Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

31 Ağu 2015

Müslüman Anneler Konya Buluşması

Henüz yorum yok!


MÜSLÜMAN ANNELER KONYA BULUŞMASI

Selamun Aleykum.

Sevgili Müslüman Anneler!

12 Eylül Cumartesi günü Konya'lı Müslüman Anneler'le buluşacağız inşaallah. Konya'lı kardeşlerimiz ne zamandır talep ediyorlardı. İnşaallah hayırlı bir buluşma olur. 

Herkese açık bir park yada piknik alanı olmaktansa sadece bize ait olan bir mekan tercih edelim hem çocuklarımız hem de biz rahat edelim istedik.

Konya buluşmamıza Konevi Der Sosyal Tesisleri ev sahipliği yapacak inşaallah. Toplu organizasyonların yanı sıra erkek öğrenciler için yurt ve öğrenim yeri olarak kullanılan tesis, buluşacağımız gün sadece bize ait olacak. 

Dernek yöneticilerden Ramazan Sönmez Hoca ile görüşüp "O gün mekanda erkeklerden kimse bulunmaz değil mi?" diye sorduğumuzda, bize; "Merak etmeyin. Erkek sinek bile olmaz. Birkaç atımız var ama onlar da dişi" cevabını verdi :) 

Bu arada yemek tekliflerini reddedip sadece çay ikramlarını kabul ettik. İstanbul'da yaptığımız usulü orada da aynen yapacağız inşaallah.

Her kardeşimiz öğlen çayı için yanında bir çeşit yiyecek getirecek. Bohçalarımızı açıp azık karıştıracağız. 

Yiyecek organizesini mail adresinden takip edemeyeceğiz. Herkes gönlüne göre takılacak. Konya'da katılım fazla olacağı için tek tek yiyecek paylaştırmak bizim açımızdan epey zor olur. İmkanı olan kardeşlerimiz fazla değil tek çeşit bir şey getirsinler, imkanı olmayan, yetiştiremeyen kardeşlerimiz de soframıza buyursunlar..

Yiyeceklerde dikkat edilecek hususları ise tekrar hatırlatalım:

1-Yiyeceklerimizde hiçbir şekilde margarin kullanılmayacak.

2- Krem şanti vs. gibi paket kremalar kullanılmayacak.

3- Asitli hiçbir içecek getirilmeyecek. (Kola, gazoz vs.) Meyve suyu helal sertifikalı olacak.

4- Pastahane ürünleri olmayacak, hepsi kendi mutfağımızdan, helal gıdalarımızdan yapılacak.

Çamlıca pikniğimize katılan Suriye'li misafirlerimizden biri, pek çok çeşitten oluşan sofraya bakıp; "Şimdi burada şüpheli hiçbir şey yok, öyle mi? Nasıl yapabildiniz bunu? Asitli içecekler de gelmemiş?" diyerek şaşkınlığını belirtti.

Müslümanlar "helal gıdayı" birazcık ciddiye alırlarsa, toplu organizelerde bile "olmaz" diye hiçbir şey yok. Gayet de güzel başarılıyor. O gün çocuklara dağıtılan meyve suları, çikolatalar, şekerler hepsi "helal sertifikalı" ürünlerdi. Bunları sadece ekip olarak biz getirmedik. Bu konuda hassasiyetimizi bilen misafirlerimiz de aynı şekilde davrandılar. Allah hepsinden razı olsun. 

Programımız: saat 11.00 ila 18.00 arası olacaktır. 

Binanın sadece mescid ve lavabolarını kullanacağız. Çay ve sohbet bahçedeki kamelyalarda olacak. Böylece bahçede oynayan çocuklarımızla da yakından ilgilenme imkanımız olacak inşaallah.. Çocuklar için oyun oynayacak alanlar mevcut, yine top-ip gibi oyuncaklar getirmeyi unutmayalım inşaallah. Gönlü genç anneler de oyun oynayabilir :) 

Rabbimizden hayır üzere bir buluşma olmasını niyaz ediyoruz. Müslümanca çocuk yetiştirmenin git gide daha da zorlaştığı şu dönemlerde, inşaallah birbirimize güç ve destek oluruz. 

Eski dostlukları pekiştirip yeni kardeşliklere adım atarız. Tecrübeli annelerimizden güzel nasihatler dinleriz. 

Belki hiç konuşmasa, bir kenarda dursa bile o güzel annelerin hallerinden hal alırız. Çünkü aslolan kalabalık laflar etmek, gürültü çıkarmak, yaygara yapmak değil, samimi olmak, "olduğumuz kadar" olmaktır..

Ve gönlü güzelliklere açık olana, Müslümanların buluşmasında mutlaka hayır ve bereket  vardır..

İnşaallah hayırlarla, hayırlarda buluşuruz.

Selametle..

Müslüman Anneler






ADRES:

Karahüyük Mah. Hatıp Cad. No: 119
Meram / KONYA








..devamı »

29 Ağu 2015

Okulsuz Toplum / Ivan Illıch

4 Yorum sayısı





Kitabın Adı: Okulsuz Toplum  
Yazarı: Ivan Illıch
Yayınevi: Şule Yayınları             
Sayfa Sayısı: 141









OKULSUZ TOPLUM

Bu yazımda Müslüman anneleri yakından ilgilendiren “Okul eğitimi” konusunun irdelendiği bir kitabı tanıtmaya çalışacağım. Özetini yapacağım kitap konusu bakımından ilk çıktığı andan itibaren çok fazla ilgi odağı olmuş. Fakat ne kadar az dikkate alındığı ise eğitim sisteminin bugünkü işleyişinden anlaşılmakta.

Kitabın yazarı Ivan Illich oldukça orijinal fikirleri olan Yirminci yüzyılın en önemli düşünürlerinden birisidir. “Okulsuz Toplum” adlı kitabı sayesinde geniş kitleler tarafından tanınmıştır. Kitabın da okulların kaldırılması gerektiğini savunarak sistemleşmiş eğitim kurumlarını adeta yerden yere vurmuştur.

Yazar, “Cuernovaco Manifestosu”nu imzalayan eğitimcilerden biridir. Bu eğitimcilerin düşüncesini şöyle özetleyebiliriz; eğitimde herkes zamandan, maddi olanaklardan ve özgürlükten eşit miktarda yararlanabilmelidir. Herkesin her türlü bilgiye ulaşabilmesi gerekir. Bunun içinde en kısa zamanda diplomalar geçersiz sayılmalı, okuldaki başarı düzeyine dayanan her tür ayırıma son verilmelidir. Bir iş için, başarma isteği ve belli bir deneme süresi, diploma veya sertifikadan daha çok geçerlidir.

Kitabın önemli bulduğum noktalarından birisi; okulun bu kadar büyük bir prestije sahip olmasının esas nedeninin statükonun korunmasını sağlaması olduğunu özellikle vurgulamasıdır. Aynı zamanda günümüzdeki okulların, eğitim açısından etkisiz olduğunu ve sistemin bu okullarda ihtiyaç duyduğu özellikte insanlar yetiştirdiğini söylemektedir.

Yazara göre okullar bölücü bir özellik taşıyor. Yazarın şiddetle karşı durduğu nokta; eğitim ve öğrenmenin okulda verilmesi ve eğitimin alınacak tek yer olarak okulun gösterilmesi, okulun da devlet tekelinde olmasıdır.

