Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

16 May 2016

Saçların Ağardı mı Senin de?

2 Yorum sayısı


 SAÇLARIN AĞARDI MI SENİN DE?

Gözlerim kapanmak üzere. Fakat bu yazıyı yazmalıyım. Saatime bakıyorum. Sabah namazına dört buçuk saat var. Kulağımın biri öksürük nöbetinden her an uyanma ihtimali bulunan bebeğimde, diğeri aylardan beri içimde biriken kelimelerin 'beni de yaz beni de yaz' diyen haykırışında.

Nereden başlamalı bilmiyorum. Sadece edebiyatı bir kenara bırakıp dilime dolanan ayetlerle kaleme sarılıyorum. Ne çok özlemişim seni ey kendisine yemin edilen. Anne ile kalemin dostluğu eskilere dayanır. Bir anne kalemi aldı mı eline, dünya sallanır. Kelimeleri , heceleri yapbozun parçaları gibi yerine yerleştirmeyi ne çok özlemişim. 


Cümlelerim her an bölünebilir. Tuvalete kalkma saati yaklaştı kızımın.  Acele etmeliyim. Ya da hayır. Kıyamı, kıraati, rukusu, secdesiyle lezzet aldığım bir namaz tadında olmasa da içime sine sine yazmalıyım bu yazıyı. Göz kapaklarım durun. Giriş bölümünü tamamlayayım bari yazımın.


Dilime dolanan ayetlerle Zekeriyya (as) " Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıflayıp gevşedi. Ağarmis saçıyla başım alev alıp tutuştu. Rabbim! Sana duam sayesinde bedbaht olmadım. "
Bir tarafta vitamin eksikliğinden aldığım ilaç kutusu diğer tarafta her gün onlarca kez aynada görüp  annemin " kızım benimkinden çok beyazın var. "  sözlerine aldırmadan okşadığım beyazlar ve Zekeriyya'yı bir kez daha sevişim.


Ey Zekeriyya! Senin kadar yaşamadım henüz. Senin imtihanın da değil saçlarımı ağartan, kemiklerimi zayıflatan. Dağılan oyuncakları toplayıp çamaşırları katlamak, bulaşıkları yerleştirip halıları süpürmek, lavaboları temizleyip toz alırken yorulsam da, çorba karıştırırken ezberlemeye çalıştığım sureyi tekrar etmek teselli ediyor yüreğimi. Bir de bazı söylemler." Ay nasıl bakıyorsun bu kadar çocuğa!!?? Ben bir tanesiyle çıldıracak gibi oluyorum."diyorlar." İmreniyorum sana. Televizyon bile yok" diyorlar. "Hep evdesin hiç dışarı çıkmıyorsun. Çocuklar sıkılmıyor mu?"diyorlar. Nasıl anlatayım ki onlara niyetimi. Nasıl söyleyeyim. Söylememeliyim.


Onlar bilmiyor ki boşluktan televizyonun esiri olmuş çocuklara benzemesinler diye günlerimizi nasıl doldurduğumuzu. Kış boyu kar yağarken bizim de kağıttan kar taneleri kesip kesip yapıştırdığımızı. Her kar tanesinin farklı oluşunu anlatırken Allah'ın yüceliğini nasıl kavradığımızı. Sonra bahar geldiğinde renkli kağıtlardan çiçekler katladığımızı. Penceremizden görünen palamut, vişne, ceviz, dut, akasya ağaçlarının her mevsim yapraklarını nasıl döküp tekrar elbise gibi nasıl giydiğini. Ve daha neler.. Bilgisayar oyunlarıyla kendini kaybedenlere bu yazdıklarım anlamsız gelecektir elbet.


İşte bizim günlerimiz. Her çocukta yeni bir şeyler öğrenip hepsini tanımaya çalışmak çoğu şeyden uzak tutuyor insanı. İleride kızım şöyle söyleyebilir mesela:" benim annem araba kullanmayı bilmezdi. Bankamatikten para çekmeyi de. Yüzmeyi bile öğrenememiş annem hayasızların yüzünden. Kredi kartı da hiç olmamış. Neden mi? Vakti olmamış değil fırsatı olmamış. Belki de gerek duymamış. Geri mi kalmış? Tabi ki hayır. " İşte kızıma bunların nedenini anlatabilmem gerek. Mutlu eden şeyleri.  Kitap okumadığı için heceleyerek okuyan annesi olmadığına sevinmeli kızım. "Annem çok güzel kitap okurdu."demeli ve her hikayenin içine girmeli.


Bu yazı burada bitmeli ve ben biraz uyumalıyım. Yarın çocukların banyosu var. Kızımın saçlarını da örmeliyim. Sonra ütü. Hava durumuna bakmalıyım. Yağmur yoksa bir de çamaşır. İşte bebeğimin sesi. Karnını doyurmalıyım. Zekeriyya'yı unutmadan, beyazlarımı sayarak güne başlamalıyım.

Ummu İbrahim
..devamı »

15 May 2016

Şekilleri Öğreniyoruz

Henüz yorum yok!

ŞEKİLLERİ ÖĞRENİYORUZ

Müslüman anneler, kuzularımıza artık materyallerden bir etkinlik yapalım. Ben şekil çalışması yaptırdım siz ne arzu ederseniz.İlla aynı malzeme kullanmanız gerekmez; çekirdek kabuğu fındık ceviz de olur, yeter ki bir etkinlik yapıp kuzuları gülümsetelim. :)

Malzemeler:
kabuklu yemiş 
yapıştırıcı
kalem

Yapılışı:
Kağıdımıza şekiller çiziyoruz ve kuzuların bu şekillerin üzerine kabukları yapıştırmasını istiyoruz, bu arada şekil öğretebilir, öğretmiş iseniz eğer pekiştirme yapabilirsiniz.Çalışsın minik parmaklar.

Keyifle öğrensin kuzucuklar :)




Allah'ım, şimdiye kadar yaptıklarımın ve henüz yapmadıklarımın şerrinden sana sığınırım." (Müslim)

Allah'a emanet olun. :) 
                                                                                        Sümeyye Öztürk
..devamı »

10 May 2016

Tuvalet Üçlemesi (1. Bölüm)

11 Yorum sayısı

TUVALET ÜÇLEMESİ
(1. Bölüm)

İstanbul’da sıcak ve yapış yapış bir Ağustos akşamı. Bütün pencereler açık, perdeler hareket etmiyor. Allah’tan bugün çocuk çok geç kalmadan uyudu. Hemen masamın başına geçiyorum.

