Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
EVLİLİK MANİFESTOSU EN GEREKLİ DEVRİM: MİDE DEVRİMİ
  PRENSES ANNE OL(A)MADIĞIM İÇİN SUÇLU MUYUM? SAHİ, SEN BENİ ALLAH YOLUNDA NASIL KAYBETTİN? Anne Sütünden Ayrılırken...

22 Ağu 2014

Ergenlik Dönemindeki Gençlere Tavsiyeler

Henüz yorum yok!

ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ GENÇLERE TAVSİYELER

 Değerli genç kardeşim..
     Sen olmazsan, sen onaylamazsan inan bir arpa boyu bile yol alamayız eğitimde.. Çünkü bu iş bir gönül işidir.. N’olur kulağından çok gönlünü ver bize..
1-En kötü yalanlardan biri de nedir, bilir misin? “Ne yapayım? Bu ergenlik dönemimde kendimi dizginleyemiyorum..” demektir.. Yani kendini bırakıvermek, sorumluluktan kaçmak, elini taşın altına koymamaktır.. Bu sahte mazeretleri diline dolayanların kim olduğunu biliyorum.. Ama eminim, sen güçlüsün, fırtınalara karşı dirençlisin.. İnsanın her zaman elinden gelen bir şey vardır, unutma.. Yaptıklarına sonradan pişman olacağına, gel, doğru düşün, doğru ekseninde değiştir kendini.. “Değişemem, yapamam” deme sakın..
2-En kötü acımasızlık ve haksızlıklardan biri de nedir, bilir misin? Anne-babanın sana katlanmak zorunda olduklarını düşünmendir.. Ancak kardeşim, hiç de öyle değil.. Herkesin hesabı kendi hanesine ya, işte bu haksızlıklar da bir bir yazılır hanemize.. Onlar katlanırlar evet ama bizim çektirdiklerimiz sol taraftaki defterimizi kabartır sadece..
3-Kendi kararlarını kendin vermek, en azından nasıl giyineceğini, nasıl yürüyeceğini kendin seçmek istiyorsun, biliyorum.. Anne-babanın en basit şeyler için seninle tartıştığını da.. Alttan alma sanatını bilir misin? Öyle yapsak ne kaybederiz ki? Sorun hep onlardan mı yani? Belki tartışmayı başlatan onlardır ama tırmandıran, aşılmaz hale getiren de biz miyiz acaba? Bir düşün..
4-Şeytanın yularını boynundan sıyırıp atmak istiyorsan, merhametli ol.. Biliyorum ki bu dönem daha çok sinirlisin, sesin hep yüksek, davranışların hırçın ve hoyrat.. Bırak bunları desem sana, merhametin en güzel örtüsüyle bürü ruhunu.. İnan pek çok sorun ardından çözülecek.. Merhametli konuş, ellerini merhametle kaldır, merhametle muamele et.. Merhamet et, üstünü ört onların.. Ellerindeki işi al.. Bir fincan kahve yap teklifsiz..
Tartışmaları çoğu kez başlatan şey; sert bir söz, yüksek ses, hırçın bir el hareketi, kapı örtüşü değil mi? Öyleyse çözüm; merhamet..
5-Onca geçimsizlikten sonra elbet tepkilisin.. Yüzün, duruşun, gözlerin mermer sertliğinde.. Yorma kendini canım kardeşim.. Sıkma öyle dişlerini.. Kalbin gıcır gıcır ediyor, yapma.. Tebessüm etmek daha kolay.. Tebessüm ederken daha az kasın yoruluyormuş.. Tebessüm; insanın dudaklarına doğan bir güneştir.. Onunla odaya girdiğinde hava % 50 ısınır.. Buzlar erir.. Tebessüme devam ettikçe sıcaklık, sevecenlik artar.. İstersen biraz alıştırma yap, aynanın karşısına geç, tebessüm et.. Tebessümle kitap oku.. Tebessümle yürü.. Rahatlığını sende fark edeceksin..
6-Belki en son düşüneceğin şeydir ama, hiçbir zaman senin kötülüğünü istemediklerini bil ve bunu unutma yeter.. Ne yapıyorlarsa iyiliğin için.. Kesinlikle art niyetleri yok.. Ama nasıl yapacaklarını az biliyorlar bazen.. Eğer onların iyi niyetli olduklarına bütün kalbinle inanırsan ve bunu ifade edersen, istekleri, itirazları birden azalacak.. Söz veriyorum sana, kendilerini anladığını hissedecekler.. “Benim iyiliğimi istiyorsunuz.. Hep iyiliğimi istediniz” de.. İtiraf et, cömert ol, haklarını ver, cesur ol..
7-Duymak istemezsin ama, “Etme bulma dünyası” denen şey gerçek ötesi bir şey.. Düşün ki; bir sinema oyuncususun.. Hayat boyunca karşında görmek istediğin insanları oynuyorsun.. Nasıl oynarsan, karşına öyleleri çıkacak.. Bu yüzde yüz.. Bu çocuğun olabilir, eşin, öğrencin, komşun, kardeşin ama mutlaka birileri.. Ne dersin? Görmek istediğin kişiyi mi oynuyorsun? Bunu bir kere değil, lütfen sık sık ve uzun uzun düşün..
8-Anne-babası olmayanlar da var.. Belki o kervandansın, belki de çok yakında onlara katılacaksın.. Anne-babana hoyratça davranma!..  Şimdi önündeki bir hayır kapısı onlar, bir cennet yolu.. Kafesteki kuş misali bir uçarlarsa, artık yapacak neyin var onlara? İnsan yakınken fark edemediği pek çok şeyi uzaklaşınca anlar.. Elinden gidince bilir kıymetlilerin değerini.. Ayrılık çok koyar insana.. Ölüm boğazına dizer bütün özgürlükleri.. Hadi yaşa bakalım, laf eden yok, ters ters bakan da..  Ulan erkeksen, hadi kızsan yaşa hayallerini.. Ellerin kalkmaz, ayakların yürümez.. Ah olsalar şimdi.. Ah kızsalar.. Ah vursalar keşke.. Ah..
9-Şeytanın belki de en çok damarlarına sızdığı bu sıralarda kardeşim, bir de sana aşırı dozda haya (utanma duygusu) gerek.. Gözlerine bir haya, diline bir haya, eline bir haya, en mahrem yerlerine bir haya.. Sonra bütün bedeninin üstüne, hepsinin üstüne bir daha haya.. Haya orduları tarafından korunan bir kale olmalısın.. Burçlarında haya bayrakları dalgalanmalı.. En ufak bir bakış, bir dokunuş nelere mal olur, bir düşün..
“Pis kadınlar pis erkekler için, pis erkekler de pis kadınlar içindir. Temiz kadınlar temiz erkekler için, temiz erkekler de temiz kadınlar içindir..” (Nur 26)
Ne kadar temizsen, öyle temiz ve nezih kimseler çıkar karşına.. En temizlere talip olmak için, tertemiz hazırla kendini.. Varsa hataların geçmişte, kirlerin varsa tevbeyle bir bir sil onları, arındır kendini.. En temizine talip ol hayatın..
Aramızda kalsın, gerçek bir olay anlatayım sana; Otuz yaşlarını geçmiş bir adam varmış.. Kader-kısmet nedeniyle o yaşa kadar evlenememiş.. O yaştan sonra kimin kapısına varsa, ağarmış saçları “Hayır” cevabını gecikmeden getiriyormuş.. Üç kapı, beş kapı derken olmamış, sonuç hep aynı.. Nihayet adam çözümü saçlarını siyaha boyamakla bulmuş.. Bu değişimden sonra da kısa sürede evlenmiş.. Evliliğinin birkaç ay sonrasında öğrendiği gerçek karşısında hayretlere düşmüş; hanımının saçları da siyaha boyalıymış..
İşte bu işler böyledir kardeşim..
10-En son olarak; şu dünyada sevap kazanma yolları da çok, günah kazanma yolları da.. Yaptığın küçücük iyilikleri bile hor görme.. Onlar birikir ve bir gün yüzünü güldürürler senin.. Ayrıca sevap olduğunu düşündükçe, iyilik yapmak kolaylaşır insana.. Bir “Anneciğim” deyişin, bir tebessümün, alttan alman, merhametle davranman, kıymetini bilmen, bakışlarını ve hayatını haramdan esirgemen, bütün benliğini nezafete hasretmen en güzel sevapların bileşimi değil mi?
Yine küçük görme hatalarını.. Birikir ve yüzünü karartırlar bir gün.. Onları da araştıran, biriktiren, toplayan, kumbaraya atan özel melekler vardır.. Dikkatli ol..
Hz. Aişe (r.a) şöyle demiştir:
“Rasulullah (s.a.v) bana şöyle buyurdu:
“Ey Aişe! Küçümsenen günahlardan sakın. Çünkü Allah tarafından onları araştıran özel bir melek vardır.”[1]