Tabii ki bu noktada yazara katılmamak mümkün değil. Çünkü insanlar okul dışında da öğrenmeye açıktır ve hayatın içinde öğrenim daha verimlidir. Çocukların özgür bir şekilde eğitilmesini, onların öğreniminin birilerinin amacına hizmet eder nitelikte olmamasını istiyorsak öncelikle okulu devlet tekelinden kurtarmamız gerekir. Çünkü müfredatı devletin belirlemesi, öğrenim gören çocuklarımızın onların istediği şekilde bireyler olması demektir.

Ivan ıllıch’ın kitabında okullara ve kurumlara yönelttiği eleştirileri şu maddelerde özetleyebiliriz;

* Modern toplumda ortaya çıkan kurumlar, kendi hayatımız üzerindeki söz hakkımızı ortadan kaldırmaktadır. Böyle bir yapı içinde sorunlarımızı çözmek için kendi yeteneklerimize, ya da toplumsal deneyimlere güvenmez, kurumlara yaslanırız. Modern endüstriyel kurumlar bütün yaşam alanlarını işgal eder ve alternatiflerine var olma hakkı tanımaz. Modern kurumlara alternatif olabilecek her şey zamanla bu kurumlar tarafından yok edilir.

* Bir sorunu çözmek üzere oluşturulan bir endüstriyel kurum, zamanla o sorunu büyütmeye başlamaktadır. Yazar buna “karşıt üretkenlik” adını veriyor. Yani okullar eğitim öğretimi sağlayamadığı gibi tam tersine bu sorunu daha da büyütmekte ve gelişimin önünü adeta tıkamaktadır.

* Bu kurumların ortaya çıkardığı bir diplomalılar sınıfı yani doktorlar, mühendisler vs. toplumda tek söz sahibi haline gelmiştir. Bu durumda kurumların sertifikasına sahip olmayanların konuşma hakkı kalmamaktadır.

* Bu kurumlardan alınmış bir diploma ehliyet veya sertifika olmadan kendi kendimize istediğimiz bilgiyi öğrenmek, istediğimiz alanda beceri kazanmaya çalışmak, kendi bedenimiz üzerinde denetim sahibi olmak ve bunun gibi her türlü çalışma ve hizmetler yasadışı yada marjinal kabul edilmiştir. Doğrusu yazarın değindiği bu nokta beni derin düşüncelere sevk etti. Çünkü bu durum sistemin kurumlar aracılığı ile bizleri tamamen kontrol altına alabildiğini göstermektedir.  

* “Okul her bir başarı seviyesi için, söz konusu oyunun erken dönemlerinde kurulu düzen için kendilerinin iyi birer hizmetçi olduklarını kanıtlayanları seçip ayırmaktadır.” diyor yazar. Çünkü okul devlet tekelindedir. Devlette kendisine itaat eden, çizdiği sınırın dışına çıkmayan bireyleri tercih eder. Bu kurumlar aracılığı ile sertifika verdikleri kişilerden bu etiketin karşılığı olarak kendi beklentilerini karşılamasını ister.

* Okullar eğitim öğretimi, hastaneler sağlık bakımını ticari meta haline getirmektedirler. Bunun sonucunda "bilgi" bir mülkiyete dönüşmektedir.

* Okullardaki sisteme göre, öğrenci kendisine verilen bilgiyi alırken öğreticinin söylediklerini benimsemek zorundadır. Bu şekilde öğrenen sürekli “edilgen” konumda tutulmaktadır. İşte böyle bir sistemde yetişen bir çocuk, ileriki hayatında da edilgen konumun dışına çıkamamaktadır.

* Keşfedici ve buluşçu davranış için yetenek öğrenimine ihtiyaç vardır. Yetenek öğretiminin de, müfredat sınırlamalarından bağımsız olması gerekir. Okullar ise yetenek gelişimine önem vermediğinden adeta kısıtlayıcı ve köreltici bir hal almıştır. 

* Okula o kadar bağımlı hale gelinmiştir ki insanlar, okulun dışında bir şey öğrenmeyeceklerini düşünmeye başlamıştır. Halbuki İnsan sürekli olarak bilgiye açtır. Bununla birlikte Öğrenciler okulda verilen müfredata ciddi şekilde boyun eğdiklerinden dolayı alternatif her türlü metot ve bilgiye kendilerini kapatmaktadırlar.

* Okul bir eğitim kurumu olsa da burada özgür düşünce kısıtlanmaktadır. Yazara göre okul bir nevi öğrencilere hapis hayatı yaşatan onların özgürlüklerini kısıtlayan bir kurumdur. Bunun nedeni ise okulların öğretmen merkezli olmasıdır. Yani orada öğretmen ne söylüyorsa doğru olarak kabul edilmeli, öğretmen ne söylüyorsa öğrenci ona göre hayatını şekillendirmelidir. Sonuç olarak böyle bir toplumda tekdüze insanlar yetişir. Hâlbuki bu durum eğitim ve öğretimin doğasına aykırıdır.


Yazar, sistemi suçladığı eleştirilerine ek olarak pek çok önerisini de dile getirmiş. Bunlardan bir kaçını da şu şekilde maddeleyebiliriz:

* İnsanda öğrenme isteği ile birlikte doğal olarak araştırmacıkta gelişmektedir. Dolayısıyla, okulların yerine geniş iletişim ağları kurulmalıdır. İsteyen, istediği bilgiyi direkt olarak ulaşabileceği konunun uzmanından öğrenebilmelidir. Bu şekildeki öğrenme sisteminde öğretmen ve öğrenci varlıklarını sürdürürler ancak zorunlu olarak bir arada bulunmak ve kurallara bağlı ilişkilere girmekten kaçınmalıdırlar.

* Bir insan çocukluk ya da gençlik döneminde okuduğu okuldaki başarı durumuna göre yargılanmamalıdır. Bu büyük bir haksızlıktır. Okuldaki başarıya dayanan her türlü etiket ve ayırım ortadan kaldırılmalıdır.

* Sınavlar insanları gözetim altında tutarak standartlaşmaya itmektedir. Aynı zamanda kişiyi başkalarının saptadığı ölçülere mahkûm etmektedir. Nitekim yazar, kişinin bir süre sonra bu ölçütlerin altında ezilmeye başladığının söylemektedir.

* Yöntem ve tekniklere, uzman kişilere özgürce ulaşabileceğimiz bir sistem var edilmelidir. Kafalarımızı ansiklopedik bilgilerle doldurmak yerine, ihtiyaca cevap veren, ilgi alanına giren her türlü bilgi öğrenilmelidir. Öğrenme belirli bir zaman ve mekânla sınırlandırılmayıp bütün hayata yayılmalıdır.

* Öğrenmenin kitaplar, konuşmalar, iletişim araçları, arkadaşlar, yolculuklar, araştırmalar gibi pek çok yolu olmalı. Bilgiyi öğrenmek "başarılı olma" şartına bağlı olmamalıdır. Bilgiler uygulanma sahasına indirilmelidir. İşte bu metotla öğrenilen bilgi, kişide her daim canlı ve aktif kalacaktır.

