Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

17 Şub 2017

Doğum Süreci Nasıl Olmalı

Henüz yorum yok!

DOĞUM SÜRECİ NASIL OLMALI

41.Doğum Süresince Hormonların Aktif Olarak Salgılanmasından 
Bahsettiniz. Hangi Hormonlar Bunlar?

Doğumu doğallığına bıraktığınızda, yani kendi başlayan bir doğumda üç hormon; annelik güdüleri, annelik davranışları ve anne-bebek bağlanmasından sorumludur. Bunların başında ‘oksitosin’ geliyor. Bu çok değerli bir hormon! Çünkü hem doğumdaki kasılmalardan sorumlu hem de hayatın birçok döneminde kadın ve erkeğin kanında salgılanıyor. Bu hormonun ayrıca iyileştirme faktörü var. Antistres hormonu, sevgi hormonu olarak da biliniyor. Anne bebeğini doğururken anne ve bebekteki kan tamamen oksitosin içeriyor, yani sevgi hormonu salgılanıyor. Diğer bir hormon da ‘endorfin’. Endorfin içimizde uyuşturucu görevi görür. Herhangi bir ağrı durumunda, bu ağrının azalması için sağlanır. Hem mutluluk verici hem de hissedilen ağrıları azaltan bir hormon. Bu sayede dayanıklılık artıyor. Doğum anında oksitosin le birlikte salgılanan endorfin hormonu vücuda adeta doğal anestezi, ağrı kesici oluyor. Bir de ‘adrenalin’ hormonu var. Bazı koşullarda doğumu durdurabildiği için aslında bu hormonu pek sevmiyoruz. Ama bir yandan da anneye ekstra bir güç de katıyor. Bu sayede anne ne kadar yorgun olursa olsun, doğum yapacak gücü kendinde bulabiliyor. Planlı sezaryen yapan bir anne bu hormonların tüm olumlu etkilerini kaybediyor.


42.Doğum Anında En Büyük Korkulardan Biri de Ağrı Çekmek. Oysa Kimi Anneler Fazla Ağrı Hissetmediklerini Söylüyor. Ağrılara Dayanmak İçin Neler Önerirsiniz?

Ağrı dediğimiz duygular bebeğin başının rahim ağzını germesinden kaynaklanıyor. Ama bu ağrı annenin eğitim seviyesi, doğumu algılayışı, kültürel inanışları ve doğuma hazırlığı ile çok alakalı. Eğer yola ‘ağrıya dayanma’  gibi negatif bir açıdan bakarak çıkarsanız, zaten başarısız olmaya adaysınız demektir. Bu ağrılar aslında annenin dostudur. Çünkü ağrı sayesinde güvenli bir yere ulaşıyorsunuz, ağrı sayesinde endorfin salgılıyorsunuz. Yani doğum ağrısı aslında doğuma yardımcı bir ağrı. Tek yapmanız gereken onunla savaşmayı bırakıp, onu kabul etmek ve olumluya dönüştürmek.


43.Kimileri 4 Saatte, Kimileri 3 Günde Doğum Yapıyor. Bu Nasıl Oluyor?

Aslında doğumlar 3 gün sürmüyor. Doğum başlayıp duruyor. Bazen suyu doğum başlamadan önce geliyor ve bekleniyor. Bunları topladığınız zaman 3 gün sürüyor. Yani aktif doğum dönemi 3 gün sürmüyor. Uzun süren doğumların altında annenin korkuları, kendini tehlikede hissetmesi ve bunlar nedeniyle hormonların olumsuz etkilenmesi yatıyor.


44.Doğumda Müdahale Kavramını Açabilir misiniz?

Anneyi aç bırakmak, serum takmak, vajinal kesi, vakumla bebeği almak, lavman, epidural anestezi, Nst, suni sancı gibi yöntemler dışarıdan müdahaledir. Şayet ciddi bir gereksinim olmazsa bu müdahaleler doğumun ‘doğal’ seyrini sekteye uğratır. Bu müdahaleler hastanelerde rutin olarak yapılmaya başlandı. Biz rutin olmasına karşıyız. Zaten doğal doğumu savunan herhangi biri gerekli müdahaleye hiçbir zaman karşı koymaz. 


45.Doğumda Ağrıyı Azaltan İlaç Dışı Yöntemler Nelerdir?

Bunlar, nefes tekniği, anne adayına dokunmak ve anne adayının tekrarladığı kelimeler. Bunlar annenin gittikçe daha fazla içe dönmesini ve odaklanmasını sağlıyor.  Diğer teknikler; doğum topu üzerinde sallanmak, değişik spiral kalça hareketleri yapmak, sıcak ve soğuk duş almak, varsa doğum havuzuna girmek, sıcak veya soğuk kompresler. Artık ispatlanmış olarak bunların birçoğu annelerin hissettikleri ağrıları belli ölçüde azaltıyor. Zaten amacımız annelerin hiçbir şey hissetmeden doğum yapmaları değil, kontrol edebilecekleri derecedeki kasılmalarla doğum yapmaları.


46.Nefes Alma Sorunu Yaşadığını Belirten Kadınlar Doğal Doğum Yapabilir Mi?

Bence nefes sorunu olan kimse yok. Kısa nefes alan kişiler var. Bu kişiye biraz nefesi anlatıp biraz da yönlendirirseniz bu kişiler de uzun nefes almayı öğrenirler. Doğumda nefes çok önemlidir. Nefes sayesinde bebeğin ve aktif çalışan kasın oksijenlenmesi sağlanıyor. Bu kaslara doğru oksijen gittiği zaman hem rahmin ağrılı çalışmaları engellenmiş hem de bebek kalp atışları bozulmamış oluyor. Bir diğer önemli konu da,  nefes annenin zihnini meşgul ediyor. Bu noktada nefese odaklanmak çok önemli! Nefes almaya odaklandığınız zaman zihninizde meşgul olduğu için bedenden gelen ağrı sinyalleri azalmış oluyor. Sadece nefese odaklanarak ağrı yüzde 50-80 arasında azalabilir.  Doğumda nefes çalışmalarında üç faktör çok önemlidir: 1.Karın nefesini kullanmak(karnı balon gibi şişirmek), 2.Gevşemek, 3.Yavaş ve derin nefeslere odaklanmak. Gerisini bebek ve rahim birlikte uyum içinde çalışarak halledeceklerdir.


47.Her Bebeğin Doğar Doğmaz ve Kordonu Kesilmeden Annesinin Kucağına Verilmesini Savunuyorsunuz. Ama Genelde Böyle Yapılmıyor. Bu Gerçekten Çok Mu Önemli?