                                                                                                                   Ümmü Reyhane

"Eyvah Çocuğumu Şeytan mı Eğitiyor?" isimli eğitim kitabından alıntılanmıştır.



[1]     İbni Mace/Kitabu’z-Zühd 4243.
..devamı »

20 Ağu 2014

Gonca ve Fesleğenin Anlattıkları

Henüz yorum yok!

GONCA VE FESLEĞENİN ANLATTIKLARI

Vaktin birinde zarif bir lâl hanımefendi ile, naif bir lâl beyefendi lâtif bir izdivaç yapmışlar. Birbirlerine hürmet ile muamelede bulunup, sükût ile de mukabelede bulunurlar imiş. Lâkin hanımefendi sevgisini göstermekte beyefendi kadar cesur davranamaz, çekinir imiş.

Yıllar ve yıllar sonra her iki efendi de ihtiyarlamaya yüz tutmuş iken bir gün her ne oldu ve nasıl oldu ise beyefendi, hanımefendinin kalpcağızını incitmiş. Hanımefendi de bu hâle içerlemiş bir miktar. Lâkin o kadar da zarif ki, içerlemişliğini zevcine bir türlü nasıl hissettireceğini bilememiş, bizlere göre en kestirme yol olan "surat asma" olayını hiç bilmiyormuş zaten.

Bir akşam, yemeklerini yiyip de sıra kahvelerini içmeye gelince, hanımefendinin aklına bir fikir gelmiş; İkram eder iken kahvesini zevcine, bir gonca gül koyuvermiş fincanının yamacına. Beyefendi anlamış tabi hemen anlaması gerekeni...

Diyormuş ki hanımefendi, goncaya söz yükleyerek; "Ey bey! Bu goncacağızın gül açmadan nâlâtif ellerce dalından koparılması gibi, sen de beni daha serpilmemiş bir genç hanımefendi iken evimden, ebeveynimden koparıp aldın, şimdi bir de beni incitiyor musun?" Bakınız efendim, rikkat buyurunuz, bir gonca ile anlatılanlara, dahası anlaşılanlara bakınız. Pek zarif, pek hoş. Tabii efendim, hanımefendi ne kadar hoş ise, beyefendi de aynı hoşlukta olduğundan, gonca ile yapılan sitemin yanıtı da, yine ona yakışır şekilde olmuş.

Ertesi sabah bir uyanmış ki hanımefendi, başucunda bir demet fesleğen... Diyormuş ki beyefendi cevaben;"Ey hanım! Şu fesleğenin enfes kokusu gibi sen de pek hoş, pek lâtifsin, lâkin sana dokunulmadan (incitilmeden) hiç bir sevme ya da sevmeme gösterisinde bulunmuyorsun. Beni sevdiğini anlayamıyor idim, dedim ki, hiç değilse sevmediğini anlayayım, bu da yetsin bana, ne olur affet, işte bundan sebep incittim kalbini."

Not: Fesleğen, dokunulmadıkça kokusunu hissettirmeyen bitki türlerindendir.