* Öğrenenin daha önceki eğitimine, nasıl yetiştiğine ve sahip olduğu koşullara göre bilgi verilmelidir. Kişiliği, çevresi ve yatkın olduğu noktalar birinci planda tutulmalıdır. Öğrendiği bilgiyle kendisi ve çevresi arasında ilişki kurmasına yardımcı olunmalı, bu tarz kıyaslama ve farklara dikkat çekilerek öğrencinin hem bilgi hem de kişilik anlamında gelişmesi sağlanmalıdır. Öğrencinin öğrenim bittikten sonra elde edeceği diploma değil, gelişimi ana hedef olmalıdır.

Sonuç olarak; bu kitabın çocukları büyümeye başlayıp da okul konusunda tereddüt yaşayan pek çok ebeveyne farklı bir bakış açısı kazandıracağını düşünüyorum. Elbette yazar yazılarını çoğunlukla dinsel kaygılardan ötürü kaleme almamış olabilir ancak “Okul eğitiminin” sosyolojik ve psikolojik bakımdan da irdelenmesi bize fayda sağlayacaktır. Eminim ki bu kitap kendi tereddütlerimize ve endişelerimizi pek çoğunu daha eklemeyi başaracak. Bu da çocuklarımızı sistemin ürettiği bir kuruma teslim ederken birkaç kere daha fazla üşünmemizi ve daha doğru kararlar almamızı sağlayacaktır.

Okuyup istifade etmeniz, bana da dua etmeniz temennisi ile…

Ummu Ruveyda




..devamı »

26 Ağu 2015

Araştırma: Hikayelerin Çocuk Beyni Üzerindeki Etkileri

Henüz yorum yok!

ARAŞTIRMA: HİKAYELERİN ÇOCUK BEYNİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Bundan yaklaşık bir yıl önce, Amerikan Pediatri Akademisi, çocuk bakımının, doğumdan itibaren çocukları okuryazarlıkla tanıştırmayı da kapsaması gerektiğine dair bir açıklamada bulundu.
Bu şu anlama geliyor: Çocuk doktorları, en küçük çocuklara bile kitap okumanın ne kadar önemli olduğu konusunda ailelere danışmanlık vermeli ve onları bu konuda teşvik etmeli. Dr. Pamela C. High ile birlikte kaleme aldığımız bu açıklama, kitaplarla ve sesli okumayla büyümek ile ileriki yıllardaki dil gelişimi ve okul başarısı arasındaki bağlantı üzerine yapılan kapsamlı araştırmaları da kapsıyor.
Ancak küçük bir çocuğa kitap okumanın sonuçlarının iyi olacağını bilsek de, bu mekanizmanın ne olabileceğine dair sadece sınırlı bir bilgimiz var. İki yeni araştırma, küçük bir çocuğu kucağınıza oturtup resimli bir kitabın kapağını açtığınızda gerçekleşen beklenmedik karmaşık etkileşimleri inceliyor.
Bu ay içinde Pediatristler Dergisi‘nde yayınlanan bir araştırmada, 3 ila 5 yaş arasındaki çocukların yaşlarına uygun hikayeler dinledikleri andaki beyin aktiviteleri manyetik rezonans (MR) görüntüleme kullanılarak incelendi. Araştırmacılar, çocuklara evde ne kadar çok kitap okunduğuna göre değişen beyin aktivasyonları arasındaki farklılıkları ortaya çıkardılar.
Evinde daha çok kitabı olan ve kendilerine daha fazla kitap okuyan ebeveynleri olan çocuklar, sol beyin yarım kürelerinin olduğu bölgede (paryetal-zamansal-oksipital korteks birleşimi) belirgin bir şekilde çok daha fazla aktivasyon gösterdi. “Beynin bu bölgesi, sesi ve sonra da görsel uyarımı bütünleştiren çoklu duyusal bütünleşme ile ilgili çok önemli bir bölge” diyor yazarlardan Dr. John S. Hutton.
Beynin bu bölgesi, büyük çocuklar kendi kendilerine kitap okuduklarında çok aktif olmasıyla biliniyor, ancak Dr. Hutton küçük çocuklara kitap okunduğunda da aynı bölgenin harekete geçtiğini ekliyor. Esas ilginç olanı, daha fazla kitaba ve evde okumaya maruz bırakılan çocuklarda, beynin görsel ilişkilendirme işlemi yapan bölgelerinde belirgin bir şekilde daha fazla aktivite görülmesi. Üstelik çocuk, beyin tarama cihazının içinde sadece bir hikaye dinlerken ve herhangi bir resim göremezken bile.
“Çocuklar hikaye dinlediklerinde, duydukları hikayeleri zihinlerinin ‘gözlerinde’ canlandırıyorlar” diyor Dr. Hutton. “Örneğin ‘Kurbağa ağaç kütüğünün üzerinden atladı.’ Daha önce bir kurbağa gördüm, daha önce bir ağaç kütüğü gördüm, o halde bu neye benzer?”
“Beyin aktivasyonunun farklı seviyeleri, bu görsel imajları geliştirme konusunda daha fazla pratiği olan çocukların (resimli kitaplara bakarak ve hikaye dinleyerek) ileriki zamanlarda da kelimelerden görseller ve hikayeler yaratmalarına yardımcı olacak becerileri geliştirmelerini sağlayabileceğini gösteriyor” diyor Dr. Hutton.
“Bu, çocukların nesnelerin neye benzediğini anlamalarını sağlıyor. Ayrıca resimleri olmayan kitaplara geçişlerine de yardımcı oluyor” diye devam ediyor Dr. Hutton. “Bu aynı zamanda ileride daha iyi okuyucular olmalarını sağlayacak. Çünkü onlar beyinlerinin, hikayede olan biteni görmelerini sağlayan bölümünü zaten geliştirmiş olacaklar.”
Dr. Hutton kitabın, çizgi filmlerin ve diğer ekranla bağlantılı şeylerin başaramayacağı bir şekilde yaratıcılığı teşvik ettiğini de ileri sürüyor.
“Çocuklara bir hikayenin videosunu gösterdiğimizde bu süreci biraz devre dışı mı bırakmış oluyoruz acaba?” diye soruyor Dr. Hutton. “Yapılan işi çocukların elinden mi alıyoruz? Hikayeyi hayal etmeleri gerekmiyor. Bu, önlerine hazır bir şekilde geliyor.”
Küçük çocukların konuşma dilini duymasının önemli olduğunu ve bunu ekranlardan değil insanlardan duymaları gerektiğini de biliyoruz artık. Ama ne yazık ki çocukların konuşmaya ve karşılıklı diyaloğa ne kadar maruz kaldıklarıyla ilgili ortada ciddi farklılıklar var. Bu araştırmalar arasında en bilinenine göre yoksul çocuklar 3 yaşına kadar milyonlarca daha az kelime duyuyor.
Ancak küçük çocuklara kitap okumak ya da onlarla birlikte kitap okumak, duydukları kelimelerin sayısını onlarla konuşmaktan daha fazla artırabiliyor. Ağustos ayında Psychological Science dergisinde, resimli kitapların içerdiği dile yönelik bir çalışma yayınlandı. Araştırmada, öğretmenler tarafından tavsiye edilen, Amazon’da en çok satan ve ebeveynlerin uyku saatinde en fazla okudukları kitaplara yer verildi.
Kitaplardaki dil ile ebeveynlerin çocuklarıyla konuşurken kullandıkları dil karşılaştırıldığında, araştırmacılar resimli kitapların daha fazla “özgün kelime türleri” içerdiğini buldu
“Kitaplar, çocuklara yönelik konuşmalara oranla daha fazla farklı kelime içeriyor” diyor Kaliforniya Üniversitesi psikologlarından Jessica Montag. “Yani bu araştırma şunu iddia ediyor: Ebeveynleri (ya da bakıcı, akraba vs.) tarafından kendisine daha fazla kitap okunan çocuklar, kendisine kitap okunmayan çocukların muhtemelen hiç duymadıkları kelimeleri duyuyorlar.”
Bu yüzden küçük çocuklarla resimli kitaplar okumak demek, onların daha fazla kelime duyması demek. Aynı zamanda beyinleri bu kelimelerle ilişkili görselleri yaratma pratiği yapıyor demek.
Kariyerimin büyük bir kısmını, bebekleriyle, küçük çocuklarıyla ve anaokulu öğrencisi olan çocuklarıyla kitap okumaktan keyif almaları konusunda çocuk doktorları aracılığıyla ebeveynleri teşvik etmekle uğraşarak geçirdim. Çocuk doktorlarının ebeveynleri bu konuda çok etkilediğini ve ebeveynler ne kadar fazla kitap okursa çocukların kelime hazinelerini de o kadar geliştiğine tanık oldum.
“Sanırım çocuklara erken yaşlardan itibaren kitap okumanın, çocuklarla birlikte yapılabilecek hoş bir şey olmaktan daha öte bir şey olduğunu öğrendik” diyor Dr. Hutton. ”
Ve çocuğuna uyku saatinde hikaye okuyan her ebeveynin bildiği gibi, bu aynı zamanda çocuklarınızla yüz yüze, ten tene yaşadığınız güvenlik ve rahatlık hissi ile dolu bir ritüele dönüşen harika bir zaman dilimidir. Küçük çocukları aynı hikayeyi tekrar tekrar istemeye iten şey de budur. Ve bu aynı zamanda, çocukları artık birer yetişkin olmuş ebeveynlerin yıllar önce çocuklarına uykudan önce okuduğu kitaplardan birine rastladıklarında gözlerinin dolmasına sebep olan şeydir.