Çocuk doğar doğmaz sorunu yoksa annesinin kucağına, onun çıplak tenine neden bırakılmıyor? Bir kere bebek o ilk nefesini aldıktan sonra annesinin kucağına bırakırsanız annenin kolları refleks olarak kapanıyor ve konuşmaya başlıyor ’Yavrum, canım!’ diyor. Bu bebek için tanıdık bir ses. Başı annesinin göğsündeyken kalp atışını duyuyor, o da tanıdık. Kafasını kaldırıyor anneye bakıyor ve onu ilk defa görüyor, tabi siz kordonu hemen kesip onları ayırmazsanız. O kordon annenin doğan yavrusunu kucağına alabileceği uzunlukta.  Amaç budur. Memelilerin doğumuna baktığınızda hiçbir memelinin kalp atımı durana dek, kordonu hemen kesmediğini; durduktan sonra ısırarak kopardığını görürsünüz. Bağlamazlar bile ve hiçbir şey olmaz. Çünkü plasentadan gelen kalp atımı durunca oradaki, kan pıhtılaşıyor. İşte böyle yapılan bebeklerde de güven duygusu oluşuyor. Böylece bebek “ evet annemin yanındayım, evet biraz farklı burası, ama güvenli bir yer!” diye hissederek kendini rahat bırakıyor ve ağlaması duruyor. Sadece nefes alıyor. Doğduktan sonra bebeği anneden ayırmanın psikolojik yan etkilerinin yanı sıra fiziksel yan etkileri de var.  Bir bebeğin doğar doğmaz bağırsak florası sterildir.  24 saat içinde bağırsak florası mikroplar tarafından işgal edilir.  Eğer bebeği annesinin kucağına verir ve onun cildiyle temas ettirirseniz, bağırsak florasına aile mikropları, yani dost mikropları yerleşir. Bu sayede bebeğin bağırsak sistemi çok iyi bir başlangıç yapar. Ama siz bebeği steril olma adına, korumak adına anneden uzaklaştırırsanız o zaman bebeğin ilk tanıştığı mikroplar hastane mikropları olur. Ve bunun sonucu da alerjik problemler ve gaz problemleri bebekte görülebilir. Ayrıca bebekleri doğar doğmaz yıkamak gerekmez. Tamamen görüntüsel bir nedenden dolayı yıkıyoruz. Yıkarsanız bebeğin anne karnından çıktığında cildinin üstünde var olan ‘verniks’ isimli yağ tabakasını erkenden yok etmiş oluyorsunuz. Bırakalım bu tabaka bebeğin üzerinde bir süre kalsın. Çünkü bu yağ tabakasının önemli, bir görevi var, o da ısı kaybını önlemesi.  Bebekler bazen biraz kanlı doğabiliyorlar. Bunları yumuşak bir bezle silmek yeterli. Tüm bu anlattıklarımıza ‘Ten Tene Temas’ diyoruz ve bu doğum anında anne ve bebeğin hakkıdır.


48.Doğunca Bebeklerin Poposuna Neden Vurulur?

Eskiden bebekler doğar doğmaz ağzındaki sıvılar aksın, nefes alsın diye ayaklarından baş aşağı tutulur ve ayaklarına ya da poposuna vurulurdu.  Bu uygulamalar demode oldu. Şimdi biz sadece bebekleri yatay tutup sırtını sıvazlıyoruz.


49.Doğum Sonrası Nasıl Olmalı?

İnanmayacaksınız ama doğumdan sonra anne için her şey bitiyor. 1 dakika içinde iyileşmiş oluyor. Vajinal doğumda tabii… Eğer kadın aktif, desteklendiği ve istediği gibi bir doğum yaparsa, ne kadar yorulursa yorulsun doğumdan sonraki iki dakikada sanki yenilenmiş oluyor. Bazıları 20-30 saat doğum yolculuğu yapıyor. Ama o yorgun kadına bakıyorsunuz 24 saat uyumuyor ve bebeğini emzirebiliyor. Bu güç de işte doğumdaki hormonlardan geliyor.


50.Doğum Sonrası Depresyon Neden Oluyor? 


Doğal doğum yapanlar doğum sonrası depresyonu kolay atlatır. Çünkü salgılanan hormonlar anneye ayrı bir güç veriyor. Anne doğumdan güçlü bir kadın olarak çıkıyor. Ama bu yetmez, doğum sonrası ortam da ruh halini çok etkiliyor. Bu yüzden annelere doğum sonrası yakınlarından birkaç hafta destek almalarını öneriyoruz. Annenin işi emzirmek, yemek yemek ve dinlenmek olmalı. Misafir yoğunluğu bu rutini kesintiye uğratabiliyor. Anne bu yoğunlukla ilgilenirken dinlenmeyi öteliyor ve bu bebeğe de yansıyor. Bebekte gaz sorunu ve ağlama başlıyor. Bu da annede doğum sonrası depresyona neden oluyor. Bir yandan da şu var: Doğum sonrası atmosfere giriliyor. Anne eski hayatına dönmeye çalıştığında işler karışıyor. Dönemezsiniz! Bundan en çok etkilenenler daha çok iş kadınları, müdürler, yöneticiler oluyor. Doğumdan sonra kendini bırakmanın ve bebeğe uyum sağlamanın zorluğunu yaşıyorlar. Oysa artık patron bebek! Her şeyi ona göre yapmaları lazım. Doğum sonrasını rahat atlatabilirlerse bundan sonrası çok kolay olur.  

Ummu Ömer
..devamı »

6 Şub 2017

Çocuk Kitapları Yazarı Zeynep Sevde'den Çocuklar İçin Kitap Önerileri

Henüz yorum yok!

Çocuk Kitapları Yazarı Zeynep Sevde'den Çocuklar İçin Kitap Önerileri

Sık sık sorduğunuz çocuk kitapları öneri listesini hazırladım. Öncelikle, aşağıda vereceğim listedeki yaşlar alt yaş sınırı. 

5+ listesindeki kitapları 8 yaşındaki veya 9+ listesindeki kitapları 12 yaşındaki çocuk da severek okur. Çocuğunuzun okuma yaşı yüksekse kendi yaşının üstündekileri de okuyabilir. Doğduğundan itibaren kitap okunmaya başlanılan çocuk 2 yaşındayken 3+ 4+ kitapları dinleyebilir. İşin burası ebeveynin karar vereceği nokta. 

Çocuk kitabı seçerken okul kitabı gibi müfredat yaşlarına uymanız gerekmez, her çocuğun okuma yaşı/zevki değişken olabilir. Yetişkinlerde kiminin aşk romanı kiminin kuantum fiziği okuması gibi.

Liste geçen senekinin benzeri. Baskısı olmayanları silip yerlerine bu sene yeni çıkan okuduğum ve sevdiğim kitaplardan ekledim.
Buyurun, kitap önerisi isteyenlere liste:


0+ yaş kitapları

1. Aç Tırtıl (Mavibulut)
2. Hareketli Ev (İş Bankası Yayınları)
3. Gökkuşağı (Pearson)
4. Renkler (Pearson)
5. Gürültücü Maymun (Uçan Fil Yayınları)
6. Bil Bakalım Bu Kim (Final Yayınları)
7. Hayvanlar ve Sayılar (Mikado)


2+ yaş kitaplar

8. Seninle Ben Küçük Ayı (Kırçiçeği Yayınları)
9. Pisi Kedi'nin İlk Kelimeleri (İş Bankası Yayınları)
10. Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum (Tudem)
11. Akıllı Tilkinin Masalı (İş Bankası Yayınları)
12. Güvercin Geç Yatmasın (Uçan Fil Yayınları)
13. Mamut Yıkama Rehberi (Pearson)
14. Nerede Bu Fil (Redhouse Kidz)
15. Memo ve Ay (Mavibulut)
16. İyi Geceler Farecikler (1001 Çiçek)
17. Meraklı Uğur serisi -6 kitap- (Nesil Çocuk)