(alıntıdır) 
..devamı »

19 Ağu 2014

Yavaşla! / Kemal Sayar

2 Yorum sayısı

Kitabın Adı: Yavaşla!
Yazarı: Kemal Sayar
Yayınevi: Timaş Yayınları

İçinde bulunduğumuz çağ, "şimdi"yi yaşamamıza fırsat vermiyor, her şey gelecek için yapılıyor. Aynı anda o kadar çok şey yapıyoruz ki insani ilişkilerimiz gün içinde hallediliveren işlerden sadece biri haline geliyor. İşkoliklik, kendine sevdalanmanın değişik bir örneği olarak genç profesyoneller arasında yükseliyor. Hayatın ritimlerini pazarın ritimlerine ayarlayan, ancak paraya tahvil edilebilen değerlere önem atfeden yeni bir benlik, küresel rüzgârla birlikte dünyaya yayılıyor.

"Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile" diye yazmıştı Kundera, Yavaşlık adlı romanında. Gerçekten de hız bizi uyuşturuyor. Artık her yerde ve hiçbir yerdeyiz. Aslında bütün varlığımızla hiçbir yerde değiliz, parça parça orada ve buradayız. Hızlandıkça zaman kazanmıyor, sadece parçalanıyoruz.

Kendimizi bulmak için hayatın kendi ritmine geri dönmeye ihtiyacımız var. İşte bu yüzden, kendi kendimize "Yavaşla!" diyoruz. Çünkü yavaş güzeldir..

Prof. Dr. Kemal Sayar ile bizleri hızın ve değerlerini yitirmiş bir hayatın tutsağı olmaktan kurtulmaya davet ediyor. YAVAŞLA, modern çağın getirdiği hız eksenli hayatın, mahremiyetin yitirilişinin, aile ilişkilerindeki çözülmenin, teknoloji odaklı yaşamlarda görülen iletişim kaybının güncel bir eleştirisi. "Modern Mutsuzluk", "Modern Zamanlarda Aile", "Benliğin ve Toplumun Krizi" ve "Yavaş Güzeldir" adlı bölümlerden oluşan kitap, bir modern zaman eleştirisi olmanın yanı sıra, eleştirdiği olgulara çözüm önerileri getiren, kaybedilen manevi zenginliği yeniden bulmaya davet eden bir çalışma.

Hız eksenli bir hayata eklemlenmek durumunda kalan ve bu kısır döngüden rahatsız olanlar YAVAŞLAYIN! 


Bu dünyadan bir kere geçeceksiniz!
..devamı »

Ehl-i Sünnet Anne..

Henüz yorum yok!


EHL-İ SÜNNET ANNE

Efendimiz (s.a.v)’in en çok sevdiği eşi, göz bebeği, sevgilisi.. Hiç çocuğu olmamasına rağmen kıyamete dek yaşayan ve yaşayacak olan tüm mü’minlerin annesi; Aişe validemiz..

Kendisi hadis ravileri arasında öncü grup olan 9 kişilik Muksirûn[1] kadrosuna iki bin küsür hadisiyle dördüncü sırada giren tek hanım sahabe.. Ashabın önde gelenlerine, ümmetin kadınına erkeğine sünneti öğreten yegane anne..

Bildiğimiz üzere Rasulullah (s.a.v) gününü üç bölüme ayırırdı:

Bir bölümünü Rabbine: (İbadetleri bu bağlamda değerlendirirsek gece namazı gibi çok önemli ibadetler Rasulullah’ın eşleri (onların yanında geceleyen yakınları) ve özellikle Aişe validemiz kanalından bize rivayet edilir.)

Bir bölümünü ailesine: (Eşleriyle olan münasebetleri, ev hali, aile hukuku, hanımlara ait özel veya genel hallerin izahı yine Rasulullah (s.a.v)’ın eşleri ve özellikle Aişe validemiz kanalından bize aktarılır.)

Bir bölümünü de insanlara: (Toplumsal ve sosyal ilişkiler, mescid, cemaat adabı, ticaret hukuku, hadlere dair ceza ahkamı, sefer ve savaş ahlakı vb. şeyleri bu bölüme dahil ettiğimizde yine annelerimizden ve özellikle Aişe validemizden bu konularda da ciddi ölçüde hadis nakledildiğini söyleyebiliriz. Örneğin savaşta veya seferde mutlaka hanımlarından bir yada ikisi yanında bulunurdu. Bayram namazlarına, cemaate ve itikafa da çıkarlardı.)

Tüm bunlardan yola çıkarak söyleyebiliriz ki; bu ümmet dininin çok önemli bir bölümünü Aişe validemizden öğrenmiştir ve bundan böyle de dinin sünnet boyutu, ümmetin çocuklarına yine  ANNELER tarafından öğretilecektir..

Ehl-i Sünnet Anne; Rasulullah (s.a.v)’ın şanını yüceltmek, O’na yapılan saldırıları bertaraf etmek ve neslini O’nun övüneceği bir şekilde yetiştirmek mecburiyetindedir.

Sünnetlerin “Farz değil, vacip değil” şeklinde hayatımızdan uzaklaştırıldığı, “Olmasa ne olur ki?” denilerek sünnetsizliğe türlü türlü kılıflar bulunduğu, Rasulullah (s.a.v)’ın yapmış olduğu pek çok şey “O döneme ait şartlar, Arabistan kültürü vs.” diyerek bizden uzaklaştırıldığı, O’nun her sünnetine yeni ve modern bir takım alternatifler üretildiği şu zor günlerde; Ehl-i Sünnet Anne evvela sünnetin muhafazasını boynuna borç bilmelidir..

Terk edilen her sünnet, yerini bir bid’ate bırakırken ve Rasulullah (s.a.v)’ın vefatının üzerinden 14 asır geçmişken, her asırda bir takım sünnetlerin unutulduğunu, terk edildiğini varsayarsak (zaten sayısı en fazla 300-400 olan sünnetlerden) elimizde kaç sünnet kaldı acaba?

