Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
EVLİLİK MANİFESTOSU EN GEREKLİ DEVRİM: MİDE DEVRİMİ
  PRENSES ANNE OL(A)MADIĞIM İÇİN SUÇLU MUYUM? SAHİ, SEN BENİ ALLAH YOLUNDA NASIL KAYBETTİN? Anne Sütünden Ayrılırken...

31 Ağu 2014

Müslüman Anneler Kamera Arkası (Aylık Toplantıdan Anekdotlar, Kareler)

6 Yorum sayısı

MÜSLÜMAN ANNELER KAMERA ARKASI
(Aylık Toplantıdan Anekdotlar, Kareler)

Selamun aleykum değerli dostlar..

Müslüman Anneler projesinin fikir anaları, düşünce erleri ve kalem işçileri her ay periyodik olarak İstanbul Anadolu yakasında toplantılar düzenliyorlar.. Dönem dönem farklı illerden katılımların da gerçekleştiği bu toplantılar epey renkli ve cümbüşlü..

Toplantıya katılmak için Üsküdar’dan yola çıktım.. Adres almak için irtibata geçtiğim sitenin teknik admini, bana ara sokaklarda bir adres verdiğinde önce şaşırdım sonra da “Muhtemelen bir dernek veya vakıf adresi olsa gerek” dedim.. Verilen adrese geldiğimde hiçbir tabela göremeyip yeniden aradım; “Başını kaldır, buradayız” dediler.. Bi baktım, pencerede çocuklar “Ablaa gel” diye bana sesleniyorlar..

Kapıya geldiğimde beni coşkuyla karşıladılar.. Biri gelip sarılıyor, sonra diğeri.. “Tamam bitti galiba” diyecek oluyorum, sonra yeni bir yüzle daha karşılaşıyorum..

Evin daire kapısından itibaren her bölgesinde küçüklü büyüklü çocuklar mevcut.. “Allah’ım! Nereye düştük ya?” diyorum, bi taraftan da canım sıkkın; “Kadınların yapacağı iş ancak böyle olur, çocuklarla toplantı neyinize sizin” diye homurdanıyorum içimden..

Ben bir konferans solanu beklerken daha sonra yolda kendimi bir dernek binasına alıştırmışken burası bir ev sadece.. Evin bütün kapıları açık, her odası faaliyette.. Çocuklar oyuncakları bir o odaya taşıyorlar, bir diğerine..

Ne toplantı masası görebiliyorum, ne de sandalyeler, koltuklar, ses sistemi, mikrofon, evraklar, tüzükler..

Yerler minder döşenmiş, hemen beni bir köşeye oturtuyorlar.. Oturduğum bölgede üç-beş küçük var, biri emeklemeye çalışıyor, diğeri elindeki arabayı sürmeye.. Ara sıra birbirlerinin oyuncaklarına göz dikerken ufak çaplı “Verirsin, vermezsin” kavgaları..

Kimi anneler oturuyorlar, aralarında hararetle bir şey konuşuyorlar..

Kimileri bir yere gidecekken ayaktaki grubun sohbetine takılmış, eteğinden çekiştiren çocuğuna; “Bi saniye yavrum” diyerek son cümlelerini hızla tamamlamaya çalışıyor..

Her yaştan çocuk, dahası bebek; üç aylıklar, yirmi günlükler.. Diğer yanda beklenenler; “Senin doğum haftaya inşallah değil mi?” muhabbetleri..

Sonra odaları dolaşıp; “Hadi arkadaşlar, toplantıya başlayalım” diyen kucağı çocuklu bir anne..

Derken toplanabilenler bir şekilde toplanıyorlar.. Yan taraftan emzirme odası sakinleri; “Siz başlayın, biz duyuyoruz buradan” diyorlar..

Bebek eşyalarıyla dolu olan çantalardan birden kitaplar, evraklar, dizüstü bilgisayarlar, aypetler çıkıyor.. Bir anne besmele çekiyor, dua ediyor ve girişi yapıp sözü diğerine devrediyor.. Herkes sırası geldikçe konuşuyor, orada bulunmayanların sırası erteleniyor, konuyu kaçıranlara hemen yakında bulunan arkadaş özet takviyesinde bulunuyor..

Biri emzirmeye kalkıyor, biri alt değiştirmeye, biri ayağında sallıyor bebeğini, diğeri kucağında uyutuyor, çocukların tuvalete gidiş-gelişleri bir türlü bitmek bilmiyor..

Herkes çocuğunu denetliyor bir taraftan, çocuklara sükunet, kardeşlik, paylaşım telkin ediliyor..

Yarım kalan konular toplantı sonrası kenarda köşede konuşulmaya devam ediliyor..

Çocuklar fark etmesin diye aypetler dosya arasına saklanıyor, annelerinden kitap aşırmayı beceren küçükler bir taraftan sayfaları kemirmeye koyuluyor..

Birileri mutfakta çay-pasta hazırlıyor..

Muhabbetin ortasında defalarca kalkıp oturan annelerin çayları soğuyor..

Öğleden sonra odalardan biri uyuyan bebeklere tahsis ediliyor.. Uyumayan bebek anneleri çaresiz mesaiye devam ediyor..

Oyun kuruluyor, oyun bozuluyor..

Herkes bir diğerine bir şey soruyor, dinliyor, anlıyor..

Hassasiyet, sabır, tahammül, şefkat, sükünet ve anlayış tavsiye ediliyor..

Biri; “Allah imandan, sıhhatten ayırmasın, yorgunluk ne ki?” diyor..

Diğeri; “Onlar güzel Müslümanlar olsunlar da gerisi önemli değil” diyor..

Biri, ev yapımı bebek bisküvisi tarifi verirken, diğeri helal sertifikası almış yeni ürünlere dair havadisleri naklediyor..

Kimi anneler çocuklarla marş söylüyor, sırayı devralan diğeri son ezberlenen hadisleri tekrar ettiriyor..

Emanet alınmış kitaplar el değiştiriyor, bir yandan kitap analizleri alıp başını gidiyor..

Genel gündem çocuklar ve çocuk eğitimi etrafında dönüp dursa da, bu toplantıda konuşulmayan bir şey yok..
 
Başım dönüyor..

Konuşmaları takip etmekte zorlanıyorum, konular çok hızlı atlıyor..

“Anneler dalgın olur” demişlerdi oysa “Çok çabuk unutur, hafızası zayıflar” falan..

Bunca şeyi nasıl yapıyorlar? Nasıl yetişiyorlar?

Bakıyorum, kitap okuyorlar, bir yandan şiirden, edebiyattan söz ediyorlar..

Bakıyorum, film izliyorlar, sinemadan, sanattan söz ediyorlar..

Bakıyorum, etrafları çocuk dolu, pedagojiden söz ediyorlar..

Bakıyorum, ev temizliği, yemek onların görevi, yemek tarifi veriyorlar..

Bakıyorum, kimi Arapça dersi veriyor, kimi tefsir, siyer.. Eğitimden söz ediyorlar..

Bakıyorum, üstelik yazıyorlar, her birinin başlanmış kaç yazısı var sırada, tamamlanmayı bekliyor..

Bakıyorum, misafirleri geliyor, şehir dışı seyahatlere çıkıyorlar, kitap fuarlarına katılıyorlar, poşet poşet çocuklarına kitap alıyorlar, sahil şeridinde yürüyorlar, parklarda oturuyorlar..