Sinemada Üçlemeler üzerinde düşünürken bugün, Kieslowski’nin Renk Üçlemesine takılmıştım. Mavi, Beyaz, Kırmızı. “Akşam olsa, düşüncelerimi şöyle derleyip toplayıp bi yazabilsem.”

Annem aradı: “Kızım başla artık, daha ne bekliyorsun? 2,5 yaşına geldi. Hem ileride daha da zor olur sana.”

Bir kulağım arkadan usulca gelen müzikte, Eleni Karaindrou, Sonsuzluk ve Bir Gün’de denize karşı pencerede tüller uçuşuyor. Annem; “Kızım, istersen gel beraber halledelim tuvaletini.” diyor

“Tamam anne bakıcam ben. Haberleşiriz yine.” diyorum. Tarkovski’nin Zaman Zaman İçinde açık kalmış masamda. Gözüme ilişen paragraf:

“Asla ikinci okun olmasın, ikinci atışına güvenirsen, birincide dikkatsiz olursun. Her zaman yalnızca tek şansın olduğunu düşün ve hedefini ilk ve tek okunla vur.” (Bezginliği Giderici Notlar’dan)

Müziği kapatıyorum yavaşça. Kitapları, filmleri üst üste kenara yığıp boşaltıyorum önümü. Sanırım başlıyorum artık. Renkler Üçlemesi üzerine bir deneme yazmak üzere iken, iki buçuk yılda ortalama üç bin bez değiştirdiğim gerçeği ansızın dikiliyor karşıma.

"Ansızın" mı dedim, aslında o kadar da ansızın sayılmaz. Bizim bebe iki yaşına geldiğinden beri bu meseleyi düşünüyorum ben. Bir şiirin en can alıcı dizesinde, bir filmin en etkili sahnesinde. 

Düşünüyorum, okuyorum, yazılan kitaplar, anne blogları, tecrübeler dinliyorum.

İçten içe hazırladığımı sansam da kendimi, aslında her gün bu gerçekten kaçıyorum. Bana bir çocuğa ne öğret derseniz deyin ama “tuvalet öğret” demeyin yaa.

Kolay geçmedi bu iki buçuk yıl ama bu seferki annelik sınavım sanki. Korkularım, huzursuzluklarım dört bir koldan üzerime yürüyor. “Ne olacak bi üç bin bez daha değiştirsem” diyorum bazen gemileri yakıp. Bazen de “Yapabileceği bir şey için ona yol göstermezsem haksızlık olmaz mı?” diye soruyorum.

Bir de meselenin mahalle baskısı yönü var. Tamam ben annem kadar becerikli değilim, anneannem, babaannem kadar da. İddaalarım yok, deniyorum, yanılıyorum, öğreniyorum, baştan alıyorum, yeniden yürüyorum anneliğimde. Ben buyum, bu kadarım.

“Aa hala mı bez takıyor bu çocuk? Ayıp canım kocaman oldu!”

“Altına mı yaptın, ıyyh çok pis kokuyor, tuvalete yap artık” vb. türlü cümlelerle çocuğuma ve bana yol gösteren (!) kıymetli mahallemin sakinleri peşimi bırakmıyor. Eğer meselenin oraya geleceğini sezersem direkt “O bizim özel meselemiz. Bu konuyu kimseyle konuşmuyoruz” diyorum çocuğum mahcup olmasın diye. Kimseye söz hakkı yok. Babası alıyor, ben temizliyorum, o yapıyor, biz memnunuz halimizden, kime ne?!  Bazen de ben yetişemeden olanlar oluyor. Sonra “Anne ben teyzemi sevmiyorum, bana pis dedi” diyen bebeye anlat anlatabilirsen teyzesini sevmesi gerektiğini.

Ha bir de kıyaslamalar var ki sormayın gitsin; “Osman daha ikisine basmadı, pırıl pırıl paklandı maşaallah” Yahu ablacım etme eyleme kendine de, çocuğuna da. Birkaç ay sonra ise “Nazar oldu çocuğa herhalde, basbayağı temizlenmişti. Geri döndü beze” diye hayıflanıyorsun.

Aslına bakarsanız oğlum 6 aylıkken aldım ben lazımlığını ve alıştırma külotlarını. Niyetim ufak ufak başlamaktı. Günde iki saat bezsiz bebek olurdu, yakalarsam sevinirdim, kaçırırsa temizlerdim. Farkındalık kazanırdı. Lakin o dönem bir pedagog dinliyorum, adam üstüne basa basa “2 yaşından önce hazır olmaaaz, boşuna çocuğa “taktı çıkardı” yapmayın, kafası karışmasın” diyor. Öyle mi? Öyle. Şimdi içimden bildiğim bütün hayır (!) duaları okuyorum zat-ı muhtereme.


Onun yüzünden almış olduğum “Bezsiz Bebek” kitabını bile okumamıştım. Daha zamanı var diye. İki yaşına gelince okudum kitabı, ara ara da hala evirip çeviriyordum elimde. Şimdi aldım geldim ve koydum yeniden önüme. Birkaç saat zamanım var. Altını çizdiğim satırları yeniden gözden geçirdim. Birkaç yazı okudum tekrar. Lazımlığı çıkarıp koydum banyoya, çamaşırları hazırladım. Kendimi hazırladım. Cümlelerimi, sabrımı, öfkemi yeniden bi yokladım.

Niyet ettim, sabah ola hayrola!

Tek seferde bitmeli bu iş. Kim bilir belki de bütün anneleri ezikleyeceğim, el aleme kasım kasım kasılacağım bi tuvalet hikayesi olur bizimkisi. “Yav ne abartıyorsunuz o kadar. Biz üç günde hallettik. İletişimi iyi kurmalı. Çocuğu sıkmamalı. Vıdı vıdı bıdı bıdı” diye konuşur dururum ortalıkta. Bayan Tuvalet İletişimcisi olarak bol keseden akıl dağıtırım millete. Hadi inşaallah…

1.Gün:

Sabah erkenden kalktım. Halıları topladım. Kanepelere, minderlere muşamba serdim. İçimden tekrarladım; “Her yere yapacak, yapabilir, bu işi öğrenmesi için yapması ve hissetmesi gerek.”

