Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
EVLİLİK MANİFESTOSU EN GEREKLİ DEVRİM: MİDE DEVRİMİ
  PRENSES ANNE OL(A)MADIĞIM İÇİN SUÇLU MUYUM? SAHİ, SEN BENİ ALLAH YOLUNDA NASIL KAYBETTİN? Anne Sütünden Ayrılırken...

30 Eyl 2014

Sabah Kahvaltıları ve Akşam Yemekleri / Adem Güneş

Henüz yorum yok!

SABAH KAHVALTILARI VE AKŞAM YEMEKLERİ

Bir kafeterya işletmecisi dostum ile sohbet ediyorduk. “İşler nasıl?” diye sordum. Tebessüm etti, “Aile içinde sorunlar arttıkça, bizim işler iyiye gider.” dedi.

Şaşırdım. “Nasıl yani?” dedim.

“Bizim en bereketli saatlerimiz, sabah 7 ile 9 arasıdır. Bu saatlerde kazandın kazandın, sonra akşama kadar tek tük uğraşır durursun müşteri ile.” dedi.

“İyi de bunun aile içi sorunlarla ne ilgisi var?” diye sordum.

“Hocam, ailesinde sabah kahvaltısı olmayanların ilk uğrak yeri kafeterya ve pastanelerdir.” dedi ve devam etti: “Sabah işe gidenler, okul için evden çıkanlar sabah kahvaltı yapmamışlarsa önce pastanelere uğrar, bir-iki poğaça, sandviç alır, yollarına öyle devam ederler. Ama aile içinde bir düzen varsa, sabah uğramaları azalır.” 

Hiç böyle düşünmemiştim…

Benim şaşkınlığım artarken o konuşmaya devam etti: “Ha, aile içinde iyi bir iletişim, keyifli bir yaşam varsa, bu sefer de akşam saatlerinde dolar buraları. İnsanlar sevdikleriyle, eşi, çocukları ile gelirler otururlar. Ancak bu bize çok kazandırmaz. Çünkü buraya keyifli gelenler, birbirleri ile sohbet etmekten yiyip içmeyi unuturlar. Yediklerine değil, birbirlerine odaklanırlar. Bir bardak limonata ve bir dilim kek ile saatlerce sohbet ederler. Ne yalan söyleyeyim, para kazanamasak da, insanları böyle keyifli görmek benim çok hoşuma gidiyor.”

Bir toplumda aile mutluluk düzeyinin ölçülmesi için pastane kullanım alışkanlığına bakılabileceği hiç aklıma gelmezdi.

Evet, doğru bir gözlem.

Zira aileyi aile yapan en temel iki etkenden biridir sabah kahvaltıları. Bir diğeri de akşam yemekleridir.

Sabah kahvaltısı aile içi “düzenin”,  akşam yemeği “aidiyet bilincinin” göstergesidir.  

Eğer bir aile içinde duygusal tükenmişlik yaşanıyor, günlük yaşam döngüsü bozuluyorsa ilk aksayan yer sabah kahvaltılarıdır.

Gece geç saatlere kadar oturmalar, uzun uzun televizyon seyretmeler, bitmek bilmez internet gezintileri günlük yaşam döngüsünü aksatır. Hâlbuki bir anne babanın, eşine ve çocuğuna yetebilmesi için istirahat etmiş bir vücuda ihtiyacı vardır. Fiziksel olarak dinlenememiş bir baba çocuğuna tahammülsüz olur. Yeterince istirahat edememiş bir anne çocuğunun ihtiyaçlarını “vaktinde ve yeterince” karşılamakta zorluk çeker. 

Sabah kahvaltı yapmadan çocuğun okula, eşin işe gitmesi, kişiyi hırçınlaştırır, öğrenme kalitesini düşürür, duygusal bağları zayıflatır…  

Hâlbuki sabahın ilk saatlerinde ailecek bir masada oturmak, ilk dakikaları birlikte geçirmek… Birbirleri ile vedalaşırken, akşam yeniden buluşma temennisinde bulunmak, aile bağlarını kuvvetlendirir. Günün kaliteli geçmesine neden olur. 

Kahvaltılar aile içindeki “düzenin” ele vericisi olduğu gibi, akşam yemekleri de aile üyelerinin birbirlerine “bağlılıklarının”, aidiyet duygularının habercisidir.

Pedagojide akşam yemekleri bir karın doyurma eylemi değil, aile üyelerinin birbirleri ile duygusal bağlarını kuvvetlendirdiği fırsat zamanlarıdır. Bundandır ki akşam yemekleri “ye de hemen kalk” denilerek geçiştirilebilecek bir iş değil, dakikalar süren, sohbet edilen, günün özetinin çıkartıldığı, bir sohbet saatidir.

Eğer bir ebeveyn, aile yaşam kalitesini artırmak, daha keyifli bir aile ortamı oluşturmak istiyorsa, sabah kahvaltıları ve akşam yemeklerini düzene koymakla işe başlamalıdır.

Yoksa güne poğaça kuyruğunda başlamak, hiç de iyi bir başlangıç değildir.


Adem Güneş

..devamı »

27 Eyl 2014

Anne Tecrübeleri (4) / Her Şeyin Bir Zamanı Var!

Henüz yorum yok!

ANNE TECRÜBELERİ (4)

"Tecrübelilerin tecrübesinden faydalanın. Onlara çok pahalıya mal olan şeyleri size bedava verirler."


HER ŞEYİN BİR ZAMANI VAR! 
İlk bebeğim artık biraz büyümeye ve çocukluğa doğru adım atmaya başladığında yani iki yaşlarındayken ona kitap okuma ve bir şeyler anlatma isteğimi unutamam. Renkli renkli kitaplar alıyor, beraber kitapların resimlerine bakmaya, ona kısa kısa bir şeyler anlatmaya çalışıyordum. Ve uyuturken masal dinleyip uyusun istiyordum. O ise erkek çocuğu olması sebebiyle de, bir dakika bile oturmuyor, kitaplara zarar veriyor, masallarımı ise hiç dinlemiyordu. Çok üzülüyor, bütün hevesimin tükendiğini hissediyordum. Onun yaşlarındaki bazı çocukların daha sakin olup biraz olsun anneleriyle ve kitaplarla vakit geçirebildiklerini görmek beni daha da ümitsizliğe düşürüyordu. Hep böyle mi devam edecek, kitap okumayı,  hikaye dinlemeyi sevemeyecek mi diye endişeleniyordum.
Oysaki her şeyin bir zamanı varmış ve her çocuk farklıymış. , 3-3, 5 yaşlarına geldiğinde kitapları bıkmadan inceliyor, sürekli ona masallar anlatmamı istiyordu. Şimdi bazen artık yorulup kitap okumayı bıraktığımda “Anne n'olur bu son” diyerek devam etmemi istiyor da aklıma o daha küçükken ki yersiz endişelerim geliyor. Unutmayalım sevgili anneler,  her şeyin bir zamanı var ve bu zaman dilimi her çocuk için değişebilir.

