Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Babalar Ve Oğulları Aidiyet / Adem Güneş (Kitap Özeti) Kızıma Adet Dönemini Nasıl Anlatmalıyım? Erken Ergenlik BİZ FARKLIYIZ

29 Kas 2016

Tesettür Tecrübeleri: Bir Kız Çocuğu Tesettüre Nasıl Alıştırılır?

2 Yorum sayısı
TESETTÜR TECRÜBELERİ: Bir Kız Çocuğa Tesettüre Nasıl Alıştı(rılır)? 

“Kaç yaşından beri kapalısın? Ne zamandır tesettürlüsün? Ne zamandan beri böyle giyiniyorsun?” ... Özellikle belli bir yaşa gelmiş kız evlada sahip olan ve kızının artık başını örtmesini arzu eden teyzelerden, ablalardan sık sık duyduğum ve her defasında da ne cevap vereceğimi, ne söyleyeceğimi bilemediğim için cevapsız bıraktığım ya da geçiştirdiğim sorular… Bu soruların cevabını gerçekten bilmiyorum sanki ben hep başörtülüymüşüm, hep tesettürlüymüşüm gibi…

Küçükken annemin başıma örttüğü örtülere duyduğum “aferin!”ler bir başka “aferin!”di. Ne zaman annem başımı örtse, çok yakışmış derlerdi, çok güzel olurdu; çok güzel olduğunu söylerlerdi. Annem başımı örterdi, babamın yanına giderdik, markete, parka giderdik… Bazen dışarıda görenler anneme “Çok yakışmış ama yaşı daha çok küçük!” dediklerinde, daha bir sıkı tutardım annemin elini, hiç sevmezdim o teyzeleri… 1-2 yaş fotoğraflarıma baktığımda da başımda örtü olan fotoğraflar görüyorum, hatta bence en çok o fotoğraflarda gülüyorum.

Benim çocukluğumda, iyi miydi kötü müydü bilmiyorum, böyle tesettür mağazaları, tesettür dükkânları, tesettür fırsatları yoktu. Biz babamla benim seveceğim başörtüler, uzun etekler, elbiseler bulmak için dükkandükkan gezerdik. Yıllarca kullandığım ve hâlâ sakladığım en sevdiğim o siyah şal benim ilk şalımdı ve babamın hediyesiydi.

28 Şubat’ın vurduğu çocukluklardandı benimkisi. Yasaktı, yasak diyorlardı; öyle duyuyorduk. Başörtülü öğretmenlerimiz yoktu bizim. Başörtülü doktorlar, mühendisler tanımazdık biz o dönemler. Varsa da ev hanımıydı hepsi, bilmiyorduk. Mücadelenin peruklu hikayelerini dinlerdik zaman zaman, gözü yaşlı anılara şahit olduğumuz olurdu. Birlik olacağımız, güç bulacağımız, anlaşacağımız başörtülü arkadaşlarımız da pek yoktu. En bilinçli ailelerin kızları için bile aşılması zor bir eşikti ‘örtü’. Ertelenmesi teklif edilebilirdi mesela. (!) Belki de bizim için en zor olan buydu: 'başörtülü arkadaş'sızlık...

O zamanlar 5.sınıfı bitirmeyenler için Kur'an kursları da yasaktı. Ya da gayriresmiydi, derme çatma yerlerdeydi ve de gidenler suç işlerdi. Biz kursa gidemesek de çok küçükken öğrenmiştik Kur’an okumayı ve 12 yaşımızdan önce gidemediğimiz kurslara 5.sınıftan sonra, 6.sınıftan sonra, 7’den ve 8’den de sonra her yıl gittik; yatılı Kur’an kurslarında geçerdi yaz aylarımız. Kurs hocamızın inisiyatifiyle ve belki inisiyatifinden de büyük cesaretiyle, yaşı henüz tutmayan kız kardeşimin benimle beraber kursa geldiği ve gizli gizli kaldığı, denetimler oldukça saklandığı o yazı unutamam. Sadece kızlara da has değildi tabii bu, erkek kardeşim de yatılı Kur'an kursuna giderdi. Ama İslam kursta kalmazdı, eve gelirdi. Haftasonları bir araya geldikçe mahreçlerimizi yarıştırırdık, ezberlerimizi kıyaslardık; o bize imam olurdu, namaz kılardık. Tesettürümüz de kursta kalmazdı, bizimle gelirdi. Kur’an terk edilmezdi, yaz tatillerine hapsedilmezdi. Yaz tatillerinde olan Kur’an okumalar okul varken de devam ederdi, Salı ve Perşembe günleri Kur’an ders günlerimizdi. Ve tabii bizim için tesettür de 'yazlık' kalmaz, yıl boyu devam ederdi. 12 yaşını bitiremeyenlerin Kur'an kursuna gitmesinin yasak olduğu o dönemde, kursta zaten pek de kalabalık olmayan Kur'an sınıfının yaş ortalamasını aşağı çekenlerdendim. Öyle ki, derste başını örtüp dersten sonra açan, tesettürü kursta bırakıp evine öyle giden ablalar, başörtülerini nasıl bağlayacaklarını bana sorarlardı. Benden yaşça büyük o ablaların başlarını benim örttüğüm olurdu.