Uyanır uyanmaz aldım kucağıma. Gözlerim ışıl ışıl; “Annecim benim bi fikrim var; istersen sen de artık büyükler gibi çişini tuvalete yapabilirsin, bu bezi artık çöpe atalım. Seni rahatsız etmesin. Ben sana çok güzel çamaşırlar aldım.” dedim. “Tamam” dedi ne desin yavrucak. Zaten arada tuvalete girmeye özenirdi biz girip çıkarken. Ben de müsaade ederdim.

Neyse bezi attık, oturdu lazımlığa, bekledi, baktı. “Gelmiyor” dedi kalktı. Çamaşırı giydirdik. Yarım saat ila bir saat arasında yeniden götürmeliyim mutlaka. 5 dakika geçmedi altına yaptı.

Güzel. Yapmadan öğrenemez. İlk adımı attık o zaman. Temizledim, giydirdim, bıraktım. Dört tane alıştırma külodu almıştım. 2 saat içinde hepsi kirlendi. Normal çamaşırlara başladık. Hava çok sıcak, evdeyiz, ikinci bir kıyafete gerek yok, rahat rahat dolaşıyor şimdilik.

Akşam oldu ve ben tek bir tuvaleti dahi yakalayamadım.

Uyuduktan sonra kendimi yeniden hizaya çekmeye çalışıyorum yarın için; “İlk gün bu, daha dur hemen pes etme. İlk üç gün hiç fark etmezmiş çocuk. Sabret.”

2.Gün:

Bizim bebe lazımlığa oturmuyor, lazımlığı banyoda kullanmak istemiyor. Diğer alaturka tuvalete gitmek istiyor. Tamam, belki orası daha iyi olur. Belki çömelme pozisyonunda kaslarını çalıştırması daha kolay olur. Onun için ısrar etmiyorum ben de.

Ama onun niyeti başka. Suyla, süpürgeyle, maşrapayla oynamak. Suyu oradan oraya fırlatıp süpürgeyle etrafa dağıtmak. “Önce çişini yap, sonra suyu açıp temizlersin oğlum” diyorum. Bekliyor, “Hadi gelsin” diyor, gelmiyor.

Onu tuvalette yalnız bırakmam imkansız. Ya tuvalet maşrapasından su içmeye kalkıyor, ya lazımlığı çevirip kafasına takıyor, ya tuvalet süpürgesiyle ayaklarını süpürüyor. 

Yeminle söylüyorum, bu bebelerde akıl yok. Muhakeme yok. “Benim çocuğum çok akıllı” derken zekadan başka bir şey kastedmiyoruz aslında.

Akşam olup da kendimi kanepeye attığımda üstümden dozer geçmiş gibi hissediyorum. Gün boyu neredeyse kendime ve eve dair hiçbir şey yapmadan sadece tuvalet başı bekledim. Girdiği tuvaletten çıkması zaten 15-20 dakikayı buluyor. “Oğlum, insanın tuvaleti olmasa bile bu kadar zamanda yine gelir” diyorum. Onunki gelmiyor. Ama çıkar çıkmaz hemen bir yere yapıveriyor. Önce paçalarından sızan çişe bakıyor, sonra yerde oluşan gölete. Sevinçle bana sesleniyor “Annee, annee işte yaptım çişimi.”

“Hah aferin yavrum, çok güzel. İşte onun aynısını tuvalete yapacaksın tamam mı? Buraya değil.” diyorum. “Tamam” diyor.

Tuvalet başı beklemekten arta kalan zamanımı, oraya buraya yaptığı çişleri temizlemekle geçiriyorum. Sil, bir daha sil, bir daha. Az detarjan koy bir daha sil. İyi ki kaldırmışım halıları diyorum, yoksa ne yapardık.

Çişini orta yere yapan bebeyi çok fazla kıpırdatıp sarsmadan banyoya taşıyorum. Fıskiyeyi açıp eline veriyorum, o biraz oyalanırken taşıma esnasında damlama yapıp yapmadığını kontrol ediyor, ilgili bölgeleri silip temizliyorum. Sonra bebenin belden aşağısını yıkayıp tekrar çamaşırını giydiriyorum.

Akşam olunca bir kova dolusu çamaşırı sudan geçiriyorum. İkinci kez deterjanlı sıcak sudan geçiriyorum. Sonra makinaya koyuyorum. Yatmadan hepsini balkona seriyorum. Ve bugünkü faslı kapatmanın huzuruyla yatağa giriyorum.

Bu arada söylemeyi unuttum; bugün iki defa küçük tuvalet yakaladım. Sanırım yavaş yavaş oluyor.


3.Gün:

Tuvalet görmek istemiyorum. Tuvalette saatler geçiyor. Bizim bebe halinden çok memnun, sularla oynuyor. “Anne şarkı söylesene, hadi bana masal okusana” diyor.

“Çocuğu tuvalete oturtun birlikte masal okuyun, şarkı söyleyin” önerileri bana hiç sıcak gelmiyor. Bir-iki denemedim değil ama bu sefer tuvalet, ihtiyaç giderme yeri değil bir yaşam alanına dönüşüyor. Şuraya iki raf kitaplık çaktırtsam, kenara da bir müzik seti koydurtsam, ilerde bi de ekran koyarız tam olur. Nasıl olsa akşama kadar 2 metrekarelik alanda geçiriyor vaktimiz.

Bi zahmet çocuk orayı eyleşme, oynaşma yeri olarak görmesin kardeşim. İşini yapsın ve çıksın. Gerçi çocuklara niye kızıyorsam ben de. Eline telefon veya gazete almadan tuvalete girmeyenler varmış. Kadın utanmadan sıkılmadan “Whatsap mesajlarımı sabah tuvaletteyken cevaplıyorum ben” diyor.

Eh, çok iyi ediyorsun. Lütfen bana bir daha mesaj atma.

“Vakti boşa gitmesinmiş hanımefendinin” Ya akşama kadar orada burada geçen zamanın boşa gitmiyor da, tuvaletteki on dakika mı boşa gidiyor? Allah sana ihtiyaç giderme gibi bi nimet vermiş. Bu işi kolaylıkla icra edebilmeni lutfetmiş. Bunları düşün. Hani hemoraid olup da yapamadığın zamanlardaki sıkıntılarını. Şükret içinden, hamdet. Sonra “Elhamdulillahillezi ezhebe annil eza ve afani (Benden bu sıkıntıyı giderip bana afiyet veren Allah’a hamdolsun)” duasını öğren. Bi iş yaparken işini yap yani. Elin işte gözün oynaşta olmasın!

Neyse efendim bize dönelim şimdi.