BESMELE GEÇSİN BAŞA
Bebeğim doğduğundan beri kıyafetlerini giydirirken, yatağına koyarken besmele çekerdim .Bu bazen bir yerine zarar verme korkusundan bazen de alışkanlıktan kaynaklanırdı.  Özellikle oğlum ek gıdaya geçtiği zamanlarda yemeğe başlarken, kıyafetini giydirirken hatta yanında giyinirken sesli besmele çekmeye başladım.. Şimdi 1,5 yaşında ben besmele çekince o da taklit ediyor, ağzını oynatıyor, o öyle yaptıkça ben daha bir şevkle çekiyorum besmelemi.. Ağaç yaş iken eğilir sözü en çok anne olunca geçerliymiş.

UYKU SORUNLARI
Oğlum 5 aylık olduktan sonra gündüz uykularımız 25-30 dakikayı geçmezdi. Gece iyi uyurdu fakat gündüz bir çok çocuğa göre az uyurdu. Doğal olarak da bu beni çok yorardı. Gece iyi uyumasını odanın karanlık olması sebebine bağladık, Çünkü gece lambasını ilk günden sevmedi ve en ufak ışık sızsa odaya uyanırdı...Bunu fark ettikten sonra koyu renkli bir çarşafı gündüz perdeye gerdik, koyu renkli perde işinizi daha iyi görür.

GAZ DERDİNE KİMYON
Özellikle erkek bebeklerin gaz sorunu, anne ve babaları ciddi manada yıpratan bir süreçtir. İlk 3 ay bizde bu süreci zor atlatmıştık. Elimizden bir şey gelmiyordu. Yediklerime dikkat etmem lazımdı. Annem yemeklerime kimyon koymamı söyledi... Yemeklerime koyduğum 1 çay kaşığı kimyon, özellikle ek gıdaya geçildiğinde, mercimek gibi bebek çorbalarınada az miktarda koymak hem ayrı bir lezzet verir hemde bu sorunu en aza indirger...


NOT:
Sevgili Müslüman Anneler!
Çocuk eğitiminin her safhasına dair tecrübelerinizi bize yazarak "Anne Tecrübelerine" katkıda bulunun.
"Nasıl olsa başkaları yazar" düşüncesinden kurtulup "Sen yoksan kimse yoktur" sorumluluğunu kuşanmalıyız.
Mail adresimize mail atarak veya siteye yorum yaparak yada Facebook sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz.
Lütfen mesajınıza "Anne Tecrübelerini" eklemeyi unutmayın ki, mesajlarda karışıklık olmasın.
Tecrübeleriniz ve destekleriniz bizim için çok önemli.
Şimdiden hepinize teşekkür ederiz.
..devamı »

26 Eyl 2014

Alim Çocuk Nasıl Yetiştirilir? (Röportaj)

1 Yorum sayısı


ALİM ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR?

Uzun zamandır ilim ve fikir yönleriyle ön plana çıkmış bazı şahsiyetlerle, Müslüman Anneler adına röportaj yapmak aklımda vardı.. Açılışı Ebubekir Sifil hocamızla yapmak nasipmiş.. Gerçi röportaj yapmak için randevu istememiştik.. Kendisiyle tanışmak isteyen misafirlerimiz ve sorulacak başka sorular vardı..

Bizim adımıza çok güzel, samimi ve sıcak bir sohbet oldu elhamdülillah.. Abdulfettah Ebu Ğudde’nin, Zahid el-Kevseri’nin, mezheplerin, cemaatlerin, bazı itikadî konuların ve başka mevzuların konuşulduğu masada, bir ara bende fırsatını bulup Müslüman Anneler’den bahsettim ve tavsiye istedim.. Vaktin kısıtlı olması nedeniyle kısa bir hasbihal olsa da, her biri birbirinden değerli nasihatlerdi..

Ebubekir Sifil hocamız, ilk İslami eğitimini ailesinden almış, İslami ilimlerle çocuk yaşta tanışmış biriydi.. Ayrıca 3 çocuk babasıydı.. Bunun için bir alimin nasıl yetişmesi gerektiğini, çocuklara ilmin nasıl sevdirilebileceğini  bizzat tecrübe ederek bilen birisiydi.. Ben de tek soru hakkımı bu alanda kullandım:

-Hocam, çocuklarımızın ilmi sevmesi ve bir ilim talebesi olarak yetişmesi için neler yapabiliriz?

-Bu konuda anneye de babaya da ayrı ayrı görevler düşer.
Anneye düşen iş; mümkün mertebe çocuğunu abdestli emzirmesidir. Abdestsiz olarak kesinlikle emzirmeyin. Çocuk ağlasa bile hemen bir koşu abdest alıp öyle emzirmeye gayret edin. Selef buna çok dikkat emiştir.

-Hocam afedersiniz ama sabaha kadar defalarca emmek için kalkan bir çocuğun annesi nasıl abdestli olabilir ki?

-Teyemmüm yapabilir. Yanınızda bir tuğla bulunsun, teyemmüm yapın, çok kolay. O sütün, abdestli veya teyemmümlü bir vücuttan çocuğun midesine ve hücrelerine gitmesi, bizim çıplak gözle veya mikroskopla gözleyemeyeceğimiz bir feyiz ve bereket akışı demektir. Bunu ihmal etmeyin.

Evinizde sürekli olarak okuma faaliyetleri bulunsun. Çocuk böyle bir ortamda büyüsün. Birlikte okuyun. Okuma meclislerine gidin. İnternetten vs. ders dinlerken, izlerken çocuk o ortamı görsün. Bütün faaliyetlerinizi onun göreceği ortamlarda yapın. Çocuk ses çıkarabilir, ağlayabilir, dikkatinizi dağıtabilir. Onu başka bir odaya götürüp uyuttuktan sonra yapmaktan ziyade, bizzat çocuğun bulunduğu ortamlarda yapın.

Elbette söylemeye gerek yok, mutlak surette çocuğun kursağına gidecek olan şeylerin, her türlü şüpheden arî olması lazım. Haram lokma demiyorum. Şüphelilerden bile uzak durulması gerekir.

Çocuğun eğilimine, hafızasına ve yeteneklerine göre yönlendirilmesi gerekir. Hafızası, ezberi güçlüyse, eğitimine önce hafızlıkla başlayın. İnsan, Selef-i Salihinin menakıbını (hayatlarını) okurken şaşırıyor. Beş yaşında, altı yaşında hafız olanlar var. Beş-altı yaşında Kur’an’ı Kerim’i baştan sona ezberlemiş.
Böyle bir ortamda mümkün oluyor bu.. Ve anne-baba çocuğun yeteneklerine bakıyor, takip ediyor, gözlemliyor.

Mutlaka bir okula gidecek, okulda aldığı eğitimle asla yetinmeyin. Mutlaka siz de ona evde takviye eğitimler verin. Bu tarz kurumlarımız yok ama daima bu tür arayışlar içinde olmamız gerekir. Bir defa aradık bulamadık ama bir sene sonra kurulmuş olabilir, dikkatimizden kaçmış olabilir. Bu arayışı terk etmeyin, ihmal etmeyin.

Önemli bir problem de; çocuk sokağa çıktığı anda kirleniyor. Yani dimağı kirleniyor, ruhu kirleniyor, kalbi kirleniyor, ahlakı kirleniyor. Sokağa çıkmazsa da asosyal yetişiyor.