Tesettürün boyutlarını da, annemin cama-balkona en alelacele koşuşlarında bile örtüsüne çekidüzen verişinden, pardüsesiz bahçeye bile inmeyişinden öğrenmiştim. Birinde evde misafir varken kollarının hafif sıyrılıp bileklerinin açıldığını gördüğümde annemi uyardığımda gülerek "Ama o benim amcam..." deyişini unutmuyorum. Ve tesettürüne dedemin yanındayken bile gösterdiği o özene hâlâ şahit oluyorum. "Başörtü arkadan bağlanmaz, arkadan bağlandığı yerde ona zaten gerek yoktur. Bilekler de dirsekler de mühimdir; gelişigüzel açılamaz. Ve rengârenk örtüler, capcanlı renkler, parıl parıl motifler tesettüre yüktür..." Bunları bana kimse söylemedi, ben annemle yaşayarak gördüm, bizzat görerek öğrendim. Daha 4.sınıfa yeni geçtiğinde ona hediye ettiğim pembe renkli, boncuklu başörtüye "Abla bu dışarıda örtülür mü!?" tepkisi veren kız kardeşime de ben söylemedim ve başka kimse de söylemedi. Evet, kimse bana başımı örtmemi söylememişti ama nasıl oldu bilmiyorum örtü hayatımın hep içindeydi. Tesettür hayatımın kıyısında, köşesinde, ilerisinde, ertesinde değil merkezindeydi. Bir bayram öncesi, annemle çıktığımız bir bayramlık alışverişinde uzun etek ararken, "Bu yaşta çocuğa niye öyle şeyler giydiriyorsun? Yaşına uygun şeyler alsana..." demişti tanımadığımız bir kadın, üzülmüştüm; unutmuyorum. Babam akşam eve geldiğinde, çok güzelmiş diyerek beğendiğini söylediğinde ise dünyalar benim olmuştu.

Niyetime tesettürü koyup başıma örttüğüm şapka ve boynuma doladığım atkı kış sevincimdi, koridorda bile öyle gezdiğim olurdu okulda ama yine de "En sevdiğim mevsim kış." diyemezdim evi olmayanları düşündüğümden. Ortaokuldayken okula da başörtülü giderdim. Birinde bir arkadaşım "Bu ne kız..." demişti başıma örttüğüm şalı gösterip. O gün hiçbir şey söylememiştim ama bugün olsa cevap da veririm. Okulda, tesettürüm için girmediğim sıralar, katılmadığım törenler çoktu. Kaçtığım protokoller, dereceye girdiğim yarışmaların ödülünü alamadığım günler de çoktu. Şimdi daha 8.sınıfta okula pardüsesiyle giden, alacağı bütün ödülleri örtüsüyle alabilen kız kardeşim o günlerimizin duasıdır belki de.

Başörtülü öğretmenler, doktorlar, mühendisler yoktu dedim ya;biz de eğitimimizden de örtümüzden de vazgeçemeyeceğimizden kendi ülkemizden hicret etmek zorunda kalacağımız günlere hazırlardık kendimizi "...öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya..." şiirleriyle, üniversite hayallerimizi yurtdışına gönderirdik. Çünkü bilirdik; tesettür başlı başına bir mücadeleydi ve vazgeçilemezdi.



Demem o ki, tesettür eğitimi, babayla anneyle aileyle olur; daha bebekkenhatta daha doğmamışken edilen dualarla başlar. Tesettürlü bir anne modeli ve tesettüre teşvik eden hatta yeri geldiğinde annenin tesettürünü de şekillendiren bir baba modeli tesettür ve örtünme hassasiyetlerinin temelidir. Sözle yönlendirme yerine davranışla örneklik ve müdahaleyle uyarı yerine takdirle teşvik, hayat boyu devam edecek bir tesettür anlayışı ve vazgeçilmeyecek bir tessettür bilinci yerleştirecektir. Ve tesettürün başlangıç noktası da yoktur. Daha tesettürün emredildiği yaşa yıllar varken hediye edilen başörtüler, uzun elbiseler; hiç değilse annesinin örtüsünü başına alan kız çocuğuna söylenen "Aferin!"ler tesettürlü yarınlara yatırımdır. Henüz tek haneli yaşlarındayken takıların, tokaların yanında süslü kapalı kıyafetlerle, çiçekli-renkli başörtülerle de giderilen hevesler, ergenlik çağında gelecek kolaylıktır. Gelişigüzel yaşanan yıllardan sonra, artık büyüdü beklentisiyle çocuğunun tesettüre yönelmesini ve tesettürlü bir hayat tarzını seçmesini isteyen anne-babalar çocuklarının omzuna yılların yükünü bir anda yüklemeye çalıştıklarının farkında olmalıdır. Çocuklarını tesettürlü bir hayat tarzıyla yaşayan bir ailede yaşatıp, örneklikleriyle, teşvikleriyle ellerinden gelen her şeyi yaptıktan sonra onlar için sabırla dua etmeye koyulan anne-babalar, üzerlerine düşeni yapmış demektir.

İslam'ın kalesi bildiğimiz mü'min ailelerin Meryemce adanan; haliyle, tavrıyla, duruşuyla, bakışıyla cihad ettiğinin farkında olan, görüldüğünde Allah’ı hatırlatanlardan olmaya talip salihamü'minelerle tesettürü kuşanması duasıyla...

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’min kadınlara söyle, dışarı çıkarken dış örtülerini üzerlerine alsınlar, vücutlarını örtsünler. Onların özgür ve iffetli tanınmaları ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur.” [Ahzab-59]

“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; namus ve iffetlerini korusunlar. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler.” [Nur-31]

"Bir kız ergenlik çağına geldiği zaman, yüzü ve elleri dışındaki yerleri göstermesi caiz olmaz." [Ebu Davud, Libas: 33]



Misafir Kalem: M.E. 
..devamı »

24 Kas 2016

Nuh'un Gözleriyle Bakıyorum Sana

2 Yorum sayısı


NUH'UN GÖZLERİYLE BAKIYORUM SANA

Nuh'un gözleriyle bakıyorum sana. Acı, merhamet ve dua yüklü... Sen ise umarsız sığınmaya koşuyorun yalandan tepelere. 'Dur' diyorum. 'O kendisine kaçtığın, kurtarıcı zannettiğin tepeler, sanal. Gerçek değil. Dur, diyorum. 'Yapma,etme, gitme' diyorum. Sesim, çığlığım dalgalara karışıyor. Her taraftan dalgalar yükseliyor. Bir yandan hayasızlık dalgaları dev gibi geliyor üstüne. Çıplaklık diz boyu. Diz üstü hayatlar Arş'ı sızlatıyor. Bakma, diyorum. Kapat gözünü. Fakat ne çare.