Hava çok sıcak. Salonda dahi zor nefes alırken tuvalette, banyoda insana fenalık geliyor. Yorgunum, halsizim.

Oğlum ne kadar beklersek bekleyelim, tuvalette yapmıyor. Çıkınca yapıyor ve yaptığına seviniyor. Benim her halükarda onun tuvaletini yapmasını beklediğimi sanıyor ve sevinçle gelip haber veriyor. “Tamam annecim” diyorum, “Sıkıntı yok, şimdi temizlerim. Ama buraya değil, tuvalete yapman gerekiyor.”

Keyfi yerinde. Baskı yok, zorlama yok, kızıp bağırma yok.

Alıştırma külotları direkt dışına sızdırmadığı için çok fazla hissettirmiyor, bezin bir alt formatı sanki. Belki bu şekilde olması da bizi geriletebilir diye düşünerek onları da çıkardım aradan. Artık yaptığı anda bacaklarından aşağı sızıyor, aşağıda küçük bir gölet ve onu fark etmemesi imkansız.

Beni bu düşünceye vardıran şey bugün yaşadığımız olay; telefonla konuşuyordum, onu yalnız bıraktığım sadece beş dakika. Kakasını yapmış külotuna. Sonra bisikletine binmiş, hareket ettiği için biraz oraya biraz buraya taşmış ve yerlere bulaşmış kakası. Bisikletle üzerinden geçmiş. Geldiğimde gördüklerime inanamadım. O ise neşe içinde bisikletini sürmeye devam ediyordu. Düşündüm, “Ne kadar farkında acaba” diye. Hemen aldım, bonyoya sokup yıkadım çocuğu. Sonra bisikletini. İkisini diğer odaya koydum. Ardından defalarca sildim parkeleri deterjanlı sularla.

Çok şükür kızmadım. Bunları yaşayacağımı biliyorum ama çok yorgunum. Günümün yarısı tuvalette onu beklerken, diğer yarısı da oraya buraya yapmış olduğu çişini, kakasını temizlerken geçiyor.
Allah’ım sen bize yardım et.

4. Gün:

Uyanır uyanmaz tuvalete götürmeye çalışıyorum üç gündür, gitmiyor. İstiyorum ki, sabah tuvaletini yaparken belki biraz daha farkında olur kaslarının. Olmuyor. Uyandığında ilk yarım saatini kucağımda dinlenerek geçiriyor, bir nevi üzerimde pinekliyor ve bu keyfinden hiç geri adım atacağa benzemiyor.

Her şey devam, ilk günkü gibi. Bir-iki çiş yakalayabilsem kazara, gerisini hep dışarıya yapıyor. İçine veya dışına yapmasında değilim. Hangi kaslarını çalıştırarak çişini yapabileceğini henüz bilmiyor. Kendiliğinden gelen bir şey sanıyor. Ve onun halinden bunu gözlemleyebilmem, şu an için çok mutluluk verici. Çünkü bunu göremesem muhtemelen her yaptığı çiş için gitgide çileden çıkardım.

Bütün gün boyunca sadece bir-iki çiş denk getirebiliyorum tuvalete. İçimden “normal” diyorum.
“Yapabilirsin annecim” diyorum. “Küçükken ben de bilmiyordum, sonra öğrendim. Olur bak böyle kazalar” falan.

Sanki yapınca mahçup oluyormuş gibi davranıyorum, yüzüne bakıyorum, bir suçluluk duygusu yakalasam diye. Yok be anacım nerdeee. Ama pedagog amcalar öyle dememişlerdi. Mahçup olurmuş falan. Çatır çatır yapıyor, üstüne basıyor, umrunda da değil.

Bugün yaptığı çiş göletinde zıplayıp duvarlara sıçratıyordu. Yani o kadar da değil deyip can havliyle fırladım yerimden. Sesim biraz sert "Ne yapıyorsun oğlum ya" dedim. Bizim bebe iletişimi fazlasıyla kapmış. "Bi şey olmaz anne, temizlersin" demez mi? 

Yuh artık!



5. Gün:

Bizim bebe bugün her yere şırıl şırıl şırlıyor. Hava soğuk değil, üşütmesi imkansız. Terliyor bir taraftan, bir taraftan su, meyve suyu, karpuz.

“Sıvı alımını azaltın” demiş çok bilmişler. İyi de nasıl yapayım. “Annee suuu” diye geldiğinde, “Yavrum su içme, al ekmek ye” mi diyeyim? Nedir yani bu işin püf noktası. Zaten kendim gidip de eline su şişesi tutuşturmuyorum, eee o zaman?

Yaptığına ettiğine takılmıyorum, üzerimde ilginç bir sükunet var açıkçası. Benden değil, Allah’tan biliyorum. Tam bir kabullenişle taşıyorum, temizliyorum, giydiriyorum, yıkıyorum, asıyorum.

Ama beni çileden çıkaran bir başka mesele var ki, kaç gündür onu söyleyemedim size. Bizim oğlan bezden çıkınca maalesef pipisini fark etti. Ve daha kötüsü, “bi bakıp dokunup geçeyim” demedi. Eli hep orada.  

Allah’ım, bi dakika yalnız bırakamıyorum çocuğu. Yanındayken bile sürekli eli gidiyor. Ellerini meşgul etmeye çalışıyorum. Kaç gündür yapmadığımız el faaliyeti kalmadı, kesiyoruz, biçiyoruz, yoğuruyoruz, yapıştırıyoruz. Normalde pek hazzetmediğim bu işlerden de artık gına geldi. Eline kuruyemiş tarzı şeyler veriyorum. “Napıyorsun” demiyorum, “Elin neden orda” diye sormuyorum, “Çek elini” diye uyarmıyorum.

Bugün beş dakika mutfak toplamaya kalktım, arkamdan gelmiş “Anne bak kocaman oldu” diye. Beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Tamam o çocuk, hiçbir şeyin farkında değil ama hadi ya merak duygusu, haz almaya dönüşürse? Kafayı yemek üzereyim.

Şimdi ne yapsam ne etsem dedirtme bana Ya Rabbi, yardım et.

6.Gün:

Bir hafta olacak. Tuvalet eğitimi konusunda bir arpa boyu yol alamadığımızı itiraf etmek durumundayım. Ha umrumda mı, değil zaten.