3+ yaş kitaplar

18. Ali, Yedi ve Uyuyamayan Koala (Profil Çocuk)
19. Ya Penguen Saatini Kurmayı Unutursa (Nar Çocuk)
20. Çok Yaramaz Kedi (Nar Çocuk)
21. Taş Masalları -6 kitap- (Erdem Çocuk)
22. Koyun Russell (Mandolin)
23. Yayazula (İş Bankası)
24. Yağmurlu Bir Gün (YKY)
25. Yüzyüz (Elma Yayınları)
26. Pezzettino (Elma Yayınları)
27. Ay Ne Zaman Gelecek (YKY)
28. Kaplanı Sakın Gıdıklama (Marsık Kitap)
29. Zürafalar Ne Sever? (Pearson)


4+ yaş kitaplar

30. Bir Fikirle Ne Yaparsın (Nar Çocuk)
31. Eyvah Kalbim Kırıldı (Redhouse)
32. Astronot Kutup Ayısı (Yeşil Dinozor)
33. Köfte Pilav (Düşizi)
34. Nokta (Altın Kitaplar)
35. Haydi Sayalım-Elmalar (Tübitak)
36. Leyla Fonten serisi -9 kitap- (Redhouse)
37. Tavuklar Karanlıkta Göremez (Formül Yayınları)
38. Hiç Hata Yapmayan Kız (1001 Çiçek)
39. Kapı Komşumuz Korsanlar (Redhouse)
40. İki Utangaç Panda (Mikado)
41. Küçük Sahabiler serisi (Uğur Böceği Yayınları)
42. Zogi (İş Bankası)
43. Süper Kurti (İş Bankası)
44. Nefise Nine (YKY)
45. Ay'a Taşınabilir miyim? (İş Bankası)
46. Tohumun Rüyası (Sarıgaga)
47. Gogo ve Günışığı (Final Yayınları)
48. Çok Hayal Kuran Çocuk (Elma Yayınları)


5+ yaş kitaplar

49. Bay Ka Buk ve Ejder (Taze Kitap)
50. Hayal Kumanyası (Taze Kitap)
51. Yolculuk (Taze Kitap)
52. Yeşil Günlük (Taze Kitap)
53. Güneş ile Kovalamaca (DİB)
54. Ev Canavarları (İletişim)
55. Nar Alfabesi (Kırmızı Kedi)
56. Öğretmenim Bir Canavar (Hep Kitap)
57. Değirmenler Vadisi (ABM)


7+ yaş kitaplar

59. İstanbul'da Bir Gün (Profil Çocuk)
60. Kudüs'te Bir Gün (Profil Çocuk)
61. 5 Çocuk 5 İstanbul (Günışığı)
62. Gezgin Eşek'in Oyun Atlası (Taze Kitap)
63. Hayvan Atlası (Taze Kitap)
64. Fil Ozof'un Bilim Günlüğü (Profil Çocuk)
65. Fil Ozof'un Doğa Günlüğü (Profil Çocuk)
66. Dede Korkut Hikayeleri (Şule Yayınları)
67. Kiraz Hanım'ın Mutfağı (Kırmızı Kedi)
68. Yıldız Kuşu (YKY)
69. Lulu ve Brontozor (Hayy)
70. Karıncanın Ne Olduğunu Bilmeyen Karıncayiyen (Hayy)
71. Süper Defter serisi -3 kitap- (Düş Değirmeni)
72. Küçük Kara Balık (Nar Çocuk Yayınları)
73. Daha da Küçükler için Allah'ı Merak Ediyorum (Uğur Böceği)
74. Sevdalı Bulut (YKY)
75. Baykuş Evde Tek Başına (Kelime Yayınları)


8+ yaş kitaplar

76. Geceleri Gökyüzü (Tübitak)
77. Ay Tutulması (İletişim)
78. Serçe Sultan serisi -1 ve 2- (Profil Çocuk)
79. Yaman Tilki (Can Çocuk)
80. Öteki (İletişim)
81. Şamatalı Köy (Pegasus)
82. Doğabilimci Profesörün Heyecanlı Yolculuğu (YKY)
83. Pippi Uzunçorap (Doğan Egmont)
84. Bir Telefonluk Masallar (Can Çocuk)
85. Babam Süt Peşinde (Tudem)
86. Masal İçinde Masal (Can Çocuk)


9+ yaş kitaplar

87. Dedemin Bakkalı (Taze Kitap)
88. Asiye serisi -1 ve 2- (Profil Çocuk)
89. Matilda (Can Çocuk)
90. Gulliver'in Gezileri (Can Çocuk)
91. Işık Kafası Karışık (Yeşil Dinozor)
92. Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu (Uçan Balina)
93. Koca Sevimli Dev (Can Çocuk)
94. Dev Şeftali (Can Çocuk)
95. Babam ve Ben (Tudem)
96. Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas (Kabalcı)
97. Kumkurdu (Pegasus)
98. Ayı Paddington (Epsilon)
99. Kaplumbağa (Can Çocuk)
100. Narnia Günlükleri (Doğan Egmont)
101. Pilot ile Küçük Prens (Alef)
102. Peter Pan ile Wendy (Can Çocuk)
103. Küçük Prens (Can Çocuk)
104. Hayvanlar Toplantısı (Can Çocuk)
105. Uçan Sınıf (Can Çocuk)


11+ yaş kitaplar

106. Momo (Kabalcı)
107. Bitmeyecek Öykü (Kabalcı)
108. Alice Harikalar Ülkesinde (Can Çocuk)
109. Hayalperest (İthaki)
110. Yalancılar Ülkesi (Can Çocuk)
111. Tuhaflıklar Asansörü (Profil Çocuk)
112. Ejderhalar Zamanı (Profil Çocuk)
113. Güneşe Yolculuk (Şule Yayınları)
114. Zamanda Kıvrılma (Arkadaş Yayınları)
115. Soğan Oğlan (Can Çocuk)
116. Aynur Çimenlekesi (DİB)
117. Masalistanbul (Erdem Çocuk)
118. Uzayda Bir Yatılı Okul (Günışığı)
119. Küçük Ok (Erdem Çocuk)
120. Tanburi Cemil Bey Enstrümanları Anlatıyor (Erdem Çocuk)



                           Zeynep Sevde PAKSU
..devamı »

4 Şub 2017

Çocukluğun Yasını Tutmak

8 Yorum sayısı

ÇOCUKLUĞUN YASINI TUTMAK

(Çocuklara Nasıl Sabredelim 5. Bölüm)

"Annem mükemmel biri" dedi karşımda oturan genç kadın.

Mükemmeldi annesi. Çünkü dört çocuğunu da "istediği gibi" yetiştirmişti. Çocuklarının her biri okumuş, meslek sahibi olmuş, aile kurmuş, toplum arasında parmakla gösterilen örnek kişilerdi.

"Ama ben bir türlü annem gibi olamıyorum" diyerek devam etti. "Ne çocuklarıma yetebiliyorum, ne eşime, ne evime, ne de yapmak istediğim diğer şeylere. Hatırlıyorum da, evimiz hep derli topluydu. Annem daima giyim kuşamına dikkat ederdi. Biz kardeşlerimle vaktimizi güzel bir şekilde değerlendirirdik, günlerimiz kaostan uzak, düzen ve intizam içinde geçerdi."

"Bu kadar mutlu (?) ve güzel (?) bir çocukluk geçirdiğine gerçekten çok sevindim. Peki nedir seni daraltan?" diye sordum.