Hayasızlığın ellerinden tutmuş geliyor bir diğer dalga. Tv diyorlar. Sanki nefs ve şeytanın yapabileceği bütün kötülükleri bu kutuya sığdırmışlar. Açıyorsun, hepsi dökülüyor saçılıyor bütün kiriyle dünyanın üzerine.  Yalanı, dolanı, aldatmayı, içkiyi, kumarı, falı, haramı, zinayı, ribayı reklam yaparak geliyor üstüne üstüne. Oğlum, diyorum. Bebekliğinden gençliğine kadar taptaze zihninin tertemiz kalması için evimize almadığımiz bu aleti yine terket, yine bırak. 'Aman anne' deme. Hangi çağdayız, el-alem nelerle uğraşıyor senin takıldığın şeye bak. Geç bunları' deme. Çocukluk saflığında kalmanı bekleyemem elbet. Ama ne olur kurtuluş gemisi gözlerinin önündeyken gitme fıtratının zıddı yerlere.

Körpe beyinlere aşılanan o sinsi küfür sözlerinden uzak kalmak için nasıl mücadele ettiğimizi hatırla oğlum. 'Aaa cahil mi kalacak çocuk?' sözlerine aldırmadan asıl cehaleti gösterme adına, senin henüz anlamını kavrayamadığın o günlerin kalbinde bıraktığı güzellikleri hatırla. Defterine çizdiğin harflerin hece hece yüreğinden diline geçtiğinde nasıl heyecanlandığımı biliyor musun?  Hadi gel. Tekrar yazalım hayat defterimizin en başına eliften başlayıp.

Gencim, güzelim deme. Arkadaşlarım var kusura bakma deme. Dürüstlüğün ve emniyetin kalmadığı bu zamanda fesad dalgalarında boğulma. 'Bilgisayar uzay çağında ekmek gibi bir ihtiyaç' diyorsun. Doğru söylüyorsun. Okumayı bilmediğin günlerde resimlerine bakıp hikayelerini anlattığın o kitapların yerini ilmi eserler aldı şimdi. Yapayalnız seni bekliyor.

Midene zehir doldurmana göz yumamam oğlum. Küçükken zararlı şeyler diyerek seni ve kardeşlerini korumaya çalıştığım o sentetik ürünlerden yine uzak dur. Helal malzemeyle yaptığımız o şekilli kurabiyeleri, pastaları ablanın tabiriyle 'domuzsuz krem santileri' hücrelerin kimyasıni değiştiren o renkli ambalajlara değişme.

Biliyorum. Her ihtiyacına yetişemedim. Biliyorum. Sabrımın sınırında pişman olduğum nice şey ile hem kendimi hem seni üzdüğümü. Ama şunu bil ki, üstümüze gelen bu tufan dalgaları hep var olacak. Çocukların dışarı çıkmaya korktuğu zamanlar geçip emniyete erene kadar çalışmalı ve kurtuluş gemisine binmek için dalgaları aşmalıyız. İşte bu nedenle Nuh'un gözleriyle bakıyorum sana. Anlayacağını umarak.  Acımın ve sancımın mahiyetini kavradığında gemide seni bekliyor olarak.


Ummu İbrahim
..devamı »

10 Kas 2016

Çocuklara Nasıl Sabredelim (4)

1 Yorum sayısı

ÇOCUKLARA NASIL SABREDELİM? (4)

Hiç kimse bir anda öfkelenmez. Bir anda patlamaz.

Öfke, uzun zaman önceden "geliyorum" der. Ama bunu kimimiz duyarız, kimimiz ise farkına bile varmayız.

İnsan, "nefesini tutmaya başladığı an", öfkeyi bünyesine almış demektir. Devam eden süreçte ise, kişilerin "patlama" süreleri birbirlerinden farklılık arz eder.

-Kardeşin uyudu, bağırma yavrum, diyorsun. Bağırıyor. Nefesini tutuyorsun.

-Çok geç oldu, uyuman lazım diyorsun. Uyumuyor. Ve uyanık kaldığı her dakikayı nefesini tutarak geçiriyorsun.

-Vurma, diyorsun. Vuruyor.

-Onu alma, diyorsun. Alıyor.

-Ye, diyorsun. Tükürüyor.

-Ellerini yıka, diyorsun. Gidip koltuklara sürüyor.

Hepsinde nefesini tutuyorsun. Dişlerini gıcırdatıyorsun. Yumruklarını sıkıyorsun. İçinden söyleniyorsun.

Yapma!

Az sonra hepinizi üzecek ve kıracak şeyler yaşayacaksın! Öfke geliyor. Onu durduramazsın. O halde kendin dur.

Durakla. Mola ver.

"Çocuk, gözüne batmaya başladığı zaman" durmalısın. Daha ileri gitmeden. Kontrol edilemez hale gelmeden.

İş yetiştirmeyi bırak. Misafiri iptal et. Her şeyi olduğu yerde bırak ve DUR!

Çocuklara oyalanacakları bi şey ver. Yesinler, içsinler, döksünler, saçsınlar. Sana ellemesinler. Kapıyı çarpmadan, ayaklarını yere vurmadan, döşemeleri rüzgarınla titretmeden çık yanlarından.

Sonra ayrı bi yere geç. Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki:

"Öfkelendiğinde sus!" Sessizleş o halde.