Sorunumuz “Bu sünneti yapmasak ne olur?” sorunu değildir..  Unutulmasına sebep olduğumuz her sünnetle bu dinin binasından bir tuğla eksilttiğimizi ve bizden sonraki nesillere o kırık dökük binayı “din” olarak bırakacağımızı unutmamalıyız..

Ehl-i Sünnet Anne; “Sünnet, Kur’an’ın muhafızı/bekçisidir” ilkesini aklından çıkarmamalıdır..

Sünnetleri muhafaza etmek, hayatımızda yeşertmek, o sünnetlere işaret eden pek çok ayeti, dolayısıyla Rabbimizin vahyi olan Kur’an-ı Kerim’i korumak, ona muhafızlık yapmak demektir..

Rabbimiz Kur’an’ın korunmasını kendi üzerine almıştır; “Muhakkak ki zikri biz indirdik ve yine muhakkak onun koruyucusu da bizleriz.” (Hicr 9) Sünnetin korunmasını ise bu ümmete vazife olarak vermiştir..

Hz. Ali efendimizin deyişiyle; “Kur’an zû vucûh’tur/çok yönlüdür.”

Allah Kur’an’la kimilerini saptırır, kimilerini hidayete iletir. Hidayet niyetiyle okuyan ondan farklı farklı hikmetler öğrenirken, dalalet karanlığında yaklaşan ondan türlü türlü dalalet argümanları toplar.. Kur’an, o muhteşem ve çok manaya delalet eden diliyle/edebiyatıyla herkesin kendince ayetleri bir tarafa çekmesine izin verir fakat orjinaline asla dokundurmaz..

Sünnet ise “temizi pisten ayırma” görevini üstlenip Kur’an’a karşı hangi yaklaşımın doğru, hangisinin yanlış olduğunun ölçeğini verir..

Ehl-i Sünnet Anne; “Kur’an’a gel, gerisini boş ver” diyenlere aldırmaz, inanmaz, kanmaz.. Onları sünnet ölçeğine oturtur, sünnetle hesaba çeker.. Hayatında sünnet olmayanın Kur’an sevgisini de, söylemini de inandırıcı bulmaz..

Batılı oryantalistler/müsteşrikler, bu ümmetin dinini sünnet kanalından yok etme konusunda maalesef çok aşama kaydettiler.. İlk etapta Kur’an’a dokunmadılar, Kur’an’ı sorgulamadılar.. Fakat bu ümmetin çocuklarını sünnetler hakkında şüpheye düşürmeyi, sahabeleri tenkid edecek, ravileri, senedleri, hadis alimlerini tahkir edecek duruma getirmeyi başardılar..

Bu sebeple Ehl-i Sünnet Anne’nin yegane kalesi; sünnettir.. Çünkü o, kaleyi korumakla, deldirmemekle Kur’an’ı koruduğunu çok iyi bilmektedir.. Rasulullah (s.a.v)’ın şanını yüceltmekle Rabbinin şanını yücelttiğini, hadis ravilerinin doğruluğuna inanmakla, Kur’an’ı da aynı şekilde bize getiren ashaba karşı güvenini sapasağlam tuttuğunu bilmektedir..

Ehl-i Sünnet Anne; tıpkı Aişe validemiz gibi bir sünnet öğretmenidir.. O anne, “Ahlakı Kur’an” Peygamberin (s.a.v), pratik yaşamı olan sünnetin müdafisidir.. Ecri de Aişe validemizin ecrinden asla eksik değildir..

Ehl-i Sünnet Anne; öncelikle kişisel yaşamında sünnetleri oturtma konusunda hassas olmalıdır.. Sünnetlere doğru/sahih kaynaklardan ulaşmalı ve küçük-büyük demeden onları hayatında yaşamayı şiar edinmelidir..

Peygamber (s.a.v)’le yoldaşlığı, ashabla arkadaşlığı onun en büyük lezzeti olmalıdır..

Toplumlar ailelerden, aileler bireylerden oluştuğuna göre, yarınki toplumu oluşturacak olanlar, şu an bizim evlerimizde eğittiğimiz minicik yavrularımızdır..

Bu yavrular; yeme-içme adabından tutun da, tuvalet eğitimine, ailedeki mahremiyete, ibadet bilincine, sosyal ilişkilere ve daha nice şeylere dair bütün sünnetleri evden, yani anneden öğreneceklerdir..

Onun için Ehl-i Sünnet Anne; ufacık sünnetleri dahi es geçmez hayatında.. O; gecenin geç vaktinde bile misafirlikten dönerken, uykulu çocuğunun ayakkabısını solundan giydiğini gördüğünde, “Bir kereden bir şey olmaz” demeyen ve hemen “Yavrucuğum sağımızdan” diyerek olaya müdahale eden annedir..

Yavrusuna besmelesiz bir yudum su bile içirmeyendir..

İnsanlara; “Bu kadarı da fazla” dedirtecek kadar sünnet delisidir..

Tabakların tertemiz sünnetlenmesine özen gösteren, yiyeceklerin israfına engel olan, kanaati, edebi, zühdü, emaneti, her türlü hukuka riayeti öğreten yine Ehl-i Sünnet Anne’dir..

Nezaketi, insanlara karşı hassasiyete, sır tutmayı, yalan söylememeyi, haset etmemeyi, gıybete dil uzatmamayı, harama göz dikmemeyi, her zaman zalime karşı mazlumdan yana, adeletin en büyük temsilcisi olmayı öğreten yine Ehl-i Sünnet Anne’dir..

Ehl-i Sünnet Anne;  vahyi her daim kalplerinin baharı, göğüslerinin nuru, hüzünlerinin ve kederlerinin gidericisi, yegane hayat rehberi olarak kabul eden, sünneti yaşamlarının düsturu haline getiren, Rabbinin şanını ve elçisinin izzetini yücelten bir umut neslini inşa edecek olandır..

Onun için bugün Ehl-i Sünnet Anne’ye olan ihtiyacımız, hadis alimine olan ihtiyacımızdan çok çok daha fazladır.. Sünnet muhafızı bir anne, bu asırdaki yegane umudumuzdur..