"Ah bir bilsem. Ben böyle biri değildim. Ama çocuklar doğduktan sonra insanlıktan çıktım. Kendimi tanıyamıyorum. Ufacık şeylere patlıyorum. Bağırmayayım, vurmayayım diye söz verdikçe kendime, nasıl oluyor da ben bile farkına varmadan cinnet geçiriyorum?" dedi.

"Çocukluk resmin var mı hiç?" diye sordum.

"Anlamadım?" dedi şaşkınlıkla.

"Bir çocukluk resmini bul bana. Sonra dikkatle o çocuğun yüzüne, gözlerine, duruşuna, görünüşüne bak. Ve hatırlayabildiğin en erken dönemden itibaren bana çocukluğunu anlat" dedim.

Sonraki buluşmamızda bütün çocukluk resimlerini toplamıştı. Biraz kafası karışıktı, kaygılıydı; "Nereye varmaya çalışıyorsun?" dedi. Öfkeliydi.

Aldırmadım, çünkü öfkesi bana değildi.

Ondan bu günü (yaşadığı sorunları) değil, geçmişi (unuttuğu çocukluğunu) istiyordum. Uzun sürdü. Zaman aldı. Resimlerine baktı, yakınlarıyla konuştu, hatıralar topladı.

Ve hatırlamaya başladı.

Annesi otoriter bir kadındı, hani şu gözleriyle bir defa bakınca, çocuğu yerine mıhlayan ebeveynlerden. Babasıyla ilgili pek bir anısı yoktu. Ki çoğunlukla vaktini iş yerinde veya dışarıda geçirirdi.

Korkularını hatırladı genç kadın. Hala "annesi gibi mükemmel olamadığı için onun gözünden düşmekten" korkuyordu. Daha küçücük bir çocukken annesini nelerin üzeceğini öğrenmişti. Bir şey yapacak olsa hemen endişeyle "Üzüldün mü anne?" derdi.

Bir kavga sırasında kardeşine oyuncak fırlattığı için tam altı gün boyunca küsmüştü annesi. Beş yaşındaydı. Sonra o kadar iyi bir abla oldu ki, bir daha asla kimseye el kaldırmadı, kardeşlerini hep kendisine tercih etti.

Annesi gürültüden hoşlanmazdı. Dağınıklıktan, çocukların ellerini kirletmelerinden, üstlerine yemek dökmelerinden.

Onun için annesi iyi değilken fısıltıyla konuşmasını, kardeşini oyalamayı, yemeğini itina ile yemeyi, ellerini güzelce yıkamayı öğrenmişti erkenden. "Benim kızım ne kadar da titiz " derdi annesi gururla. Bir şeye titizlenirken hep o sözler aklına geliyordu hala.

Ne kadar söz dinleyen, fedakarlık eden, çalışan, başaran olursa; o kadar çok seviliyordu.

Sonra ağladı hıçkıra hıçkıra. "Elbisem kirlenecek diye kaldırım taşına oturamadım hiç. Düştüğümde annem kızacak diye ağlayamadım. Onlar neyi severse onu sevdim, hiçbir şeye itiraz etmedim. Neden, neden? Ben insan değil miydim?"

Peki ne olacaktı şimdi?

Belleğinin kendisine oynadığı "mükemmel" oyun sona ermişti.

İçine düştüğü gerçeklik kuyusundan çıkabilecek miydi?

Yaşanmamış bir çocukluk geri gelebilir miydi?

Gerçek; öfke, acı ve kederdi.

Evet, dedim sakince.

Evet, şimdi o çocukluğun yasını tutma zamanı.

Dön evine. Dön kalbine, dön ta derinliklerine.

Kapını kapat, uyaranları kapat, insanları kapat, dış dünyayı kapat, yardım iste, yardım al ve mutlaka dön  içine.

Evet, anne-baban "bilebildikleri" kadarıyla anne-babalık yapmışlardı sana. Senin çocukluğuna saygı gösterecek şartları yahut gönülleri yoktu. "Hadi kötü yetiştirirsem?" diye kaygıları çoktu. Yanlış yanlış üstüne derken öyle olmuştu.

Derdimiz onlara kızıp öfkelenmek, bütün faturayı onlara kesmek değil şimdi.

Sen küçüktün daha. Çocuktun. Korkutulmayı, sindirilmeyi ve kendinden vazgeçmeyi hak etmemiştin. Sen suçlu değildin.

Şimdi yeniden bak o çocuğun gözlerine. Kalbinin atışlarını dinle. Yastığına doğru süzülen gözyaşlarını gör. Bir gölge gibi evin içinde nasıl tedirgin adımlar attığına bak. İzin verildiğinde nasıl şefkate sokulduğunu izle.

Hatırla, detaylara in, için acısın, yüreğin titresin ve ağla, ağla, ağla.

Sonra merhamet et o çocuğa.

Şefkat et.

Bir zaman böyle geçsin. Yas içinde. Acı içinde. Acı kalbinde demlendiğinde, için yeniden dinginleştiğinde, o çocukluktan "buraya" sadece tek bir şey getir.

Merhamet. Şefkat.

Kendine duyduğun merhametle şimdi yeniden merhamet etmeyi dene çocuklarına.

Korkularını unutmadan, onları nasıl korkuttuğunu gör. Nasıl dayattığını, daralttığını.

Ve bil ki, kendine ne kadar merhamet edersen, o kadar merhametle sarılacaksın çocuklarına.

Kendini ne kadar şefkatle sararsan, o kadar iyileşeceksin.

Çocuklarınla.

Ummu Reyhane





  









..devamı »