Zaten toplumun genelinden farklı bir aile yapısı içerisinde yetişiyor. Çok rahat değil o ortamlarda. Bu, hepimizin de yaşadığı bir hadise..

Dolayısıyla sokağa çıkmazsa asosyalleşiyor. Sokağa çıktığında ise arıza baş gösteriyor. Bu dengeyi çok iyi kurmak gerekiyor. O da şöyle mümkün; 5-10 aileden oluşan bir arkadaş grubu belli periyotlarla sürekli toplanın. Kitap okuyun, sohbet edin. Fakat bunu ziyafete dönüştürmeyin, külfete dönüştürmeyin. Bir çayla götürün mesela.

Periyodik olarak görüşün. O çocuklar kendi aralarında sosyalleşsinler. Kendi gruplarını kursunlar. Böylece hem asosyallik problemi ortadan kalkar hem de kirlenmeden büyütme imkanı bulursunuz.
Allah hayırlı mübarek etsin.

Not: Bebeği abdestli emzirme konusu itiraf etmeliyim ki bana çok ütopik geliyordu. Selef döneminden bu konuda nakiller geldiğini, özellikle bazı İslam şahsiyetleri hakkında annelerinin “Hiç abdestiz emzirmedim” dediklerini biliyordum fakat bunlar benim için menkıbeden öteye geçmemişti.

Zaten biz Müslümanlarda; “Ne yani? Abdestsiz emzirmek haram mı şimdi? Caiz değil mi? Kur’an’da mı geçiyor? Sahih hadis mi var? Eğer bu konu önemli olsaydı kesin Allah ve Rasulü bir şey emrederdi. Demek ki bu sadece bir bid’at” şeklinde gelişen edepsizlik ve had-hudud bilmezlik var ya..

Ebubekir hocayla konuşmamızdan sonra; “Selef bu kadar önem verdiyse vardır bir hikmeti, yapabildiğim kadar ben de yapsam” diye niyet ettim.. Sonrasında şaşırarak gördüm ki, günün neredeyse tamamını abdestli geçiriyorum, geceleyin yatağa abdestli giriyorum, uyanır uyanmaz abdest alıyorum. Gece uyanmaları için tuğlamız eksik, onu da temin edeceğiz inşaallah..

 “..Kamil mü’minden başkası abdesti sürekli muhafaza edemez”  (Kütüb-i Sitte) hadisi aklıma geldi de, öncesinde bu hadisi yaşamaya çok gayret ederdik. Bir namazdan sonra diğer namazı beklerdik. Sonra anne olunca yani haliyle bütün hayatımız tepetaklak olunca bazı hassasiyetlerimizi farkına varmadan yitirdik.

Onun için bu abdestli olma hali çok hoşuma gitti. Hiçbir şey olmasa bile beni yeniden bu hadisi yaşamanın lezzetine götürdü.. İbadet etmek için alınan abdestin, çocuk emzirmek için de alınması, yavrularımızı büyütmenin de bir ibadet olduğunu yakinen hissettirdi..

Bu anlamda daha birkaç gün içinde üzerimizdeki bereketini ve feyzini görmeye başladım.. İlerideki faydalarını görmeyi de Rabbimden diliyorum.. Bütün kardeşlerime tavsiye ederim..

Birbirinden değerli nasihatleri için Ebubekir Sifil hocamıza tekrar teşekkür ediyorum.. Allah razı olsun..

Ummu Aişe

Ebubekir Sifil Kimdir?

1960 yılında Kars’ın Sarıkamış ilçesinde dünyaya geldi. İlk ve orta okulu Sarıkamış’ta, Lise’yi Kars İmam Hatip Lisesinde okudu. 1980 yılında girdiği Ankara Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halka İlişkiler Bölümünden 1985 yılında mezun oldu.
Hadis Bilim Dalında (Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde) yaptığı yüksek lisansını 1996 yılında, Hz. Ömer’in sünnet anlayışı konusunda “Hz. Ömer ve Nebevi Sünnet” adıyla hazırladığı doktora tezini 2006 yılında bitirdi.
Şu anda Yalova Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Yar. Doç. olarak görev yapmaktadır.
Evli ve 3 çocuk babasıdır.
Halen editörlüğünü yaptığı 3 aylık ilim, kültür ve medeniyet dergisi Rıhle’de inceleme-araştırma yazılarına devam etmekte olan yazar, 2003 yılından bu yana ilmi çalışmalarını Daru’l-Hikme (İslami İlimler Araştırma ve Danışma Merkezi) bünyesinde sürdürmüştür. Şimdi ise çalışmalarına Sahn-ı Seman (İslami İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi) bünyesinde devam etmektedir.

Yayınlanmış eserlerinden bazıları şunlardır; Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi 1-2-3, Çağdaş Dünyada İslamî Duruş, Modern Fetvalar Çağdaş Hurafeler, İslam ve Modern Çağ 1-2-3, Hz. Ömer ve Nebevi Sünnet, Sözü Müstakim Kılmak, Sana Dinden Sorarlar



..devamı »

23 Eyl 2014

Eşim Çocuk İstemiyor!

1 Yorum sayısı

EŞİM ÇOCUK İSTEMİYOR!

Soru:

Selamun aleykum.
Benim biraz uzun bir sorum olacak:
Ben iki çocuk annesi 28 yaşında bir bayanım. Ümmetin çokluğu tavsiyesini biliyorum, siz de özellikle bu yazınızda onu konu edinmişsiniz. ama benim şöyle bir derdim var, eşim çok zor bir çocukluk geçirmiş, neredeyse sokaklarda büyümüş, başına gelmedik kalmamış. bazı psikolojik problemleri var. Çocuklarımızın üzerinde çok fazla titizleniyor, neredeyse panik halinde sürekli başlarına bir şey gelecekmiş gibi beni bunaltıyor. Çocuklarını ve beni çok seven, merhametli, vicdanlı biri olmasına rağmen çocukların normal sıkıntılı süreçlerini bir türlü kabullenemiyor. onların ağlamaları, huysuzlukları, gece uyanmaları (ki çocuklarımın ikisi de bu konuda biraz zordur) onu bunaltıyor, evde durmak istemiyor, dışarıya çıksa sürekli beni arayıp "Nasıllar" diye soruyor.