Ben hala beni paranoyak eden meselenin peşindeyim. Kaç gündür rüyalarım kabus dolu. El kadar çocuk yakında gözüme sapık görünecek. O kadar beynimin kablolarını yaktım yani. “Bi şey demeyeyim” diye kendimi kastıkça daha beter sinirlerim bozuluyor. Olur olmadık yere ağlayasım var
.
Arkadaşlarımla konuştum, pek yaşamamış onlar. Bir-iki olmuş ama devam etmemiş. “Ben napayım şimdi” diye soruyorum. 

Biri bi şey dese.

Biri “Tuvaletin de eğitiminin de canı cehenneme” falan dese.

Sonunda Ayşe Teyze “Sen bilirsin ama istersen” diye nazikçe yol verdi bana. Aman Allah’ım, sen misin onu diyen? Ben de sanki ilk günden beri biri gelip de “Tak bezi” desin diye bekliyormuşum. Bi sevindirik oldum ki anlatamam.

Gülerek kapattım telefonu. Hemen yatak odasına giderek bez paketini bağrıma bastım. “Allah’ım! Bezi icat edene de, üretene de, satana da, dağıtana da, toplayana da” diye bol bol rahmet okuyacaktım ki, “Yav bu işin ucunda gavuru var müslümanı var” diye ağırdan alarak “Sen bilirsin artık Allah’ım!” diye sustum.

Ortalıkta dolaşan bebeyi yakalayıp hemen taktım bezi. Ohh sana şükürler olsun Allah’ım! Ne büyük nimetler içindeymişim de farkında değilmişim.

Eşimi arayıp bez sipariş ettim J  

Annemi aramadım tabii ki, hayali bile “Daha gül sen, gül gül, acınacak haline gül” diyor. Ama bugün hiçbir şey huzurumu kaçıramaz.

Akşama bu ilk başarısızlığımı kutlamalıyım. 

Tuvalet Üçlemesi'nin ilk faslını kapatıp gönül rahatlığıyla Renk Üçlemesi'ne geçebilirim artık.

Mavi.

Bayan Tİ  


..devamı »

1 May 2016

Duygular Etkinliği

6 Yorum sayısı

DUYGULAR ETKİNLİĞİ

Müslüman anneler, bu etkinlikte kuzularımıza duyguları göstermeye çalışacağız. Yavrular uyuyunca alın elinize malzemeleri ve sabah bir sürpriz yapın. :)

Malzemeler:
A4 renkli kağıt
makas
kalem
yapıştırıcı
daire yapabileceğimiz bir nesne

Yapılışı:
Kağıdımıza daireler çizip kesiyoruz.Ve her daireye bir duygu kazandırıyoruz.; mutlu,üzgün,şaşkın,kızgın,ağlayan..
Sonra  daireleri tam ortadan ikiye katlıyoruz.ve katlama yerinden birinin ağzına olan kısma diğerinin göz kısmı gelecek şekilde yapıştırıyoruz.


Yani ilk duyguyu tersten ikiye katlayın, göz ağız içerde ve onun ağzının olduğu yarım daireye öbür duygunun gözleri, yani yarımını yapıştırın.

Böylelikle hepsini yapıştırın, son noktada ters çevirin ve bir kağıda yapıştırın.


Saç yapabilirsiniz.


Keyifle öğrensin kuzucuklar :)

Allah’ım, senden; hidayet, takva ve gönül zenginliği isterim. (Müslim)
 Allah'a emanet olun.. 😉

Sümeyye Öztürk




..devamı »

30 Nis 2016

Doğuma Hazırlık 1. Bölüm / Doğal Doğum Nedir?

5 Yorum sayısı


DOĞAL DOĞUM NEDİR?

1-Bugün "Doğal Doğum" diye bir kavramdan söz ediyorsak, o halde doğumlar doğallıktan çıkmış demektir. Nedir bunun nedeni?

Birincisi; geçmişte kontrolsüz doğumlarda , rutin muayenenin ve teknolojinin kullanılmadığı doğumlarda anne ölümlerinin olmasıve bunun yeni anneleri korkutması,

İkincisi; şehirlerde yoğun tempoyla çalışan doktorların uzun doğumları takip etme imkanının olmaması. Eskiden doğumlarda yük büyük ölçüde ebelerde idi. Ancak şimdi anneler “Benim başımda doktor dursun!” demeye başladı. Halbuki doğumdaki uzun saatler boyunca annenin en büyük yardımcısı ebelerdir.

Üçüncüsü ise; anneler rahata alıştı.  “Ben bir şey yapmayayım bebeğimi çıkarıp kucağıma versinler” demeye başladılar. Böyle olunca planlı sezaryenler arttı. Bunların hepsi birleştiği zaman doğumlar doğallıktan yavaş yavaş koptu.

2-"Doğal Doğum" ne demektir?

Her vajinal yoldan doğan bebeğin doğumu doğal doğum değildir. Bir doğum medikal bir sebep yokken zamanından önce başlatılırsa, ilaçlarla hızlandırılırsa, hamileye epidural anestezi (belden aşağısının uyuşturulması yöntemi) verilirse  ve epizyotomi (vajinal kesi) yapılırsa bunun adı "doğal doğum" olmaktan çıkar.

Doğal doğum kendiliğinden başlayan, mümkün olduğunca müdahale edilmeyen, bebeğin daha doğar doğmaz kordonu kesilmeden annesiyle buluştuğu ve ilk emzirmeye kadar anne kucağında kaldığı bir doğum şeklidir.

3-Doğal doğumun sağlanması için ne gereklidir?

Anne ve bebeğe saygı!

Bir kadının doğum yaparken en büyük ihtiyacı, güven ve mahremiyettir. Bir kadına bunların sunulduğu her doğum “anneye saygılı doğum” demektir. Bunun dışında doğumu hastalık olarak görmemek gerekir. Böyle bakılmadığı zaman  doğumda bebeğe ve annenin bedenine güvendiğiniz zaman her şey tıkır tıkır işliyor ve bebekler sağlıklı bir şekilde doğuyor.

Bebeğin ihtiyacı ise doğumdan sonra güvenli, gürültülü olmayan loş bir ortam. Bebekle annenin buluşma anına saygı duyulması gerekir. Buluşma anında anne ve bebek rahatsız edilmemeli. Anne ve bebek ne kadar uzun sure bir arada bulunurlarsa o kadar iyidir. Ayrıca, bebek dünyaya gelir gelmez bebeği annesine bağlayan kordonun hemen kesilmesine gerek yoktur. Doğal doğumlarda bu sakince ve alıştırılarak yapılır. Sorunsuz doğan bir bebek, kontrol adı altında anneden uzaklaştırılmaz.  Boğazını temizlemek adına da boğazına uzun hortumlar sokulmaz ve fazla ışığa maruz bırakılmaz.