…………

“Toplantının konusu neydi? Ne kararlar aldılar? Defterlerine hangi notları düştüler?” diye soracak olursanız; inanın bilmiyorum, takip edemedim..

Fakat benim için toplantının konusu ve hayatım boyunca unutamayacağım şey;

“Bir anne isterse neler yapmaz ki?” oldu..

Tanrı Misafiri

NOT:
Yazının ardından; "Biz de toplantılara katılmak istiyoruz, falan şehre de gelmez misiniz? Buraya da bir organize lütfen" şeklinde mesajlar ve yorumlar alıyoruz..

Öncelikle bütün kardeşlerimize söylemek isteriz ki; inşaallah duamız ve umudumuz, bütün şehirlerdeki kardeşlerimizle buluşmak ve birbirimize destek olmaktır fakat bunun için şu an şartlarımız uygun değil.. Şu an sadece kendi bölgemizde ve yakınımızda olan kardeşlerimizle buluşabiliyoruz..

Bu yazının amacı; "Toplantı yapılıyor" havadisi vermek değil, yapılan toplantıları bir numune olarak sizlere sunmaktır..

Bütün annelerimiz, kendi bulundukları bölgede bir veya iki anneyle de olsa ayda bir buluşmalı, ortak hassasiyetlerini gündeme getirmeli, çocuklarını kaynaştırmalı, birbirlerinden güç ve destek almalıdır.. Çocuklu olmak, küçük bebekli olmak bu buluşmalara engel görülmemelidir.. "Çocuklarla ne yapılabilir ki" şeklinde ümitsizliğe düşülmemelidir..

Şeytanın durmadan Müslüman saflarından anne ve çocuk yani aile kaptığı böylesi bir zamanda birbirimize sımsıkı tutunmak mecburiyetindeyiz..

Sizlerden; "Biz de müslüman anneler toplantısı yapıyoruz" haberleri almak bizleri çok sevindirecek ve gücümüze güç katacaktır..

Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun..

..devamı »

30 Ağu 2014

Anne Tecrübeleri 1 / Çocuklu Geleceğine Kırk Atlı Gelsin!

1 Yorum sayısı


ANNE TECRÜBELERİ (1)
"Tecrübelilerin tecrübesinden faydalanın. Onlara çok pahalıya mal olan şeyleri size bedava verirler."


ÇOCUKLU MU?  KIRK ATLI MI?
"Çocuklarla arası fazla iyi olmayan bir büyüğümüzden duyduğum söz hiç aklımdan çıkmaz. 'Çocuklu geleceğine kırk atlı gelsin.'  
Ne yapsın çocuklular. Eve mi kapansınlar, hiç hava almasınlar mı? Herkes bu kadar olumsuz değil tabi. Kimileri sevap kazanmak için veya kim olursa olsun misafirini rahat ettirmek için ne yapacağını bilemez. 
İşte çocuklarım küçükken böyle bir teyzemiz vardı. Evinde çocuğu ve torunu olmadığı halde bir sürü oyuncağı ve salıncağı vardı. Çocuklar oraya gitmek için can atardı. Onlar güzel güzel oynar biz de sohbetimizi yapardık. 
Kimseye de kırk atlının verdiği zahmeti vermezdik (!)"


EMZİK
"Çok idealist bir anneydim. 'Çocuğumu emzikle falan kandırmam' diyordum. İlk bebeğim on günlükken yaşlı bir komşu teyzemiz 'Sen çocuğu yalnız büyüteceksin, emzik verirsen rahat edersin' dedi. 
Ben de sözünü tuttum ve bağımlı olmayacak bir şekilde tüm çocuklarıma verdim. Özellikle uyutacağım zamanlar, uykuda iken sık sık uyanınca ve bir işimi bitirmek üzereyken çok faydasını gördüm. 
Temizliğine dikkat edilerek verildiğinde hiç bir sakınca görmüyorum. Ucu yumuşak olan emzikleri tavsiye ederim. "
      

                   
NEFRET

"Hasta veya özel davranmanız gereken bir çocuğunuz varsa, diğer çocuklarınızı ihmal etmeden ve aynı anlayışı onlardan da beklemeden hareket edin. Özel çocuğunuzun şımarmasına diğerlerinin onu kıskanıp nefret etmesine sebep olmayın. 
Bu durumda olan bir tanıdığım, onlar yokmuş gibi kendini hasta kardeşine adayan, küçük yaşta bütün işleri kızının (kendinin) üzerine yıkan annesinden nefret ediyordu. 
İmtihanlarımızı mümkün olduğu kadar başkalarına sıkıntı vermeden kendimiz cevaplamaya çalışalım. İmtihan sorusu zor olanlara da gücümüz yetiyorsa yardım edelim."                   


OYUNCAK KAVGASI (!)

"Misafirin çocuğunu rahat ettirmenin çok önemli olduğunu söyler büyüklerimiz. Onlar rahat etti mi annesi de rahat eder. O zaman siz de iyi bir ev sahibi olursunuz.
Çocuklarımız küçükken bir arkadaşımla yeni tanıştığımız bir kardeşe gitmek üzere hazırlandık. Gideceğimiz yerde çocuklarımızla yaşıt çocuklar vardı. Muhtemelen güzel oyuncaklar da vardı. Rahat rahat sohbet ederiz umuduyla gittik. 

Maalesef durum umduğumuz gibi olmadı. Oyuncaklar 'kavga ederler' diye hiç ortalığa çıkarılmadı. Dolayısıyla çocukları kaynaştıracak ortak bir nokta yoktu.
 Doğrusu neye uğradığımızı şaşırdık. Ev sahibi haklıydı(!) oyuncaklar için kavga etmediler ama başımızın etini yediler. Arkadaşımla hayal kırıklığıyla oradan ayrıldık. İlk ve son gidişimiz oldu."



NOT:
Sevgili Müslüman Anneler!
Çocuk eğitiminin her safhasına dair tecrübelerinizi bize yazarak "Anne Tecrübelerine" katkıda bulunun.
Mail adresimize mail atarak veya siteye yorum yaparak yada Facebook sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz.
Lütfen mesajınıza "Anne Tecrübelerini" eklemeyi unutmayın ki, mesajlarda karışıklık olmasın.
Tecrübeleriniz ve destekleriniz bizim için çok önemli.
Şimdiden hepinize teşekkür ederiz.



                        
..devamı »

29 Ağu 2014

Anne, Ben Nereden Geldim?

Henüz yorum yok!

ANNE, BEN NEREDEN GELDİM? 

Ayşe, arkadaşlarıyla bahçede evcilik oynuyordu. Ona anne rolü vermişlerdi. Hüseyin’i de baba seçmişlerdi. Kerem, Mustafa, Ceren ve Meltem de çocukları olmuştu. Oyun sırasında Hüseyin: “Güzel yemekler pişirdiği için karımı öpmek istiyorum..” dedi. Ceren hemen araya girdi ve bağırdı:

“Olmaaaaz!” Bütün çocuklar şaşırmış, Ceren’e bakıyorlardı. Ceren tekrarladı:

“Olmaz!” Elini beline koydu, abla edasıyla açıkladı:

“Eğer Hüseyin Ayşe’yi öperse çocukları olur!...”

Ayşe korkup Hüseyin’den uzaklaştı. Bütün çocuklar çok şaşırdılar.

İlk itiraz Meltem’den geldi: “Hiç öpücükten çocuk olur mu?”