Çocuklarla ilgili bir sorumluluk vermiyorum, kafası rahat etsin diye yorgunluğumu, uykusuzluğumu şikayet bile etmiyorum. Ama ufacık bir sıkıntı bile onu çileden çıkarıyor. Hayatımızın engellendiğini, kısıtlandığını, hiçbir şey yapamadığımızı, kitap bile okuyamadığımızı söylüyor, bu haliyle beni de zora sokuyor. İstiyor ki, bekarlık günlerindeki gibi istediğimizi yapalım, geç vakitlere kadar kitap okuyalım, gecenin bir yarısı dışarıya çıkalım. Yaptığı şey, sorumluluktan kaçmak değil, fazlasıyla görevlerini yerine getiriyor ama duygu dünyası bunları kaldıramıyor. Çocukluğundan, kötü aile hayatından kaynaklandığını düşünüyorum. Yaptıklarına pişman oluyor, özür diliyor, gönlümüzü almaya çalışıyor ama iki dakika sonra yine kontrolden çıkıyor. Çocuklarım biri 5, diğeri 2 yaşında. eşimle aramızdaki tek tartışma konusu çocuklar. onun dışında hiçbir konuda hiçbir problemimiz yok elhamdulillah. Ama bu gerginlik o kadar ileri safhalara gitti ki, beş yıl içinde ciddi şeyler yaşadık. Aynı şeyleri yeniden yaşamaya gücüm yok, eşimin zaten yok. 
Biz müslüman insanlarız, Allah'ın takdiri başımızın tacı. Fakat benim çok çocuğumun olması, beni hayra götürmüyor, ailemizi tehlikeye sokuyor. Yine de çocuk istemeli miyim? Yoksa bundan sonrası için çocuklarımı büyütüp eşimin rahat etmesini sağlamaya mı çalışmalıyım?
Kusura bakmayın, çok uzattım ama ancak anlatabildim.
Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum. Çok teşekkürler.


Cevap:

Sevgili kardeşim,
Bizim yazılarımız, genele ait yazılardır. Her çocuk özel olduğu gibi her aile, hatta her anne ve baba da özeldir. Duruma göre hareket etmek çok önemlidir. Mutluluğun ilk şartı "Olanı olduğu gibi 
kabul etmektir." 

Daha sonra gücünüz yetiyorsa sabırla düzeltmeye çalışırsınız. Kabullenmeden düzeltmeye çalışmak sıkıntılıdır.
Anne ve babanın beraberce isteği olmadan çocuk yetiştirmek zordur. En küçük bir sıkıntıda başa kakılır. Eğer siz çok istiyorsanız yavaş yavaş, güzellikle ikna etmeye çalışın. İkna etmeden düşünmeyin. 

Olmayacak gibiyse iki taneyi kabullenin ve eşinizi de ihmal etmeden onları güzel bir şekilde yetiştirmeye çalışın. Allah niyetlerimizi biliyor ve gücümüzün üzerinde bir yük yüklemez. Herkesin imtihan soruları farklıdır. Rabbim başkasının değil kendi sorularımızı dikkate aldırıp en doğru, en güzel bir şekilde cevaplamayı nasip etsin. Allah yar ve yardımcınız olsun.
Fatıma Neşe Tuna

..devamı »

21 Eyl 2014

Oğlum Babaannesinden Ayrılmıyor

Henüz yorum yok!

OĞLUM BABAANNESİNDEN AYRILMIYOR

Soru:

Selamun aleykum.
Sizi ilgiyle takip ediyorum. Paylaşımlarınız için Rabbim ebediyyen razı olsun. 
Benim sorunum 3.5 yaşındaki oğlumla ilgili. Oğlum evde durmak istemiyor. Kayınvalidem ile altlı üstlü oturuyoruz. Oğlum sürekli yukarıya babaannesinin yanına çıkmak isteyince kendimi yetersiz gibi hissediyorum. "Acaba beni sevmiyor mu?" diye çok üzülüyorum. 
Bu konuda bana yardımcı olursanız çok sevinirim. Vereceğiniz bilgiler benim için çok önemli. Şimdiden size çok teşekkür ederim. Hakkınızı helal edin biraz uzun oldu ama inanın bu konuda kendimi çok kötü hissediyorum. Hatta bazen dayanamayıp ağlıyorum.

Cevap:

Aleykum selam,
Sevgili kardeşim, aile büyükleriyle bir arada veya birbirine yakın oturmanın faydaları da çoktur zararları da.. 

Önemli olan bulunduğumuz konumun nimetlerini görüp onlar sebebiyle şükretmek, zararlarını fark edip mümkün mertebe asgariye indirmeye gayret etmektir.

"Çocuğum beni sevmiyor mu?" endişeniz, tamamen yersiz bir endişedir. Kesinlikle eksik ve yetersiz bir anne olduğunuz vehmine kapılmayın. 

Üç buçuk yaşına gelen bir çocuk artık anneden yavaş yavaş kopup çevreye ve anne dışındaki en yakınlara yönelir. Bu durum, çocuğunuzun sosyalleşme çabasıdır. 

Ayrıca çocuğunuz bu tavrıyla size, artık kardeş vakti geldiğinin sinyallerini de vermektedir. Evinizde çocuğunuza kardeşleriyle sosyalleşeceği bir ortam hazırlayamazsanız çocuk mecburen dışarıyı isteyecektir. Babaanne olmasa, parkı, park olmasa bahçeyi isteyecektir. 

Bir husus daha var ki, aile büyükleri genelde çocuğun her isteğini yerine getirerek onu şımartırlar. Anne-baba sürekli kural koyan, hizaya çeken olurken, onlar da kuralları ihlal eden ve buna göz yuman olurlar. Bu durumda çocuk da ister istemez kendisini daha rahat hissettiği ortamı tercih eder. 

Eğer böyle bir durumunuz varsa şunlara dikkat etmenizi öneririm:

1-Çocuğunuzun babaanneye gideceği vakitleri -onu da mağdur etmeden- babasıyla birlikte belirleyin ve bu konudaki otoriter tutumu babaya havale edin. Sizin gelin olarak yapmanız çok da hoş karşılanmayan bazı şeyleri, babanın yapması daha kolay olacaktır.

Örneğin; "Oğlum, sabahtan öğlene kadar evde oynuyoruz. Öğlen saat şuraya geldiğinde babaannene gidiyoruz veya gidebilirsin." şeklinde çocuğa anlayacağı dilden kural koyun.

Baba, babaanneyi de durum hakkında bilgilendirip kesinlikle bu kuralın çiğnenmeyeceğini söylemelidir. Çocuk üzerindeki tek otorite anne ve baba olmalıdır. Eğer bunu küçük yaşta sağlayamazsanız, ileride işiniz zorlaşır. 

2-Çocuğunuzu evinizin içinde sürekli kısıtlayan, engelleyen bir tutumunuz varsa bundan vazgeçin. Ona odasını, yatağını, ders yapacağı masasını, oyun köşesini sevdirmeye çalışın. 

3-Evi benimsemesi için onu evde bir çocuk olarak değil, bir birey olarak görün. Bazı küçük şeyleri sorun "Sence bugün hangi teyzene gidelim? Akşama hangi yemeği yapalım?" gibi. Çocuğuna kendisini değerli hissettirecek şekilde ona özen gösterin. Bazı görevler verin; "Misafire kapı açmak senin görevin" "Yemekte babana su vermek, tabakları taşımak senin görevin" gibi.

4-Çocuğunuzu her işinize ortak edin. Makinayı beraber yerleştirin, eşyaların tozunu birlikte alın, evdeki aletlerin amaçlarını ve nasıl kullanıldıklarını öğretin. Onunla bol bol faaliyetler yapın, pasta yapın, ona sürpriz resimler, mektuplar, notlar hazırlayın. 