O; Rasulullah (s.a.v)’ın mirasının taşıyıcısı, Kur’an’a kale konumundaki sünnetin muhafızı ve Hz. Aişe’nin yolunun yolcusudur..

Selam olsun, sünnetleri hayatlarında baş tacı eden, amellerini Efendimizin (s.a.v)’in amelleriyle süsleyen tüm Ehl-i Sünnet Anne’lere..

                                                                                                                            Ummu Aişe





[1] Çok hadis rivayet eden öncü sahabe kadrosu.
..devamı »

14 Ağu 2014

Göz Aydınlığı Çocuklar İçin Anne Babalara Tavsiyeler / Fatıma Neşe Tuna

Henüz yorum yok!
Kitabın Adı: Göz Aydınlığı Çocuklar İçin Anne Babalara Tavsiyeler
Yazarı: Fatıma Neşe Tuna
Yayınevi: Tahlil Yayınları

"Zaman çok çabuk geçiyor.
Bir bakmışsınız onlar büyümüşler.
Bir bakmışsınız imtihan süresi dolmuş.
Ve hesap vermek için Rabbimizin huzuruna durmuşuz.
Yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan, yapmamamız gerekirken yaptıklarımızdan: Sevgiyle, şefkatle, sabırla büyüttüğümüz çocuklarımızdan sorulacağız.
Onların Allah'a iyi bir kul olabilmeleri için çabaladıysak eğer, yapmamız gerekeni, elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadar öğrenmeye ve uygulamaya çalışmışsak, güzel bir miras bıraktıysak arkamızdan; hesap defterimizi kapatmayacak, amellerimizin devamını sağlayacak, dua eden, salih amel işleyen, kulluğunun bilincinde çocuklar...
İmtihan vesilesi yavrularımız cennet vesilesi olmuşsa yani.
Bir hayatın sonunu elhamdulillah ile noktalayabilmişsek...
Allah'ın kulları arasına, cennete girmeyi hak etmişiz demektir.
Bu umut ve duayla..."


Kitabın içindekiler bölümüne göz atmak için burayı, pdf olarak indirmek için de burayı tıklayınız..
..devamı »

13 Ağu 2014

Çocuğa İsim Koymakla İlgili Hükümler

2 Yorum sayısı

ÇOCUĞA İSİM KOYMAK İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

İslam anne-baba’ya doğan çocuğa isim koyma hususunda birtakım hükümler getirmiştir. Bunların bir kısmını şöyle sıralayabiliriz;

1 - Çocuğa ne zaman isim konulur?
Sünen sahiplerinin Semure radıyallahu anh’dan yaptıkları rivayete göre; Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: 
“Her doğan çocuk akikası karşılığında rehindir. Yedinci gününde akikası kesilir, adı konulur ve başı traş edilir.”

Bu konuda başka hadislerde bulunmaktadır. Çocuğa ad koyma hususunda zaman bakımından bir genişlik söz konusu olduğu sonucuna varıyoruz. Bu bakımdan çocuğa doğumunun birinci günü ad koymak caiz olduğu gibi bunu yedinci güne kadar geciktirmek de caizdir.

2-İsimlerden müstehap olanlar ve mekruh sayılanlar:
Terbiyecinin çocuğa isim koyarken dikkat edeceği en önemli husus ona güzel ve anlamlı bir isim seçmesidir.
Ebu’d- Derda radıyallahu anh’dan rivayetle Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor;

“Şüphesiz ki sizler kıyamet günü isimleriniz ve babalarınızın isimleri ile çağrılacaksınız. O halde isimlerinizi güzel koyunuz.” (Ebu Davud)

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor; “Peygamber isimleri ile isimleniniz. İsimlerin Allah’a en sevimli olanı Abdullah ve Abdurrahman’dır.” (Ebu Davud)

Çocuğu anlam bakımından kötü, başkalarına alay ve eğlence konusu olacak isimlerden uzak tutmak terbiyeciye böylece vacip olur. 

Nitekim Tirmizi’nin Hz. Aile radıyallahu anha’dan yaptığı rivayete göre Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz çirkin isimleri değiştirirdi. 

Tirmizi ve İbn-i Mace de İbn-i Ömer radıyallahu anh’dan "İsyankar" anlamına gelen "Asiye" ismini "Güzel" anlamında olan "Cemile" ismi ile değiştirdi.

Ebu Davud’un tespitine göre Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz Asi (isyankar), Aziz (çok üstün), Şeytan, Hüküm, Gurab (karga), Hubab (yılan), Harb (savaş) gibi isimleri değiştirmiştir. 

Yine terbiyeciye Allah’a has isimlerden birini koymaktan kaçınması gerekir.
İsim koymadaki bu hükümlerin hikmetine gelince; ismin insan üzerinde etkisi vardır, ismin güzelliği şahsiyetin gelişmesine yardımcı olur. 

                                                                                                                               Ummu Sehle
                                                                                                  


..devamı »

12 Ağu 2014

Annem ve Maria (Montessori) Teyze

6 Yorum sayısı

                                              ANNEM VE MARİA (Montessori) TEYZE 

Selamların en güzeliyle..

Efendim, bendeniz bugünkü yazımda muhterem validem ile Maria (montessori) teyze arasındaki fikir akrabalığını ele almak istiyorum..

Bildiğiniz üzere Maria teyze; 1870-1952 yılları arasında yaşamış İtalyan bir çocuk eğitimcisidir. “Kendim yapabilmem için bana yardım et” fikri, onun eğitiminin en genel özeti niteliğindedir. Maria teyzeye göre her çocuk özeldir. Böylece her çocuğun zekası ve o zekaya hitap eden eğitim şekli/modeli de ona özgü olmalıdır. Maria teyze, başarının tek bir alana hapsedilmediği, her çocuğa özel başarı olanakları sağlayan, karakter ve kişilik yapısını bozmadan onu geliştirmeyi hedefleyen bir eğitim sisteminin kurucusu ve savunucusu olmuştur.

