Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

22 Ara 2014

"12 Yıllık Evliyim, Çocuğumuz Olmadı.." (Özel Röportaj)

Henüz yorum yok!

"12 YILLIK EVLİYİM, ÇOCUĞUMUZ OLMADI"


Anneler olarak sürekli çocuk hakkında konuşuyoruz..
Yeri geliyor, bakımı, bezi, maması, odası, eşyası oluyor konuştuklarımız..
Yeri geliyor; duyguları, hissiyatı, eğitimindeki hassas noktaları..

Biz kendi dünyamızda bunca şey konuşuyoruz.. Peki etrafımızda anne olamayan kadınlar, çocuk hakkında neler düşünüyorlar? Biz anneleri gördükçe neler hissediyorlar? Çocuğa bakışları nasıl?

Bu röportajda, çocuk özlemiyle tutuşan o insanların dünyasına dair sorulamayanları sorduk, konuşulamayanları konuştuk.. 

Biz faydalandık, umarım sizler için de faydalı olur:

-Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?

-Adım Sevim, 32 yaşındayım, Kütahyalıyım. On iki yıllık evliyim, çocuğumuz olmadı, ev hanımıyım.

-Bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için öncelikle size çok teşekkür ederim. Bu söyleşide sizinle konuşacağımız konuları, aynı durumdaki başka bir kişiyle konuşmamız mümkün olmazdı. Açık yürekliliğiniz ve desteğiniz için ayrıca teşekkür ederiz.

-Rica ederim. İnşaallah bu röportajdan beklemiş olduğunuz verimi alırsınız. Bir faydam olursa ben de çok memnun olurum.

-Biz “Müslüman Anneler” ekibi olarak annelerle röportajlar yapıyoruz. Onlara çocuk eğitimi, çocuk eğitimindeki zorluklar vs. pek çok soru yöneltiyoruz. Bir de aynı toplumda aramızda bulunan ve anne olmayan bayanlar var. Hiç kimse onlara annelik hakkında veya çocuklar hakkında ne düşündüklerini, dahası ne hissettiklerini sormuyor. Sanki onlar özellikle bu tarz konulardan ve gündemlerden uzak tutulmaya çalışılıyor ve daima dışarıda bırakılıyor.
Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

-Annelik, evli olan her hanımın arzu ettiği bir duygudur. Ama Allah dilediği kimseleri de çocuksuzlukla imtihan ediyor. Evliliğimin ilk yıllarında bu durum beni çok rahatsız etmemişti. “Nasıl olsa ilerde olur” diye düşünerek daha rahat davranıyordum. Çevredeki insanların sormasına ve çeşitli yorumlarına da çok kulak asmıyordum.

Fakat zaman ilerledikçe insanların fazlasıyla bunaltması, “Acaba hiç çocuğumuz olmayacak mı?” diye beni tedirgin etmeye başladı.

-İnsanların bunaltması derken?

- Yani insanlar bu konuda çok düşüncesiz sorular soruyorlar. Mesela evleniyorsunuz daha iki hafta üç hafta geçmeden kimisi güya espri yaparak kimi patavatsızca; “Var mı bebek?” diye sormaya başlıyor.

Aradan birkaç ay geçince ve bebeğin olmadığını gördüklerinde bu defa “İstemiyor musunuz yoksa? Düşünmüyor musunuz?” diye soruyorlar. Üstelik bu soruyu çok daha edepsizce “Çocuk yapmayı düşünmüyor musunuz?” şeklinde soruyorlar. Yani ben bilmiyorum, siz daha iyi bilirsiniz ama "çocuk yapmak" ne demek? Anlamıyorum hiç. Haşa Allah diler, yaratır, onun dışında çocukları olanlar sanki çocuklarını kendileri mi yaptılar?

-Yani evlilikte özel hayatın bu kadar gözlem altında tutulması ve ortaya saçılmasıdır değil mi insanı en çok rahatsız eden?

-Aynen. Kendisi evlenir evlenmez çocuğu olan ve bu durumu hiç yaşamayan bir insan bu soruları sorarken karşı tarafın duygularını hiç düşünmüyor. Belki bende bir hastalık var, çocuğum olmayacak. Belki eşim rahatsız, belki kimseye söyleyemeyeceğimiz bir nedenden ötürü çocuk sahibi olmak istemiyoruz. Neden insanlar tekrar tekrar bunu sorarlar ki! Üç ay önce sormuşsun, geliyorsun bir daha soruyorsun. Birkaç yıl geçtikten sonra hele iyice iş çığırından çıkıyor. Artık onca insanın arasında çok rahat; "Sorun kimde, sende mi, kocanda mı?" diye soruyorlar. Bu soruya ne diyebilir ki insan?

-Peki, eşiniz bu durumu nasıl karşılıyor?

-Eşimden Allah razı olsun, bu konuda çok desteğini gördüm. İlk başlarda insanların bana yaşattığı bu tarz şeyleri onunla hiç paylaşmadım. Yani bilmiyorum, sanki paylaşırsam kendimi ona karşı kötü hissederim veya onu üzerim diye çekindim. Daha sonra o, bendeki moral bozukluğunu ısrarla sorunca hissettiklerimi, yaşadıklarımı paylaştım. Eşim dışarıdaki insanların duyarsızlıklarına tabi ki çok sinirlendi. “Ya nasıl bu kadar özel hayatımıza dâhil olmaya çalışıyorlar diye!” Sonra beni sürekli teselli etti. “Allah dilediği zaman verir, vermese bile ben seninle çok mutluyum” diyerek bu süreçte hep yanımda oldu.

Aradan sekiz-on sene geçti. Öncesinde “Çocuğunuz olmuyor mu, doktora gidin, falancaya gidin, tüp bebek düşünmüyor musunuz?” diyen insanlar, bir takım tedavilerin sonuç vermediğini gördüklerinde, yüzüme karşı “Kocanın evlenmesine izin vermiyor musun yoksa?” demeye başladılar. Hatta çok yakın akrabalarımdan bazıları, bu konuda eşimi ikna etmeye çalışmışlar, aracı olmaya kalkmışlar. O, hiçbirini kabul etmemiş. 