5-Babaanne desteği olan anneler, kendileri ev işi veya başka şeylere koştururken, çocuğun eğlenmesi, gezmesi, uyuması vs. bu işleri babaanneye bırakıyorlar. Tabii ki zamanla çocuk da anneyi, sürekli iş yapan biri olarak görüyor. Annesiyle oyun oynama, parka gidip gezme tadına hiç varamamış çocuklar var. 

6-Aile büyüklerinizi anneliğinize engel olarak değil, destek ve yardımcı olarak görün. Onların gerek tecrübelerinden gerekse yardım tekliflerinden yararlanın. Onları dışlayarak kendinize de çocuğunuza da zulmetmeyin.

Allah yardımcınız olsun.. 

Ummu Abdullah
..devamı »

20 Eyl 2014

10 Maddede Bebeklerde Gaz Sancısı Nasıl Önlenir?

1 Yorum sayısı


10 MADDEDE BEBEKLERDE GAZ SANCISI NASIL ÖNLENİR?
Soru:

15 günlük bebeğimin gaz sancısı var sanırım. Emerken bile rahat değil. Ne yapmalıyım? Şimdiden teşekkürler..

Cevap:

Sevgili kardeşim,
Eğer bebeğiniz bacaklarını karnına doğru çekiyorsa ve karnı sertse dediğiniz gibi gaz sancısı vardır. Gaz sancısı, günün ve gecenin her vaktinde olabilir.

Gaz sancısı, bebeğin doğumundan 1-2 hafta sonra başlar ve büyüdükçe azalarak son bulur. Kimisi 40 gün içinde rahatlarken, kimisi üç aya, kimisi de altı aya kadar devam eder. Genelde altı aydan sonra biter.

Gaz sancısının sebebi ve bu konudaki tedaviler, gerek tıpta gerekse alternatif tıpta tam anlamıyla yeterli değildir ve hiçbir yöntem kesin sonuç vaat etmez. Bu konudaki tedavi önerilerini de "kesin çözüm" olarak değil "hafifletici" olarak görmekte fayda var.

1-Öncelikle bebeğiniz anne sütü aldığı için yediğiniz her gıdanın ona etki edeceğini unutmamalısınız. Gaz yapacak olan gıdalardan özellikle ilk aylarda biraz daha uzak durmanız gerekir.

2-Kendinizi ve bebeğinizi sıcak tutmaya gayret edin. Anneler için hassas bir dönem olan lohusalık sürecinde -siz fark etmeseniz de- bedeniniz soğuğa karşı daha duyarlıdır ve üşütmeler bebeğe gaz olarak döner.

3-Emzirdikten sonra mutlaka bebeğinizin gazını çıkarın. Böylece gazın birikmesini önlemiş olursunuz. Bebeği emzirir emzirmez uyutmayın veya yatırmayın. Biraz hareket ettirerek gazını çıkarmasına yardımcı olun.

4-Bebeğinizi özellikle ilk aylarda sık sık sıcak banyo yaptırın ve saf zeytinyağı ile vücuduna masaj yapın. Özellikle karın bölgesine iki parmağınızla dairesel olarak, ayak altlarına da.. Bebeğinizin ayaklarını karnına doğru ileri-geri hareket ettirin. Masaj, yumuşatır. Hareket ettirmek de bağırsakları çalıştırır.

5-Gaz sancısı için faydalı olduğunu bildiğimiz bazı bitkiler vardır. Pek çok bitki söylenir fakat burada bizzat bizim fayda gördüklerimizi size önermek istiyorum; rezene ve anason çayı. Sabah-akşam (3 dakika) kaynatıp birkaç kaşık bebeğinize verin, büyük bir su bardağıyla da kendiniz için ki sütten geçsin.

6-Ayrıca kimyon çayı, kimyonun yemeklerin üzerinde veya sade bir şekilde alınarak tüketilmesi faydalı oluyor.

7-Peygamber Efendimizin (s.a.v) hastalık veya ağrılar esnasında yapmış olduğu duaları yapın.

  • Rasulullah (s.a.v) hastaya yedi defa şu duayı okurdu:
"أَسْأَلُ اللهَ العَظٍيمَ رَبَّ الْعَرْشِ العَظِيمِ أَنْ يَشْفِيكَ"
"(Yedi defa) Büyük arşın sahibi olan Yüce Allah’tan sana şifa vermesini istiyorum." (Ebu Davud) 
  • Rasulullah (s.a.v) vücudunda bir  ağrı hissettiğinde elini acıyan yere koyar ve üç defa "Bismillah (Allah'ın adıyla) der sonra da yedi defa şu duayı ederdi:
"أَعُوذُ بِاللهِ وَقُدْرَتِهِ مِنْ شَرِّ مَا أَجِدُ وَأُحَاذِرُ"
"Hissettiğim ve korktuğum acının şerrinden Allah’a ve O’nun gücüne sığınırım." (Müslim)
  • Rasulullah (s.a.v) aile fertlerinden biri hastalanınca sağ eliyle ağrıyan yeri sıvazlar ve yedi defa şöyle dua ederdi: 
اللهم رب الناس أذهب الباس اشفه وأنت الشافي لا شفاء إلا شفاؤك شفاء لا يغادر سقما
"Ey bütün insanların Rabbi olan Allah'ım! Sıkıntıyı gider ve şifa ver. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hiçbir hastalık izi bırakmayacak kadar şifa ver." (Buhari) 

8-Gaz hakkında önerilen şeyleri, bebeğinizin sancısını fark ettiğinizde değil, düzenli olarak yapmaya gayret edin. Çünkü gaz sancısı başladıktan sonra sizin girişimde bulunmanız pek de fayda etmez.

9-Mümkün olduğunca sakin olmaya çalışın, bebeğinizi yatıştıracak şekilde onunla konuşun, Kur'an okuyun, ninni söyleyin. Sizin telaş yapıp stresle oradan oraya koşturmanız, daha neyin ne olduğunu anlamayan minicik yavrunuzu korkutur ve ağrılarına bir de korkuları eklenerek daha fazla ağlamaya başlar.

8-Elinizi bebeğinizin karnına bastırıp yürüyebilir veya onu göğsünüze yaslayarak ritimli bir şekilde sağa sola hareket ettirebilirsiniz. Bu arada sırtını da hafifçe ovun ki gazını çıkartmasına yardımcı olabilesiniz.

10-Bütün bunlar bebeğinizin sakinleşip yatışmasına bir nebze de olsa yardımcı olacaktır inşaallah fakat yukarıda da belirttiğimiz üzere tam anlamıyla çözüm değildir. Allah'ın dilediği vakti doldurduğunda bu sancılar tamamen geçecektir inşaallah..

Allah yardımcınız olsun..


Ummu Abdullah


..devamı »

18 Eyl 2014

Soru-Cevap (3) / Yurt Dışında Yaşıyorum, Çocuklarımın Eğitimi İçin Endişeliyim

Henüz yorum yok!