..devamı »

23 Ağu 2015

Küçük Çamlıca Pikniğinden Havadisler

7 Yorum sayısı

KÜÇÜK ÇAMLICA PİKNİĞİNDEN HAVADİSLER

Selamun Aleykum,

Sevgili Müslüman Anneler,

Dün (22 Ağustos 2015 Cumartesi günü) İstanbul Anadolu Yakası Küçük Çamlıca Korusu'nda, Geleneksel olmayan ilk pikniğimizi gerçekleştirmiş bulunuyoruz elhamdulillah.. 

Bütün bir yaz boyunca tabir-i caizse cayır cayır yanan İstanbul, Cuma günü akşam itibariyle soğuk rüzgarların tesiri altında kaldı. Bazı bölgelere yağmur yağdı. Akşam kardeşlerimiz msj ve mail atarak "Piknik iptal mi?" diye soruyorlardı. Çünkü meteoroloji piknik günümüz için de hava roporunu "Sağanak yağışlı" olarak vermişti. Ekip arkadaşlarımızla istişare ettik, hiçbirimizin pikniği iptal etmeye gönlü yoktu.. Hatta "belki daha da eğlenceli olabilirdi".. Zaten bir türlü büyümeyi beceremeyen annelerdik.. Zaten uslanmaz, ders almazdık.. Zaten yağmuru da çok severdik.. Olmadı "Müslüman Anneleri" "Deli Anneler" olarak değiştirmeyi bile göze aldık..

Çocuklarımız gece yatmadan minicik ellerini açıp güzel bir gün olması için dua ettiler. Bizler de meteorolojiye rağmen hiç moralimizi bozmadık, umudumuzu kaybetmedik..  

Şemsiyelerimizi aldık, piknik malzemelerimizi korumak için büyük ve kalın çöp poşetlerini aldık. Sabah 09'dan sonra çok tatlı bir yağmur yağdı.. Biz henüz eşyalarımızı sermemiştik.. 

Sonrasında hasırlarımızı serdik, kahvaltımıza başladık.. Yağmur nedeniyle bazı kardeşlerimiz gelememişti.. Bazıları daha sonradan gelmeye başladı.. Gelenler oldukça kahvaltı sofrasını genişletip yeni tabaklar ekledik.. 

Kahvaltı faslı bitip biraz ortalığı toparlayınca annelerle toplanıp tanıştık.. Müslüman annelere dair, çocuklara dair sohbet ettik.. Çok güzel annelerimiz vardı elhamdulillah.. Anne adayları vardı, daha evli bile olmayan ve bizimle tanışmak için gelen kardeşlerimiz vardı.. 

Toplu sohbet daha sonra gruplar arasında devam etti.. Güzel dostluklar kuruldu.. Telefon numaraları alındı.. Piknik "geleneksel olsun" denildi :)

Suriye'li misafirlerimiz vardı, bir tarafta Arapça bir tarafta İngilizce konuşuldu.. Epey Uluslararası bir piknik oldu.. Hatta ilerleyen saatlerde bizim Türk kardeşler, Arapça'nın bütün sınırlarını zorlayarak Suriye'lilerle siyaset tartıştı :)

Hemen yanı başımızdaki kumlu parkta çocuklarımız akşama kadar oyun oynadılar.. Küçüklerimizi ablaları alıp gezdirdi, salladı.. Uykusu gelen açık havada uyudu.. 

Öğleden sonra çayımızı, soframızı hazırladık.. Çeşit bolluğundan ne yiyeceğini şaşırıp aç kalanlarımız oldu.. Kardeşlerimizin ellerine sağlık.. 

Sitemiz yazarlarından Sevgili Ummu Nidal kardeşimiz, piknik anısına çok güzel ve şirin kutucuklar hazırlamıştı, içinde de helal şekerler vardı, misafirlerimize bunları hediye ettik. Güle güle saklarlar inşallah..



Elhamdulillah, bizim adımıza çok güzel ve verimli bir gündü.. Birbirimizle konuştuk, dertleştik, uzun zamandır göremediğimiz kardeşlerimizle muhabbet ettik, yeni arkadaşlar edindik, birbirimizin tecrübelerini dinledik, dua aldık, dualara yürekten "Amin" dedik..

Küçük de olsa böyle bir organizeye ev sahipliği yapmaktan dolayı çok memnun olduk.. İnşallah kardeşlerimiz de bizden memnun olmuşlardır..

Kusurlarımız olduysa affola..

Katılan ve katılamayıp yüreği orada asılı kalan bütün kardeşlerimizden Allah razı olsun.. İnşallah daha başka organizelerde buluşmak temennisi ile Allah'a emanet olun.. 