Tabi ben bunları çok sonradan duydum, eşim söylememişti. Sonrasında ben kendim eşime gerçekten, samimiyetle; “Evlenmek istersen kesinlikle benden yana çekinme” dedim. Bir kadın böyle bir şeyi hiç kolay söyleyebilir mi? Kolay kabullenebilir mi? Ama beni bu kadar bunaltan insanlar, eşimi de bunaltmışlardır ve belki o da sonunda pes edip böyle bir şey düşünür ve beni üzmek istemediği için bana söyleyemez diye önce ben söyledim. Ama eşim, “Başka biriyle evlendiğim zaman sanki çocuğumun olacağı garanti mi? Hem Allah böyle bir imtihan verdiyse neden buna itiraz edeyim? Ben seninle sadece çocuğum olsun diye mi evlendim? Bu bencillik olmaz mı?” diye bana kızdı.. Ve bu mesele böylece aramızda kapandı.

Bu arada kayınvalidemden bahsetmeden geçmek istemiyorum, Allah ona cennetin en güzel mekanlarını nasip etsin. Geçen yıl vefat etti. 

-Amin.

-Benim bu konuya üzüldüğümü ister istemez biliyordu. Bir gün bana dedi ki; "Kızım, kocanı çocuğun gibi sev. Onun üzerinden ilgiyi eksik etme. Üzülme Allah büyük." 

Vefatından sonra eşimle kayınvalidemi yadediyorduk. Sonradan öğrendim. Eşime de; "Oğlum, karını çocuğun gibi sev, şımart. Siz birbirinize yar olduktan sonra çocuk olsa ne, olmasa ne? Al işte kaç kardeşsiniz, yine babanla kaldık baş başa" demiş.

-Allah rahmet etsin. Gerçekten erdemli insanmış.. Müsaadenizle son bir iki soru daha sorabilir miyim?

-Tabii ki buyrun. 

-Sizce uzun süre çocuğu olmayan bayanlar, çocuklara karşı sevgi ve ilgiyi kaybediyorlar mı?

-Bence hiçbir kadın kendi kendine o duruma gelmez. Ama insanlar sonunda becerip zorla o hale sokuyorlar. Mesela bir yakın arkadaşınızın çocuğu olacağında, herkes sizden saklıyor, sonra söylemek zorunda kaldıklarında, “Acaba ne tepki gösterecek?” dercesine gözünün içine manalı manalı bakıyorlar. Hâlbuki siz bu habere çok seviniyorsunuz, arkadaşınızın mutluluğunu paylaşıyorsunuz, çocuğa özene özene hediye alıyorsunuz. Onlar da sanki kıskanmanız, rahatsız olmanız gerekirmiş gibi çocukla ilgili mevzuları yanınızda konuşmamaya ve ona gelen hediyeleri yanınızda açmamaya çalışıyorlar. Siz ortama geldiğinizde hemen konu değişiyor, susuluyor. Fark ettiğinizi anlarlarsa, hemen “Üzülme, Allah sana da hayırlısını versin” falan gibi duaya başlıyorlar.

Hatta bayramda seyranda, sokakta karşılaşmada bile, sanki yapılacak başka dua yokmuş gibi, herkesin yanında “Allah sana hayırlı evlatlar versin” diye dua ediyorlar. Dua etmek tabi ki kötü bir şey değil ama böyle yıllar geçmiş hala aynı konuyu insanın yüzüne vurmak, insana kendisini kötü hissettirmek de çok yanlış bir şey. Madem o kadar üzülüyorsunuz, gece yarısında kalkın, açın elinizi Allah’a, yapın duanızı! Yani aslında insanların bu durumu doğal kabullenmeleri gerekir. En rahat ettiğim ortamlar, bu durumu tamamen doğal kabul eden, bana acıyarak ya da iğneleyerek bakmayan, bunu hiç mevzu yapmayan insanların bulunduğu ortamlar. 

-Sizinle aynı imtihanı paylaşan kardeşlerimize neler tavsiye etmek istersiniz?
                           
-"Hiç takmasınlar" diyeceğim ama bu ilk başlarda pek mümkün olmuyor. İster istemez bir şeylere üzülüp dert ediyorsunuz. Ben yine bu konuya çok üzüldüğüm bir gün kendi kendime dedim ki, “Beş sene oldu, insanlardan çekmediğim kalmadı, yirmi beş sene olsa ne değişecek? Sanki insanlar daha mı anlayışlı olacaklar, benim imtihanıma destek mi olacaklar? Ben kendimi değiştirmedikçe insanların değişeceği yok.” Böyle düşündükçe aklıma Hz. Aişe annemiz geldi. Bakın şimdi bile "annemiz" dedim. Hâlbuki o hiç anne olmamış bir kadındı. Çocuğu yoktu ama genciyle yaşlısıyla ümmetin bütün fertlerine annelik yaptı, öğretmenlik yaptı. Hiç kimsenin öğrenmediği ilmi öğrendi Peygamberimizden.

Ve karar verdim. Artık kendime daha ciddi ve daha önemli meşgaleler bulup insanların lafını sözünü boş verecektim. Genç kızlığımdan beri hafızlık yapmak hep hayalimde vardı ama fırsat bulamamıştım. Eşimle konuşup hemen bir hafızlık hocasıyla anlaştım. Kur’an okudukça, ezberledikçe hayatımda o kadar bereket oldu ki, insanların bütün yaptıkları aklımdan silindi gitti. 

Sonra Rabbim’in yardımıyla ezberimi tamamladım. Bu defa da Kur’an’ın anlamını öğrenmek üzere ciddi ciddi tefsir araştırmalarına ve okumalarına başladım. Ve böylece Allah önümü açtı. Çok güzel insanlarla karşılaştım, çok güzel dostlarım oldu. Onların çocuklarına öğretmenlik yaptım. Beraber insanları eğitmek amacıyla faaliyetler yaptık. Hala da bunlara devam ediyoruz. 