YURT DIŞINDA YAŞIYORUM, ÇOCUKLARIMIN EĞİTİMİ İÇİN ENDİŞELİYİM

Soru:

Selamun aleykum. Öncelikle bizleri böyle aydınlattığınız için çok teşekkürler. Benim beş buçuk yaşında ve bir yasında 2 kızım var. Biz Azerbaycan'da yaşıyoruz sadece yazın Türkiye'de oluyoruz. Kızım Azerbaycan kreşine gidiyor ve Rusça öğreniyor. Aslında ben ne kadar sübyan okulunu istesem de babası illa dil öğrensin istiyor. Birde sübyan okulu bize biraz uzak olduğu için gönderemedik Çok şükür kızıma hani elimden geldiği kadarıyla kısa sureler peygamberimizi, dinimizi öğretmeye çalışıyorum. Çok şükür eşim de ben de namazımızı ihmal etmeyiz amma işte içimde hep bir burukluk. Türkiye'de olsaydık şartlar daha iyi olacaktı. Ve ne yapacağımı bilemiyorum! Ben ilkokul birinci sınıfa giderken hem okuluma hemde Kuran okumaya gidiyordum. Korkuyorum kızıma bir şeyler öğretemeyeceğim diye. Öbür kızımda biraz huysuz, büyük kızımla fazla ilgilenemiyorum Sizce nereden ve nasıl başlamalıyım? Bana yardımcı olursanız çok sevinirim.

Cevap:

Aleykum selam.
Sevgili kardeşim, şeytanın sizi ümitsizliğe sevk etmesine müsaade etmeyin. Allah, orada yaşamanızı takdir ettiyse, size orada güzel kulluk yapabilme imkanlarını da mutlaka sunmuş ve hazırlamıştır. Türkiye'de yaşayan bir müslüman, kulluk konusunda kesinlikle sizden daha avantajlı değil.

Namazlarınızı ihmal etmemeniz çok güzel, Allah daim etsin.. Fakat bol bol okumalısınız.. Bu yaştaki çocuklara çok fazla eğitim vs. vermenize gerek yok. Onlar daima Allah için yaşayan, Allah korkusuyla titreyen, vaktini güzel değerlendiren, oyun-eğlenceye dalmayan, merhameti, şefkati elden bırakmayan bir anne-baba görerek yetişecekleri yaştalar..

Çocuğunuza güzel model olmaya çalışın ve küçük kızınız sebebiyle asla büyüğünüzü ihmal etmeyin. Önemli olan Kur'an'ı öğretmek veya bir takım şeyleri ezberletmek değil.. Çocuğunuza merkezinde "Allah sevgisi ve bu sevgiye bağlı olarak yaşama" olan bir hayat sunarsanız, öğretemediğiniz şeyler sebebiyle asla onu eksik bırakmış olmazsınız..

Çocuklar okul gibi aslında bizim pek tercih etmediğimiz ortamlarda bulunduklarında, ümitsizliğe kapılır, sanki onları başkalarına kaptırmış gibi karamsarlığa düşeriz. Fakat unutmayınız ki, çocuğunuz 6 saat okulunsa 18 saat sizindir. Siz bu 18 saati öyle değerlendirmelisiniz ki, okuldaki olumsuz davranışlar çocuğunuzun üzerinde tesir etmesin.

Yaz tatillerinde bol bol gerekli dökümanlarınızı alın, internetten indirebileceğiniz şeyleri indirin ve yurt dışında olmayı bir olumsuzluk olarak değil, herkesten bağımsız, kendi ailenizle geçirdiğiniz bir "eğitim kampı" olarak düşünün ve değerlendirin..

Asla gevşekliğe kapılmayın! Siz anne olarak ne kadar gayretli olursanız çocuklarınıza da aynı enerjiyi aktarırsınız.. Bol bol Kur'an ve hadis okuyun.. Kendinizi boş bırakmayın.. Ve çok dualar edin.. Dualarınızı da amel ve gayretle takviye edin..

Allah yardımcınız olsun..

Ummu Abdullah

..devamı »

17 Eyl 2014

Etkinlikçi Anne (4) / Televizyon Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

5 Yorum sayısı

TELEVİZYON HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

a-Evlerinde televizyon olmayan çocuklar, televizyona çok daha fazla düşkün oluyor ve merak duyuyorlar:

Evinde televizyon olmayan çocuğun, özellikle erken dönemde bu cafcaflı aletten saçılan görüntü, ses ve efektlere duyarsız kalması düşünülemez. Fakat bu, televizyonsuz çocukların daima televizyon merakı, hasreti ve özlemi içinde olduklarını da göstermez.

Onlar misafirliklerde televizyonu merak ederler, içine düşercesine de izleyebilirler. Kimi zaman akıllarının ucundan “Bizim de televizyonumuz” olsa gibi kötü bir düşünce de geçebilir. Ama kendi doğal dünyalarına döndüklerinde, yani televizyonun etkisinden kurtulup kendilerine geldiklerinde mutlaka; “İyi ki televizyonumuz yok” derler ve televizyonun kısacık zamanda kendilerine vermiş olduğu zararları gayet rahatlıkla fark edip ifade edebilirler.

b-Evlerinde televizyon olan çocuklar, televizyonla hiç ilgilenmiyorlar. Doyan kimsenin yemekten elini çekmesi gibi onlar da televizyona karşı duyarsızlaşıyorlar.

Bu durum, sadece erken çocukluk dönemi için geçerlidir. “Çocuğum hiç televizyon izlemiyor” diye övünen pek çok anne tanıdım.. “Neden acaba?” diye düşündüğümde o çocukların genelde okul öncesi yaş döneminde olduklarını gördüm.. Bu tavırlarının ilerde değişip değişmeyeceğini merakla gözlemlerken, okul sonrası dönemde çizgi filmlerin yanı sıra, yarışma programlarını, akşam dizilerini, hatta kadınların sabah programlarını dahi ilgiyle takip ettiklerine şahit oldum..

Çocuğun erken dönemde televizyona ilgisiz olması anne-babaları kesinlikle aldatmamalı..

c-Evde televizyon olmayınca çocuğu zapt etmek çok zor oluyor. Sürekli televizyon izleyebileceği yerlere gitmek istiyor:

Eğer çocuğumuzun ne izlediğini ve televizyon başında kaç saat geçirdiğini önemsemiyorsak en uygun olanı, elbette evimizin baş köşesine televizyonu koymaktır. Fakat bir takım hassasiyetlerimiz varsa televizyonlu olmak, televizyonsuz olmaktan daha zordur.

Televizyonlu evlerin hassas anneleri, çocuklarını sürekli denetlemek durumunda kalıyorlar. Devamlı; “Artık yeter, kapatıyoruz” kavgaları, kumandayı ortadan kaybetme veya kanalları kilitleme, şifreleme telaşı.. Çocukların isyanı karşısında çoğu zaman verilen tavizler.. Çocuk televizyondan uzak kalsa aklı daima orada.. Anne, çocuğu televizyon başına bıraksa kalbi daima tedirgin..

Onun için televizyon olmadığında çocukların; “Niye bizim televizyonumuz yok?” veya “Falanca yere televizyon izlemeye gidelim mi?” sorularını cevaplamak daha kolay ve daha ikna edici..

d-Televizyon, çocuklara konuşmayı ve sosyalleşmeyi öğretiyor. Televizyon izleyen çocuklar toplumda kendilerini çok daha rahat ifade edebiliyorlar:

Anne-babalar, çocuklarından farklı bir kelime duyduklarında veya çocuklarının farklı cümleler kurduğunu gördüklerinde; “Televizyondan ne kadar çok şey öğreniyor” yanılgısına kapılıyorlar. Televizyonun çocukların konuşma becerisinin yanı sıra sosyalleştirdiğine de inanıyorlar.