4-Anne adayları nasıl "doğal doğum" yapabilir?

Ailelerin öncelikle şunu bilmesi gerekir. Doğal doğum para işi değil! Anne adayının “Ben bir şey yapmayayım, doktor yapsın her şeyi” diyebileceği bir doğum şekli değil.  Doğum doktorun değil, annenin işidir. Doktorlar sorun yoksa sadece ‘rehberlik’ ederler. Doğal doğum kadının kendine ve bedenine güvenmesi, gevşemesi ve kendini doğumun akışına bırakması ile ilgili bir durumdur.

5-Peki, normal doğumla ilgili bu kadar korkutularak bu noktaya gelmiş bir beyni varken, kadın kendi bedenine nasıl güvenecek?

İngiliz bir doktor doğumdaki en büyük engelin, annenin korkusu olduğunu ve rahat doğum yapanların, korkmayan kadınlar olduğunu keşfediyor. Bu yüzden annedeki korkuyu gideren, bilinçaltındaki korku dolu resimlerin yerine güven veren resimlerin konduğu meditasyonlar ve gevşemelerle bedenin rahatça bırakılıp, doğum yapan kaslara çalışma izni verildiği teknikler üzerinde çalışıyor. Bu teknikler sayesinde korku-gerginlik-ağrı azalıyor ve annedeki “yapamayacağım” duygusu gideriliyor.  Bu teknikler LAMAZE tekniği olarak biliniyor.

Bu teknikle doğum anında anne adayı kasılmaları korku ve panikle değil, gevşeme ve nefes tekniğiyle karşılıyor ve doğal, ağrısız bir doğum yapıyor.

6-Lamaze doğum felsefesi nedir?

Bu felsefede özellikle üzerinde durulması gereken iki konu var.

Birincisi; doğum tecrübesinin anneyi ve aileyi derinden etkiliyor olması. Çünkü doğumda annede oluşabilecek travmalar eğer dikkat edilmezse mutlaka bebeğe yansıyor.  Öyle ki, belki de bebeğin ileride, erişkin olduğu zamanki davranışlarını bile etkiliyor.

İkincisi de; kadınların doğum eğitimi sayesinde sağlıklarıyla ilgili alınan kararlarda bilinçli hareket etmeleri gerektiği. Kadınlar bazı şeyleri hastanelerden talep edecek  ve hastane rutinlerini değiştirecekler. Kararlara bilinçli katılım “keşkesiz doğum” sayılarını arttıracak,  ailenin sorumluluk almasıyla doktorların yükü de hafifletilmiş olacak.


 DOĞUM EĞİTİMİ

7-Doğal doğum için doğuma hazırlık kursları gerçekten gerekli midir?

Televizyonlarda, filmlerde, dizilerde doğumlar korkutucu gösterildi. Gazetelerde hep korku dolu doğumlardan bahsedildi. Ve insanlar kötü doğum hikayelerini anlattılar. Bu şekilde bilinç altına doğum korkusu yerleştirildi. Durum  böyle olunca, doğum eğitiminin yaptığı şey anne adaylarının içindeki korkuyu yenmek oldu.

Diğer neden ise; günümüzde bilinçli kadın “kontrol etmek” istiyor. Doğum eğitimi anne adayına kontrol etmemenin mutluluğunu, bunun doğuma katkılarını ve kendini bırakmayı öğretiyor.

8-Her doğuma hazırlık kursu, doğal doğuma hazırlar mı?

Aileler şuna dikkat etmelidirler; bir doğal doğum kursu, doğumla ilgili kanıta dayalı verileri tarafsız bir  şekilde anlatan, doğumda annenin güçlü hissetmesini, ailenin tercih yapmasını ve sorumluluk almasını sağlayan, sadece doğal doğuma değil zorunlu sezaryen olasılığına da hazırlayan kurslardır.

9-Aileler, kursların gerçek anlamda doğal doğuma hazırladıklarından nasıl emin olabilirler?

Doğuma hazırlık kurslarına katılmak isteyen aileler, bu kursların takip ettiği felsefeyi araştırmalıdırlar. Her doğum kursu doğal doğum kursu değildir.

10-Doğuma hazırlık kurslarında anlatılanlarla hastanedeki rutin uygulamalar çelişiyor. Bu konuda neler söyleyebiliriz?

Anne adaylarının doğal doğum tercihlerini hastane yetkilileri ve doktorlarıyla mutlaka paylaşmaları gerekmektedir.

11-Doğuma hazırlık eğitimi almak için ideal hamilelik haftası nedir?

Genellikle çalışan anneler hamileliğin son haftalarında geliyorlar. Oysaki 37. Hafta sonrasına anne adaylarında tüm bilinçaltları yüzeye çıkıyor, korkular, tedirginlikler ve panik bir araya geliyor. Bunun için en ideal zaman bebeğin hareketli olduğu 20-28 haftalar arasıdır.

12-Doğuma hazırlık eğitimi alan her anne adayı, normal doğum yapabiliyor mu?

Doğuma hazırlık eğitimi alan her anne adayı tabii ki normal doğum yapamıyor. Eğitimden sonra anne adayının işi bitmiyor. Eğitimde öğrendiklerini içselleştirecek, bunları bedenine yazmak için çalışacak, yani gevşeyecek, rahatlayacak. Ve doğru doğum ekibi kuracak.  Doktoru da doğal doğumlara sıcak bakan, annenin mahremiyetine saygı gösteren, acele etmeyen, en önemlisi de ‘vakti olan’ bir doktor olacak.

Bazı hamileler doktorlarının ‘ünlü’ oldukları için çok yoğun olduğundan bahsediyorlar. Bu sebeple doğal doğuma vakti olmuyor bu doktorların. Zaten cümle arasında fark edersiniz, “Bir şey olursa sezaryen yaparız, çok beklemeyiz, buna vaktimiz yok , ben yetişemeyebilirim” gibi cümlelerden….
Ailenin bu mesajları görmesi ve tercihini ona göre yapması gerekiyor.


Ummu Ömer

("Dr. Hakan Çoker'le 100 Soruda Doğal Doğum" isimli kitaptan özetle aktarılmıştır.) 



..devamı »

13 Nis 2016

Dostları Olmalı Bir Annenin

1 Yorum sayısı





DOSTLARI OLMALI BİR ANNENİN


Dostları olmalı bir annenin

Gözleri gözlerine değdiğinde gençleştiği, çocuklaştığı, başkalaştığı..