Kerem onu destekledi:

“Evet, çok saçma, öpücükten çocuk olmaz!”

Ceren kendini savundu:

“Siz büyüklerden iyi mi bileceksiniz? Annem öyle dedi...”

Çocukların soru dolu gözlerle kendisine baktığını görünce açıklama gereği duydu: “Bebeğimle oynarken, anne ben nerden geldim, yani nasıl oldum, diye sordum. O da, baban beni öptü sen oldun... dedi.”

Kerem tekrar söze karıştı:

“Ben de anneme nerden geldiğimi sormuştum. Seni hastahaneden aldık,” dedi.

Bütün konuşmaları sessizce dinleyen Mustafa, gülerek:

“Size daha komik bir şey söyleyeceğim...” dedi. Bütün çocuklar Mustafa’nın söyleyeceği komik şeyin ne olduğunu merak ediyorlardı. Meltem dayanamadı:

“Hadi, söylesene, neymiş o komik şey!”

Mustafa, bir süre daha bakışlarını çocukların üzerinde gezdirdikten sonra anlatmaya başladı:

“Bizim ana okuluna gelen bir çocuk var, adı Derya. Onun annesi de:

‘Seni leylek getirdi’ demiş.”

Hüseyin:

“Gerçekten çok komik!” dedi. Hep birlikte gülmeye başladılar.

Kerem:

“Aman, nasıl olduysak olduk işte, haydi oyunumuza devam edelim!” dedi.

Ayşe’nin kafası karışmıştı. Nereden geldiğini merak ediyordu. Düşünmeden edemiyordu:

“Bu söylenenler doğru değilse, doğrusu nedir? Ben nasıl oldum, nerden geldim?” Oyundan sonra, eve gidince annesine sormaya karar verdi.

Ayşe kapının ziline bastığında annesi Nuray hanım televizyonda “Sağlıklı Yaşam” programını izliyordu. Anne kapıyı açtıktan sonra kızına:

“Hoş geldin!” dedi ve programı izlemeye devam etmek için oturma odasına geçti. Ayşe de onu takip etti. Nuray hanım, kızının düşünceli olduğunu fark edip, sordu:

“Seni düşünceli gördüm, hayrola üzücü bir şey mi oldu?”

Ayşe annesinin televizyon izlemesine engel olmamak için:

“Merak etme, üzücü bir şey olmadı, sonra anlatırım” dedi. Nuray hanım, uzaktan kumanda ile televizyonu kapattı. “İzlediğim program senden daha önemli olamaz,’ dedi kızını öperken, ‘nedir seni düşündüren olay, merak ettim doğrusu.”

Ayşe, biraz düşündükten sonra sordu:

“Anne, dedi, öpücükten çocuk olur mu?” Nuray hanım beklemediği bu soru karşısında biraz şaşırdı. Komik bulmuş olacak ki gülmeye başladı:

“Ne demek istediğini anlamadım. Bu soru nerden aklına geldi?”

Ayşe kendince açıklama yapmaya çalıştı: “Evcilik oynuyorduk. Ben anne olmak istedim. Hüseyin de baba oldu. Kerem, Mustafa, Ceren ve Meltem de çocuklarımız oldular. Ben, yapmacıktan, yemek pişirdim. Sofrayı hazırladım. Hep birlikte yemek yiyecektik. Güzel yemekler pişirdiğim için Hüseyin beni öpmek istedi. Ceren, yani bizim yalancıktan kızımız, Hüseyin’in önüne dikildi:

‘Olmaaaz!’ diye bağırdı. Hüseyin beni öperse çocuğumuz olurmuş. Ceren annesine ‘ben nasıl oldum’ diye sormuş. O da:

‘Baban beni öptü sen oldun,’ demiş...”

AYŞE’Yİ dikkatle dinleyen Nuray hanım, kızını konuşmaya yüreklendirmek için, gülümsedi:

“Ceren’in annesi öyle demiş ha, çok ilginç... Başka neler konuştunuz?” Ayşe hatırlamaya çalıştı. “Kerem’in annesi de ‘seni hastahaneden aldık’ demiş. Mustafa’nın ana okulunda bir arkadaşı varmış, adı Derya. Onun annesi de ‘seni leylek getirdi’ demiş... Hepimiz buna çok güldük.”

Nuray hanım, kızının başını okşarken:

“Evet, gerçekten çok komik,” dedi. “Hiç insan yavrusunu leylek getirir mi?”

“Getirmez. Leyleğin, leylek yavrusu olur.”

“Evet, doğru söyledin, leylek annenin leylek yavrusu olur. Peki, sence öpücükten çocuk olur mu?”

“Bilmem, olmaz herhalde...”

“Çocuk olması için ne gerekir?”

“Bilmem....”

“Bir anne bir de baba olması gerekir, değil mi?”

“Evet.”

“Çocuktan anne baba olmaz. Anne baba olmak için büyümüş olmak gerekir. Siz daha büyümediğinize göre, sizin çocuğunuz olmaz.”

Ayşe yeni bir şey öğrenmiş olmanın sevinciyle gülümsedi. Kendi kendine: “Bunu nasıl da düşünemedim! Tabi ya, çocuklardan anne baba olmaz,” dedi.

Nuray hanım kızını bilgilendirmeye devam etti: “Büyümüş bir erkekle, büyümüş bir bayanın anne baba olabilmeleri, yani çocuk sahibi olabilmeleri için evlenmeleri gerekir.”

ANNE BEN

NASIL OLDUM?

AYŞE, bir bebeğin nasıl dünyaya geldiğini hâlâ merak ediyordu. Annesine döndü:

“Hani anlatmıştım ya...” dedi. “Beraber evcilik oynadığımız arkadaşım var ya... Hülya teyzenin oğlu, Gülay ablanın kardeşi...”

“Kerem mi?”

“Evet, Kerem. Annesine ‘Ben nerden geldim?’ diye sormuş. Hülya teyze de: ‘Seni hastaneden getirdik,’ demiş ya... Bu doğru mu? Siz de beni hastaneden mi getirdiniz?”

“Anladığım kadarıyla sen bebeğin nerden ve nasıl geldiğini merak ediyor, doğrusunu öğrenmek istiyorsun...”

“Evet. Hem de çok merak ediyorum.”

“Daha önce konuştuklarımızı hatırlayacaksın. Bebek olması için bir baba bir de anne olması gerekir. Anne baba olabilmek için de büyümek ve evlenmek gerekir.”

“Bunları biliyorum. Ben bebeğin hastaneden gelip gelmediğini merak ediyorum...”

“Bebeğin hastaneden geldiği doğru olsa bile, hastaneye nerden geldiği önemli...”

“Evet, işte ben de tam bunu merak ediyordum.”

“Hatırlarsan, çocuklardan anne baba olamayacağını, anne baba olabilmek için büyümek gerektiğini anlatmıştım. Büyüyen, evlenen, aynı evde karı-koca olarak yaşamaya ve aynı yatakta yatmaya başlayan bir erkekle bir bayan çocuk sahibi olmak için dua ederler. Çünkü onların duasını kabul edecek ve bebeği yaratacak olan Allah’tır. Birinin duasının kabul olması yetmez. İki duanın da kabul olması gerekir. Allah ikisinin de duasını kabul edince, iki dua birleşir, annenin karnında özel bir yere, gözle görülemeyecek kadar minicik bir bebek olarak yerleşir. İki duanın birleşmesine “döllenme”, minik bebeğin anne karnında yerleştiği özel yere ‘döl yatağı’ veya ‘rahim’ adı verilir.”