Tabi bu arada dua etmeyi hiç bırakmadım. Zekeriyya (a.s) bu konuda bizim örneğimizdir. Onca yaşlılığına ve hanımının kısır olmasına rağmen, Allah duası sebebiyle ona Yahya’yı verdiyse bize de elbet bir çocuk verir. Yirmi sekiz yıl sonra çocuğu olan insanlar tanıdım. Bu konuda ümitsizliğe düşmek bize yakışmaz, Allah kime ne vereceğini en iyi bilir.

Kardeşlerime tavsiyem, insanların sözlerine aldırmasınlar. Eşleriyle uyum içinde olmaya gayret etsinler. Çünkü bazen böylesi imtihanlar evliliği zorlayabiliyor. Kendilerine farklı meşgaleler bulsunlar. Kadınların boş boş oturmalarından, gereksiz konuşmalarından uzak dursunlar. Çocuk Allah’ın bir nimetidir. Bu, benim olmuş, arkadaşımın olmuş fark etmez. Birileri bilerek veya bilmeyerek bizim durumumuzdaki hanım kardeşlerimizi çocuktan soğutuyorlar, kendi çocukları olmasa bile yakınlarının çocuklarına ilgi göstersinler, onlara annelik yapsınlar, öğretmenlik yapsınlar. Çünkü insanın çocuğa karşı hissiyatını kaybetmesi kendisine vereceği en büyük cezadır. Buna asla fırsat vermesinler.

-Allah razı olsun, bu güzel tavsiyeler ve söyleşi için çok teşekkür ederiz. Açıkçası konuşmaya başlarken konunun hassasiyetinden dolayı böylesine açık ve özverili bir sohbet olacağını tahmin etmiyordum. Size çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Allah yardımcınız olsun.

-Allah razı olsun. Ben teşekkür ederim.


Ummu Aişe
..devamı »

Google Play'de Çocuklar İçin 10 İslami Uygulama

Henüz yorum yok!
Google Play'de Çocuklar İçin 10 İslami Uygulama

Tabletler de kullanabileceğiniz çocuklar için yararlı ve eğitici 10 uygulamayı sizler için derledik.


1- Hece Harfleri Mahallesi

“Hece Harfleri Mahallesi” Çocuklara Kur’an harflerini öğretmeyi amaçlayan interaktif bir uygulamadır. Unity 3D oyun motoru ile güçlendirilen, etkileyici görsel efektleri, eğlenceli harf animasyonları ve kolay anlaşılır ara yüzü sayesinde çocuklar bu uygulamayı çok çabuk sevecekler. Adeta elifba'yı öğrenmek için bölümleri bir biri ardınca bitirmek isteyecekler. Hafıza tekniklerine göre, uzman bir ekip tarafından tasarlanan ve çeşitli oyunlarla desteklenen interaktif içerik sayesinde kısa bir zamanda Arapça harflerini kendi başlarına öğrenebilecekler. Böylece Kur'an-ı Kerim’i okumaya yönelik ilk büyük adımı atmış olacaklar.

Ücretsiz Sürüm
Ücretli Sürüm


2- Müslüman Çocuk Boyama Kitabı

Günlük hayatımızda yaptığımız duaları öğreten bir boyama kitabı.

Ücretsiz İndir


3- Little Muslims

Hafıza kartı oyunu.

Ücretsiz İndir


4- Catch It Halal

Çocuklara Helal ve Haram yiyecekleri öğreten İslami eğitim oyunu. Oyundan önce çocuklara resimlerle açıklama yapılırsa daha verimli olabilir.

Ücretsiz İndir


5- Kids Wudu Series

Çocuklara abdestin nasıl alınacağını anlatan bir uygulama. İçinde oyun da mevcut.

Ücretsiz İndir


6- Zain al İslam

Çocuklara 3D karakterle Abdest ve Namaz'ı öğreten bir uygulama.

Ücretsiz İndir


7- Muslim Kids Series: Dua

Hadislerde geçen günlük dua ve zikirleri resimlerle öğreten bir uygulama.

Ücretsiz İndir


8- Çocuklar İçin 10 Sure

Kur'anı Kerim'deki son 10 sureyi çocuklara sesli bir şekilde öğreten uygulama.

Ücretsiz İndir


9- Moslem Kids Puzzle

Kur'an Harflerini puzzle şekilde öğreten bir uygulama.

Ücretsiz İndir



10- İslami Bilgiler Testi - Asrı Saadet Bilgi Yarışması

İslam dini hakkında hazırlanmış din kültürü sorularını içeren bir test oyunu.

Ücretsiz İndir 

Peygamberimiz ve yüce ashabı hakkında hazırlanmış sorulardan oluşan bir bilgi yarışması.

Ücretsiz İndir

Ummu Halid

..devamı »

20 Ara 2014

Çocuk Eğitimi Her Herde

1 Yorum sayısı

ÇOCUK EĞİTİMİ HER YERDE

Önceleri çok kızardım, annelerin sürekli çocuklarından, çocuk eğitiminden konuşmalarından. Varsa yoksa dertleri buydu.

 Ne zaman bir araya gelseler saatlerce konuşur, bıkmak bilmezlerdi…

 O zamanlar tek bir hayali olan, omuzlarında bu kadar sorumluluk taşımayan 17-18 yaşlarında bir kız olarak, sıkılırdım bu uzun konuşmalardan.