Gel gelelim benim anneme..
Annem tam bir Anadolu kadınıydı.. Hani şu şalvarı, örtüsü olan, örtüsünün bir ucuyla yüzünü erkeklerden gizleyen kadınlardan.. Dışarıda yürürken neredeyse hiç konuşmayan, asla gülmeyen, kaşlarını çatmasından dolayı sürekli “Acaba bir şeye mi kızdı?” gerginliğini üzerimden atamadığım annem..

O zamanlar annelik; annenin çocuklarına ne kadar kol-kanat gerdiğiyle ilintili bir şeymiş.. Ve bir de bir kadının ne kadar çok çocuğu varsa o kadar çok “ana” oluyormuş.. Annem her iki açıdan da tam bir anaydı, 11 doğum yapmıştı, birkaçı vefat etse de kardeşlerimizin, hala çok çocuklu bir aile olma özelliğimizi yitirmemiştik..

Ben, evin büyük kardeşler kısmındanım.. Annem anlatır; 3-4 yaşında iken evi toplayıp düzenleme işleri bana aitmiş.. Misafir geleceğinde annem mutfağa girermiş, ben de oyuncakları sepete toplarmışım, sonra çamaşırları katlar, yastıkları, örtüleri, seccadeleri dolaplarına yerleştirir, terlikleri düzenler, halıyı gırgırlar ve iki küçük kardeşimin birini ayağıma, birini de yanıma yatırarak onlara masal anlatıp uyuturmuşum..

Misafir gittikten sonra annemin bana teşekkür ettiğini, “Sen benim en büyük yardımcımsın, sen olmasan hiçbir şeyi yetiştiremem” deyip bana sarıldığını hatırlıyorum da.. Ertesi gün aynı şeyleri hiç itiraz etmeden yeniden yapmamın en büyük nedeni buydu sanırım; annemin sevinmesi..

Evimize ilk defa gelen misafirler “Kaç çocuğunuz var?” sorusunun cevabını duyduklarında; “Evde hiç çocuk yok gibi” diyerek şaşkınlıklarını gizleyemezlerdi..

Kimi zaman raydan çıksa da evimizde genel bir düzen, tertip hakimdi.. Ayrıca her an patırtıların, bağrışmaların yükseldiği bir ev de değildi..
Ben Maria teyze ile çook sonraları tanıştım.. Annem, o zamanlar anneanne olmuştu.. Bir gün sordum anneme; “Anne, Maria Montessori’yi okudun mu hiç?” diye.. “Kiimm kimm?” diye sordu anlamayarak.. Tekrar ettim; “Yok kızım ne bileyim, Maria mıdır Metros mudur, öyle şeylere aklım ermez benim” dedi..

Şimdilerde sosyal medyada kimi anneler çocuklarının dahi becerilerini paylaşıyorlar ya; “Ayy çocuğum kendi kendine su içiyor. 24 aylık, kağıtları çöp kutusuna atıyor, kitapları rafa kaldırıyor” falan diye..

Biz kardeşlerimle gülüyoruz bunlara.. Biz o yaşlarda hem kendi suyumuzu içiyor, hem de kardeşimizin suyunu içiriyorduk, ayrıca kışın sular donup kesildiğinde mahalle çeşmesinden eve su da taşıyorduk..

“Eskiden öyleymiş” demeyin sevgili okurlar.. Biz seksen sonlarının doksan başlarının çocuklarıyız..

“Etkinlikçi Anne” adı altında başlamış olduğumuz bu yazı dizisinde Maria teyzeden ve onun gibi bize fikir verecek olan şahsiyetlerden elbette faydalanacağız..

Fakat bu yazı dizisinin asıl fikir anaları; İslam’ı hayat nizamı olarak seçmiş, bu toprakların yetiştirmiş olduğu, Osmanlı’nın kültür mirasını bizlere taşıyan ve bizleri bu din ve kültür ekseninde yetiştirmeye çabalayan annelerimiz olacaktır..

Maria teyzenin kaç çocuğu vardı veya hiç çocuğu var mıydı bilmiyorum.. Fakat şunu çok iyi biliyorum ki, insan çok iyi bir öğretmen/eğitimci olabilir, bir pedagog veya psikolog olabilir, anaokulları yönetebilir, okullar açabilir, projeler, sunumlar, konferanslar düzenleyebilir.. Ama aynı insan ANNELİĞİ beceremeyebilir!
Maalesef bugün etrafımızda çokça görürüz; evdeki iki çocuğundan bunalıp da bir an önce okuluna, hastanesine, iş merkezine dönen başarılı eğitimcileri..

Bu sebeple bir bayanın iş merkezindeki başarısı, bizim annelik gündemimize giremez.. Ama ‘ev merkezli’ her başarı mutlaka gündem edilmelidir..

Annelerimiz, onca çocuğu sevgiyle, sabırla, coşkuyla büyütmüşlerdi.. Anneliği, sadece çocuklarını doyurmak, iş-güçlerine koşturmak olarak değil, onların pırıl pırıl gönüllerini, tertemiz zihinlerini hep güzelliklerle doyurmak, doldurmak olarak görmüşlerdi.. Onun için birini uyuturken, sağında oturan diğerine masallar anlatmış, solundaki büyüğüne okuma-yazma öğretmiş, onlara hayatın içinden türlü türlü etkinlikler üretmiş, evlerini bir mescid, bir ilim yuvası haline getirmişlerdi..

Onlar sevaplarıyla, günahlarıyla, güzellikleriyle, eksiklikleriyle bizim annelerimiz..

Güzelliklerinde; “Acaba oldu mu?” diye kendilerini sürekli sorgulayan, eksikliklerinde ise gözyaşlarıyla tevbeye sığınan, o çok ağlayan, içli, merhametli, yapmacıklıktan uzak, yaptıklarını birilerine gösterme ve beğendirme gayretleri olmayan, gayet doğal ve samimi annelerimiz..

İşte bu yazı dizisinde bizim beslendiğimiz kaynak onlar olacaktır..