"Şeytandan Allah'a sığın." O'ndan yardım iste.

"Ayaktaysan otur, oturuyorsan uzan." Bedeninin taarruza geçmesini önlemek için rolentiye al kendini.

"Abdest al. Suyun ateşi söndürdüğü gibi, abdest de öfkeyi söndürür." Suyu aç, suya dokun, suda kal, temizlen, arın.

"Olmadı iki rekat namaz kıl" Tertil üzere Rabbinin ayetlerini oku. Çünkü tertiline uygun bir şekilde Kur'an okumak, insanın içinde biriktirdiği, sıkışan ve patlamak üzere olan "o nefesin" atılmasına ve açılmasına vesile olur.

Dur ve nefes al.

Burnundan al, bekle ve ağzından ver. Allah'ın izniyle beyninin kontrol sistemini yeniden devreye sokabileceksin.

Sonra git çocuklarının yanına, bir köşeye uzanarak nasıl dağıttıklarını, döktüklerini seyret.

Gözyaşlarını saklama fakat asla suçlama.

"İyi hissetmiyorum" de. "Seninle alakası yok, biraz üzgünüm" de.

İşte o günlerden birinde Yusuf'a (3,5 yaş)

"Kalbim biraz kırık" dedim.

"İstersen ben yapıştırabilirim" dedi. Sonra gülüştük, sarıldık birbirimize ve kalbimi nasıl yapıştırabildiğine hayret ettim :)

Bir diğerinde leblebi kutusunu bana uzatarak "Leblebi yersen iyileşir misin anne?" dedi. "Bilmem ki" dedim.
Sonra uzattığı leblebileri yedim. Üç-beş derken bütün kutuyu bitirdik beraber. Leblebi yemenin, beni nasıl iyileştirebildiğine hayret ettim  :)

O halde öfkeyi duymaya çalış.

Ne kadar erken fark edebilirsen, o kadar güçlü kontrol edebilirsin.

Ve denemekten asla vazgeçme, çabala.

Çünkü her defasında farkındalığının arttığını ve öfkeyi kontrol etme mekanizmanın daha da hızlı geliştiğini göreceksin.



Ummu Reyhane

Ummu Reyhane Facebook hesabından alıntılanmıştır. 
..devamı »

6 Kas 2016

Altın Günü Faciası

2 Yorum sayısı

ALTIN GÜNÜ FACİASI

5472782. Geleneksel Akraba Günü törenlerine hepiniz hoşgeldiniz. 20 yıldır hiç aksatmadan ayda bir oturduğunuz akrabalarınız bu hafta size geliyor. Şimdi sakince elinizdeki tüm işleri yere bırakın ve "gün"e odaklanın. Öncelikle en temel vazifemiz asla hastalanmamak olmalı. Şu bir hafta boyunca sağlıklı beslenmek ve soğuk almamak fevkalade önemli. Hastalanırsanız işler ortada kalır. Bir de ülkede bir darbe, patlama, olağanüstü bir olay yaşanmaması ve akrabalardan birinin ölmemesi için bol bol dua etmelisiniz. Mazallah herşey hazır olmuşken, mesela "gün"e önceki  gece kötü bir haber alırsanız hazırlıkların hepsi boşa gider, toplanamazsınız. 

Bir diğer ehemmiyet arzeden husus pastaların klasik tariflerden seçilmemesidir. Katılımcıların hiçbiri daha önce yapılmış bir pastayı yapmamalı ve herkesleri hayrette bırakacak, tarif yazmak için sıraya sokacak farklı/orjinal/şahane ürünler ortaya konmalıdır. 

Düzenli temizlik yapan (hergün ev süpürüp toz alan) biriyseniz, hazırlıklar bir hafta öncesinden başlayabilir. Önce pasta listesi hazırlanır. Büyük bir alışveriş merkezine gidilerek eksik malzemeler temin edilir. Pastayla birlikte onun sunumu da elbette çok önemlidir. Tabaklar, bardaklar, çay kaşıkları,  çay bardakları, çay tabakları, çatallar, kaşıklar, meşrubat bardakları, salata ve meze kaseleri hepsi takım ve parlak, çaydanlıklar kireçsiz ve lekesiz olmalıdır. 

Bir köşesine çay damlayan halınız varsa derhal yıkamaya verilmeli, kırlent yüzleri ve perdeler mutlak surette yıkanmalı, duvarlar illa ki silinmelidir. Banyoda abdest almak isteyen olabilir diye banyo fırçalanmalı, namaz kılmak isteyen olabilir diye seccadeler temizlenmeli, kanepenin arkasına birşey düşer de almak isterler diye kanepe arkası süpürülmeli, bıçak isteyen olursa diye bıçaklar ozona yatırılmalı, misafirlerden biri mutfağa girdiğinde kazara biz buzdolabını açmış olursak diye buzdolabının rafları bir güzel ciflenmelidir. 

Tüm bunları başarıyla tamamlayan katılımcılar "gün"e üç gün kala kıyafet seçimine başlayabilirler. Kıyafetlerin daha önce giyilmemiş yeni kıyafetler olması makbul olsa da komşudan/arkadaştan ödünç  alınmış bir kıyafet de seçilebilir. Katılımcımız ev sahibi olduğundan kıyafeti fazla abartılı olmamalı, sade ve şık parçalarla güzel bir kombin yapılmalıdır. 