 Hayatın, imtihanın tek rengine tutulmuş gözlerimle, hiç kendime konduramasam da çoğu gerçekleri, yine de itiraf ederdim, anneme ve çabası büyük elleri öpülesi tüm annelere; “dünyanın en zor işini” yaptıklarını…

 Şimdi sadece bedenimle değil, ruhumla ve kalbimle de hissederken tüm yorgunlukları, sevinçleri, hüzünleri, daha çok fark ediyorum; bir annenin, hele ki Müslüman bir annenin gerçekten ne büyük bir iş yaptığını…

 Ben de, hiç farkında olmadan gece-gündüz, maddi ve manevi tamamıyla her anımı kuşatmış bu uğraşıyı sürekli konuşuyor muyum bilmiyorum ama; baktığım, okuduğum, dokunduğum her yerden çocuk eğitimi çıkardığım kesin…

 Bazen; “Aman Allah’ım! Neler oluyor bana?” diyecek kadar zihnimi ve kalbimi doldurmuş olduğunu fark ediyorum, annelik, çocuklar ve çocuk eğitiminin... Ya da, aslında anne-baba eğitiminin…

 Siyer okuyorum;
 Peygamberimiz (sav)’e vahyin yeni indirilmeye başlandığı zamanlar… “Sana ağır bir söz vahyedeceğiz.” ayeti ve açıklamaları…

 Bir an sayfada kelimeler, harfler oynuyor, yer değiştiriyor sanki. Hitap bana yöneliyor… “Görevin ağır, omuzlarındaki sorumluluk, geceleri takviye almanı gerektiriyor. Gündüz senin için ciddi bir meşgale var. Sabır ve sebatla, görevini hakkıyla yerine getir. Muhakkak her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Ahiret, dünyadan daha hayırlıdır senin için. Rabbin seni terk etmedi, bir başına bırakmadı…”

 Siyer’i bırakıyorum, elimde Rabbim’in kitabı… Biraz da meal-tefsir çalışayım diyorum;                -gündüzki savaştan çıkmış, bir yanım yorgun.-

 “Ey iman edenler! (savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman, sebat edin ve Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.” (Enfal-45) diyor Rabbim. Ben takılıp kalıyorum…

  “Bu da nereden çıktı şimdi, savaşta mıyım ben, öyle bir toplulukla mı karşılaştım?” diye zihnimi toparlamaya çalışırken, son günlerde hiç yerlerinde duramayan iki oğlum geliyor gözlerimin önüne…
 Havada uçuşan oyuncaklar, legolardan sopalar, silahlar…

 Bir türlü bitmek bilmeyen enerjiler, hareketler…

 Gün boyu küçükleri-büyükleriyle ciddi bir uğraşı ve her yönüyle bir mücadele…

 Ve kimi zaman bu savaş ortamında ne yapacağını şaşıran ben…

 Evet, işte “Sebat edin ve Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz” diyor Rabbim. “Zikrim ne kadar da az” diye hayıflanırken ben ve bir çıkış yolu bulmuşluğuma sevinirken, 46. ayet daha da bir aklımı başıma getiriyor:

 “Allah’a ve Rasul’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”

 Kimi zaman okuduğum bir hadis, radyoda dinlediğim bir söz, bir marş, şurada gördüğüm bir yazı, sokaktaki bir davranış, kitaplar, hayatlar, insanlar, dualar… Her taraftan üzerime akın eden çocuklar ve çocuk eğitimi…

 Neye yoğunlaşırsan, gün boyu zihninde ve kalbinde neyi taşır, neyi dert edinirsen, zikrin de, fikrin de, amelin de o oluyormuş demek…

 Ve tabi, çocuğunun neyi yiyip-yemediği, kıyafeti, oyuncağı, gündelik basit eylemleri abartılı bir şekilde dert edinip sürekli gündem etmek yerine, eğitimi, ahlakı, Allah’ın istediği gibi bir kul olmak için kendimizde ve onlarda gösterdiğimiz çabaları gündem etmeyi tercih etmeliyiz…



                                                                    Ummu Salim
..devamı »

17 Ara 2014

"Annelik, Allah'ın Bize Verdiği Eşsiz Bir Duygu" (Röportaj)

Henüz yorum yok!


"ANNELİK, ALLAH'IN BİZE VERDİĞİ EŞSİZ BİR DUYGU" (Röportaj)

Selamun Aleykum.
Sevgili anneler, uzun zamandır yapmayı planladığımız "Genç Anneler İle Röportajlar" dizisine elhamdulillah başladık.
Bu bölümde ilk konuğumuz olan Fatma M. kardeşimize, sorularımızı yanıtladığı için teşekkür ediyor ve sizi röportajla baş başa bırakıyoruz:

Kaç yaşındasınız?

30 yaşındayım.

Kaç çocuğunuz var?

2 çocuğum var.

Kaç yaşında anne oldunuz?

20 yaşında.

Bebeğinizin olacağını öğrendiğiniz ve bebeğinizi ilk kollarınıza aldığınız zaman neler hissettiniz?

Bu minik yavrunun benim çocuğum olduğuna ve benim onun annesi olduğuma ilk zamanlar inanamadım. İlk kollarıma aldığımda onunla benim aramda çok sıkı bir bağ olduğunu derinden hissettim.

Anne olmadan önce ne ile meşguldünüz? Önceki hayatınızı çok etkiledi mi annelik? 

Ev hanımıydım. Önceki hayatıma olumlu katkıları oldu.

Anne olduktan sonra davranışlarınızın annenize benzediğini hissettiğiniz oluyor mu?  Örnek verebilir misiniz?

Bazen.çocuklarıma zaman bilinci kazandırma konusunda. Bir de çocuklarıma karşı bazen kullandığım cümlelerde anneme benzediğimi düşünüyorum.

Çocuklarınızı büyütürken, hangi yaş döneminde ve hangi konularda daha çok zorlandınız? 

0-2 yaş arası zorlandım. Uyku ve tuvalet alışkanlığı kazandırmada zorlandım.

Anneliğiniz konusunda kendinizi sürekli eleştirir, sık sık pişmanlıklar yaşar mısınız? 

Evet, kendimi daha iyisini yapmam gerekirken neden yapmadığım konusunda eleştiririm.

Sizce çocuk eğitiminde kitaplar (eğitim programları) mı yoksa aileden alınan eğitim mi  daha etkilidir.                                                                       

Aileden alınan olumlu eğitimin daha etkili olduğunu düşünüyorum.Uygun eğitim kitapları ve programların da bunları pekiştirdiğini düşünüyorum.  
      