Müslüman Anneler




..devamı »

20 Ağu 2015

Gece Gündüz Parlayan Güneş ve İyilik Yağdıran Bulut

3 Yorum sayısı

GECE GÜNDÜZ PARLAYAN GÜNEŞ VE İYİLİK YAĞDIRAN BULUT
Son zamanlarda çocuklarla bolca güneş sistemi, ay, gökyüzü, yıldızlar, yağmur ve toprakla ilgili kitaplar okuyup, farklı bilgiler edinince, yaptığımız faaliyetler de o yönde oldu…
 Önce güneşle süsledik odamızın duvarını… Duvarımızın rengi de mavi olunca gökyüzü ve uzayı hatırlattı çocuklara…
 Faaliyetimiz kolay yapılan bir el faaliyeti, ama çocuklar odalarının duvarlarını hazır süslerle süslemektense kendi el emekleri olmasından daha çok mutluluk duyuyorlar.
Anneler büyük güneşi keserken çocuklar da küçük birer yuvarlak kesebilir. Güneşin ışınlarını da –boyutları ve sayısı olarak – onlara bırakırsanız, her birinden farklı güneş ve ışınları ortaya çıkabilir..
Uzunlu-kısalı, küçüklü-büyüklü ışınları birer birer sarı fon kartonundan kestiğimiz yuvarlağa yapıştırdıktan sonra da güneşle ilgili seçtiğimiz bir ayetimizi büyük güneşimize yazıp duvarımıza güzelce yapıştırıyoruz. Altına da her birinde çocuklarımızın adlarının yazdığı yavru güneşleri…
Bir başka gün gökyüzü faaliyetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Güneşten sonra duvarımızda bu sefer de bulut ve yağmur damlaları olsun istiyoruz…
Yine annelere büyük bulut ve yağmur damlalarını, çocuklara da küçük bulutlar ve damlacıkları kesmek görevi düşüyor…

Bulutla ilgili ayetimizi yazınca da duvarımıza bulutları sırasıyla yapıştırıyoruz. Ama bu sefer küçük yavru bulutlara isim yazmak yerine, her bir çocuğumuzun yaşı kadar yağmur damlası yapıyoruz bulutların altına…
Büyük bulutumuzun damlalarına, çocuklarımızın yaptığı ve alışkanlık haline getirdiği güzel bir huy ve özellik yazılabilir. Veya ezberlenilen sûre adları…
(Güneş ve buluta yazdığımız ayet numaralarını özellikle vermedim. Çocuklarla beraber Kur’an’dan araştırıp, birkaç ayetten birini seçmek daha güzel ve yararlı oluyor.
Bir de bilimsel kitapları okurken, şu hatırlatmayı yapmakta fayda var sanırım. Gördüğümüz kadarıyla bu anlamdaki çoğu kitap maalesef batıdan çeviri. Bu yüzden biz okurken kimi yerleri düzeltiyoruz, yazarların ayetleri bilmedikleri için eksik ya da yanlış bilgi verebileceklerini söyleyip, ayet hadislerden örnekler veriyoruz. Allah’ımızın yüceliğini ve her şeyi nasıl güzel yarattığını anlatıyoruz.
İnşallah önümüzdeki günlerde ay ve yıldızlar yapıp gökyüzümüzü tamamlamayı düşünüyoruz. Çocuklarla birlikte şimdiden onlara hangi ayetleri bulacağımızı merak ediyoruz…

Ummu Salim

..devamı »

16 Ağu 2015

Sosyal Medya Utancımız

3 Yorum sayısı

SOSYAL MEDYA UTANCIMIZ

"Seyahat edin ki, sıhhat bulasınız" şeklinde halk arasında da sıkça kullanılan bir hadis vardır.[1] Şimdilerde bu hadisin Müslümanların hayatına yansıması epey farklı şekillerde oluyor:

-Seyahat et ki, fotoğrafını çekesin!

-Seyahat et ki, Facebook'tan konum güncellemesi yapasın!

-Seyahat et ki, Instagram'da resim paylaşasın!

-Seyahat et ki, yediğin içtiğin sofranı WhatsApp gruplarına atasın!

-Seyahat et ki, en abartılı duygu ve hislerini duyurasın!

-Seyahat et ki, "Falanca ile filanca, falan yerde, karnı tıka basa doymuş hissediyor" diyebilesin!

-Seyahat et ki, "Eşimle el-ele çok aşık hissediyorum" diyebilesin!

Ve daha neler neler..

Sosyal medyada dolaşmaktan utandığım kadar sokakta dolaşmaktan utanmıyorum! Sokaklar çoğunlukla gayr-i İslami yaşayışları olan insanlarla dolu ve onların her yaptıkları kendilerince tutarlı, makul.. Fakat bizim Müslüman mahalleye neler oluyor böyle?

Allah aşkına söyler misiniz, hangi ara bu kadar gösteriş meraklısı olduk?

Hangi ara, kendimizden başkasını düşünmez olduk?

Hangi ara, kendimizi insanların gözüne gözüne sokmak için uğraşır, didinir olduk?

***

Hatırlıyorum da, biz küçükken annem hiçbir şekilde dışarıda bir şey yememize müsaade etmezdi.. Eve gelinceye kadar bekler ve ne yiyeceksek evde yerdik.. Daima "Başka çocukların canı çeker." derdi annem.. "Siz onlar yerken gördüğünüzde canınız istemiyor mu? O halde kendimiz için istemediğimizi başkaları için yapamayız." Örneğin sevdiğimiz bir yere gideceğimizde arkadaşlarımızı davet etmemize imkan yoksa, onlara söylememizi istemezdi. "Keşke onları da davet etme imkanımız olsaydı. Şimdi söylersek onlar da gelemedikleri için üzülür, annelerine sıkıntı yaparlar" derdi..

Kardeşlerimizden biri, diğerlerinden ayrı olarak diyelim ki babamla gezmeye gitmiş olsa, ola ki ağzından ne yediğini, içtiğini kaçıracak olsa annem-babam hemen müdahale ederlerdi; "Yavrum yediğin şeyden kardeşlerine getirebildin mi? Getiremedin. O halde neden söylüyorsun?"

Sadece bu kadar da değil.. Babamın her seyahat dönüşünde hatıralarını dinlemek için yanına oturur toplanırdık. Annem; "Yeyip içtiklerin senin olsun, gezip gördüklerini anlat" diye sözü açardı.. Babamın anlattıkları da daima tanıştığı yeni müslümanlar, misafir olduğu güzel aileler, varsa o ailelerin çocuklarıyla ilgili hatıralar, görmüş olduğu yerlerdeki güzelliklerde hissettiği Allah'ın kudreti, nimeti vs. şeyler olurdu..

Yani denmek istenirdi ki; "Evladım sen kuru bir cesetten ibaret değilsin! Cesedinle ilgili eften püften şeyleri gündem haline getirdikçe çürür, kokuşursun. Fakat merkeze ruhunu alırsan, kainata o ruhla, o basiretle bakarsan, ruhunu yüceltirsin. Onun için daima ruhun ve maneviyatın peşinde ol."

Şimdi kimse "Ama sizin aileniz başka" muhabbeti yapmasın lütfen.. Önceden pek çok aile böyle idi.. Çünkü "bir başkasını düşünerek hareket etme" hissiyatı  sadece bir İslam kültürü değil, aynı zamanda Osmanlı'nın da ciddi şekilde önem verdiği şeylerdendi..