Artık "gün"e iki gün kalmıştır. Tek bir şey hariç herşey hazırdır:pasta. Pastaların taze olması çok önemlidir. En fazla bir gün öncesinin akşamı yapılmış olabilir. Buzluktan çıkarılmamalıdır zira buzluk kokusundan zehirlenip ölen misafirler olabilir. Pastalar bir gün önce yapılmaya başlar ve pastalarda hata payı sıfırdır. Yapılan bir pasta istenilen kıvamda olmamışsa o ya çöpe atılmalıdır yada çocukların beslenme çantasına koymak üzere buzluğa. Pastalarda asgari sınır altı çeşit olup azami sınır bulunmamaktadır. Tatlı ve tuzlu sayıları eşit olmalı ve pastalar birbirini dengeleyici nitelikte olmalıdır. (Örneğin tatlılardan biri sütlü tatlıysa diğeri hamurlu olmalıdır) 

Vee işte her şey hazır olmuş ve beklenen gün gelmiştir. Misafirler yavaş yavaş gelmeye başlar. Her gelen çantasından ayakkabısını çıkarır çünkü çorapla gezenin ağzına biber sürülmektedir. Misafirler pardösülerini askıya asla kendileri asamazlar. Ev sahibi olarak o sırada Kaf dağının ardında def-i hacet yapıyor olsanız bile koşup yetişmeli, o montu siz asmalısınız. Herkes geldikten sonra mevsimine göre bir içecek ikram edilmelidir. İkili sohbetler apartmanı sallamaya başladığında çayın altını açmanız ve tabakların bir bir içeri gitmesiyle sükunet yavaş yavaş yayılır ortama. Önce pastalar inceden inceye süzülür. Herkesin zihnini o soru delicesine meşgul etmektedir "acaba hangisini tabakta bıraksam?". Zira tabaklarını silip süpürenler yan bakışlar atılarak şiddetle kınanır. Pastaların sükuneti yavaş yavaş dağılırken konu kiloya gelir. Ortama kilo vermek istemeyen bir kişinin girmesi de yasak olduğundan herkes kendi diyet macerasını, uzak durduğu şeyleri, veremediği kiloları, uzmanların tavsiyelerini anlattıkça muhabbet koyulaşır. Ama tabi hep böyle sıradan şeyler konuşulmaz. Biraz da gündeme değinilir. Paralel yapının ne kadar tehlikeli olduğu, aslında biliyor musunuz bugüne kadar hiçbirinin o adamı (fg) zaten sevmediği, para verirken de zaten içlerinin rahat etmediği. .yada o günün gündemine dair konular konuşulur durur. Tabi ki tüm bunlar olurken ev sahibinin muhabbetin acayipliğine dalma lüksü yoktur. Çünkü o boşalan çay bardaklarını daha son yudum boğazdan geçerken anlamalı ve hemen doldurmalıdır. Arada bir de "bişey de yapamadık kusura bakmayın" "ay şu pastam aslında daha güzel oluyordu" der ve tabaklarındakileri bitirmeleri için sonu gelmeyen ısrarlarda da bulunursa ev sahipliği görevi tamamlanmış demektir. 

Çay faslı bittiğine göre misafirler yavaş yavaş ayrılmaya, bir dahaki bol pasta yemeli ve kilolardan dert yanmalı günlerde buluşmak üzere vedalaşmaktadır. 

Ev sahibi için artık yapılacak tek bir şey vardır. Kollarını bacaklarını açıp yatmak ve dibi tutan pilavlar, içini çekmeyen kekler, köşesi ikram edilmeyen börekler, kırılan yemek takımları hatrına bir dahaki sene sıra kendisine gelene kadar Allah'ın canını alması için dua etmek. 


Misafir Kalem: Merve Kuntoğlu
..devamı »

Doğuma Hazırlık 4. Bölüm / Doğum Belirtileri

Henüz yorum yok!

DOĞUM BELİRTİLERİ

34-Doğum gerçekten filmlerdeki gibi aniden mi başlıyor? Çünkü filmlerde kadınlar birden bire bağırmaya başlıyorlar da…

Kesinlikle böyle başlamıyor.  Kendiliğinden başlayan bir doğumda, öncelikle bebek doğmaya kendisi karar vermiş oluyor. Yavaş yavaş kasılmalar geliyor ve inanın başlangıçta ağrı olmuyor. Bu kasılmaların gittikçe süresi ve sıklığı artıyor. Ve ancak saatler sonra annede bir rahatsızlık oluşmaya başlıyor. Bu süreç rahat karşılanırsa gayet mutlu ve heyecanlı geçiyor. Planlı sezaryenlerin çoğunluğu annelerin doğum korkusundan kaynaklanıyor. Ve bu sezaryenler 38. haftada gerçekleştiriliyor. Tıp dünyası 38. haftada gerçekleştirilen sezaryenlerin bebekte birçok soruna sebep olacağından dolayı 39. haftada sezaryenleri tavsiye ediyor. Sezaryeni çok isteyenlerin bunu planlı değil de en azından doğumun başlamasına izin vererek yapmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü en azından doğum hormonları salgılanmaya başlar. Bunun da bebekler için çok büyük avantajları var. İkinci bebeğini normal doğurmak isteyen anneler için de bu çok önemli. Çünkü bu hormonların salgılanmasıyla ikinci doğumun normal olma olasılığı artmış oluyor.

35-Doğumun yaklaştığı gösteren belirtiler neler?

Annelerin en çok merak ettiği konu bu. Biz şu iki durumda anne adaylarından hastaneye gelmelerini istiyoruz. 

Birincisi, rahimde kasılmalar oluyorsa ve bu kasılmalar 5 dakikada bir 30 saniye sürüyorsa. 

İkincisi; önceden su kesesi açıldıysa. Hamilelerin çoğu her doğumun su gelerek başlayacağını sanıyor ancak bu durum doğumların yüzde 20'sinde olur. Biz doktorlar su gelmesinden sonra bile panik olmadan hastaneye gelmelerini rica ediyoruz.  