Çocuktan sonra eşler arası ilişkilerde olumlu veya olumsuz değişiklikler oluyor mu?

Eşler arasındaki çocuk bakımı ve eğitimindeki fikirlerin aynı doğrultuda olmasına bağlı. Bu konuda uzlaşmaya varılırsa eşler arası ilişkilerde olumlu değişiklikler oluyor.

Anne olduktan sonra geçmişe dair en çok özlediğiniz, yapmak istediğiniz ama şu anda yapamadığınız şey nedir? 

Yedek kıyafetler almadan dışarı çıkmak :)

Anne olmadan "Asla yapmam" dediğiniz şeyleri anne olduktan sonra yaptığınız oldu mu?

Evet.

Anne olunca hayata bakışınızda değişiklikler oldu mu?     
                                                                                                                                   
Evet, öncelikle annemin bizi yetiştirirken yaşadığı zorlukları, sıkıntıları, kaygıları daha iyi anladım.Çocuk yetiştirmenin fazlasıyla ciddiye alınması gereken bir iş olduğunu, ahlaklı, vicdanlı, bilinçli, temiz bir toplum için ne kadar önemli bir sorumluluğumuzun olduğunun bilincine vardım.Temiz fıtratlarıyla aslında bizlere de çok şey öğrettiklerini anladım.

Çocuk eğitimi hakkında çok beğendiğiniz bir kitap var mı?

Fatıma Neşe Tuna'nın "Göz Aydınlığı Çocuklar İçin Anne Babalara Tavsiyeler"  kitabı.

Genç anne adaylarına ne tavsiye etmek istersiniz?

Çocuğunuzla birlikte her dönemin tadını çıkararak yaşayın. Diğer işlere gereğinden fazla önem verip bebeğinizle en güzel anlarınızı strese dönüştürmeyin. Zorlukların geçici olduğunu, güzel anların kalıcı olduğunu unutmayın.

Anneliği bir cümle ile özetler misiniz?

Annelik, Allah'ın bize verdiği çok güzel ve eşsiz bir duygu. 

Röportaj: Ummu Halid
..devamı »

15 Ara 2014

Dosta Mektup

3 Yorum sayısı

DOSTA MEKTUP
Dostum,

Bu satırlarımı içim sızlayarak yazıyorum. İçimin sızısını kelimeler dindirir mi bilmem ama yazmak zorunda hissettiğim için kendimi, yazıyorum.

Ne zaman nerede nasıl başlamıştı bu değişim, bu başkalaşma, bu ötekileşme tam olarak kim bilebilir ki! Bildiğimiz bir tek şey var; eski eskide kaldı.  Şimdi her şey değişti.  İşte o nereye çekersen oraya gidecek esnek kelime; değişim. Evet değiştik. Hem de kendimizin bile tahmin edemeyeceği mecralara doğru.  Ve bu değişimi izleyenler, hayret edenler, dua edenler, sitem edenler susup kalmakla yetinince etraf mutasyona uğramış, asimile olmuş,  kimliğini kaybetmiş yığınlarla doldu. Neyden mi bahsediyorum.? Anlatayım.

Hani bir zamanlar bir ülkede bir kral yaşamış demeyeceğim elbet. Ama çok ötelere değil beş on yıl öncesine bakman yeterli dostum. İslam’ı yeni öğrenmenin,  İslam ile yoğrulmanın tadına vardığımız zamanlarda dilimizden dökülen her cümlenin nasıl heyecan ve samimiyet yüklü olduğunu hatırlar mısın?  Ayet miymiş hadi yapalım, sünnet miymiş hadi koşalım derken gecesi gündüzüne karışan bizler ders halkalarında kaldık.  Çeyizsiz gelinleri, üniversite yerine hicabını seçen kızları, eşini cihada gönderen yiğit kadınları,  Ali ile Fatıma’nın mütevazi düğününü, çocuğunun diline Rahmani nağmeleri ilk öğreten anne rollerini oynarken piyeslerde kaldık. Yeni bir elbise almamak için köşe bucak kaçarken dünyadan, elimizde gece yolcuları, dilimizde sahih delillerle 'Siz uzaydan mı geldiniz?' diyenlere karşı,  kimilerinin hayallerinde kimilerininse hiç unutmadığı şahitlikte kaldık.

Ama hiç bir şey piyeslerdeki gibi olmadı.  Rollerimiz yaptıklarımızla çelişmeye başlayınca,  biz bile tanıyamaz olduk kendimizi. En pahalısından gelinlikler, marka abiyeler, ayakkabılar parfümler ve daha neler neler eklenince düğün masrafı listesine , “Bekarken girdiğimiz pardösü ile mi gelin olacağız? Gelin dediğin güzel olmalı” bahaneleriyle yük üstüne yük bindirdik sırtımıza yalnızca. Kimimiz zengine yar oldu gitti kimimiz fakire . Kimimiz kayınvalide ile denendi kimimiz evlatsızlıkla. Öyle yada böyle bir şeyleri kaybederken yavaş yavaş biz hiç farkında olmadık eksilen yanlarımızın. Bir çocuk oldu. Sonra bir ikincisi derken “Aman yoruldum, bittim. Zaten yardımcım yok. Dur bakalım onları bir yetiştireyim” dedik bir daha da çocuk sesi duyamadık hanelerimizde. Ergen gençlerin kavgaları arasında kendimizi derneklere, kermeslere, kurslara, şuraya buraya attık.  Ve bu dışarı hayatında çok şey  öğrendik!  Başörtüsü, ayakkabı, çanta birbiriyle uyum sağlamalıymış, İngilizce bilmeden olmazmış, sofrada meşrubat bardağıyla su bardağı farklı olmalıymış mış da mış....
Bu hayat hoşumuza gitmeye başlamıştı galiba. Hem insanların hoşuna giden bir görüntüyle hem Müslüman kimliğiyle insanlara daha rahat hitap edebilecek, modern bir islam algısı oluşturup ecrimize ecir katacaktık. Üstelik mazeretlerimiz de çoktu. “Eşim öyle istiyor, çocuklara nasıl anlatayım başka türlü” gibi eften püften bahanelerle evimize, hanemize her gün yeni bir şey getirdik dışarıdan.  Pasta süsünden, dantel örtüsünden “Bak çocuğum çok çalış iyi bir yer kazanmalısın. Bu devirde üniversite mezunu olmazsan yüzüne bakmazlar” nasihatleriyle doldurduk benliğimizi. Eski defterlerimizi, yazılarımızı, şiirlerimizi, ağıdımızı dolapların en alt köşelerine sakladık, kimse görmesin, kimse bilmesin eski halimizi diye. “Şimdi böyle olunmalı” dedik, “Artık her şey değişti” dedik ve biz de değiştik işte.