Bundan 50 yıl önce bir adam yediğini içtiğini anlatacak, resimlerini paylaşıp gösterecek olsa, milletin maskarası olur, dillere düşerdi.. Ne görmemişliği kalırdı ne had bilmezliği, ne düşüncesizliği ne de patavatsızlığı..

Ama şimdi durmadan beğeni butonuna tıklansın, yorumlarda tebrikler, alkışlar, ıslıklar havada uçuşsun..

Hepimiz aynı olduğumuz için bu rezilliğimiz göze batmıyor, farkında mısınız? 

Göre göre alıştık artık.. Önceleri garipserken, az biraz tuhaf gelirken, şimdi kendimizi aynı şeyleri yaparken bulduk.. Beğenildikçe de doğru istikamette olduğumuzu sandık..

Merak ediyorum; paylaştığı fotoğrafın onca arkadaşı veya takipçisi tarafından nasıl bir hisle görüleceğini düşünüyor mu o kişi? Eşiyle vıcık vıcık muhabbet ederken (vıcık vıcık diyorum çünkü evde öyle olmadıklarını hepimiz biliyoruz) kaç tane bekar arkadaşı var, boşanmış yada eşiyle bir türlü duygusal ritmi tutturamamış?

Çocuklarının birbirinden tatlı hallerini paylaşırken, yıllardır çocuğu olmayanları, çocuğu engelli olanları, daha 2 yıl önce yavrusunu kaybeden o anneyi düşünüyor mu?

Yediğini, içtiğini, gezdiğini, dolaştığını paylaşırken, maddi imkansızlıkları yüzünden onları yapamayan veya gurbette olan kardeşlerini düşünüyor mu?

Etmeyelim, eylemeyelim arkadaşlar.. Bizim yüzümüzden bir garibin, bir imkansızın gönlüne bir iştah düşse, kalbine bir hasret çökse, hayıflansa, yakınsa, halinden şikayetçi olsa, bize bakıp da hayatından mutsuz olsa, eşini yetersiz bulsa, çocuğunu ötelese nasıl hesabını veririz bütün bunların?

Rabbimiz; "..Onların yaptıkları her işi ve bıraktıkları her izi/tesiri yazarız" (Yasin 12) buyuruyor.

Anlattıklarımızın, paylaştıklarımızın ve gösterdiklerimizin, sosyal medyadaki etkileşimlerinden daha çok kalplerde bıraktığı izleri ve tesirleri düşünmek zorundayız.

Yoksa işimiz zor!

***

Bu arada bazı takipçilerimiz "Siz neden gezilecek, görülecek mekanlar gibi şeyler paylaşmıyorsunuz? Çocuklarla gidilecek mekanların önceden tecrübe edilmesi önemli. Başka blogcu annelerin böyle çalışmaları oluyor, çok güzel" diye öneride bulunuyorlar.

Öncelikle biz blogcu anne değiliz. O annelerin paylaştıklarının pek hoş şeyler olmadığını da biliyoruz. Amaç mekan önermek ise bu kolay. Fakat bunun ötesinde yapılan şeyler var. Birileri kalkıp "Müslümanca oturup kalkılacak mekanlar, çocuklar için atölyeler, içkisiz lokantalar, oteller" şeklinde sade paylaşımlar yapsa ve önerilerde bulunsa, hiçbirimizin bunlara itirazı olmaz. Ama maalesef pek çok kimse burada durmayı bilmiyor.

Biz Müslüman Anneler olarak gezdiğimiz gördüğümüz mekanları, yediğimiz içtiğimiz şeyleri, eşlerimizle, çocuklarımızla mutlu pozlarımızı paylaşmaktan Allah'a sığınırız. Allah, öyle düşüncesiz bir davranışta bulunmaktan bizi muhafaza eylesin..

Müslüman Anneler'i takip eden kaç şehit hanımı var, siz biliyor musunuz?

Kocası haksız yere hapsedilmiş kaç hanım var?

Şu an hala eşi cihadda veya gurbette olan ve aylardır eşlerini  göremeyen kardeşlerimiz var..

Baba sesine hasret çocuklar var..  

Eşi işsiz olan, asgari ücretle çalışan, kendisi çalışmak zorunda kalan, ev kirasını nasıl ödeyeceğini düşünen, ayın sonunu zorlukla getirmeye çalışan kardeşlerimiz var..

Allah aşkına nelerden bahsediyoruz?

Güllük gülistanlık bir dünya mı burası? Etrafımızda onca savaş mağduru var görmüyoruz, peki gözümüzün önündeki kardeşlerimizi de görmeyecek kadar kör müyüz?


Ummu Reyhane












[1] İmam Ahmed bin Hanbel ve başka birkaç imamın daha rivayet ettiği bu hadis, muhaddisler tarafından "zayıf" bulunmuştur. 
..devamı »

15 Ağu 2015

Müslüman Anneler Piknik Organizesi

18 Yorum sayısı

MÜSLÜMAN ANNELER PİKNİK ORGANİZESİ

Selamun Aleykum..

Sevgili Müslüman Anneler!

Pek çok takipçimizden aldığımız mesajlarda kardeşlerimiz; "Bir etkinliğiniz olmayacak mı? Toplantı yapıyor musunuz? Buluşuyor musunuz? Biz de gelsek, sizlerle tanışsak" şeklinde buluşma talep ediyorlardı..

Biz de talepleri dikkate alarak bir buluşma ayarlamaya karar verdik...

22 Ağustos Cumartesi günü müsait olan bütün kardeşlerimizi İstanbul Anadolu Yakası Küçük Çamlıca Korusu'ndaki piknik organizemize bekliyoruz inşaallah..

Programın şu şekilde olması umuluyor:

Saat 09.00'da mekana varış.

Saat 10.00'da kahvaltı.

Saat 11.00'dan sonra annelerle tanışma, muhabbet, sohbet.

Saat 13.30'da öğle namazı.

Saat 14.30'da öğle çayı.

Saat 17.00 - 18.00 veda.


Mekanı şu linkten inceleyebilirsiniz. 

Mümkün olduğunca sessiz, sakin ve kalabalık olmayan bir yer tercih etmeye çalışacağız inşallah. Fakat toplu piknik alanı olduğu için bayanların dış tesettürlerini çıkarmaları mümkün değildir. Peçeli kardeşlerimiz, peçeyle yemek yeme konusunda biraz antrenman yaparlarsa iyi olur :)

Çocuklarımız için küçük oyuncaklar getirmeyi unutmayalım inş. İp, top gibi.. Onun dışında kum oynamak için de gerekli malzemelerimizi alabiliriz. Kumlu parklar var çünkü..

"Ne yiyeceğiz, ne içeceğiz?" mevzusuna gelince biz paralı menülerden pek hoşlanmıyoruz. "Kişi başı 40 TL." demek zorumuza gidiyor. Ayrıca restoran menülerine de helallik bakımından güvenemiyoruz. En iyisi "Anne menüsü" olsun diye düşündük..

Gelmesi kesin olan kardeşlerimizden muslumananneler@gmail.com adresimize mail atmalarını rica ediyoruz. Kendi aramızda bir yiyecek paylaşımı yapacağız. Bir nevi azık karıştıracağız.