Bunun dışında doğumun yakında başlayacağını gösteren “nişan gelmesi” diye adlandırılan bir bulgu da var. Bu hafif pembemsi sıvının gelmesiyle bile panik yapmaya gerek yok, doğumu bu sÜrede evde bekleyebilirler. 

Bir diğer bulgu da anne adaylarının enerji patlaması yaşaması. Son zamanlarda yaşanan bu enerjilerini doğuma saklamalarını tavsiye ediyoruz. Çünkü doğuma yorgun gelen anne adayının ağrıları hissetme oranı artıyor. Son olarak bebeğin aşağı inmesi de doğumun yakında başlayacağını anne adaylarına işaret eder.

36-Doğuma yakın zamanda su gelmesinden sonra süreç nasıl ilerler?

Bu çok önemli bir konu. Suyu gelen bir hamilenin aktif doğumu başlamış denemez. Tabii kasılmalar başlamadığı sürece… Bu aşamada suyu gelen hamilenin hemen sezaryene alınmasına karşıyım. Çünkü suyu geldikten sonra gerekli şartlarda beklenen hamilelerde doğumlar yüzde 80 kendiliğinden başlayacaktır.


37-Suyun doğum başlamadan önce gelmesi durumunda anne adayı doğum için en fazla ne kadar bekletilmelidir?

Bunun kesin bir süresi yok. Sadece veriler var ve bu veriler bize 24 saati geçmesini bebekte enfeksiyon riskinin artacağını gösteriyor. Kabul edilen bekleme süresi 18-24 saatin geçirilmemesidir. Suyu geldikten sonra 24 saati geçmişse anne adayı yavaş yavaş normal hamilelikten çıkıyor ve riskli hamilelik durumuna giriyor. Bu sebeple takip edilmesi gerekiyor. Ancak bu aşamada bazı hastanelerde yapıldığı gibi sık sık anne muayene edilmemeli. Çünkü bu muayeneler arttıkça enfeksiyon riski de artıyor.

38-Peki bebekler doğumda ne hissediyor? Dünyaya gelmeye nasıl karar veriyorlar?

Bebekler anne karnında mükemmel bilince sahipler. Ne yapacaklarını biliyorlar. Bu dönemde anne ve bebekte salgılanan hormonlarla doğum başlıyor. Bebekler anne karnında her şeyi kayıt altına alıyorlar. Örneğin; “Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı” isimli kitapta bu konuda ağırlıklı olarak bahsediliyor. Kitapta anlatılanlara göre örneğin, Amerikalı bir anne, hamileyken Fransa’da kalmış ve yoğun olarak Fransızca konuşmuş. bebek belli bir yaştan sonra Fransızca kelimeler söylüyor. Yani bu dili hafızasına anne karnındayken almış. Bebekler doğumda her şeyin farkındalar. Annesinin sesini, kokusunu, babasının sesini tanıyorlar. Işığı fark ediyorlar. Korkup ağlayınca annesinin kucağına geldiğinde sakinleşiyorlar.  Bir de şu açıdan bakalım: bir bebek doğum anında sıcak bir ortamdan çıkarılıp yer çekimiyle ve havayla tanışıyor. Kalp atışı değişiyor, akciğerlerine hava doluyor. Tam da bu anda henüz yeni doğmuşken hiçbir tıbbi bir neden olmamasına rağmen küvöz bakımları adı altında bebeği annesinden uzaklaştırıyorsunuz, yalnızlaştırıyorsunuz. Psikoloji biliminde ileri yaşlarda kişilerde, birçok sorunun temeline psikodrama, hipnoz gibi yöntemlerle doğum anına iniliyor. Demek ki doğum anları çok önemli.

39-Doğuma yakın zamanda bebeğin ideal pozisyonu baş aşağı olması gerekirken neden bazı bebekler bu pozisyonu almıyor?

Bebeklerin anne karnında nasıl pozisyon alacağı, annenin hamilelik boyunca duruş ve yatış pozisyonuna  bağlıdır.   Çünkü bebekler de yer çekimine göre az çok hareket ediyorlar ve baş en ağır kısım olarak yer çekimiyle beraber aşağı dönüş açısından önemli bir etken oluyor. Annenin hamilelik boyunca yaşadığı gerginlik de bebeğin pozisyonuna etki ediyor. Sürekli yatan hamilelerde de bebeğin ideal pozisyona gelmesi zorlaşıyor. Yer silme, emekleme, secde pozisyonları makat gelişlerinin dönmesine yardımcı oluyor.

40-Bebek makat geliş pozisyonundaysa doğum sezaryenle mi olmak zorunda?


Bir bebeğin doğumundaki en önemli risk faktörü, başın doğru ve kolay çıkıp çıkmamasıdır. Kadın Doğumcular Birliği, ilk doğumlarda makat gelişlerde sezaryen yapılmasını öneriyor. Ancak 2. ve 3. doğumlarda risk daha az olduğu için normal doğum yapılabilir.


Ummu Ömer


("Dr. Hakan Çoker'le 100 Soruda Doğal Doğum" isimli kitaptan özetle aktarılmıştır.) 
..devamı »

Çocuklara Nasıl Sabredelim? (3)

Henüz yorum yok!

ÇOCUKLARA NASIL SABREDELİM (3)

Sevgili anne!

Hani bazen çok yorgun oluyorsun ya.

Bütün işler sana bakıyor, yaptıkça bitmiyor, biri bitiyor diğeri başlıyor, çocuklar saatlerce ağlıyor, iki dakika peşini bırakmıyor.

Bunalıyorsun. Aklına yardımcısı olan anneler geliyor. Çocuklarını annesine bırakıp da seminere giden arkadaşın geliyor. Eşi ev işlerinde pek mahir olan o komşu. 

"Çocukların ne zorluğu var ki canım" diyen ve bir kez bile gece uykusundan uyanmamış olan o akraba kızı.