24 Oca 2017

Anne Baba ve Eğitimciler İçin Tavsiye Filmler

2 Yorum sayısı

ANNE BABA VE EĞİTİMCİLER İÇİN TAVSİYE FİLMLER


Pedagoji Derneği olarak çocuk konusunda doğru adımlar atılması için mektuplar ve bildiriler yayınlıyoruz. Aynı zamanda doğru yapıldığını düşündüğümüz işleri de duyurmayı bir görev biliyoruz. Bu amaçla şu ana kadar birçok kitap, mekân, oyun ve internet sitesi tavsiyelerinde bulunduk. Uzun süredir de anne-babalar, eğitimciler ve çocukla çalışanlar için tavsiye edebileceğimiz filmler üzerinde çalışıyoruz. Bazen bir film, bir kitap kadar farkındalıkkazandırabiliyor. Hayata bakış açımıza katkı sunabiliyor. Bu nedenle eğitici özelliği olan birçok filmi değerlendirdik ve bu listeyi hazırladık.Bu çalışma ile amacımız anne-babalara ve eğitimcilere çocuk konusunda yeni farkındalıklar sağlamaktır.
Seçtiğimiz filmlerin çocuğa bakan bir tarafı mutlaka var. Bazı filmler çocuk dünyasını tanımamızı sağlıyor. Bazılarıise anne-baba-çocuk ilişkisinidikkat çekici şekilde vurguluyor. Bir kısım filmler modern eğitim sistemine, çocuk eğitim tarzımıza yönelik anlamlı eleştiriler getiriyor. Bir kısmında da küçümsediğimiz çocuklarıntarihte nice güzel işler yaptığına tanıklık ediyoruz.
Film izleyicilerinin şu konularda dikkatli olmasını öneriyoruz:
  • Bu filmler yetişkinlerin izleyebileceği filmlerdir, çocuklarla birlikte izlenecek filmler değildir. Bu nedenle, yetişkinlerin filmleri izlerken yanlarında çocuk olmamasına özen göstermeleri gerekmektedir.
  • Filmler,temasıaçısından tavsiye edilmiştir. Tavsiye edilen filmlerin içinde ahlaki değerlerimiz ve kendi kültürümüzle çelişen sahneler olabilir. Filmi tavsiye etmemiz tüm sahneleri, replikleri ve görüntüleri onayladığımız anlamına gelmemektedir.
  • Filmler alfabetik olarak sıralanmıştır. Bir filmin diğerine üstünlüğünü belirlemeye yönelik herhangi bir çalışma yapılmamıştır.
  • Listemizde yer alan filmler derneğimizin ulaştığı ve değerlendirmeye aldığı filmlerdir. Bu filmlerin dışında çocuk dünyasına ışık tutan daha güzel filmler de olabilir. Bu listenin dışındaki önerileriniz listemizin zamanla daha da zenginleşmesini sağlayacaktır. Önerilerinizi bilgi@pedagojidernegi.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.
TAVSİYE FİLM LİSTESİ
  1. 120(2008-Türkiye)
  2. 3 Aptal(3 Idiots)(2009-Hindistan)
  3. Arada Kalan(WhatMaisieKnew)(2012-ABD)
  4. Baba(Pedar)(1996-İran)
  5. Babam ve Oğlum(2005-Türkiye)
  6. Baran(Baran)(2001-İran)
  7. Beş Vakit (2006-Türkiye)
  8. Beyaz Balon(BadkonakeSefad)(1995-İran)
  9. Benim Adım Sam(I am Sam)(2001-ABD)
  10. Büyük Balık(BigFish)(2003-ABD)
big-fish
  1. Cennetin Rengi(Rang-e Khoda)(1999-İran)
  2. Cennetin Çocukları(Bacheha-Ye Aseman)(1997-İran)
  3. Charlie’nin Çikolata Fabrikası(Charlie andtheChocolateFactory)(2005-ABD)
  4. Cinderella Man(Cinderella Man) (2005-ABD)
  5. Dedemin İnsanları(2011-Türkiye)
  6. Elma(Sib)(1998-İran)
  7. Glibert’ın Hayalleri(WhatsEatingGilbertGrape)(1993-ABD)
  8. Haçiko(Hachiko)(2009-ABD)
kjhj
  1. Hayat Güzeldir(La Vita è Bella) (1997-İtalya)
  2. Her Çocuk Özeldir(TaareZameen Par) (2007-Hindistan)
  3. Kaplumbağalar da Uçar(Lakpoşt-ha Hem Pervaz Mi-konend)(2004-İran)
  4. Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak(2002-Türkiye)
  5. Kız Kardeşim Mommo(2009-Türkiye)
936full-mommo-poster
  1. Kız Kardeşimin Hikayesi(My SistersKeeper) (2009-ABD)
  2. Konuş Benimle(Speak) (2004-ABD)
  3. Koro(LesChoristes) (2004-Fransa)
  4. KramerKramere Karşı(Kramer vs. Kramer) (1979-ABD)
  5. Lorenzo’nun Yağı(Lorenzo’sOil) (1992-ABD)
  6. Ölü Ozanlar Derneği(DeadPoestsSociety) (1989-ABD)
  7. Sarhoş Atlar Zamanı(Zaman-e Baray-e Mesti Asbha)(2000-İran)
a-time-for-drunken
  1. Serçelerin Şarkısı(AvazeGonjeshk-ha)(2008-İran)
  2. Siyah(Black)(2005-Hindistan)
  3. Terabithia Köprüsü(Bridge toTerabithia) (2007-ABD)
  4. Umudunu Kaybetme(ThePursuit of Happyness) (2006-ABD)
  5. Uzun Hikâye(2012-Türkiye)

                                                                              Mehmet TEBER
..devamı »

22 Ara 2016

Halep İçin Ne Yapmalı?

3 Yorum sayısı

HALEP İÇİN NE YAPMALI?

Günlerdir adeta üzüntüden kıvranıyoruz. Peş peşe gelen haberler, medyaya düşen feryat videoları, ölmüş bebek fotoğrafları, gözü yaşlı müslüman anneler ve daha niceleri…

Dönüp dönüp şu soruyu soruyoruz kendimize; “Ben ne yapabilirim! Halep’te başımıza gelenler karşısında nasıl tepki koyabilirim!”

Bu soru elbette kalplerimizdeki imanın eseri. Ancak sorunun en doğru cevabı ne? İşte burada Müslümanlar olarak yanlış ya da yetersiz cevaplara kapılıp gitmemizden korkuyorum.

Hep öyle olmadı mı? İslam coğrafyalarından peş peşe yürek sarsan haberler yağar üstümüze… Günlerce facebook, twetter vesair sosyal medya da görüntüler paylaşılır… Tepkiler dile getirilir… Olaylar sıcaklığını yitirdiğinde de yüreklerde yanan ateş usul usul sönmeye başlar.

Bu defa böyle olmaması adına uzun vadede ne yapmamız gerektiğine kafa yormamız gerek!

Elhamdulillah pek çok yardım tırı Halep’e doğru yola çıkmış durumda… Yeter mi? Elbette yetmez. Mallarımızla destekte bulunmalıyız çağrısını her daim yapıyoruz elbette. Ancak ben daha başka çağrılar eklemek istiyorum buna.

Öncelikle, herkesi, kalplerimizdeki ateş sönmeden o ateşe doğru bir yön vermek adına biran evvel baştan sona kuran meali okuyup bitirmeye davet ediyorum.

Gelin Kuran bize nerede yanlış yaptığımızı göstersin. Kardeşlerimiz için ne yapmamız gerektiğini söylesin. Kulağımızı her söze kapatıp önce onu dinleyelim. Alalım elimize kalemi kağıdı, Ayetleri düşüne düşüne, yazarak çizerek yeniden okuyalım. Bu okuma sürecinde de bir yol haritası çıkaralım kendimize.  Ayetlerde;

“Biz nerede hata yaptık?”ı arayalım…

“Allahın yardımı nasıl celb edilir?”i arayalım…

“Zalimlerle nasıl mücadele edilir?”i arayalım…

“Düşmanın bize kurduğu tuzaklardan kurtulma yolları”ni arayalım…

Bundan sonra da gelin kalplerimize dönelim… Ciğerlerimize kadar işleyen dünya sevgisini düşünelim tekrar. Kardeşlerimiz günlerdir bombalanmış evlerinde açlıktan kıvranırken sıcacık evlerimizde neyin derdini taşıdığımıza bakalım yeniden.

Derdin Müslümanların derdi değilse… Derdin hala daha güzel eşyalar, yeni moda kıyafetler, daha zengin ve lüks bir yaşamsa şayet… Dünyaya aşık olmuş bir kalbin var senin. Bu kalp ne kadar Müslüman kardeşinin acısını taşıyabilir ki? Maddiyata aşıkken ne kadar maddİ yardım sağlanabilir? Dünyaya bağlı, Allahtan uzak kalplerle edilen dualar ne kadar kabul olabilir?

Şunu unutmayalım! Önce köklü bir kalp temizliği yapmadan bu savaşı anlayamayız!

Allah’la bağımızı sağlamlaştırmadan dualarımızın kabulünü bekleyemeyiz!