Anlıyor musun dostum. Ve bu satırları okurken neden içimin sızladığını hissedebiliyor musun? Sabah kahvelerine yetişeceğiz diye sabah zikirlerimizi, aksam davetlerini yetiştireceğiz diye akşam zikirlerimizi unuttuk da unuttuğumuzu bile unuttuk. Simdi söylenecek tek şey var dostum edilecek tek dua; Allahım! Bizi bize hatırlat.


Ummu İbrahim

..devamı »

8 Ara 2014

Forum'a Davet: Teknoloji Çağında Çocuk Yetiştirmek

2 Yorum sayısı
MüslümanAnneler.net
Özel Forum

"Teknoloji Çağında Çocuk Yetiştirmek"

Konuşmacılar:
1- Teknolojinin Hayatımızdaki Yeri - Fatıma Neşe Tuna
2- Teknolojinin Çocuklara Zararları - Hamide Hicret Tuna
3- Subliminal Mesajlar - Ummu Reyhane
4- Alternatifler ve Çözümler - Raziye Nur Özköse
Soru ve Cevap

Tarih:
27 Aralık 2014, Cumartesi
Saat: 
12.00 - 15.00
Yer:
Yeni Mahalle, Millet Caddesi No: 17
Soğanlık/Kartal - İstanbul
Özel Yeni Mahalle Öğrenci Yurdu
(Soğanlık merkez karakolu ve Soğanlık merkez cami arkası)

Not: 
Sadece bayanlara özeldir.
Katılım ücretsizdir.
Katılım için kayıt yaptırılmalıdır.
Kayıt başvurularını muslumananneler@gmail.com mail adresinden yapabilirsiniz.
Başvuruda "İsim, Soyisim ve katılacak kişi sayısı" belirtilmelidir.

Adres Tarifi:
- Üsküdar Merkez'den Marmaray'a binilip Ayrılık Çeşmesi durağında inilir.
Kartal metrosuna aktarma yapılır ve Soğanlık durağında inilebilir.
- Aksaray metrosundan Yeni Kapı Marmaray'a aktarma yapılabilir.
Oradan Ayrılık Çeşmesi durağına gelinip Kartal metrosuna binilir ve Soğanlık durağında inilebilir.
- Eminönü Sirkeci Marmaray'dan Ayrılık Çeşmesi durağına gelinip Kartal metrosuna binilir ve Soğanlık durağında inilebilir.




..devamı »

4 Ara 2014

Asr-ı Saadette Değiliz Yavrum

3 Yorum sayısı



ASR-I SAADETTE DEĞİLİZ YAVRUM

Kitaplarda okuduğumuz o muhteşem hikayeler hep  kitaplarda kalacak yavrum. Kötü dediğimiz adamlar hep kötü,  güzel dediklerimiz ise hep güler yüzlü kalacak kitaplarda. Develer hep çöllerde,  karıncalar hep telaşlarda olacak Süleyman'ın ordusu karşısında. Gemi deyince hep tufan, su deyince hep zemzem, taş deyince ebabil, ateş deyince İbrahim gelecek aklımıza yavrum.

Enes'in ellerini hep Rasul'ün ellerinde göreceğiz. Ve aynı anda uzandığında yüzlerce el bir sofraya bereket göreceğiz hayretle. Kedilere Ebu Hureyreyi soracağız, balıklara Yunusu, denizlere Musayı ve Meryem'in gözyaşlarını bu çağın korkak adamlarına soracağız.

Oysa yavrum ne saadet asrındayız ne de masal devrinde. Apartman köşelerinde egzoz dumanı soluya soluya kararmış yüreklerle bir oraya savruluyoruz bir buraya. Soğanımız, sarımsağımız, mercimeğimiz, baklamızla, İsrailoğullarını aratmayan nefislerimizle kitaplar okuyup duruyoruz işte. 


Asr-ı saadette değiliz yavrum. Minik bedeniyle cihada katılmak isteyen Rafi'nin yerini televizyon, çizgi film, sanatçı tutkunu çocuklar aldı genç bile olmadan. Sen sanma ki her Hasan, Hüseyin adını taşıyan Hasan, Hüseyindir. Sen sanma ki her dilenen fakirdir ve her baba peygamber gibi şefkatlidir. Burada beyinleri uyuşturan renkli şeyler kol geziyor. Buralarda üstsüzler değil yüzlerine perde çekenler kınanıyor yavrum ve bir kağıt parçası kitabımızdan önde tutuluyor hiç sorgulanmadan.

Biz Asr-ı saadette değiliz yavrum. Az sonra beklediğimiz vahiy inmeyecek. Acaba bu konuda ne yapsak dediğimizde gidip kapısını çalamayacağız Rasul'ün. Ama yine de yavrum bu kadar kirin içinde sen, her yağmurla temizlenme duaları et annenin dilinden. Ve hiç bilme o pak benliğin zihnin ve kalbinle insanların ne kadar rahat yalan söylediğini, utanmadan sıkılmadan birbirini dolandırdığını ve her namaz kılanın namaz kılmadığını. Sen hiç bilme anne babasını terk edip huzur evlerine tatillerde keyif yapanları, haramların yalanların bu derece küçüldüğünü... 