İmkansızlıkların, yetersizliklerin, hayat şartların.. Düşündükçe daraltıyor seni.

Sevgili baba!

Sen işten yorgun argın eve döndüğünde dinlenmek istiyorsun ya. Çocuklar kendi halinde oynasın. Eşin her zaman güler yüzlü olsun. Yuvan sıcak, sofran hazır olsun.

Olmuyor.

Günlerdir uykusuz kalan eşine destek olmak zorundasın. Çocukları alıp bir saat gezdirmen gerekiyor. Gözlerin uykudan kayarken hikaye kitabı okumaya çalışıyorsun. Kollarında derman kalmamışken çocuğunu taşıyorsun. Enerjinin son kırıntılarını da onunla oynamak için harcıyorsun.

İş hayatının stresi, patronu, işçisi, amiri, memuru, milletin ağız kokusu. İnsanın kendi yağında kavrulmasına tahammülü olmayan şu lanet olası kapitalizm.

Sonra senin yaşam fotoğrafının yanına bir de diğerlerini koyuyorsun. Ömrü boyunca hiç çalışmadan yaşamış o şanslı (!) azınlığı. Babası ardında duran genç adamları. Ne hata yaparsa yapsın, ailesinin desteğini üzerinden hiç çekmediği arkadaşlarını.

Düşündükçe yaşadıklarına tahammülün kalmıyor. Yorgunluğuna bir de hayattan bezginliğin ekleniyor.

İşte o anlarda "Neyi unuttuk?" diye soruyorum kendime. "Neyi eksik yaptık?"

Ve aklıma Hz. Fatıma annemizle Hz. Ali efendimizin hikayesi geliyor.

Bir gün Hz. Fatıma onca işe koşturmaktan bunalmış. Değirmen taşıyla buğday öğütmekten elleri yara olmuş.

Hz. Ali'nin su çekmekten dolayı göğsünde ağrılar oluşmuş, fakirlikten ve imkansızlıklardan daralmış. Karı-koca "Ne yapsak?" diye düşünüp dertleşirken Hz. Ali: "Babana gidip de bir hizmetçi istesen, işlerimizde yardımcı olsa" demiş.

Hz. Fatıma birkaç defa gitmiş fakat söylemekten utanıp geri dönmüş. Sonunda canına tak etmiş olacak ki:

"Babacığım" demiş "Allah sana genişlik verdi. Yanında köleler ve mallar var. Bize de ihtiyacımızı görecek bir hizmetçi versen."

Efendimiz (a.s) durmuş bakmış kızının haline. Sonra çaresiz "Suffe ehli açlıktan karınlarına taş bağlarken ben bu köleleri size nasıl veririm? Bu köleleri satıp parasıyla Suffe ehlinin karnını doyuracağım" buyurmuş.

Hz. Fatıma çaresiz eve dönmüş. Akşam Efendimiz (a.s) gönüllerini almak için yanlarına gitmiş. Onları kısacık bir yorganın altında bulmuş. Başlarına çekseler ayakları açıkta kalıyor, ayaklarını örtseler başları açıkta kalıyormuş. Efendimizi (a.s) görünce ayaklanmışlar. Onlara "Rahatsız olmayın" buyurmuş. Sonra da:

"Benden istediğiniz şeyden daha hayırlısını size söyleyeyim mi?" demiş. İkisi de; "Evet" demişler. Efendimiz (a.s):

"Cibril bana bir takım kelimeler öğretti. Akşam yatağınıza girdiğiniz zaman 33 defa Subhanallah, 33 defa Elhamdulillah, 34 defa da Allahu Ekber dersiniz." buyurmuş.

O günden sonra bu tavsiyeye öyle bir sarılmışlar ki, Hz. Ali Sıffın gecesinde bile bu tesbihatı terk etmemiş. (Buhari, Müslim)

Ne dersiniz? Sizce de bunca daralmışlığımızın ve bunalmışlığımızın nedeni "Allah'ın zikriyle tatmin olmamak" olabilir mi?

Ummu Reyhane

Ummu Reyhane Facebook hesabından alıntılanmıştır. 
..devamı »

2 Kas 2016

Çocuklara Nasıl Sabredelim (2)

Henüz yorum yok!

ÇOCUKLARA NASIL SABREDELİM (2)

Çocukken çok öfkelendiğimde, içimde patlayan o volkanın bana zarar vereceğini düşünür, kendi öfkemden kendim bile korkardım.

12 yaşlarındayım. Rahmetli abimle (13 yaş) beraber bir hadis okuma programı yaptık. Bir yıl devam etti. Evdeki bütün hadis kitaplarını okuduk, olmayanları aldırdık, alamadıklarımızı emanet aldık. O kadar cildi nasıl okuduk hala hayret ederim.

Akşam olunca "Sen bugün bir cild mi bitirdin? Oo ben ikinciye de başladım" muhabbeti yapıyorduk.Tam bir delilik :)

O zaman bir alışkanlık edinmiştim. Benim örnek almam gereken ve yapmadığım sünnetleri, kısa emir kipleriyle not kağıtlarına yazıyordum. Sonra onları görebileceğim yerlere iliştiriyor, ardından listeleyip ajandamda muhafaza ediyor ve sık sık kendimi hadisler üzerinden hizaya çekiyordum.

"Öfkelendiğinde sus!"

"Öfkeni yen, pehlivan ol!"

"Susarsan kurtulursun!"

Haftalarca kendime bunları tekrar ettim. Çok öfkeleneceğim şeylere susmak için gayret ettim. Uzun uzun sustum. Problemin kenarından geçtim, üstünden atladım, bazı şeylerin üstüne gide gide halledilemeyeceğini öğrendim.