“Çok ilginç!... Siz de babamla benim için dua ettiniz demek.”

“Evet. Dualarımızı kabul ettiği ve bize senin gibi güzel bir kız verdiği için Allah’a ne kadar teşekkür etsek azdır. ”

“Bir şeyi daha çok merak ediyorum...”

“Neymiş, o çok merak ettiğin şey, bakalım?”

“Dua ederken bebeğin kız olmasını mı istediniz?”

“Babanı bilmiyorum, ama ben kız veya erkek olsun diye dua etmedim; Allah’ım hayırlı bir çocuk ver!” dedim. Sanırım baban da böyle dua etmiştir. Demek hayırlı olduğun için Allah bize seni verdi.”

“‘Hayırlı’ ne demek, anneciğim?”

“Sağlıklı, akıllı, terbiyeli, güzel... demek.”

“Beni hayırlı yaptığın için çok teşekkür ederim, Allah’ım!”

Pedagog Ali Çankırlı / Zafer Dergisi
..devamı »

26 Ağu 2014

Hiç Kimseyi Beğenmiyorum..

11 Yorum sayısı

HİÇ KİMSEYİ BEĞENMİYORUM..
(dost'la muhabbetten satırlar)

Kimseyi beğenmiyorum ben..
Ne kadar “iyi” yada “başarılı” olursa olsun, mutlaka eleştireceğim bir şey buluyorum..
Bana uymayan bir şeyler var..

Sevmeyi bilmediğim sanılmasın,
Kimse çocukluk buhranlarımı araştırmaya kalkmasın,
Öyle değil, sevmeyi biliyorum ben..
Ama sevdiklerimi bile beğenmiyorum..

Annemi mesela, ne çok yanlışı var,
Hele babam, bazen gözüme çok uygunsuz bir adam gibi gözüküyor,
Eşimi sonra
Oysa severek, beğenerek evlenmiştim,
Ne çok eksikleri varmış meğer,
Şimdi “Bu adamın nesini beğendim?” diyorum..
Ve çocuklarımı,
Kendim büyütüp yetiştirdiklerimi bile beğenmiyorum..
İyiler ama
Hep bir “Ama” gelip dayanıyor cümlelerim sonuna..

Çok dost canlısıyım ben,
Uğruna can vereceğim arkadaşlarım var,
Şöyle düşününce onları da beğenmiyorum aslında
Hepsinde bana uymayan bir şeyler var..

Sanmayın cahilim ben
Küstah ve kendini bilmez..
Aksine çok okurum, dinlerim, izlerim
Durmadan düşünür, gözlemler, analiz ederim..
Sadece ülkemiz yazarlarını, aydınlarını, entellektüellerini değil
İslam dünyasını, Batı dünyasını da yakından takip ederim..
Yabancı dilim olmayabilir,
Olanlar ne yapıyor ki, hep yarım yamalak tercümeler, devrik cümleler..
Hiç üniversite bitirmemiş olabilirim,
Toplumun en beceriksizleri Üniversite okumuşlar değil mi zaten?
Okumuş işsizler..

Ne okul sıralarında dirsek çürütmüşlüğüm var benim
Ne de rahle önlerinde diz çökmüşlüğüm..
“Anlat” deseniz anlatamam
Nasıl anlatılabilir ki böyle bir yetenek..
Ama çok iyi görürüm,
Mevzuyu iyi anlar, enlemesine boylamasına analiz ederim..

Anlatsam hak vereceksiniz bana;
Mesela köşe yazarlarında hep bir zevzeklik hakim
İyi yazanlarında da bitik bi ahlak..
Akademisyenler asosyal, konuşmaktan acizler
Yazık, kravatlı süs bitkileri
TV ekranlarını işgal etmekten başka bir işe yaramazlar..

Hocalara, davetçilere saygım var yalnız
Ama inanın hiçbiri ilimde derinleşip  “Alim” ünvanını kazanmış değil..
Pek çok fetvalarını yanlış buluyorum,
İnsan nasıl böyle fetvalar verir hayret doğrusu!

Hoş, alimlerle de aram pek iyi değil ya
Yani nasıl olur, gözünün önünde ayet varken sen git falan mezhebe takıl,
Hiç alimden beklenecek tavır mı?
Sen allame-i cihan olmuşsun “Nefis terbiyesi” diye tutturup şeyhlerinin peşinden koştur,
Neymiş efendim
Hakikatmış, irfanmış, varmakmış, bulmakmış..
Yok artık!

Sonra sahabeler insandı mesela
Kimse onlara masum muamelesi yapmamı beklemesin benden
Pek çok da hataları vardı üstelik
Körü körüne nasıl peşlerinden giderim?..

Ama Peygamber ayrı bak
O masumdur, önderdir, rehberdir..
Fakat yine de bazı hadisler Kur’an’ın ruhuna uygun değil yani,
Onlar da rivayet olsa gerek
Yoksa benim bildiğim Peygamber öyle şey söyler mi?

Kur’an’da da öyle ayetler var mesela
Muhtemelen nesh olunacakmış ama
Peygamber vefat edince yetişememiş
İslam’ın ruhuna uygun değil bunlar
Ama biz anlıyoruz sonuçta, ayıklıyoruz da
Öyleyse yine bir sıkıntı yok..

Sonra önemli bir kültürel problem daha var;
Şairler şiirlerini okumaktan aciz,
Yorumcular iki satır mısra yazmaktan..

Sinema oyunculukları berbat
Senaryolar zaten konuşmaya bile değmez..
Aslında param olsa bir film çekmek istiyorum
Ama bu piyasa parasız adamı kabul etmiyor..

“Olsun bari bir kitap yazayım” diyorum
Ama değmez
Hiçbir zaman sanatını cahillere sunmayacaksın,
Kıymeti bilinmez..

Televizyonlara çıkmam asla, röportaj kabul etmem
Gazetelere resim vermem, haber portallarına da
Çünkü şöhret çok kötü bir şey..

“Bari bir parti kursam” diyorum ama
Namuslu siyasetçiye de geçit yok ki ülkede..

Kimse işini iyi yapmıyor
Geçen de doktora gittik
Ya bu Tıp bunca seçmece aptalı nereden bulup buluşturuyor, anlamıyorum
Psikoloğu psikopat, pedagogu arızalı
Cerrahı beceriksiz
Özellikle teşhisler, tanılar hep yanlış
Ben bilmem mi neremin ağrıdığını, neden kaynaklandığını?
Bir de bana kendimi öğretecek kadar ukala bunlar!

Aslında daha anlatacak çok şey var
Üzerine düşmem gereken pek çok problem var
Beğenmemekte haklıyım onca şeyi
Eleştirmeye yerden göğe kadar hakkım var..

“Bir tek sen mi iyisin?” diyeceksiniz belki,
Doğru ama
Düşünüyorum; onlardaki eksiklik yok bende
Eleştirdiğim şeyler mesela kesinlikle yok..
Öyleyse “doğru” benim
“İyi” benim..

Sanki siz farklı mısınız?

                                                                                                                          Ummu Aişe


..devamı »

25 Ağu 2014

Etkinlikçi Anne (2) / Evimiz; İlk Medresemiz..

3 Yorum sayısı


EVİMİZ; İLK MEDRESEMİZ..
(Ev Düzeni Nasıl Olmalı?)