Sen küçüksün! Aklın ermez zaten yavrum!!!

Ummu ibrahim
..devamı »

3 Ara 2014

En'am Suresi Gelini

5 Yorum sayısı

EN’AM SURESİ GELİNİ

Ben küçükken çok kitap okuyan ama insanları okumayı hiç bilmeyen bir kızdım..

Gördüklerimle okuduklarımın tezatlığı aklımı allak bullak ediyordu..

İnsanlara baktıkça beynimde en çok tekrarlanan şey; “Ama böyle olmamalıydı” cümlesiydi..

Ya kitaplara dost olacaktım yada onları raflarda terk edip insanlarla barışacaktım..

Ne kitaplarla dostluktan vazgeçebildim ne de insanları anlama çabamdan..

Velhasıl arada bir yerlerde kaldım, gittim..

***

Yeni doğduğum sıralarda yakın bir akrabamız evlenmiş, düğünlerinde o kadar mal-mülk davası, eşya kavgası olmuş ki, babam; “Kızımı bir kilimin üzerine evlendireceğim” diye ahdetmiş..

Büyüyünce duydum ben bunu..

Anlamadım tabii.. Düğünde nasıl eşya kavgası olurmuş, bir türlü hayal edemedim..

Büyüdükçe görmeye başladım, düğün öncesi kadınların oturup da geline alınan çoraba varıncaya kadar masaların üzerine dizdiklerini.. Bohçaların açıldığını gördüm, çeyizlerin çakıldığını, gelinin odasına herkesin girip çekmecelerdeki havluların kenarlarına baktığını..

Ve nişanların, sözlerin, düğün öncesi çıkılan alışverişlerde bozulduğunu duydum.. Mağazalarda etek, gömlek, ayakkabı seçilirken birdenbire yüzüklerin atıldığını..

Sonra; “Bu halının iyisini almamışlar, ucuzuna kaçmışlar.. Geline bu kadar mı altın takmışlar? Damadın saati neydi öyle, seyyardan mı almışlar?” gibi bilmem kaçıncı sınıf ucuz dedikoduları..

***

O sıralar ben “Zühd” okuyorum, Ahmed bin Hanbel, Abdullah ibni Mübarek, Beyhaki..

Hemen yanı başımda Zeynep Gazali, Zindan Hatıraları..

Ve Meral Ma’ruf, Hicret Günleri, Dullar Kampı..

Bir insanlara bakıyorum, bir kitaplarıma..

“Beni kitaplara kaçıran ne çok insan var” (Cemil Meriç) demeye başladığım günlerimdeyim..


Kalbimde iki dünya var..

Güzel insanlar kitaplarda yaşıyor..

Kötüler dünyada..

Karamsarım bayağı..

Kötümserim..

Küsmüşüm, kırılmışım, köprüleri atmışım..

Sırtımı şehre verip yönümü dağlara dönmüşüm..

Heybemde kitaplar, dilimde sevda türküleri..

***

Yine bir düğün arifesi, başım dumanlı, efkarlardayım..

Babam eski bir anısını anlattı;

Fakir bir arkadaşı varmış

Evlenmek için ne eşya almaya ne de mehir vermeye gücü yetiyormuş

Derken En’am suresi karşılığında bir kızla evlenmiş

Sonra Allah onlara bol bol rızıklar vermiş..

Ben çok merak ettim o kızı

Hiç görmedim ama çok sevdim

Kitaplardan bir kahraman gibi yıllar yılı unutmadan hatırasını tazeledim..


Oysa ben biliyordum, evleneceği hanıma bir demir yüzük dahi bulamayan sahabeyi..

Efendimizin (s.a.v) ona; “Ezberinde İhlas suresi yok mu? Peki ya Nasr, Kafirun, Zilzal, o halde onlar karşılığında evlen” (Ahmed) buyurmasını..  

Sonra; “Kadınların en bereketlisi, geçimi (mihri) en kolay olandır” (Nesai) buyurduğunu..
Hz. Fatıma’nın birkaç kap kacakla yuva kuruduğunu..

Efendimizin (s.a.v), ümmetin kadınlarına helal kıldığı halde sürekli kızlarını, hanımlarını altın takmaktan, lükse dalmaktan, dünyaya saplanıp kalmaktan sakındırdığını..

Ardından bir gözüm kitaplarda bir gözüm insanlarda

Kitaplardan çıkıp gelen numuneler aramaya koyuldum..

Sonra baktım bizim camianın büyükleri; “Onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın..” (Nisa 20) ayetini ve mehirlere sınırlandırma getirmek isteyen Hz. Ömer’e bir kadının bu ayetle itiraz etmesini delil olarak getirip; “çok fazla mihir istemenin neredeyse vacip olduğunu, hatta erkeğin gerekirse zora girerek düğünde yüklü bir miktar ödemesini, sonrası için de borçlandırılarak düğünden sonra mehir ödemeye devam etmesini” öngörüyorlar..

Gerekçe olarak da; “Erkeğin evlilik sorumluluğunu idrak edebilmesi için böyle yüklü bir miktarın gerekli olduğunu, herhangi bir olumsuz durumda kadının mağdur olmaması için Allah’ın bu hakkı kadına vermiş olduğunu” söylüyorlar..

Oysa ayetteki ifade "o kadar mübalağalı bir mehir vermenin caiz olduğunu" bildirirken, kesinlikle bir vucubiyet, hatta emir veya teşvik içermez..

“Kadın çalışmalı, eline mesleğini almalı, kocasının eline bakmamalı, hadi anlaşamazlar da boşanırlarsa kadın ortada mı kalsın?” diyenler, sanki çok farklı bir şey mi söylüyor?

Burada yine niyetler devreye girmiyor mu?

Müslüman erkekler, evlilikte maddiyat konusunda iyi niyeti hak etmiyorlar mı?