Eski günleri yad ettikleri, heyecanla "Evet evet" dedikleri, "Hatırlıyor musun?" diye devam ettikleri

Bir konudan diğer konuya atlarken ne konuştuklarını unuttukları

Kaç ucu başlanmış konunun ayak üzeri kalakaldığı..


Dostları olmalı bir annenin

Gözlerindeki telaşeleri yakından tanıdığı

Dertlerini derdi bildiği

Derdini dile getirirken nasıl anlaşılacağını dert etmediği..


Dostları olmalı bir annenin

Beraber sustuğu, boyun büktüğü, gözyaşı döktüğü..


Dostları olmalı bir annenin

Ayrılıklara rağmen gönlüne sardığı..


Dostları olmalı bir annenin

Empatileri bir kenara bırakarak

Hem-hâl olduğu

Hem-dem olduğu..


Tüm dostlarımıza selam olsun..



Ummu Reyhane

..devamı »

7 Nis 2016

Anne, Baba... Es-Selâm!

1 Yorum sayısı

ANNE, BABA... ES- SELÂM!

‘Hayat tecrübesi’ denen şeyi lahza lahza biriktirirken kulağımda çınlayanlar sizin söyledikleriniz...

Kılavuz bildiğim, dertlerime reçete ettiğim sizin sözleriniz... 


Tutunup düşmediklerim, düşecekken tutup ayakta kaldıklarım sizin öğütleriniz...



Başım sıkıştığında kendim başa çıkmayı, sessizce baş etmeyi sizden öğrendim. 


Dünyaya neden geldiğimi, ne için yaşadığımı öğrettiğinizden her şeye sabretmeyi bildim. 


Niyetlerimi, hedeflerimi büyük tutmam gerektiğini sayenizde bildim. 


Dertlerimi de büyük tutmayı, derdin bile küçüğüyle oyalanmamayı sizden öğrendim. 


Fedakârlık yapan olmayı, sorumluluk alan olmayı, mücadele gerektiğinde öne atılmayı sizden öğrendim.


Haksızlıklarda susmamayı, haklı olduğumda korkmamayı, korkmadan inandığım yolda olmayı sizden öğrendim. 


İnandığım müddetçe yeise kapılmamayı, ümitsizlik bilmemeyi, vazgeçmemeyi sizden öğrendim.
İbrahim gibi hakkı haykırmayı da Meryem gibi sükûta sarılmayı da sizinle öğrendim. 



Emaneti emanet bilmeyi de siz öğrettiniz. 


Nesebimi, kimliğimi, kişiliğimi, karakterimi, iffetimi emanetiniz bilirim. 


Nesebim, kimliğim, kişiliğim, karakterim, iffetim emanetinizdir.


Emanetiniz emanetimdir!



Yanımızda olmasanız da yanımızda olduğunuzun,


bizi hep ‘yakıtı insanlar ve taşlar olan ateş’ten koruduğunuzun, 


iyilikleri emredip kötülüklerden alıkoyduğunuzun,


insanî değerleri, ahlakî değerleri her değerin önüne koyduğunuzun,


bedenimizi de midemizi de cebimizi de haramlardan uzak tuttuğunuzun,


bilincimizi temiz, kalbimizi temiz ve fıtratımızı tertemiz tuttuğunuzun,


bize sunduğunuz en güzel elbisenin ‘takva elbisesi’ olduğunun,


ve öğrettiğiniz en güzel ziynetin hayâ olduğunun, iffet koktuğunun,


öğrettiklerinizi batılıların kitaplarından değil Hakikatin kitabından öğrettiğinizin,


bize Mümin’ce örnekliğinizin ve bizi hep Lokman’ın öğütleriyle öğütlediğinizin,


kendinizi de ailenizi de çağdan, asırdan, insanlardan sorumlu hissettiğinizin,


yaşatma duasında olduğunuz/yaşattığınız nesli bir ‘ümmet parçası’ bildiğinizin,


rağbet gören ne varsa dünyaya dair, hepsinden çok ‘birlikte bir cennet’ istediğinizin,
üzerimize titreyerek bizi cennet yolunda yetiştirdiğinizin,


ve özlemiyle yaşadığınız o İslam düzenini evinizde yaşattığınızın... 


Şahidiyim!



Anne, baba... Es-Selâm!


Helal edin. 


Dua edin.



“Rabbim! Bana ve anne - babama verdiğin nimetlere şükretmemi ve senin razı olacağın salih amellerde bulunmamı bana ilham et ve soyumdan gelenleri de salih kimseler kıl. Gerçekten ben tevbe edip sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım.” (Ahkaf/15)



Misafir Kalem: Merve Eren
..devamı »

11 Mar 2016

Gölge Etkinliği

4 Yorum sayısı


GÖLGE ETKİNLİĞİ

Kıymetli anneler, bugün de yavrumuzla bir nesnenin gölgesi ile irtibatını örneklendirelim. Böylelikle çevreye olan ilgilerinde bir bilinçlenme oluşsun ve ‘a bak bunun gölgesi burdaa’ demelerini keyifle izleyelim. :)

Malzemeler:
-       oyuncak
-       mutfak gereçleri
-       kağıt
-       kalem

Yapılışı:
Kağıdımıza istediğimiz nesneyi koyuyoruz ve etrafından çiziyoruz.

Sonra yavrumuzdan çizdiğimiz nesneleri yerlerine koymalarını istiyoruz. Birinciyi siz yaparak yardımcı olabilirsiniz. Bu sayede dikkati artar nesnelerle kağıt üzerine çizilmiş şekilleri eşleştirmeyi öğrenir.
Keyifle oynasın kuzucuklar :)

  "Allah'ım, Senin rahmetini umuyorum,beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa)nefsimle baş başa bırakma.Halimi tümüyle düzelt senden başka ilah yoktur" (Ebu Davud, Edeb,110).  Allah'a emanet olun. 😉


Sümeyye Öztürk
..devamı »

29 Şub 2016

Çocuklar İçin Kitap Listesi

6 Yorum sayısı

ÇOCUKLAR İÇİN KİTAP LİSTESİ

Çağın yıkıcı, can acıtıcı, zihin karıştırıcı, kalp yıpratıcı bombardımanlarından en az zararla kurtulmaya çalışan büyüklerin kaçtıkları en güzel sığınaklardan biridir kitaplar…