Babam öğretmendi benim..

Oradan oraya sürgün edilen, hep şikayet edilen, dava edilen.. Öyle olunca vilayet vilayet gezdik biz.. Haliyle kiracılık maceralarımız saymakla bitmez..

Çok kardeş olduğumuz için bize evlerini vermekten kaçınanları mı ararsınız, yoksa evimize çok öğrenci gelip gidiyor diye şikayet edenleri mi?.. Hatırlarım da öğrenciler akşam eve sessizce girerler, annem de arkalarından ayakkabılarını içeri gazetenin üzerine alırdı.. Herkes minimum seviyede konuşur, apartman halkına misafir sezdirilmemeye çalışılırdı..

Annemin sabah namazından sonra bizi sakin bir şekilde durdurabilmek için neler çektiğini biz nereden bilebiliriz ki, çocuktuk o zamanlar..

Ama çok çekmiş olacak ki, annemin dualarında; “Çocuklarıma ve misafirlerime karışılmayacak geniş ve müstakil bir ev” vardı çoğu zaman..

Allah’ın lütfuyla oldu da.. İki katlı müstakil evimiz, bahçemiz, meyve ağaçlarımız, tavuklarımız, tavşanlarımız, kuşlarımız.. İstediğimiz kadar oyun, toprak, çamur.. Her gün misafir..

Artık abim ezanını avazı çıktığı kadar okuyabiliyor, hutbesini yüksek sesle verebiliyordu.. Biz askeri eğitim saatimizde Filistin marşlarını son ses açıyor ve taklalar atıp amuda kalkıyorduk.. Küçükler evin ortasına yastıklardan Kabe yapıp etrafında “Lebbeyk Allahumme Lebbeyk” diye tavaf ediyorlardı.. Savaş oyunlarında koşturmacalarımız, silahların tarrakaları artık sorun olmuyordu..

Her gün salonun minderlerinde gönlümüzce hoplar zıplar, sonra minderlerden kocaman evler yapardık.. Annem, tekrar toplamamız kaydıyla salonu talan etmemize ses çıkarmazdı.. Oyun bittikten sonra da "Temizlik şirketinin sayın elemanları!" deyip aramızda bir görev dağılımı yapar ve ortalığı toplayıp temizlerdik..

Arada eski günlerden kalma bir alışkanlığı espriye dökerek birbirimize; “Sessiz olun çocuklar, aşağı kattaki örümcek hanım teyze rahatsız olacak” diye takılırdık..  

Evet Sevgili okurlar.. Ev düzenini anlatacaktım ben, fakat dalıp gittim çocukluğuma, mazur görün..

Bahçeli, müstakil evlerde çocuk büyütmenin avantajları çok çok fazladır.. Buradan çıkaracağımız sonuç; "Hayırlı ev ve hayırlı komşular" için duayı elden bırakmamak olmalı..

Bazen küçük bir daire de olsa, kocaman bir villa da, kimi evler, çocuklara rahat hareket etme olanağı sağlar, kalbini ve ruhunu berraklaştırır.. Kimi evler ise çocukların hareket alanını daraltmakla kalmayıp kalbini, gönlünü, duyularını da karartır..

a-Bebek Odasına Hayır!

Bizim evimizde kızların ayrı, erkeklerin ayrı, küçüklerin ve büyüklerin ayrı ayrı odaları oldu, fakat hiç bebek odası olmadı..

Çünkü bebek odası demek; korku odası demek.. Yalnızlık, karanlık, terkedilmişlik ve gözyaşı demek..

Maalesef artık bebek bekleyen anne-baba adayları, dokuz ayı bebek mağazalarında bebek odası takımları inceleyerek geçiriyorlar.. Küçücük odalara, o sevimsiz tahta yığınlarını istif edip bebeklerini orada uyumaya mahkum ediyorlar..

Oysa bebeğin onca para saçılan mobilyalara hiç ihtiyacı yok, olmayacak da..

Ona annesinin yanında küçük bir yer açın.. Küçücük bir minder koyun kenara.. Yatağında dönerken minicik parmaklarıyla kavrasın parmağınızı, acıktığında hemen sütüne ulaşsın.. Ellerini yüzünüzde gezdirsin, ağzını yanağınıza yapıştırıp uyandırsın sizi.. Ağlayan bebekle değil, gülen bebekle uyanın.. Gece süt için kalkma zahmeti yok, “Sesini duymazsam” korkusu yok.. Rahat ve huzur içinde uyuyun yan yana..


NOT: Bebekler iki yaşlarına kadar anneleriyle birlikte yatmalı.. Anne-baba, yer yatağı kullanıyorsa yanına bir minder ekleyebilir veya karyolaya monte edilen anne tarafı açık bebek beşiği kullanılabilir.. Ya da 200x200 ebatlarında yatak alınarak bir tarafı duvara yaslanır ve üç kişilik güvenli bir yatak elde edilir :) 







Bebeklerin tek başlarına terk edildiği, lüks ve boğucu BEBEK ODASI'nı değil, 





(4 yaş sonrası kullanılmak üzere) Sade ve basit döşenmiş, kardeşlerin birlikte paylaştığı ÇOCUK ODASI'nı tercih ediyoruz.





b-Çocuğa Yer Açalım:

Evlerimiz, çocuklarımızın rahatına ve özgür hareket etmesine yönelik olarak düzenlenmeliyken maalesef bizim heveslerimize, ne kadar iyi anne-baba olduğumuzu başkalarına gösterme gayretimize sahne oluyor..

Artık “iyi anne-babalık” çocuğuna çok harcamakla, türlü türlü alıp bunu başkalarına göstermekle yapılıyor..

Çocuklu bir aileye misafir olduğunuzda bakıyorsunuz bebek odasında; parmaklıkları olan kocaman bir beşik, çizgi film kahramanlarının resimleri olan nevresim takımları, perdeler, duvar süsleri.. Cinsiyete göre ya masmavi yada pespembe bir duvar boyası..

Etrafta oyun park yatağı, salıncak, yürüteç, bez değiştirme masası, dolap, komodin, koltuk, sandalye, sehpa, hatta televizyon..

Ortada bebeğin dört adımda bitirebileceği bir paspas üzeri boşluk..

Burada birkaç problem var:

1-Harcamalarımızı Allah’ın istediği ve razı olduğu yerlere yapmaktansa gösteriş ve heves için israf ediyor, zulmediyoruz..

2-Çocuklarımıza bunca lüks imkanı sunarak onlara faydadan çok zarar veriyoruz. İleride onların “şımarık, beğenmeyen, açgözlü, bencil ve tembel” olmalarına zemin hazırlıyoruz.

3-Bunca eşya demek, daraltılmış ortam demek.. Böyle olunca emeklemeye ve yürümeye başlayan çocuğun önünde sürekli engellerle karşılaşması, çoğu kez bir şeylere takılarak düşmesi demek.. Etrafı merak etmeye başladığında ise “Aman ona dokunma, orayı karıştırma” dememizle daima engellenmesi demek..

Rasulullah (s.a.v); “Geniş ev, Ademoğlunun saadetindendir.” (Müsned) buyuruyor.. 

Zaten özellikle büyük şehirlerde ortalama yüz metre karelik evlerde yaşıyoruz.. Bunun 60-70 metrekaresini de mobilyalar kaplıyor.. Odalarda neredeyse iki kişi yan yana geçemeyecek kadar dar bir alan kalıyor. Orada da masa-sehpa derken bu çocuk nerede hareket edecek?