Çok olumsuz örnekleri olmuştur, niceleri bu konuda imtihan edilmiştir..

Fakat gücü yetse zaten dünyaları ayaklarının altına serecek olan bir gençten, nasıl “Allah’ın verdiği hak” diyerek dünyanın altında kalmasını isteyebiliriz?

Birileri Hz. Hatice validemiz gibi olmalı değil mi?

Sırf dininin ve ahlakının güzelliğinden dolayı fakir gençlere cennet serinliği olmalı değil mi?

Kendisi zengin olsa da, hiç sözünü etmeden tüm varlığını onun için feda etmeli değil mi?

***

Allah’a tevekkül olmazsa, evlilik dipsiz bir kuyudur..

Bu gemiye, hesap-kitap yaparak geleceği kurtarma, kendilerini garantiye alma niyetiyle binenler, dünyanın onca gailesi arasında helak olup giderler.. Sevgi de cennet esintisi de uğramaz yuvalarına..

Nasıl ki Müslüman erkekler için en bereketlisi; evleneceği kızda dine önem vermesi, soyu, sopu ve zenginliği bir kenara bırakmasıysa, Müslüman kızlar için de en temel kriter; din ve ahlak olmalı..


Ben En’am suresi gelinini çok sevdim,

Sonra bir de Vakıa suresi gelini gördüm,

Eski ayakkabısıyla evinden çıkanları

Elindeki bavulla kıyafetten çok kitap götürenleri gördüm..


Birkaç dostum oldu

Dünya evine girmeyen

Evliliği cennete basamak görüp

Dünyanın üstünden atlayarak geçen..

Birkaç yolcu geçti hayatımdan

Bir kilimin üzerinde hayat sürmeye gocunmayan

Gözlerinde muhabbet, yuvalarında sekinet olan..


Hey benim dostlarım

Kitaplarım

Kitap insanlarım

İnsanlardan kaçıp kendilerine sığındıklarım..

Ummu Aişe





..devamı »

30 Kas 2014

Günlerimde Yakup Telaşı

2 Yorum sayısı

GÜNLERİMDE YAKUP TELAŞI

Sabahın aydınlığıyla soluklanırken, pencereden içeri odamızı dolduran, yüzümüzü aydınlatan güneşe doyamadan, bir garip hüzünle akşama teslim olurken, içimin bu seslenişini kelimelere emanet etmek istedim yavrum…   Elimizden kayıp giden zamandan öylesine ürperdim de, kağıt ve kaleme sarıldım, sükûtları bir kenara kaldırarak…

İstedim ki; bir gün annenin çabalarına, dertlerine, doğru ve yanlışlarıyla hüzünleri ve umutlarına sen de dokunasın.

Hangi anne çocuğuna baktığında, ‘zaman ne de çabuk geçmiş ve yavrum ne zaman bu kadar büyümüş’ demez ki?

İşte ben de, onca yoğunluk, yorgunluk, farklı ülke ve şehirlerle geçen onca telaşeli günlerden sonra, durup kendime aynı şeyleri söylüyorum…

Zaman ne de çabuk geçmiş…

Ve bir rüzgar gibi günlerime Yakub’un telaşını düşürmüş… Yusuf’undan bir gün bile ayrılmak istemeyen o içli, hassas Yakub’un telaşını…

“Ondan ayrı kalmak muhakkak beni üzer.”

Ellerime emanet edildiğinden beri, gecesi-gündüzü, acısı-tatlısı, hastalığı, yorgunluğuyla, nefes alış verişlerimizin dahi birbirine karıştığı o en masum, en güzel yıllara ne de alışmıştık…

Oysa, uzak görsek de biliyorduk; gün gelecek bir şekilde az ya da çok ayrılıklar başlayacak, küçük yavrular yuvanın dışında kanat çırpacak, kendi başlarına arkadaşlar bulacak, farklı farklı hayatlara şahit olacaklardı.

Belki biz de bu yeni durum karşısında, ‘Onu kurt yemesinden korkuyorum’ diye içimizin telaşesini dışa vuracak, panik ve tedirginlikle karışık şefkatle hatalar yapacak, belki de hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalışırken, kurtlar bizim içimizi kemirecekti…

Ah, yavrusunu yavrularına emanet edemeyen Yakup; yavrularımız kimlere emanetken, ruhları öldüren kurtlarla mücadele ne çetindir şimdi…

Daha çok dualar düşmeli artık avuçlarımıza. Yalnız gündüzler değil, ay ve yıldızlar dolu geceler de şahit olmalı artık çabalarımıza…

Biliyorum; belki delilikle suçlanacağız kimi zaman. Kimi zaman hassasiyetlerimiz anlaşılmayacak…  'Bu devirde...' diye başlayan kınama ve aşağılanma lâfları duyacağız en yakınlarımızdan...

Dikkatlerimizi, korunma ve koruma çabalarımızı, içli ve hassas Yakub’un hüzün ve tasasını şikayet ettiği Rabbimize sunmalıyız belki de sadece…

Ve biliyorum; bize düşen, görevimizi hakkıyla yapmak, her an yavrularımızla beraber olan Rabbimize dayanmak…

Kuyular, saraylar ve zindanlarla dolu olan hayatta, imtihanlardan alnının akıyla çıkan Yusuf’larla nimetlendirsin bizi Rabbimiz.

Yalnızlıkta ve toplulukta her daim Rabbi’nin rızasını kaybetmekten korkan, kınayıcıların kınamasından korkmayan yiğitlerle rızıklandırsın…

Ayrı kaldığımız anlarla mahzun olan yüreklerimiz, onurlansın ve inşirah bulsun, yavrularımızın sapasağlam imanlarıyla…

Hüzünlerimiz sevince, korkularımız cennete dönüşsün en nihayetinde...

Yaşamımızın her aşamasında bize farklı farklı dersler veren, en güzel kıssanın güzel kahramanları Yakub’a ve Yusuf’a selam olsun…

                                                           Ummu Salim


..devamı »