Konforumuzdan vazgeçmeden Müslüman kardeşlerimize yeterli yardımı sağlayamayız!

Gelin fazlalıklarımızdan kurtulalım… Evlerimizdeki fazlalıklardan, sofralarımızdaki fazlalıklardan, dolaplarımızdaki fazlalıklardan… En önemlisi bunların kalplerimize yaptığı fazlalıktan kurtulalım. “Sahip olduklarım bana yeter” diyerek “dur” diyelim hırslarımıza. İşte o zaman eksik sandığımız şeylerden bizde ne kadar fazla olduğunu anlayacağız. İşte o zaman evlerimizdeki asıl eksiklikleri fark edeceğiz.

Asıl eksikleri; yani evimizde kılınan namazların ne kadar özensiz olduğunu… Edilen duaların ne kadar kabulden uzak olduğunu… Konuşulan gündemin ne kadar boş olduğunu fark edeceğiz. Rasullullah (sav)’ın modellediği yaşantıdan ne kadar uzaklaştığımız gözümüzün önüne serilecek… Ashabın yolundan ne kadar ayrı düştüğümüz gerçeği apaçık ortaya çıkacak… Tıpkı şu örnekte olduğu gibi;

 Rasululllah (sav) bir keresinde sahabelere infakta bulunmaları çağrısını yapar. Çağrıya icabet eden Ebubekir (ra) malının tamamını getirir Allah Rasülü’ne. Rasulullah ona sorar; “Ailene ne bıraktın ey Ebubekir?”. Şöyle cevap verir; “Onlara Allah ve Rasulünü bıraktım”.

Peki, kalbinden dünya sevgisini silmeyen, çağrıya Ebubekir gibi cevap verebilir mi?

Kalbinde Allah ve Rasulü’nü öncelemeyen Ebubekir’i anlayabilir mi?

Şunu unutmayalım ki;

Önce kalplerimize dönüp oradaki dünya sevgisini yıkarsak,

Önce kalplerimize dönüp orayı vahiy ile yeniden imar edersek,


Allah bizi bir gün tekrar Halep’e döndürecektir. 


Ummu Ruveyda
..devamı »

16 Ara 2016

Tamamlama Etkinliği

Henüz yorum yok!

Selamün Aleyküm

Kıymetli anneler bu etkinliğimizde biz yeni öğrendiğimiz renkleri ve harfleri tekrarlamayı amaç edindik. Sizler de kuzularınızla yakın zamanda öğrendikleri harfleri ya da renkleri tekrarlayabilirsiniz. Sadece resim tamamlama olarak da sunabilirsiniz elbette.

Malzemeler:

Kağıt
Yuvarlak bir cisim (ben su şişesi kapağını kullandım)
Boya kalemleri
Renkli kağıtlar


Yapılışı:

Kağıdımıza güzel bir resim çizelim sonra da o resmin belli yerlerini daireler çizelim.Bu arada daire değil de başka şekillerde kesip şekil bilgisini de sunabilrsiniz. Kalan kısmı renkli kalemle boyayın ve açıklıklara çocuğunuzdan başka renkli kağıtlara çizip kestiğiniz parçalara uygun renkte yerleştirmesini isteyin..

“Allah’ım perçeminden tuttuğun şeylerin şerrinden sana sığınırım.Her türlü hayrı senden isterim ki bütün hayırlar senin elindedir” (İbn hibban)



Sümeyye Öztürk
..devamı »

12 Ara 2016

#Halep İçin "Bi Şeyler" Paylaş

3 Yorum sayısı

#HALEP İÇİN "bi şeyler" PAYLAŞ

Sen, iki senelik mobilyalarını değiştirmek için bütçe hesaplaması yapan, perdeleri halıya uymadığı için kalbi sıkışan kadın!

#Halep için sen de bi şeyler paylaş.

Sen, misafirini sekiz çeşit pastayla ağırlayan, mutfak mabedinin sadık hizmetkarı!

#Halep için sen de bi şeyler paylaş.

Sen, modana tesettür kulpu takan, trendlerine Allah'ın emrini alet eden, dolabındaki yüzlerce parçanın arasında "giyecek hiçbir şey bulamayan" yok-yoksul!

#Halep için sen de bi şeyler paylaş.

Sen, çocuğunun önüne dünyanın bütün nimetlerini yığan, onu lüks ve israf denizlerinde boğan anne!

#Halep için haydi sen de bi şeyler paylaş.

Sen, eşine güler yüzü, çocuklarına merhameti züll gören, bakışlarınla yuvanı ısıtmak yerine baktığın yerde şimşekler çaktıran anne!

#Halep için sen de bi şeyler paylaş.

Sen, "Etsiz yemeğe yemek demem ben" diyen, eşinden her öğün misafir muamelesi bekleyen, çorbanın tuzu için hayatın tadını kaçıran, sonra da sosyal medyada zalim edebiyatı yapıp kendinden başka zalim arayan adam!

#Sen de Halep için bi şeyler paylaş.

Sen, telefondan, televizyondan gözünü alıp da eşine ve çocuklarına ayıracak vakti olmayan, onlarla iletişimini daima eleştiri üzerinden kuran baba!

#Halep için sen de bi şeyler paylaş.

Sen, mal-makam hırsın için dostlarının ayağını kaydıran, olmadık entrika peşinde koşan, dört haneli yardım numarasına 5 tl yollayınca kendini infak etmiş sayan, daha üst model arabayı alabilmek için koşturan güya "ekmek parası" peşindeki adam!

#Halep için sen de bi şeyler paylaş.

Sen, tıka basa doldurduğun midenle, nargile dumanları altında entel acılar çeken ümmetçi, davetçi, islamcı, cihadcı!

#Halep için haydi sen de bi şeyler paylaş.


Parçalanmış ve kopmuş kol, bacak, kafa, göz, ne olursa artık. 

Daha da vurucu olması için bilhassa bebek yada çocuk elleri, ayakları bul enkaz resimlerinden.

Ölü toplayıcı gibi didik didik et görüntüleri.

En kötüsünü, en kanlısını, en canı yanmışını, en yüreği paramparça olmuşunu paylaş.

En çok beğeni alan paylaşımı sen yap, en fazla görüntülenme alan videoları ekle sayfana, en çok reetwedlenen twiti at, 

Halep'i Twitter'da gündeme sok. 

Özellikle gece yarılarına kadar hiç gözünü ayırma sosyal medyadan.

Paylaş, paylaş, paylaş.

Dindir şehvetini.

Savaşçı (!) ruhunu tatmin et.

Acıyı pornografikleştir ve gör bak nasıl duyarsızlaştığını. Gör bak "kopmuş kol veya bacak gördüğünde" bir an önce paylaşabilmek için nasıl iştahla ağzının suyunun aktığını.


Nede olsa şu sıralar en önemli fantezimiz Halep.

Ne de olsa, namazdan bahsetmenin yeri değil şimdi. Dua'dan, ihlastan, ahlaktan ve iffetten konuşmanın sırası değil.

Ne de olsa aile dediğin, son kalemiz değil.

Ne de olsa Halep'i kaybedişimiz; zaaflarımız, tefrikamız ve günahlarımız sebebiyle değil.



Ummu Reyhane

  


..devamı »

29 Kas 2016

Tesettür Tecrübeleri: Bir Kız Çocuğu Tesettüre Nasıl Alıştırılır?