Duamız; Rabbimizin ayetinde buyurduğu gibidir:

“..Rabbim, küçüklüğümde anne-babam beni nasıl yetiştirmişlerse, sen de onlara öyle rahmet et.” (İsra 24)

                                                                                                                             Ummu Abdullah






..devamı »

7 Ağu 2014

Çocuklar İçin İslamî Oyunlar

Henüz yorum yok!

Aşağıdaki listede farklı firma ve yayınevleri tarafından 4-15 yaş aralığındaki çocuklar düşünülerek hazırlanmış, eğlenceli ve dinî eğitime yönelik çeşitli masaüstü oyun setleri, soru-cevap kartları, interaktif dvd'ler, sesli kitap ve tabletler yer almaktadır.

Bir süredir ciddi bir biçimde araştırıp edinebildiğim tüm ürün isimleri hakkında gerekli bilgiye ve satın alma kısmına, üzerine tıklandığında ulaşmak mümkündür.

Bizim temennimiz, çocukları için alternatif oyun-eğlence alanları arayan ve bu noktada İslamî hassasiyet gösteren tüm ebeveyn ve eğitim kurumlarına nisbî oranda olsun rehberlik edebilmektir. Nihaî gayemiz ise Allah'ın (cc) rızasına ermektir.

Ürün Listesi:

1 - Gül Evim Masa Oyunu ve Hareketli Kitap (Erkam Yayınları)

2 - Gül Evim Masa Oyunu-2 ve Hareketli Kitap (Erkam Yayınları)

3 - Kızma Mübarek Masa Oyunu (Azim Dağıtım)

4 - Takva Yarışı Masa Oyunu (Adım Yayın Grubu)

5 - İpek Yolu Masa Oyunu (Muştu Yayınları)

6 - Alim Çocuk-1 DVD (Goldsoft Yazılım)

7 - Alim Çocuk-2 DVD (Goldsoft Yazılım)

8 - Alim Çocuk-3 DVD (Goldsoft Yazılım)

9 - Cennet Bahçesi Masa Oyunu (Köprü Yayın Dağıtım)

10 - Cennet Bahçesi-2 Düş Peşime Masa Oyunu (Köprü Yayın Dağıtım)

11 - Namaz-Miraç Yarışı Masa Oyunu (Asır Media)

12 - Evliya Çelebi Masa Oyunu (ABC Film & Müzik)

13 - Hayırlı İşler Masa Oyunu (Nakkaş Yapım)

14 - Dinimi Öğreniyorum Sorulu Cevaplı Ezber Kartları (Okul Yayınları)

15 - Cennet Yolu Masa Oyunu (Müslim Çocuk Yayınları)

16 - Çocuk Cenneti Masa Oyunu (Azim Dağıtım)

17 - Bilgi ve Oyun Kartları Soru ve Cevaplar 1-11 (Uysal Yayınevi)

18 - Dinî Bilmece ve Bulmacalar Oyun Kartları (Uysal Yayınevi)

19 - Peygamber Yolu Oyun Kartları (Muştu Yayınları)

20 - Nur Çocuk Masa Oyunu (Hilal Yayınları)

21 - Güzel Ahlak Yarışı Masa Oyunu (Azim Dağıtım)

22 - Dini Bilgiler Büyük Boy Oyuncak Eğitim Tablet (Pati Eğitim Gereçleri Yayın Grubu)

23 - Dini Bilgiler Küçük Boy Oyuncak Eğitim Tablet (Pati Eğitim Gereçleri Yayın Grubu)

24 - Teşekkür Ederim Allah'ım Oyun Seti (İsra Yayın Dağıtım)

25 - Osmanlı Satrancı Masa Oyunu (Köprü Dağıtım)

26 - Namaza İlk Adım Sesli Kitap (Pati Eğitim Gereçleri Yayın Grubu)

27 - Kur'an'a İlk Adım Sesli Elif-Ba (Pati Eğitim Gereçleri Yayın Grubu)

Ürün listesini word dosyasında indirmek için tıklayın.

Emre İlsever
..devamı »

6 Ağu 2014

Çocuğun Doğumunda Terbiyeci Neler Yapar?

Henüz yorum yok!

ÇOCUĞUN DOĞUMUNDA TERBİYECİ NELER YAPAR?

 Doğum vaktinde, terbiyecilerin yapması gereken hükümlerin en önemlilerini şöyle özetleyebiliriz:

1-Doğum anında anne kurtulunca ‘Geçmiş olsun’ demeli ve tebrik etmelidir.
Bir Müslüman kardeşinin çocuğu dünyaya gelince onun sevincini paylaşmak ve tebrik etmek müstehabdır. Bu aradaki dostluğu kuvvetlendirir ve ilgiyi tamamlar.
 Yüce Allah, Hud suresinde,  İbrahim kıssasında şöyle buyurur:
“Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde getirdiler ve: "Selam (sana)" dediler. O da: "(Size de) selam" dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Dediler ki: Korkma! (biz melekleriz). Lût kavmine gönderildik. O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik.” (Hud 69-71)
  Al-i İmran suresinde, Zekeriyya kıssasında şöyle buyrulur:
“Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi. Zekeriyya mâbedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nida ettiler: Allah sana, kendisi tarafından gelen bir kelime olan İsa’yı tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler.” (Al-i İmran 38-39)
 Yine Meryem suresinde şöyle buyrulur:
“Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya'dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.” (Meryem 7)

2-Doğan çocuktan dolayı tebrik ve esenlik dileğini bildirmek:
İmam ibni Kayyım el-Cevziye, Tuhfetu’l Mevlud adlı kitabında, Ebu Bekr el-Münzir’den rivayet etmiştir; Ebu Bekr diyor ki:
Hasan el-Basri’ye; “Yeni doğmuş birine ne dememiz uygun olur?” diye sorulunca, Hasan el-Basri şöyle dedi: “Sana bir çocuk bağışlandı, mübarek olsun, bağışlayana şükret, iyilikle rızıklansın, kendini bilecek, anlayacak, işini görebilecek çağa eriştirilsin!”