Yiyeceklerde dikkat edilecek hususları ise şöylece belirtelim:

1-Yiyeceklerimizde hiçbir şekilde margarin kullanılmayacak.

2- Krem şanti vs. gibi paket kremalar kullanılmayacak.

3- Asitli hiçbir içecek getirilmeyecek. (Kola, gazoz vs.) Meyve suyu helal sertifikalı olacak.

4- Pastahane ürünleri olmayacak, hepsi kendi mutfağımızdan, helal gıdalarımızdan yapılacak.

Gerisini inşaallah bize mail atan kardeşlerimizle konuşur, organize ederiz.

Bu arada gelmeyi isteyen fakat başka bir meşgalesi nedeniyle gelemeyeceğini düşünen ve belki de son anda gelme imkanı bulan kardeşlerimiz lütfen "Biz yemek hazırlığına dahil olamadık" diye düşünmesinler. Buyursun gelsinler. Ekmeğimizi bölüşürüz, hem midemizi hem de gönlümüzü doyururuz inşaallah..

Yine sabahtan gelme imkanı olmayan ve öğleden sonra katılacak olan arkadaşlarımız olabilir. Herkese kapımız açıktır. Hedefimiz, kaynaşıp muhabbet etmek.. Gerisi teferruat..

İnşaallah hayırlarla, hayırlarda buluşuruz..

Selametle..










..devamı »

14 Ağu 2015

Bebeğimle Adım Adım / 6. Bölüm

Henüz yorum yok!

BEBEĞİMLE ADIM ADIM
(Hamilelik Günlüğü 6. Bölüm)
Değerli anne adayları,

Günler günleri kovalıyor, haftalar haftaları..

Günlüğü aylık yazıyor olmam gerekiyor ama bir buçuk ay gecikmeli dönebildim ancak.. Editör ablamızı daha fazla kızdırmadan kapatmaya çalışayım açığımı. :) “Artık hamilelikler eskiden olduğu gibi ay hesabıyla değil, hafta hesabıyla yapılıyor ya; o yüzden günlüğün zamanının geldiğini fark etmemişim, yoksa tabi ki bu kadar geciktirmezdim” falan diyerek bir kaçış yolu arasam da nafile, biliyorum..:)

Zaman yaklaştıkça insan daha da sabırsızlaşıyor. Bir yandan erken doğum riski korkutuyor gözünü, diğer yandan doğum hikayeleri.. Hissettiğim her ağrıya “Acaba mı ki?” diyorum. Sonra bilgisayarın başına geçip olası ihtimallerde ne yapabileceğimi, içinde bulunduğum haftada doğanların neler yaşadıklarını, kaç gün kuvözde kaldıklarını vs. araştırırken buluyorum kendimi.. Tabi tecrübeli anneler gülüyordur şimdi bu dediklerime. Ama siz ne kadar bu tarz konularda tavsiyeler verseniz de, gerçek sancının nasıl olduğunu, yalancı sancının neye benzediğini, doktora ne zaman gidildiğini ve buna benzer şeyleri anlatsanız da biz yaşamadan anlayamayacağız galiba..

Hayatın her alanında böyle olmuyor mu zaten?.. Başımıza gelmeden anlayamıyoruz çoğu şeyi..Aynı mevzuya biraz farklı açıdan bakacak olursak; bilhassa bebek bakımı ve çocuk eğitimi konularında bunun örneklerinin epey fazla olduğunu görüyoruz..En çok da eleştirdiğimiz, asla yapmam dediğimiz davranışlar bizde de tezahür etmeden bırakmıyor yakamızı..:) Bu sebeple saplantılarımızı, takıntılarımızı bir an önce törpülemeli ve gerekli tedbirleri aldıktan sonra hayatı biraz da akışına bırakmalıyız diye düşünüyorum âcizane..

Konusu gelmişken bu günlerde kafamı karıştıran bir husustan da bahsetmek istiyorum; “Mükemmel çocuk yetiştirmek”. Daha doğrusu bu şimdilerde bizim İslami camiada “Alim çocuk yetiştirmek” olarak isim değiştirmiş.. Sitemizde daha önce âlim çocuk yetiştirmekle ilgili tavsiyeler verilmişti, takip ettim, biliyorum. Benim de temennim, duam bu minvalde..Ben sadece bu ifadenin şimdilerde kalıplaşmış bir takıntı olmasının üzerinde duruyorum.. Yani yazdıklarım sitenin tutumuyla çelişiyor gibi görünse de öyle olmadığını izah etmeye çalışacağım inşallah..

Geçenlerde bir arkadaş oturmasında (çoğumuz hamile :) ) “Çocuk eğitiminde şunları yapmak gerekir, bunları yapmamak gerekir” şeklinde dinimizde esnek bırakılmış konular hakkında çok keskin çizgiler belirlendi.. Mesela anne, çocuğun yanında daima başörtülü bulunmalı gibi.. Bir kısmımız aşırıya kaçmamak gerektiğini, bu tür sabit fikirlerin zamanla çok çabuk asimile olabileceğini, örneklerinin de çok olduğunu anlatmaya çalışırken kardeşlerden biri; “Ama ben çocuğumun âlim olmasını istiyorum ” dedi. Çocuğu alimlik mertebesine götüren bilet bulunmuş, o kadar da kolaymış meğer. :)

Epeydir düşünüyorum; çocuklarımız mükemmel, âlim, hafız olmak zorunda mı? Tek derdim eleştirmek değil, gerçekten kafam karıştı.. Biz elimizden geldiği kadar, gücümüzün yettiği kadar uğraştıktan sonra duamızı da edip tevekkül edemez miyiz? Her şey bizim elimizde mi? 

Burada "Anne-Babalar İlah Değillerdir" yazısını hatırlatmak isterim.

Öte yandan, biz her ne kadar çocuklarımızın anne-babası olsak da sahibi değiliz ki.. Onlar hakkında planlar yapmak, kafamızda bir profil çizip çocuğa ona uymaktan başka seçenek bırakmamak ne kadar doğru? Bütün çocukları aynı kefeye koymak, hepsinden aynı performansı beklemek haksızlık olmaz mı?

Tanıdığım bir ablanın üç çocuğu var, üçü de erkek ve üçünün de birbirinden farklı tabiatları var. En büyüğü beş yaşında ve maşallah konuşması o kadar düzgün ve etkili ki annesi onun büyüyünce iyi bir davetçi ve hatip olacağını düşünüyor, bu özelliğinin üzerinde durup geliştirmeye çalışıyor. Ortanca çok uslu, duygusal, pek konuşmayan ama çok zeki bir çocuk, onun da ilimle uğraşacağını, kitaplar yazacağını, ümmete bu şekilde faydasının olacağını düşünüyor, öyle temenni ediyor. En küçük ise, gözü kara, çok hareketli, yerinde duramayan bir çocuk. Onun hakkında da "inşallah mücahit olur" diyor. Tabii hepsi için ilmi bir altyapı şart ama üçü de mükemmel olsun, dahi olsun, âlim olsun diye uğraşılırsa ne kadar sağlıklı olur? Üçüncü çocuk nasıl saatlerce yerine oturtulup eline kitap verilebilir mesela?