Fakat durum şundan ibaret; çocuğuyla oyun oynamayı bilmeyen, çocuğuna kelimeleri, cümleleri, yani güzel konuşmayı öğretmekten aciz olan ve bunu kendisine yük bilen anne-babanın kurtarıcısı elbette televizyon oluyor.

Çocuklarının insanlar arasındaki vurdumduymaz, şımarık hallerini “özgüven” olarak tanımlayan bu ebeveynler, küçüklere istediği gibi sataşabilen, büyükleriyle saygısızca konuşan çocuklarının bu hallerini de “sosyalleşme” olarak tanımlıyorlar.

Doğduğundan itibaren çocuğunu televizyonun karşısında büyütmüş bir akrabamız; bizim çocuklarımızın (erken dönemde) misafirliklerde çekingen olmasını televizyonsuzluğa bağlıyor ve arkadaşlarına; “Yazık, evlerinde televizyon olmayınca çekiniyorlar insanlardan, korkuyorlar” diye dert yanıyordu..

Şimdi evlerine gittiğimiz zaman kendi çocuğu odasından çıkıp da “Hoş geldin” bile demiyor bize.. Hal-hatır sorduğumuzda iki kelimeyi bir araya getirip de konuşamıyor.. Dersleri kötü, okulda başarısız, hayatta silik ve pısırık.. Ama hala odasından televizyon sesi geliyor..

e-Bebekler televizyona baksalar da hiçbir şey anlamazlar, dolayısıyla onlara bir zararı olmaz. Fakat oyalanması ve vakit geçirmesi açısından anneye yardımı dokunuyor:

Yıllardır pek çok Avrupa ülkesinde çizgi filmlerin altında “3 yaşından küçük çocuklar için zararlıdır” şeklinde ifadeler kullanılıyor. Doktorlar anne-babaları sürekli bu konuda uyarıyor. Elhamdulillah son yıllarda ülkemizdeki duyarlı doktorlar tarafından aynı uyarının yapıldığını biliyoruz..

3-4 yaş öncesinde çocukların televizyon izlediği sanılsa da, çocuklar sadece ekrana kilitleniyor. Yoğun ses, efekt, görüntü ve hızlı kareler çocuğu projeksiyona tutulmuş bir tavşan gibi olduğu yere mıhlıyor.

Yaşamın ilk 3 yılında beynin tüm gelişimini tamamladığını bilimsel verilerle biliyoruz. Onun için ilk üç yıl, çocuğun televizyondan ve her tür hareket eden, ışık saçan ekrandan uzak tutulması gerekiyor.

Hiperaktivite, dikkat dağınıklığı, otizm, obezite hatta kanser, televizyonun sebebiyet verdiği hastalıkların başında geliyor.

Yeme, içme ve uyku bozuklukları, iştahsızlık, hareketsizliğe bağlı olarak ortaya çıkan şişmanlık ve vücutta yağ birikmesi, sosyal fobi, hormonal dengesizlikler de ardından gelen sorunlar.

Son dönemde pek çok ebeveynin şikayetçi olduğu bir başka rahatsızlık ise; ergen ergenlik. Artık 7-8 yaşındaki çocuklar ergenlik çağını geciktirmek için düzenli olarak iğne veya ilaç kullanıyorlar. Uzmanlar, erken ergenliğin ilk sebebini yenilen gıdalara, ikinci sebebini ise televizyon izlemeye bağlıyor.

Erken dönemde çocuğun birkaç saat televizyon başında oyalanması annenin işini kolaylaştırmış gibi gözükürken, televizyon kapatıldığında en olmadık şeyleri yapan, depoladığı enerjiyi nereye harcayacağını şaşıran, tabiri caizce kudurmuş bir çocuk ortaya çıkıyor.. Ve zamanla çocuğu televizyon dışında hiçbir şeyle oyalamak, teskin etmek mümkün olmuyor.. Böylece izleme saatleri gitgide artıyor..

f-Çocuğum televizyondaki eğitici programları izleyerek ana okulu ve okul hazırlığı yapıyor. Böylece okula başladığında zorlanmıyor:

Son dönemde öğretmenlerin en önemli şikayeti; çocuklardaki dikkat dağınıklığıdır. Bu sebeple okula çağırılan velilerin haddi hesabı yok.. Görüşme sonrasında çocuklarında “dikkat eksikliği” hastalığı olduğu sonucuna varan aileler, bir doktorla da görüştükten sonra hemen soluğu eczanede alıyorlar. Şu an ilkokul öğrencileri arasında “dikkat eksikliği” ilaçları kullanan öğrencilerin sayısı hiç de az değil.

Sorun şu; bebekliğinden beri o kadar renkli, görüntülü, sesli, müzikli, efektli bir dünyada yaşayan çocuk birden hop diye kitapların, defterlerin yani o soluk, renksiz, hareketsiz, eğlencesiz nesnelerin arasına girdiğinde hiçbir şey onun dikkatini ve ilgisini çekmiyor.

Çocuk öğretmeni dinlemiyor çünkü öğretmenin televizyon kadar albenisi yok.

Çocuk ders çalışmıyor çünkü ders çalışmak onun beynini oradan oraya savurmuyor.

Öğretmeni dinleyebilmek, bir ders üzerinde uzun zaman çalışabilmek, bir resim yapabilmek, bir tablo seyredebilmek, hatta bir çiçeği, böceği inceleyebilmek, her şeyden önce sükunet istiyor. Ve uzun zaman televizyon karşısında kalan çocuklar bu sükuneti, akabinde ise merak ve dikkati kaybediyorlar. 

Böylece televizyon kadar hareketli ve renkli olmayı başaramayan her şey, onlar için sıkıcı ve bir an önce kendisinden kurtulunması gereken baş belası şeyler oluyor.

g-Televizyon o kadar da kötü bir alet değil. Pek çok faydalı program, dini sohbetler, kültürel ve siyasi programlar var ve bunlar insanın gelişimine katkı sağlıyor:

İradesi güçlü, vaktini disiplinli bir şekilde kullanan, oyun-eğlencenin kendisini esir almadığı yetişkinler elbette televizyon kullanabilir, televizyonun iyi yanlarından faydalanabilir. Fakat bu durum pek çok kimse için mümkün olmadığı gibi çocuklar için de asla düşünülemez.

Bu şekilde itiraz edenlere, hangi dini, kültürel veya siyasi programları takip ettiklerini sorduğumuzda kem-küm etmekten başka bir şey yapamıyorlar.

Evinde televizyonu olan kaç kişi sadece faydalı şeyleri izliyor? O faydalı şeylerin arasında bile aniden karşılaşılan reklam vs. pek çok olumsuz ve gayr-i ahlaki şeyler var. Bu durumda televizyonu hayra kullanmak o kadar da mümkün ve kolay gözükmüyor.
NE YAPMALI?