Çocuğunun doğal büyümesini ve özgürlüğünün kısıtlanmamasını isteyen bir anne; evini mümkün mertebe ferah bir şekilde döşemeyi, kalabalıkları atmayı görev edinmelidir..

Dünyada yaşamı, ahirette ise hesabı kolaylaştırmak için insan az eşya ile idare etmeyi bilmelidir.. Çok fazla kıyafet demek, daha fazla dolap demek.. Çok fazla süs eşyası, biblo, tablo demek, daha büyük vitrin demek.. Çok fazla mutfak malzemesi, adım atılmayacak bir mutfak demek..

Temel felsefemiz; onsuz idare edebildiğimiz şey, ihtiyaç değildir..

Bunun bütçeyle, zenginlik veya fakirlikle bir alakası yok..

Evlerimizi genişliği kısıtlamayacak şekilde döşemeliyiz, onları mobilya mağazalarına çevirmemeliyiz..

Bir evin ihtiyaçları bellidir; kıyafetler için yeterli ölçüde giysi dolabı, kitaplar için kitaplık, ders çalışmak için masa ve oturmak için minderler.. Yerde oturmaya alışkın olmayan kimseler için kanepe, çekyat vs.. En azından onlar da çocukların kullandığı odaları minderle döşemelidirler ki çocuklar özgürce hareket edebilsinler..

Not: Çocuk odasındaki minderler, üzerine çarşaf serildiğinde yatak olarak kullanılır. Nevresim toplandığında ise gündüz rahat bir oyun odası olur.. 


c-Tertip ve Düzen:

Annenin evdeki eşya sayısını azaltması, var olan eşyaları da yerli yerince ve düzenli bir şekilde yerleştirmesi gerekir.. 

Çocuklar küçük bile olsalar annenin evde sağlamaya çalıştığı tertip/düzen mutlaka onları olumlu yönde etkileyecektir..

Anne, "Çocuklar küçük, napayım?" diyerek evin bir baştan bir başa dağılmasına, yiyeceklerin, oyuncakların, yastık, yorganın, velhasıl her şeyin birbirine girmesine müsaade etmemelidir..

Yemekten sonra düzenli bir şekilde halıyı gırgırlamalı, oynanmayan oyuncakları kutularına veya raflarına kaldırmalı, okunan kitabı mutlaka yerine koymalı, kıyafetini bir kenara fırlatmak yerine askıya asmalıdır..

Daha bir yaşına gelmeden bebek basit komutları anlamaya ve uygulamaya başlar.. Oynanan oyuncakları teker teker sepete toplatmak veya elindeki bir çöpü çöp kovasına atmasını sağlamak bebeğe düzen konusunda yardımcı olacaktır..

Çocuğa, odasında veya oturma odasında bir "faaliyet köşesi" yapmak, dökülmesi muhtemel olan oyunların sadece o köşede oynanmasını sağlamak çok önemlidir.. Diğer türlü çocuk her odada sulu boya yapmaya kalkar, kağıt, makas vs. her şeyi döküp saçar.. Bu tür faaliyetler sadece o köşede yapılmalı, o köşeye çocuk için bir masa veya minder konulmalı.. Duvara bir pano asarak faaliyetlerini sergilemesine imkan sağlamalı..

Bu şekilde büyüyen çocuk, yatak çarşafı kırışıp toplandığında rahatsız olur.. Oynadığı oyuncağı veya elindeki çöpü rastgele bir yere fırlatmaz, odasında, dolaplarında daima bir düzen ve intizam vardır.. 

Dört yaşına kadar çocuğun bazen oyuncakları toplamamak için inat etmesi, düzen konusunda yeterince dikkat etmemesi normal sayılabilir.. Bu tür durumlarda inatlaşmamak, sevecen bir şekilde yaptırmaya çalışmak gerekir.. Yine de çocuk yapmıyorsa; "Yarım saat sonra yapalım" gibi bir zaman vererek ertelemeyi deneyebiliriz.. 

Çocuğun büyüdükçe kendi başına hareket edebilmesi ve ihtiyaçlarını giderebilmesi için evde bazı düzenlemeler yapmak gerekir..

Sürekli kullandığı kıyafet, oyuncak, kitap vs. kendisine ait eşyaları boyunun erişebileceği şekilde dolap ve raflarda bulundurmak, eşyalarını kendi kendine alıp kullanmasına ve geri yerine koymasına yardımcı olur..

Kıyafetlerini asması için boyuna uygun askılık monte edebilir, banyoda havlusunu erişebileceği bir yere asabilir ve lavaboya uzanabilmesi için küçük bir tabure bulundurabiliriz.. Kendisini görebilmesi için boyuna uygun bir ayna..

Ayakkabı dolabında en alt rafı ona ayırıp kendi kendine ayakkabılarını alıp kullanması için teşvik edebiliriz..

Mutfak dolaplarının alt kısmına kullanacağı bardak, tabak, kaşık, peçete, sofra bezi vs. koyup ulaşımını kolaylaştırabiliriz..

Montessori eğitim sistemine baktığımızda yukarıda saydıklarımızla ilgili pek çok örnek bulunabilir.. Fakat genelde bu eğitimlerin uygulandığı evlerin veya okulların çok maddiyat harcanarak oluşturulduğu göze çarpmaktadır.. Ahşaptan oyma sandalyeler, masalar, dolaplar, çeşit çeşit raflar, oyuncaklar vs. 

Evet, bu belki düzeni sağlamanın bir yoludur fakat bunun başka yolları da vardır.. Mesela, kullanılmayan kumaş parçalarından küçük oyuncak torbaları dikilebilir, bu başlı başına bir faaliyettir, küçük oyuncaklar çeşitlerine göre bu torbalarda saklanır ve hepsi askıya asılır.. Karton kutular, dışlarını boyayarak, kağıtla kaplayarak vs. küçük sandıklar haline getirilebilir.. Bahçe imkanı varsa, birkaç tahtayı birleştirerek küçük bir sehpa yapılabilir.. Düzen ve tertip sadece lüks ve pahalı eşyalarla değil, basit ve masrafsız şeylerle de sağlanabilir..

Babamın tayini vesilesiyle doğuda bir ilçede kalmıştık.. Zaten çok fazla olmayan eşyamızın ancak yarısını yanımızda getirebilmiştik.. Hatırlıyorum da, "Ardiye" olarak kullandığımız bir oda vardı.. O odada her birimize  ait büyük bir karton kutu vardı.. Hepsi yan yana diziliydi.. Kardeş sırasına göre büyükten küçüğe sıralanmıştı.. O kutuların içinde kıyafetlerimiz düzenli bir şekilde duruyordu.. Hepsinin üzerine de bir çarşaf örtüyorduk.. Her hafta çamaşır kutularımızı düzenlerdik, annem de teker teker kontrol ederek bize not verirdi..

Demek istediğim, "Böyle dolaplar yaptırmama imkan yok, ev sahibi değilim ki, bu eşyaları nasıl duvara monte ederim?" diye düşünmeyelim.. Bizim ve çocuklarımızın hayatını kolaylaştıracak basit ve maliyetsiz alternatifler üretelim.. 