Allah bizleri büyük iddialar ortaya koymaktan ve bunları yerine getirememekten korusun. Bizden önceki ümmetler de kendilerine bir takım "ruhbanlıklar" belirlemiş fakat bunlara da hakkıyla riayet edememişlerdi.

Allah'ın bizim için zorluk dilemediği konularda bizler de esnek olmalı ve "küçük şeyleri" olmazsa olmaz takıntılar şeklinde büyütmemeliyiz.

Son olarak 34 haftalık bebeğin boyu yaklaşık 45 cm, ağırlığı 2.150 gram kadarmış. Bebeğin akciğer ve diğer organları oldukça olgunlaştığı için bu haftada doğan bebeklerde solunum sıkıntısı ve diğer problemler çok az görülürmüş.

Allah yardımcımız olsun, dualarımızda birbirimizi unutmayalım inşaallah.


Selam ve dua ile...


Zeynep Tarık
..devamı »

13 Ağu 2015

Düğünümde Bir Defaya Mahsus Makyaj Yapabilir Miyim?

2 Yorum sayısı

DÜĞÜNÜMDE BİR DEFAYA MAHSUS MAKYAJ YAPABİLİR MİYİM?

Soru:

Merhaba,

Ben örtülüyüm. Asla dar giyinmem ve makyaj yapmam. Allah kısmet ederse yakın bir zamanda evleniyorum. Gelin olduğum için sadece düğünüme mahsus makyaj yapamaz mıyım? 

Aslında ben istemiyorum ama herkes "Yap tabii ki hayatında bir kere evleneceksin! Gelinin makyaj yapmadığı nerede görülmüş?" diyorlar. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?


Cevap:

Merhaba,

Sevgili kardeşim, 

Öncelikle Allah evliliğinizi hayırlara vesile kılsın. İslam üzere sağlam bir yuva kurmanızı nasip etsin..

Kardeşim, evlilik "dinin yarısını tamamlamak, iffeti korumak ve müslüman neslin devamını sağlamak" maksadıyla yapılan bir ibadettir. Tıpkı namaz gibi, oruç gibi.. Bu ibadeti "el alem ne der?" düşüncesiyle yerine getirmek, bunu Allah için olmaktan çıkarır.. 

Maalesef müslümanlar olarak evliliklere bakış açımız çok değişti.. Evliliklerimiz, Allah'ın rızası dışında her şeye uygun hale geldi.. Allah bu ümmete merhamet etsin..

Sevgili kardeşim, Allah için olan bir ibadete, tavizlerle başlamanız size bu yolda başka tavizleri getirecektir. 

Bir bayanın, mahremi olmayan erkeklerin yanında -başında istediği kadar örtü olsun- güzel bir kıyafetle, makyajla, parfümle, topuklu ayakkabıyla vs. çıkması kesinlikle caiz değildir. Normal hayatta tesettür için geçerli olan her şey, düğünde de aynı şekilde geçerlidir.

Sadece bayanların arasında makyaj yapmaya gelince, bu konudaki tehlikeleri de şu şekilde sıralayabiliriz:

1-Müslüman bir bayanın en büyük şiarı, gayr-i müslimlere benzememektir. Evlilikteki kıyafet ve süs malzemelerine de bu açıdan bakmakta yarar var. Yani dışarıda pür tesettür kapalı olan bir kardeşimiz, düğünde saçları yapılmış, türlü dekolteler, makyajlar vs. 

Düğününde de olsa sen kime benziyorsun canım kardeşim? İslam sana güzelliği, süslenmeyi yasaklamaz. Fakat bunu batının modelinde yapmanı uygun görür mü? Bu herkesin kendi imanında tartacağı bir durum.

2-Müslüman bir hanım, eğer makyajını veya güzelliğini bir bayanın yanında teşhir edecekse bu bayanda belli şartlar aranır. Bir; kesinlikle müslüman olacak. İki; müslüman bir hanımın mahremiyetini bir erkeğe açmayacak kadar da iffetli olacak. 

Bugün düğünlere katılan pek çok hanım maalesef bu duyarlılıktan bihaberdir. Evlerine döndükleri zaman zaman gelin hanımın güzelliğini, giyimini, makyajını vs. eşlerine, oğullarına, yabancı erkeklere aktarırlar. Erkeklerin bu konulara ilgili olmadığını sanmayın. Allah ıslah etsin. Nice müslüman bildiğimiz erkekler, başkalarının hanımlarını hiç görmedikleri halde çok iyi tanımaktadırlar!

3-Makyajların içeriği de helal-haram konusunda irdelenmesi gereken bir durumdur. Gerçekten kullanacağınız ürünler helal yoldan mı üretilmiş? Çünkü kısmen de olsa vücut makyajı emdiği için haram bir maddenin kullanılması doğru olmaz.

Sadece makyaj hususu değil kardeşim, diğer bütün ayrıntılar da aynı şekilde hassasiyetle gözden geçirilmelidir. Allah'ı razı etmek için girmiş olduğumuz bir yolda ancak Allah'ın çizdiği sınırlar dahilinde ilerleyebiliriz.

Düğünlerdeki batıya benzerlik önemli bir husus. Peygamber Efendimiz (s); "Kim bir kavme benzerse o, onlardandır." (Ahmed) buyurmuştur. Biliyoruz ki, Rasulullah (s) giyim kuşamında, saç-sakal şeklinde, bayram kutlamasında vs. pek çok şeyde gayr-i müslimlere muhalefet etmiştir. Onların şiarı ve sembolü haline gelen hususlarda, onlara muhalefet etmek bu açıdan daha da fazla önem arz eder.

Bizim düğünlerimiz, batı hayranı, el-alem rızasını gözeten, lüks ve şatafat timsali düğünler olmamalıdır.. Bu konularda bazı kardeşlerimizin kendi hevalarınca ruhsatlar üretmeleri, maalesef hassasiyetlerimizin yavaş yavaş yitirilmesine neden olmuştur..

Düğünler, insanların pratikteki imanlarını yansıtan çok önemli olaylardır. Olabildiğince Allah'ın rızasına uygun, kulların kınamasından çekinmeksizin ve kültür ve adetin uygun olmayan şeylerini reddederek yapılmalıdır.

Evet düğün "bir seferliktir" kardeşim, fakat hayat da "bir seferlik"tir.. Ölüm "bir seferlik" gelir..

O "bir seferlik" yapılan tavizlerin toplamından oluşur hayatımız.. Ve amel defterlerimize hep "bir seferlik" şeyler yazılır..

Müslüman, her an Rabbine kavuşacağı hissiyatıyla O'nun rızasına uygun bir konumda bulunmalıdır. 

Yolunuz daha başlangıç kardeşim.. Fakat Allah için terk ettiğiniz her şeye karşılık imanınızın güçleneceğini, takvanızın artacağını ve O'na bir adım daha yaklaşacağınızı unutmayın..

O'nun rızası uğruna geçtiğimiz her dünyalık, her kötülük, hatta her şüpheli şey, bizim daha zor imtihanlarda ayaklarımızın sabit kalmasına vesile olacaktır inşaallah.. 

Rabbim hepimize cennet yolunu kolaylaştırsın.

Selametle..


Müslüman Anneler








..devamı »