4 Yorum sayısı
TESETTÜR TECRÜBELERİ: Bir Kız Çocuğa Tesettüre Nasıl Alıştı(rılır)? 

“Kaç yaşından beri kapalısın? Ne zamandır tesettürlüsün? Ne zamandan beri böyle giyiniyorsun?” ... Özellikle belli bir yaşa gelmiş kız evlada sahip olan ve kızının artık başını örtmesini arzu eden teyzelerden, ablalardan sık sık duyduğum ve her defasında da ne cevap vereceğimi, ne söyleyeceğimi bilemediğim için cevapsız bıraktığım ya da geçiştirdiğim sorular… Bu soruların cevabını gerçekten bilmiyorum sanki ben hep başörtülüymüşüm, hep tesettürlüymüşüm gibi…

Küçükken annemin başıma örttüğü örtülere duyduğum “aferin!”ler bir başka “aferin!”di. Ne zaman annem başımı örtse, çok yakışmış derlerdi, çok güzel olurdu; çok güzel olduğunu söylerlerdi. Annem başımı örterdi, babamın yanına giderdik, markete, parka giderdik… Bazen dışarıda görenler anneme “Çok yakışmış ama yaşı daha çok küçük!” dediklerinde, daha bir sıkı tutardım annemin elini, hiç sevmezdim o teyzeleri… 1-2 yaş fotoğraflarıma baktığımda da başımda örtü olan fotoğraflar görüyorum, hatta bence en çok o fotoğraflarda gülüyorum.

Benim çocukluğumda, iyi miydi kötü müydü bilmiyorum, böyle tesettür mağazaları, tesettür dükkânları, tesettür fırsatları yoktu. Biz babamla benim seveceğim başörtüler, uzun etekler, elbiseler bulmak için dükkandükkan gezerdik. Yıllarca kullandığım ve hâlâ sakladığım en sevdiğim o siyah şal benim ilk şalımdı ve babamın hediyesiydi.

28 Şubat’ın vurduğu çocukluklardandı benimkisi. Yasaktı, yasak diyorlardı; öyle duyuyorduk. Başörtülü öğretmenlerimiz yoktu bizim. Başörtülü doktorlar, mühendisler tanımazdık biz o dönemler. Varsa da ev hanımıydı hepsi, bilmiyorduk. Mücadelenin peruklu hikayelerini dinlerdik zaman zaman, gözü yaşlı anılara şahit olduğumuz olurdu. Birlik olacağımız, güç bulacağımız, anlaşacağımız başörtülü arkadaşlarımız da pek yoktu. En bilinçli ailelerin kızları için bile aşılması zor bir eşikti ‘örtü’. Ertelenmesi teklif edilebilirdi mesela. (!) Belki de bizim için en zor olan buydu: 'başörtülü arkadaş'sızlık...

O zamanlar 5.sınıfı bitirmeyenler için Kur'an kursları da yasaktı. Ya da gayriresmiydi, derme çatma yerlerdeydi ve de gidenler suç işlerdi. Biz kursa gidemesek de çok küçükken öğrenmiştik Kur’an okumayı ve 12 yaşımızdan önce gidemediğimiz kurslara 5.sınıftan sonra, 6.sınıftan sonra, 7’den ve 8’den de sonra her yıl gittik; yatılı Kur’an kurslarında geçerdi yaz aylarımız. Kurs hocamızın inisiyatifiyle ve belki inisiyatifinden de büyük cesaretiyle, yaşı henüz tutmayan kız kardeşimin benimle beraber kursa geldiği ve gizli gizli kaldığı, denetimler oldukça saklandığı o yazı unutamam. Sadece kızlara da has değildi tabii bu, erkek kardeşim de yatılı Kur'an kursuna giderdi. Ama İslam kursta kalmazdı, eve gelirdi. Haftasonları bir araya geldikçe mahreçlerimizi yarıştırırdık, ezberlerimizi kıyaslardık; o bize imam olurdu, namaz kılardık. Tesettürümüz de kursta kalmazdı, bizimle gelirdi. Kur’an terk edilmezdi, yaz tatillerine hapsedilmezdi. Yaz tatillerinde olan Kur’an okumalar okul varken de devam ederdi, Salı ve Perşembe günleri Kur’an ders günlerimizdi. Ve tabii bizim için tesettür de 'yazlık' kalmaz, yıl boyu devam ederdi. 12 yaşını bitiremeyenlerin Kur'an kursuna gitmesinin yasak olduğu o dönemde, kursta zaten pek de kalabalık olmayan Kur'an sınıfının yaş ortalamasını aşağı çekenlerdendim. Öyle ki, derste başını örtüp dersten sonra açan, tesettürü kursta bırakıp evine öyle giden ablalar, başörtülerini nasıl bağlayacaklarını bana sorarlardı. Benden yaşça büyük o ablaların başlarını benim örttüğüm olurdu.

Tesettürün boyutlarını da, annemin cama-balkona en alelacele koşuşlarında bile örtüsüne çekidüzen verişinden, pardüsesiz bahçeye bile inmeyişinden öğrenmiştim. Birinde evde misafir varken kollarının hafif sıyrılıp bileklerinin açıldığını gördüğümde annemi uyardığımda gülerek "Ama o benim amcam..." deyişini unutmuyorum. Ve tesettürüne dedemin yanındayken bile gösterdiği o özene hâlâ şahit oluyorum. "Başörtü arkadan bağlanmaz, arkadan bağlandığı yerde ona zaten gerek yoktur. Bilekler de dirsekler de mühimdir; gelişigüzel açılamaz. Ve rengârenk örtüler, capcanlı renkler, parıl parıl motifler tesettüre yüktür..." Bunları bana kimse söylemedi, ben annemle yaşayarak gördüm, bizzat görerek öğrendim. Daha 4.sınıfa yeni geçtiğinde ona hediye ettiğim pembe renkli, boncuklu başörtüye "Abla bu dışarıda örtülür mü!?" tepkisi veren kız kardeşime de ben söylemedim ve başka kimse de söylemedi. Evet, kimse bana başımı örtmemi söylememişti ama nasıl oldu bilmiyorum örtü hayatımın hep içindeydi. Tesettür hayatımın kıyısında, köşesinde, ilerisinde, ertesinde değil merkezindeydi. Bir bayram öncesi, annemle çıktığımız bir bayramlık alışverişinde uzun etek ararken, "Bu yaşta çocuğa niye öyle şeyler giydiriyorsun? Yaşına uygun şeyler alsana..." demişti tanımadığımız bir kadın, üzülmüştüm; unutmuyorum. Babam akşam eve geldiğinde, çok güzelmiş diyerek beğendiğini söylediğinde ise dünyalar benim olmuştu.

Niyetime tesettürü koyup başıma örttüğüm şapka ve boynuma doladığım atkı kış sevincimdi, koridorda bile öyle gezdiğim olurdu okulda ama yine de "En sevdiğim mevsim kış." diyemezdim evi olmayanları düşündüğümden. Ortaokuldayken okula da başörtülü giderdim. Birinde bir arkadaşım "Bu ne kız..." demişti başıma örttüğüm şalı gösterip. O gün hiçbir şey söylememiştim ama bugün olsa cevap da veririm. Okulda, tesettürüm için girmediğim sıralar, katılmadığım törenler çoktu. Kaçtığım protokoller, dereceye girdiğim yarışmaların ödülünü alamadığım günler de çoktu. Şimdi daha 8.sınıfta okula pardüsesiyle giden, alacağı bütün ödülleri örtüsüyle alabilen kız kardeşim o günlerimizin duasıdır belki de.