Bu güzel kaçışlarda hiç farkında olmadan minik yürekleri de katarlar peşlerine…

Bir bakarlar kiminin ilk kelimesi ‘oku’ olmuş, kimisi kendisine kitap okunmadan uyuyamaz, kimisi nereye giderse kitabını yanından ayıramaz… Nereye gidelim, nereyi gezelim’in en güzel cevabını kitabevleri, kitap fuarları; ne alalımınkini ise kitap, dergi almıştır…

Bir çocuğun hayal dünyası tahriflerden, kimi büyüklerin kirlenmiş zihinlerinin ürünü olan saçma görsellerden ve kısıtlayıcı fikirlerden ne kadar uzak ve özgür olursa, o kadar çok kanat çırpabilir kitaplar arasında…

Önce anne- babasını, kendisine kitaplar okuyan bir büyüğünü dinler, can kulağıyla.. Sonra bir de kendisi okumaya başladıysa, okumanın tadını almışsa kitap yetişmez, kitaplıklar yetmez…

Daha önceki bir yazımızda çocuklarımızla kitap okuma yönteminden bahsetmiştik. Kısaca hatırlayacak olursak; çocuklarımız henüz okuma bilmezken, onlara okuduğumuz kitaplarda kimi yerleri çıkarabilir, eklemeler yapabilir, hatta kimi zaman resimlere göre, çocuğumuza özel baştan bir masal uydurabiliriz…

Çocuklarımız büyüyüp kendi başlarına okumaya başladıklarında ise, bilhassa çok okuyan çocuklarımızın, okudukları her şeyi okuyup kontrol etmeye güç yetiremeyebiliriz…

Onlara kimi zaman yanımızda sesli okuma dersi yaptırabilir, ‘ben iş yaparken bana okuduğun kitaptan okur musun, ya da anlatır mısın? Diyerek okuduklarına dahil olabiliriz. Aklına takılan konuları, anlamadıkları kelimeleri sormalarını isteyebiliriz. Ama en önemlisi de çocuklarımıza tetkik ederek, araştırarak okumayı öğretmeliyiz. Kur’an haricindeki her kitabın eksik, hatalı olabileceğini, okuduğumuz her şeyin tamamıyla doğru olamayabileceğini öğretmeliyiz. Bu şekilde bir okuma, onlara ileride de yararlı olacaktır. Bir konuyu, fikri tamamıyla reddetme, ya da tamamıyla kabul etme yanlışına düşmemiş olurlar.

Bu sebeple tekrar önemli bir hatırlatma yaparak; sizler için hazırladığımız küçük kitap listesini ilginize sunuyoruz. Tavsiye ettiğimiz kitaplarda kimi katılmadığımız bölümler, küçük paragraflar olabilir. Ama bilhassa en beğendiklerimizi seçtiğimizi belirtelim.

Kitap listemizi 5yaş ve altı ile 5yaş sonrası diye iki gruba ayırarak hazırladık. Ama her çocuğun anlama seviyesi farklı olabilir. Çok kitap okunmasına göre, ya da evdeki abla ağabeylere okunan kitaplar vesilesiyle kimileri daha küçük yaşta bir ileriki seviye kitaplarla tanışabilir. 5 yaş altı kitapları, o yaş grubuna büyükleri okurken, aynı kitapları okumaya başlayan 6 ve 7 yaşlar da kendileri okuyabilir.

Çocuğumuz okumayı öğrendiyse ve severek kitap okuyorsa, her bir çocuğun özel ilgi ve beğenisine göre kitap seçmek de, onların sevgi ve ilgisini artırır, kimi zaman daha fazla heyecanla okumalarını sağlar. Biz daha çok herkesin ilgisini çekebilecek, herkes için gerekli ortak konulardan kitaplar seçmeye çalıştık… Tarih, bilim ve macera içerikli kitapları, çocukların ilgisine göre özel olarak anne- babalar seçebilir…

Bu gün, masallar, hikâyeler okumayı seven, onlarla kitapların dünyasına adım atan çocuklarımız, yarın da bir çok ilmî kitapları, hayat kitaplarını zevkle, zorlanmadan okuyacaklardır inşallah…



5 YAŞ VE ALTI

1- ZUFİ İLE ALLAH’IN İSİMLERİNİ ÖĞRENİYORUM (4 Kitap) NESİL YAYINLARI


2- CİCİ ÇOCUKLAR SERİSİ (11 Kitap) ÇİLEK KİTAPLAR


3- ALLAH’IN İSİMLERİNİ ÖĞRENİYORUM (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK

4- HADİSLERİ ÖĞRENİYORUM (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK

5- LİPO DEĞERLER EĞİTİMİ SETİ (10 Kitap) SALINCAK YAYINLARI

6- ŞÜKÜRLER OLSUN ALLAH’IM TİMAŞ ÇOCUK

7- ALLAH BENİ SEVİYOR TİMAŞ ÇOCUK

8- BANA BİR MASAL ANLAT ÇİLEK KİTAPLAR

9- MİNİ MASALLAR (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK

10- BALCAN HİKAYE SERİSİ (6 Kitap) ZAMBAK YAYINLARI

11- İLK ÖĞRETMENİM PEYGAMBERİM TİMAŞ ÇOCUK




5 YAŞ ÜSTÜ

1- HER ŞEY ALLAH’I ANLATIYOR (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK

2- KÜÇÜK SAMİ SERİSİ (10 Kitap) ALTIN ÇOCUK-ERKAM YAYINLARI

3- BENİM GÜZEL ALLAH’IM (10 Kitap) NESİL ÇOCUK


4- BİZİMKİLER YAZ KAMPINDA (10 Kitap) İNKILAB YAYINLARI


5- SEVGİLİ KUR’ANIM’DAN ÖYKÜLER TİMAŞ ÇOCUK

6- PEYGAMBERİMİZİN KÜÇÜK SAHABİLERİ (10 Kitap) DAMLA YAYINLARI

7- ERDEMLER DİZİSİ (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK


8- ÇOCUĞUMLA 1 AYET 1 HADİS 1 HİKÂYE MAVİ LALE YAYINLARI

9- PEYGAMBER ÖYKÜLERİ (11 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK

10- SENİ ÇOK SEVİYORUM ALLAH’IM (6 Kitap) NAR YAYINLARI

11- HİKÂYELERLE DİNİ DEĞERLER (10 Kitap) TİMAŞ ÇOCUK




Ummu Salim
..devamı »