet!  

 Yavrularımızın yüzünü; saraylardan, çöllerden, zindanlardan, şehirlerden, caddelerden, okullardan, makamlardan ve sanal alemlerden Sen’in rızana çevirmekle, içten yönelenlerden seçmekle her birini, gözlerimizi aydın eyle… 

 Taşıdığımız her bir değerli derdi, gayreti, kabul olunacak azığımız eyle… 


Ummu Salim

                                                      
..devamı »

14 Tem 2016

Müslüman Anneler Buluşuyor!

2 Yorum sayısı

Selamun Aleykum.

Sevgili Müslüman Anneler!

Geçen yaz İstanbul Anadolu yakasında ve Konya'da olmak üzere iki piknik gerçekleştirmiştik. Bu sene kardeşlerimizin talebi üzerine Avrupa yakasını da listeye ekledik.

Önümüzdeki günlerde planladığımız piknik organize bilgilerini buradan duyurmuş olalım.

1.Piknik: Konya




Tarih: 6 Ağustos 2016 Cumartesi Günü

Saat: 11.00 - 18.00

Yer: Konevi Der Sosyal Tesisleri




2. Piknik: İstanbul Anadolu Yakası




Tarih: 14 Ağustos 2016 Pazar Günü

Saat: 10.00 - 18.00

Yer: Küçük Çamlıca Korusu


3. Piknik: İstanbul Avrupa Yakası




Tarih: 28 Ağustos 2016 Pazar Günü

Saat: 11.00 - 18.00

Yer: Emirgan Korusu


Yemek Organizesi:

1-Katılan her annemiz evde hazırlamış olduğu bir çeşit yiyecek getirecek.

2-Yiyeceklerimizde hiçbir şekilde margarin kullanılmayacak.

3-Krem şanti vs. gibi paket kremalar kullanılmayacak.

4-Asitli hiçbir içecek getirilmeyecek. (Kola, gazoz vs.) Meyve suyu helal sertifikalı olacak.

5-Pastahane ürünleri olmayacak, hepsi kendi mutfağımızdan, helal gıdalarımızdan yapılacak.

6-Konya'da çay servisi, tesisin ikramı olacak. Yine de tiryaki annelerimiz çaylarını getirebilirler.

7-İstanbul'da çaylarımızı da kendimiz getiriyoruz.

8-Konya'da pikniğimiz sadece hanımlara özeldir.

9-Geçen seneki İstanbul buluşmamızda eşlerini getiren bazı babalar -ulaşım zorluğundan dolayı- dönememişlerdi. Bu sene yine aynı sistem olacak sanırım. Yani anne buluşmasında doğaçlama olarak ötelerde birkaç masa baba oluşuveriyor :) Bizden de birkaç baba olacak inş. Eşiyle gelmek isteyen arkadaşların bilgisine...

10-Piknikle ilgili sormak veya öğrenmek istediğiniz şeyler hakkında muslumananneler@gmail.com adresiyle irtibata geçebilirsiniz.

11-Ayrıca her piknik programı için ayrı bir whatsapp grubu oluşturduk.

Konya grubu için buraya

İstanbul Anadolu Yakası için buraya

İstanbul Avrupa Yakası için buraya mesaj atarak telefon numaranızı ulaştırabilirsiniz. Arkadaşlarımız sizi ilgili gruba ekleyeceklerdir.

İnşaallah hayırlarla, hayırlarda buluşuruz..

Selametle..

Müslüman Anneler







..devamı »