Susabildikçe daha az öfkelendim. Sakinleştikçe daha da güçlendim. Akabinde öfkeleneceğim şeyler azaldı, azaldı, azaldı.

Hala aynı yöntemle kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. İçimden "Pehlivan olmanın vakti" diye fısıltıyorum kendime. "Susarsan kurtulursun, susarsan hallolur, susarsan.. Sus!"

O sebeple sünneti okuyalım dostlar. İçimizden Peygamber (s.a.v) konuşsun. Ne zaman sınırı aşacak olsak, bir hadis tutup çeksin yakamızdan. Bir sünnet gelip yol göstersin bize. Farkındalık kazandırsın.

Ki Efendimizin (s) örnekliğinde çeki düzen verelim ahlakımıza.

Unutmayalım bir de, O'ndan (s) öğrenemediğimiz ahlakı, hiçbir pedagogtan, psikologtan ve uzmandan öğrenemeyiz.

O halde ne mi okuyalım?
Elbette Riyazu's-Salihin.

Dönüp dönüp bir daha okuyalım. Kur'an'dan sonra en çok okunan ve tekrar tekrar okunmayı hak eden bir kitaptır o.

Kendisine ihlasla yaklaşana, ahlaklı bir mü'min olmanın kapılarını açan bir kitap..

Allah İmam Nevevi'den razı olsun.

Ummu Reyhane

Ummu Reyhane Facebook hesabından alıntılanmıştır. 
..devamı »

Çocuklara Nasıl Sabredelim (1)

Henüz yorum yok!


ÇOCUKLARA NASIL SABREDELİM (1)

Pek çok anne-babanın çözüm aradığı soru bu; Nasıl sabredeceğiz?

Mesele "Sinirlenmeyeceksin, bağırmayacaksın, vurmayacaksın"dan öte bir şey. Bunları hepimiz biliyoruz zaten.


Ama an gelip de içimizden bir canavar çıkaran o "şey" ne? Nasıl önlenir, nasıl engellenir? Nelerden etkilenir?

Bundan sonraki paylaşımlarımda gücüm yettiğince ve görebildiğimce bizde işe yarayan çözümleri paylaşmaya çalışacağım. Allah göremediklerimizi görmeyi ve ulaşamadıklarımıza ulaşmayı kolay kılsın hepimize. (Amin)

*Sabah kalkıyorsun ya, dünle aynı ve yarını da farklı olmayacak bir güne uyanıyorsun. Yapılması gereken onca iş, kucağında, eteğinde çocuklar..

Acil ihtiyaçları hallettikten sonra bırak bir şeyleri yetiştirmeyi. Kahvaltı sofrasını, asılacak çamaşırı, süpürülecek odayı, okunacak evrakı, halledilecek işleri..

Hepsini bir kenara bırak ve al kitabını eline. Bir sayfa, bir paragraf, bir satır, bir harf, neye gücün yeterse oku. Güne okumakla başla. Çocuklarını da kat yanına. Bebeklerini. Duysunlar, dinlesinler, görsünler. "Kuran'ın hayatımızın vazgeçilmezi" olduğunu ve "Kuran okudukça nasıl iyi insanlar" olduğumuzu.

Mutlaka anlamını/mealini de oku. Seslice. Biri (Azze ve Celle) sana sesleniyor. Duy ve duyur ailene.

Sonra bas bağrına kitabını. Sarıl sımsıkı. Öp alnından, başının üzerine koy. Çocuklarına da öptür, koy başlarının üstüne.

Çünkü Kur'an insana güç verir. Kur'an'sız bir müslüman, ruh dünyasını sağlıklı tutamaz. Allah'la güçlü bir bağı olmayanın, eşiyle, çocuğuyla bağı da kaliteli olamaz.

Bırak "Yok eşim destek olmuyor, kayınvalidem köstek oluyor, çocuklarım uyumuyor, komşularım kapımı açmıyor" sorunlarını. Basit problemlerle aldatma kendini.

Sen napıyorsun? Onu söyle.

"Ey Rabbim! Kur'an'ı kalbimin baharı, göğsümün nuru eyle. Onunla kederlerimi yok et, hüznümü sürgün eyle"

diye dua etmiyorsan ve bu duayı da yaşatmak için çalışmıyorsan, hangi sabırdan bahsedelim birbirimize?

Ummu Reyhane

Ummu Reyhane Facebook hesabından alıntılanmıştır. 


..devamı »

30 Eki 2016

El İzlerinden Kalemlik Yapımı

Henüz yorum yok!

EL İZLERİNDEN KALEMLİK YAPIMI

Selamün Aleyküm

Güzel  anneler, bugün kızımın ellerini çizdim renkli kağıtlara. "Ne yapsak da kuzucuk mutlu olsa?" derken dolap da biriktirdiğimiz rulolar çarptı gözüme.Ve sonuç ortada :)


Malzemeler:

-     Kağıt
Kalem
-     Minik eller


Yapılışı:

Kağıdımıza yavrucuğun ellerini çizip kestik. Rabbimizin ellerimizi ne güzel yarattığını birlikte inceledik. "Olmasaydı ne olurdu? İyi ki var ve neler yapıyoruz?" diye konuştuk.

Sonra da minik elleri çizdiğimiz kağıttan kestik.Tuvalet kağıdı rulosunu kapladık, elleri yapıştırdık. 

"Anne tavus kuşu gibi oldu" dedi. Hakikaten oldu gibi, rengarenk olunca. Alt kısma daire bir karton kesip yapışırdıkmı kalemlik niyetine de kullanabiliriz.

Allah a emanet olun




“Allah’ım nimetlerinin yok olmasından,sağlımın bozulmasından,ansızın gelecek cezandan ve öfkene sebeb olacak her şeyden sana sığınırım” (Müslim)


Sümeyye Öztürk
..devamı »