1-Her genç kız veya delikanlı, televizyonsuz bir ev hayali kurmalı. Evlilik görüşmelerinde mutlaka bu düşüncelerini dile getirmeli. Çünkü televizyonsuz ev demek; eşlerin birbirleriyle muhabbet edebilmesi, çocukların ve bütün ailenin sükunet içinde yaşayabilmesi demek.

2-Eşiyle bir şekilde mutabakat sağlayan her anne-baba, televizyonu evden atabilmek için gereken her şeyi mutlaka yapmalı. Televizyonu evinden atmayı başaran bir abla; “Eşimle ne zamandır doğru düzgün göz göze gelmediğimizi fark ettim” demişti.

3-Televizyonlu evlere giden çocukların, televizyon izlemek istemesi ve bu konuda ısrarcı davranmaları anne-babalar tarafından normal kabul edilmeli. İzlenecek yayını anne-baba seçtikten sonra ev sahibiyle anlaşarak süre dolduktan sonra televizyon kapatılmalı, gerekirse kumanda ortadan kaldırılmalı.

4-Yakın bir komşuya veya akrabaya televizyon izlemek için türlü türlü bahanelerle giden çocukla uygun bir dille konuşulmalı, olmadığı takdirde komşudan/akrabadan kesin bir dille televizyonu asla açmaması veya çocuğu eve kabul etmemesi istenmeli.

5-“Komşuları rahatsız ediyor” diyerek eve televizyon almak veya haftalık sinema günlerini her güne, günde birkaç saate çıkarmak, problemi ortadan kaldırmak yerine teşvik edeceğinden böylesi zorlamalara asla taviz vermemeli.

6-Çocukların istek ve ihtiyaçlarına göre haftada bir gün “Sinema Günü” belirleyip ailece izlemeye uygun filmler veya belgeseller takip edilmeli.

7-Televizyonu evinden atması mümkün olmayanlar ise; şu hususlara dikkat etmeli:

a-Bebekler 0-3 yaş arası dönemde kesinlikle televizyon izlememeli.

b-Üç yaşından büyük çocukların televizyon izlemesi günlük bir saati geçmemeli. Anne-babanın ortak tavır takınması, kuralların her zaman aynı şekilde işliyor olması çocukların uyumunu kolaylaştırır. Yoksa biri öyle diğeri böyle derse, bir gün bir saat, misafir geldiğinde beş saat izlenirse çocuklar da bu gevşek otoriteyi ellerinden geldiğince delebilmek için anne-babayı zorlarlar.

c-Çocukların yaşlarına uygun programlar tercih edilmeli. Ahlaksızlık ve şiddet içeren sahnelerin, subliminal mesajların olduğu çizgi film ve programlara dikkat edilmeli.

d-Çocuklar, televizyon başına bırakılmamalı, anne-baba televizyon izlerken çocuğun yanında bulunmalı. Böylece olası bir uygunsuz durumda konuyu konuşabilmek veya yanlışı fark ettirip zararı aza indirmek mümkün olabilsin.

e-Özellikle erken yaşlarda çocuklar “Hadi siz biraz televizyon izleyin” önerisinin, anne-baba tarafından baştan savılmak ve ihmal edilmek olduğunu gayet iyi biliyor ve hissediyorlar. Anne-baba, çocuklarıyla ne kadar özverili vakit geçirirse, çocukların televizyona olan ihtiyaçları o oranda azalıyor.

Evlerinde televizyon olan bir ablaya misafir olmuştuk. Gençlik çağlarındaki çocukları, televizyonun yüzüne bile bakmıyorlardı. Kitaplarla dolu olan evde televizyon bir köşeye terk edilmişti.

Bu duruma oldukça şaşıran bizler hemen işin sırrını sorduk. Aldığımız cevap; “Televizyonla olmak anneden ayrı kalmak demek. Çocuklarım da televizyon yerine anneleriyle olmayı tercih ettiler. Küçüklüklerinden itibaren hiç bıkmadan sıkılmadan onlarla oynadım, gezdim, her şeyi beraber yaptık, böylelikle televizyona hiç ihtiyaç hissetmediler” oldu.

Fakat şöyle de devam etti; “Televizyon eşim istediği için evdeydi. Kızlarım konusunda başarılı olduğum şey, oğlumda geçerli olmadı maalesef. Yani anne ne kadar ilgilenirse ilgilensin yine de televizyonun çocuğu kazanma olasılığı yüksek..”

Ummu Abdullah


..devamı »

Beni Neden Dinlemiyorlardı?

Henüz yorum yok!


BENİ NEDEN DİNLEMİYORLARDI?

Ben, kahkahaların ve kavgaların arasında kaybolmuş, sesi duyulmayan, sesi duyulmadıkça daha çok susan, çırpındıkça daha da bastırılan bir benliğim. Ben bir çocuğum.

Hani şu on yıllar öncesinin ayağında naylon ayakkabı, çeşme basında, koyun pesinde, toprak üstünde, abi tekmesinde büyüyen değil, bilim çağında, TV karsısında, bilgisayar ekranında, telefon oyunlarında kendini unutmuş, adaletsiz sevgilerde, miras paylaşımlarında, yabancı olduğunuz değil tam yanı başınızda unutulmuş bir çocuğum!

Çok uğraştım sesimi duyurabilmek için. Bebekken acıktığımda, ağrım olduğunda nasıl ağladıysam, büyüdüğümde de ağladım ben üzülünce.

Annem babam beni çok seviyorlardı biliyordum. Ama neden kardeşimi daha çok öpüyor, onu daha çok kucaklarına alıyorlardı anlayamadım ve ağladım. Ben yeni keşfettiğim oyunu göstermek istiyordum anneme. Ama o hep işten bahsediyordu. Ve ben işleri hiç sevmiyordum. Annemi meşgul eden işleri ben yapayım dedim. Bu kez annem izin vermedi. Anlayamadım ve ağladım. Ve ben ağladıkça huysuz oldu adım, hırçın. Yeni adıyla da agresif...

"Baba oyuncak arabamı tamir edelim mi?" dediğimde babamın göz ucuyla bakıp "Tamam" dedikten sonra dakikalarca telefonda konuşması beni daha çok agresif yaptı.

Ben neydim bu evde? Babam işe gidiyor. Annem hiç oturmuyor, kardeşim emiyor altını kirletiyor...
Ama ben büyümüştüm. Anne-babamın tartışmaları arasında şaşkın şaşkın bakakalsam da, ablamın beni sebepsiz iteklemelerine anlam veremesem de büyümüştüm. Konuşurken çıkan sesim değişik geliyordu galiba onlara. Taklidimi yapıp gülüyorlardı. Komik olan ne vardı ki?...

Oysa ben büyümemiş miydim? Ama kapı koluna elim yetişiyor, lambaları kendim açabiliyordum. Kalem tutabiliyor, yemeğimi dökmeden yiyebiliyordum. Hem büyüdüğümü herkes söylüyordu bana. "Sen artık abi oldun" diyorlardı.


Ama beni neden dinlemiyorlardı!!!

Ummu İbrahim
..devamı »