3-Doğum olayı meydana geldiğinde çocuğun bir kulağına ezan, diğer kulağına kamet okumanın müstehablığı:
İslam’ın doğan çocuk için meşru kıldığı hükümlerden biri de, sağ kulağına ezan, sol kulağına ikamet okumaktır. Bu doğduktan hemen sonra yapılır.
Ebu Rafi radıyallahu anh’den yapılan sahih rivayette sahabi şöyle anlatıyor:
“Hz. Fatıma, Hasan’ı doğurduğunda Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in onun kulağına ezan okuduğunu gördüm.”  (Ebu Davud-Tirmizi)
Ezan ve kamet okumanın sırrını İbni Kayyım el-Cevziyye, Tuhfetu’l Mevlud adlı kitabında şöyle anlatır: “İnsanın dünyaya gözlerini açarken kulaklarını ilk çalan ses, Allah’ın büyüklüğünü ve yüceliğini ifade eden sözün olması, İslam’a girmeyi sağlayan şehadet kelimesinin duyulmasıdır. Bu bir bakıma dünyaya ayak basan çocuğa İslam şiarını telkin sayılır; nasıl ki dünyadan ayrılırken de kelime-i tevhid telkin edilir… Çocuk anlamasa bile ezan sesinin kalbine inip tesir bırakacağında şüphe yoktur. Diğer bir faydası da şeytanın ezanın sözlerini duyunca kaçması, çocuktan da uzaklaşmasıdır.”

4-Çocuk doğunca ağzına tatlı bir madde dokundurmak:
Hurmayı ağızda çiğnedikten sonra çocuğun ağzına dokundurmaya tahnik denir ve müstehabtır. Çiğnenen hurmadan bir parça parmağa konularak, çocuğun ağzına sürülür. Aynı zamanda ağzının sağına soluna hareket ettirilerek çocuğun ağzının içi çiğnenen maddeye temas sağlanmış olur. Hurma olması sünnettir, şart değildir.
Bundaki hikmet, çocuğun ağız kaslarını, çene nahiyesini harekete geçirip kuvvetlendirmek, böylece anasının göğsünü daha çabuk tutmasını sağlamaktır. Ayrıca bunun ruh üzerinde de bir takım olumlu tesirleri düşünülebilir. Bu bakımdan belirlenen sünneti, takva ve salah ile bilinen, tanınan bir kişinin yerine getirmesi, böylece çocuğun mübarek ve takvayla mevsuf kişilik kazanması bakımından daha uygun olur.
Tahnikin müstehab olduğuna dair pek çok hadis mevcuttur. Bunlardan birini Ashab’dan Ebu Musa radıyallahu anh rivayet ediyor:
“Bir oğlan çocuğum dünyaya geldi, onu alıp Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem‘in yanına getirdim. Adını İbrahim koydu. Sonra da ağzına hurma alıp iyice çiğnedikten sonra çocuğumun ağzına sürdü, bereket ile dua ettikten sonra çocuğumu bana geri verdi.” (Buhari-Müslim)

5-Doğan çocuğun saçını kesmek müstehabtır:
Bu da doğumdan sonra yedinci gün yerine getirilir. Çocuğun kesilen saçı tartılır, ağırlığınca gümüş fakirlere dağıtılır.
Bundaki hikmet iki türlüdür; Biri sıhhi sebebe dayanmaktadır. Çünkü saçı kesilen bebeğin saç kökleri kuvvetlenir, baştaki gözeneklerin teneffüsü sağlanır. Aynı zamanda göz, koku alma, ve işitme gibi organların hassasiyetini artırır.
İkincisi de sosyal sebebe dayanmaktadır.
İslam hemen her konu ve meselede fakiri gözetmiş sosyal dengeden yana bir adım atmıştır. Çocuğun kesilen saçları ağırlığınca gümüş dağıtmakta buna bir örnektir. İslam fakihlerinin bunun müstehab olduğuna dair delilerine gelince: Cafer bin Muhammed radıyallahu anh ’dan oda babasından yaptığı sahih rivayete göre;
“Hz. Fatıma radıyallahu anha oğulları Hasan ile Hüseyin’in saçlarını kestirip ağırlığınca gümüş tasadduk etti. Aynı zamanda, Ümmü Gülsüm ile Zeyneb’in saçları ağırlığınca gümüş tasadduk ettiği bir gerçektir.” (İmam Malik – Muvatta)

Çocuğun saçını kesme meselesinden saçların bir kısmını kesmek, yada başının bir kısmını traş etmek gibi fer’i meseleler ortaya çıkmaktadır. Saçın bir kısmının traş edilmesi hakkında peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in nehyi bulunmaktadır. Abdullah bin Ömer radıyallahu anh ’dan yapılan sahih rivayete göre; Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem; “Çocuğun başının bir kısmının traş edilmesini men etmiştir.” (Buhari-Müslim)


Bunun men edilmesi Allah ve Peygamberinin adaleti, her işte dengeyi en mükemmel ölçüde sağlamayı çok sevdiklerindendir; o kadar ki, insanın kendisi ile ilgili hususlarda bile bu adaletin gözetilmesi istenmiştir. Örneğin yarı güneşte yarı gölgede oturmamız uygun karşılanmamamışdır, çünkü bu durumda bedenin bir kısmına haksızlık söz konusudur. Bunun gibi tek ayakkabı ile yürümekte men edilmiştir; ya ikisini kullanmak değilse yalın ayak yürümek tavsiye edilmiştir. İşte bunlar gibi başın bir kısmının abes olacak şekil de kesilip bir kısmının bırakılması, uygun görülmemiştir çünkü böyle yapmak bir bakıma başa haksızlıktır.

                                                                                                                                Ummu Sehle


Not: "Anne-Çocuk Fıkhı" bölümümüze hazırlayacağı yazılarla aramıza katılan sevgili kardeşimize ilk yazısı vesilesiyle "Hoşgeldin" diyor, çalışmalarında başarılar diliyoruz. (Editör)

..devamı »