Başörtülü öğretmenler, doktorlar, mühendisler yoktu dedim ya;biz de eğitimimizden de örtümüzden de vazgeçemeyeceğimizden kendi ülkemizden hicret etmek zorunda kalacağımız günlere hazırlardık kendimizi "...öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya..." şiirleriyle, üniversite hayallerimizi yurtdışına gönderirdik. Çünkü bilirdik; tesettür başlı başına bir mücadeleydi ve vazgeçilemezdi.



Demem o ki, tesettür eğitimi, babayla anneyle aileyle olur; daha bebekkenhatta daha doğmamışken edilen dualarla başlar. Tesettürlü bir anne modeli ve tesettüre teşvik eden hatta yeri geldiğinde annenin tesettürünü de şekillendiren bir baba modeli tesettür ve örtünme hassasiyetlerinin temelidir. Sözle yönlendirme yerine davranışla örneklik ve müdahaleyle uyarı yerine takdirle teşvik, hayat boyu devam edecek bir tesettür anlayışı ve vazgeçilmeyecek bir tessettür bilinci yerleştirecektir. Ve tesettürün başlangıç noktası da yoktur. Daha tesettürün emredildiği yaşa yıllar varken hediye edilen başörtüler, uzun elbiseler; hiç değilse annesinin örtüsünü başına alan kız çocuğuna söylenen "Aferin!"ler tesettürlü yarınlara yatırımdır. Henüz tek haneli yaşlarındayken takıların, tokaların yanında süslü kapalı kıyafetlerle, çiçekli-renkli başörtülerle de giderilen hevesler, ergenlik çağında gelecek kolaylıktır. Gelişigüzel yaşanan yıllardan sonra, artık büyüdü beklentisiyle çocuğunun tesettüre yönelmesini ve tesettürlü bir hayat tarzını seçmesini isteyen anne-babalar çocuklarının omzuna yılların yükünü bir anda yüklemeye çalıştıklarının farkında olmalıdır. Çocuklarını tesettürlü bir hayat tarzıyla yaşayan bir ailede yaşatıp, örneklikleriyle, teşvikleriyle ellerinden gelen her şeyi yaptıktan sonra onlar için sabırla dua etmeye koyulan anne-babalar, üzerlerine düşeni yapmış demektir.

İslam'ın kalesi bildiğimiz mü'min ailelerin Meryemce adanan; haliyle, tavrıyla, duruşuyla, bakışıyla cihad ettiğinin farkında olan, görüldüğünde Allah’ı hatırlatanlardan olmaya talip salihamü'minelerle tesettürü kuşanması duasıyla...

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’min kadınlara söyle, dışarı çıkarken dış örtülerini üzerlerine alsınlar, vücutlarını örtsünler. Onların özgür ve iffetli tanınmaları ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur.” [Ahzab-59]

“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; namus ve iffetlerini korusunlar. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler.” [Nur-31]

"Bir kız ergenlik çağına geldiği zaman, yüzü ve elleri dışındaki yerleri göstermesi caiz olmaz." [Ebu Davud, Libas: 33]



Misafir Kalem: M.E. 
..devamı »

24 Kas 2016

Nuh'un Gözleriyle Bakıyorum Sana

3 Yorum sayısı


NUH'UN GÖZLERİYLE BAKIYORUM SANA

Nuh'un gözleriyle bakıyorum sana. Acı, merhamet ve dua yüklü... Sen ise umarsız sığınmaya koşuyorun yalandan tepelere. 'Dur' diyorum. 'O kendisine kaçtığın, kurtarıcı zannettiğin tepeler, sanal. Gerçek değil. Dur, diyorum. 'Yapma,etme, gitme' diyorum. Sesim, çığlığım dalgalara karışıyor. Her taraftan dalgalar yükseliyor. Bir yandan hayasızlık dalgaları dev gibi geliyor üstüne. Çıplaklık diz boyu. Diz üstü hayatlar Arş'ı sızlatıyor. Bakma, diyorum. Kapat gözünü. Fakat ne çare.

Hayasızlığın ellerinden tutmuş geliyor bir diğer dalga. Tv diyorlar. Sanki nefs ve şeytanın yapabileceği bütün kötülükleri bu kutuya sığdırmışlar. Açıyorsun, hepsi dökülüyor saçılıyor bütün kiriyle dünyanın üzerine.  Yalanı, dolanı, aldatmayı, içkiyi, kumarı, falı, haramı, zinayı, ribayı reklam yaparak geliyor üstüne üstüne. Oğlum, diyorum. Bebekliğinden gençliğine kadar taptaze zihninin tertemiz kalması için evimize almadığımiz bu aleti yine terket, yine bırak. 'Aman anne' deme. Hangi çağdayız, el-alem nelerle uğraşıyor senin takıldığın şeye bak. Geç bunları' deme. Çocukluk saflığında kalmanı bekleyemem elbet. Ama ne olur kurtuluş gemisi gözlerinin önündeyken gitme fıtratının zıddı yerlere.

Körpe beyinlere aşılanan o sinsi küfür sözlerinden uzak kalmak için nasıl mücadele ettiğimizi hatırla oğlum. 'Aaa cahil mi kalacak çocuk?' sözlerine aldırmadan asıl cehaleti gösterme adına, senin henüz anlamını kavrayamadığın o günlerin kalbinde bıraktığı güzellikleri hatırla. Defterine çizdiğin harflerin hece hece yüreğinden diline geçtiğinde nasıl heyecanlandığımı biliyor musun?  Hadi gel. Tekrar yazalım hayat defterimizin en başına eliften başlayıp.

Gencim, güzelim deme. Arkadaşlarım var kusura bakma deme. Dürüstlüğün ve emniyetin kalmadığı bu zamanda fesad dalgalarında boğulma. 'Bilgisayar uzay çağında ekmek gibi bir ihtiyaç' diyorsun. Doğru söylüyorsun. Okumayı bilmediğin günlerde resimlerine bakıp hikayelerini anlattığın o kitapların yerini ilmi eserler aldı şimdi. Yapayalnız seni bekliyor.

Midene zehir doldurmana göz yumamam oğlum. Küçükken zararlı şeyler diyerek seni ve kardeşlerini korumaya çalıştığım o sentetik ürünlerden yine uzak dur. Helal malzemeyle yaptığımız o şekilli kurabiyeleri, pastaları ablanın tabiriyle 'domuzsuz krem santileri' hücrelerin kimyasıni değiştiren o renkli ambalajlara değişme.

Biliyorum. Her ihtiyacına yetişemedim. Biliyorum. Sabrımın sınırında pişman olduğum nice şey ile hem kendimi hem seni üzdüğümü. Ama şunu bil ki, üstümüze gelen bu tufan dalgaları hep var olacak. Çocukların dışarı çıkmaya korktuğu zamanlar geçip emniyete erene kadar çalışmalı ve kurtuluş gemisine binmek için dalgaları aşmalıyız. İşte bu nedenle Nuh'un gözleriyle bakıyorum sana. Anlayacağını umarak.  Acımın ve sancımın mahiyetini kavradığında gemide seni bekliyor olarak.


Ummu İbrahim
..devamı »