GÜVENLİK VE TEMİZLİK ÖNLEMLERİ:

1-Etrafı keşfe çıkan bebeğin güvenliğini riske atacak şeylerden en önemlisi; açıkta olan elektrik prizleri ve kablolardır. Öncelikleri bunları kaldırmalı ve emniyete almalı..

2-Bazı ev bitkileri zehirli olabilir. Olmasa bile çocuk, keşfetmek için mutlaka çiçeklerin yapraklarını koparmak isteyecektir. Onun için bu tür saksı bitkilerini ya evde bulundurmamalı yada yüksek yerlere kaldırmalı..

3-Deterjan gibi kimyasalları, çatal bıçak gibi kesici aletleri veya boncuk gibi yutmaya müsait nesneleri yüksek dolaplara kaldırmalı veya dolaplarını kilitli tutmalı..

4- Evde oda kapıları devamlı açık tutuluyorsa altına kapanmasını engelleyecek bir şey koyulmalı.. Açılıp kapatılıyorsa da çocuğun elinin sıkışmaması için güvenlik aparatları kullanılabilir, "masrafsız olsun" derseniz kapının üzerine kalın bir havlu veya seccade atmak da kapanmasını engelleyecektir..

5-Banyo, tuvalet, klozet çocuk için tehlikeli olduğundan yalnız başına orayı keşfetmesine müsaade etmemeli..

6- Halı, minder ve koltukları mümkün mertebe koyu, fazla kir belli etmeyecek renklerden tercih etmeli.. (Evlenirken bembeyaz halılar, koltuklar alan arkadaşlara duyurulur; çocuğunuz olduğunda bunların temizliği size sendrom olarak dönebilir.)

7-Çocuğun özellikle kendi başına yemek için direttiği veya tuvalet alışkanlığı dönemlerinde -yaz mevsiminde ise- halılar kaldırılabilir, -kış mevsiminde ise- halı ve minderlerin üzeri altı muşamba olup sıvı geçirmeyen örtülerle kaplanabilir..

                                                                                                                 Ummu Abdullah












..devamı »

23 Ağu 2014

Yaza Veda Ederken

Henüz yorum yok!

YAZA VEDA EDERKEN

Sıcaklıklar kendini halen hissettirmeye devam etse de yavaş yavaş yaz aylarının sonuna geliyoruz.  Tarlaların susuzluktan sapsarı kesildiği şu dönemde sonbaharın habercisi yağmurlarla birlikte dökülen yaprakları seyretmeye çok da bir şey kalmadı.  Hele bir de şehir merkezinden dışarıya çıktınız mı bu devri daimi daha iyi hissedersiniz. Mevsimlerin geçişi tüm kâinatı nasıl etkiliyorsa çocukları da bir o kadar etkisi altına alıyor 
  
Yaz dönemini nasıl geçirdik? Tatil planlarımız yavaş yavaş sonlanırken bedenimizi mi dinlendirdik yoksa ruhumuzu mu? Her ikisini de mi yoksa hiç birisi mi? Modern çağın getirdiği tatil kültürüne uyup deniz kenarlarında, otel pansiyon köşelerinde mi serinledik? Köylerimizin yıldızlı gecelerinde çaylarımızı mı yudumladık? Ya da hiçbir yere gitme imkânı olmayanlar gibi park bahçe seçeneklerimizi çoğaltıp kalabalığa ayak mı uydurduk. Bunlar yaz ve sıcağın akla getirdiği ilk mesajlar. Bir de başka yüzü vardır yazın.  Annelere başka bakar bu aylar. Simalarına sıcağı üflese de esen yel, yüreğine sekinet üfler,  bir nevi sabır üfler Müslüman annenin. Her günkü işlerini aynı vaktinde yapamasa da yemek pişirirken, terler her yerini ıslatsa da sıcaktan uyumuş beyinle dolaşsa da sorumluluklarını asla ertelemez ve başkasına terk etmez Müslüman anne. 

Yazın gevşemenin ve dışarıya merak salmanın zirve noktaya ulaştığı aşikârdır herkes için.  Fakat bu çocuk için olunca daha bir zorlaşır annenin işi.  Çocuğu sokağa salıvermek, saatlerce oynamasına izin vermek, boş gezmesini hoş görmek ”aman ben bile uyuyorum. O ne yapsın“ diyerek bunu daha bir tetiklemek tarzı bir tatil anlayışı Müslüman annenin hayatında yer edemez, etmemelidir. Yaz aylarının bedene verdiği tatlı yorgunluğu daha hafif işler, yiyecekler ve beyin egzersizleriyle geçirmiş olsa da kimi zaman yapacağı akraba ziyaretleriyle ya da en güzel fırsat olan doğayı Allah’ın ayetlerini keşfe seyre çıkmak için çok da uzaklara gitmeye gerek kalmadan hayırları heybesine doldurup dinç ve sakin bir ruh ile yazdan çıkmanın ferahlığını yasamalıdır Müslüman anne. 

Anne diyorum çünkü babalar her ne kadar plan yapan olsa da o planın içini dolduran anne oluyor çoğunlukla. Tatilin yan gelip yatma olmadığını,  Müslümanın tatilinin olmadığını,  yazın ve sıcağın bir imtihan olduğunu,  gevşeyenlerin ve direnenlerin ayırt edildiği bir ayraç olduğunu anne ne kadar iyi kavrar ve hayatında gösterirse çocuk o kadar  ciddi bakar hayata. Tatilin yan gelip yatma olmadığı öğrendiğinde de ne okumalarını aksatmaya gönlü elverir ne de namazlarını. Bir de oruç eklenmişse bu sıcağa, sevap üstüne sevap yazın en büyük kari olmuştur Müslümana. 

Yazın başka karelere de rastlarsınız elbet. Bir bakarsınız  salıncaktan inmek istemeyen çocuğunu ikna etmeye çalışıyor anne. Ya da elinden bunu alalım diye bırakmadığı oyuncak olan çocuğuna şefkatin resmini çizer yüzüyle anne. Ses tonu ve mimikleriyle. Bakışı ve dokunuşuyla. Evde onu bekleyen dayağın korkusundan değil annesinin ona bıraktığı mesaja uyarak salıncaktan inen çocuk her defasında aynı şeyi yapacak olsa da anne de her defasında aynı tavrıyla sabrını bilemeye devam eder. 

Ve tatil defterine gezip tozduğu yerleri değil, amel defterine öğrendiklerini bir bir kaydedip, öylece girer sonbahara Müslüman Anne…

                                                                                                                          Ummu İbrahim 
..devamı »

22 Ağu 2014

Ergenlik Dönemindeki Gençlere Tavsiyeler

Henüz yorum yok!

ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ GENÇLERE TAVSİYELER

 Değerli genç kardeşim..
     Sen olmazsan, sen onaylamazsan inan bir arpa boyu bile yol alamayız eğitimde.. Çünkü bu iş bir gönül işidir.. N’olur kulağından çok gönlünü ver bize..
1-En kötü yalanlardan biri de nedir, bilir misin? “Ne yapayım? Bu ergenlik dönemimde kendimi dizginleyemiyorum..” demektir.. Yani kendini bırakıvermek, sorumluluktan kaçmak, elini taşın altına koymamaktır.. Bu sahte mazeretleri diline dolayanların kim olduğunu biliyorum.. Ama eminim, sen güçlüsün, fırtınalara karşı dirençlisin.. İnsanın her zaman elinden gelen bir şey vardır, unutma.. Yaptıklarına sonradan pişman olacağına, gel, doğru düşün, doğru ekseninde değiştir kendini.. “Değişemem, yapamam” deme sakın..
2-En kötü acımasızlık ve haksızlıklardan biri de nedir, bilir misin? Anne-babanın sana katlanmak zorunda olduklarını düşünmendir.. Ancak kardeşim, hiç de öyle değil.. Herkesin hesabı kendi hanesine ya, işte bu haksızlıklar da bir bir yazılır hanemize.. Onlar katlanırlar evet ama bizim çektirdiklerimiz sol taraftaki defterimizi kabartır sadece..
3-Kendi kararlarını kendin vermek, en azından nasıl giyineceğini, nasıl yürüyeceğini kendin seçmek istiyorsun, biliyorum.. Anne-babanın en basit şeyler için seninle tartıştığını da.. Alttan alma sanatını bilir misin? Öyle yapsak ne kaybederiz ki? Sorun hep onlardan mı yani? Belki tartışmayı başlatan onlardır ama tırmandıran, aşılmaz hale getiren de biz miyiz acaba? Bir düşün..
4-Şeytanın yularını boynundan sıyırıp atmak istiyorsan, merhametli ol.. Biliyorum ki bu dönem daha çok sinirlisin, sesin hep yüksek, davranışların hırçın ve hoyrat.. Bırak bunları desem sana, merhametin en güzel örtüsüyle bürü ruhunu.. İnan pek çok sorun ardından çözülecek.. Merhametli konuş, ellerini merhametle kaldır, merhametle muamele et.. Merhamet et, üstünü ört onların.. Ellerindeki işi al.. Bir fincan kahve yap teklifsiz..
Tartışmaları çoğu kez başlatan şey; sert bir söz, yüksek ses, hırçın bir el hareketi, kapı örtüşü değil mi? Öyleyse çözüm; merhamet..
5-Onca geçimsizlikten sonra elbet tepkilisin.. Yüzün, duruşun, gözlerin mermer sertliğinde.. Yorma kendini canım kardeşim.. Sıkma öyle dişlerini.. Kalbin gıcır gıcır ediyor, yapma.. Tebessüm etmek daha kolay.. Tebessüm ederken daha az kasın yoruluyormuş.. Tebessüm; insanın dudaklarına doğan bir güneştir.. Onunla odaya girdiğinde hava % 50 ısınır.. Buzlar erir.. Tebessüme devam ettikçe sıcaklık, sevecenlik artar.. İstersen biraz alıştırma yap, aynanın karşısına geç, tebessüm et.. Tebessümle kitap oku.. Tebessümle yürü.. Rahatlığını sende fark edeceksin..
6-Belki en son düşüneceğin şeydir ama, hiçbir zaman senin kötülüğünü istemediklerini bil ve bunu unutma yeter.. Ne yapıyorlarsa iyiliğin için.. Kesinlikle art niyetleri yok.. Ama nasıl yapacaklarını az biliyorlar bazen.. Eğer onların iyi niyetli olduklarına bütün kalbinle inanırsan ve bunu ifade edersen, istekleri, itirazları birden azalacak.. Söz veriyorum sana, kendilerini anladığını hissedecekler.. “Benim iyiliğimi istiyorsunuz.. Hep iyiliğimi istediniz” de.. İtiraf et, cömert ol, haklarını ver, cesur ol..
7-Duymak istemezsin ama, “Etme bulma dünyası” denen şey gerçek ötesi bir şey.. Düşün ki; bir sinema oyuncususun.. Hayat boyunca karşında görmek istediğin insanları oynuyorsun.. Nasıl oynarsan, karşına öyleleri çıkacak.. Bu yüzde yüz.. Bu çocuğun olabilir, eşin, öğrencin, komşun, kardeşin ama mutlaka birileri.. Ne dersin? Görmek istediğin kişiyi mi oynuyorsun? Bunu bir kere değil, lütfen sık sık ve uzun uzun düşün..
8-Anne-babası olmayanlar da var.. Belki o kervandansın, belki de çok yakında onlara katılacaksın.. Anne-babana hoyratça davranma!..  Şimdi önündeki bir hayır kapısı onlar, bir cennet yolu.. Kafesteki kuş misali bir uçarlarsa, artık yapacak neyin var onlara? İnsan yakınken fark edemediği pek çok şeyi uzaklaşınca anlar.. Elinden gidince bilir kıymetlilerin değerini.. Ayrılık çok koyar insana.. Ölüm boğazına dizer bütün özgürlükleri.. Hadi yaşa bakalım, laf eden yok, ters ters bakan da..  Ulan erkeksen, hadi kızsan yaşa hayallerini.. Ellerin kalkmaz, ayakların yürümez.. Ah olsalar şimdi.. Ah kızsalar.. Ah vursalar keşke.. Ah..
9-Şeytanın belki de en çok damarlarına sızdığı bu sıralarda kardeşim, bir de sana aşırı dozda haya (utanma duygusu) gerek.. Gözlerine bir haya, diline bir haya, eline bir haya, en mahrem yerlerine bir haya.. Sonra bütün bedeninin üstüne, hepsinin üstüne bir daha haya.. Haya orduları tarafından korunan bir kale olmalısın.. Burçlarında haya bayrakları dalgalanmalı.. En ufak bir bakış, bir dokunuş nelere mal olur, bir düşün..
“Pis kadınlar pis erkekler için, pis erkekler de pis kadınlar içindir. Temiz kadınlar temiz erkekler için, temiz erkekler de temiz kadınlar içindir..” (Nur 26)
Ne kadar temizsen, öyle temiz ve nezih kimseler çıkar karşına.. En temizlere talip olmak için, tertemiz hazırla kendini.. Varsa hataların geçmişte, kirlerin varsa tevbeyle bir bir sil onları, arındır kendini.. En temizine talip ol hayatın..
Aramızda kalsın, gerçek bir olay anlatayım sana; Otuz yaşlarını geçmiş bir adam varmış.. Kader-kısmet nedeniyle o yaşa kadar evlenememiş.. O yaştan sonra kimin kapısına varsa, ağarmış saçları “Hayır” cevabını gecikmeden getiriyormuş.. Üç kapı, beş kapı derken olmamış, sonuç hep aynı.. Nihayet adam çözümü saçlarını siyaha boyamakla bulmuş.. Bu değişimden sonra da kısa sürede evlenmiş.. Evliliğinin birkaç ay sonrasında öğrendiği gerçek karşısında hayretlere düşmüş; hanımının saçları da siyaha boyalıymış..
İşte bu işler böyledir kardeşim..
10-En son olarak; şu dünyada sevap kazanma yolları da çok, günah kazanma yolları da.. Yaptığın küçücük iyilikleri bile hor görme.. Onlar birikir ve bir gün yüzünü güldürürler senin.. Ayrıca sevap olduğunu düşündükçe, iyilik yapmak kolaylaşır insana.. Bir “Anneciğim” deyişin, bir tebessümün, alttan alman, merhametle davranman, kıymetini bilmen, bakışlarını ve hayatını haramdan esirgemen, bütün benliğini nezafete hasretmen en güzel sevapların bileşimi değil mi?
Yine küçük görme hatalarını.. Birikir ve yüzünü karartırlar bir gün.. Onları da araştıran, biriktiren, toplayan, kumbaraya atan özel melekler vardır.. Dikkatli ol..
Hz. Aişe (r.a) şöyle demiştir:
“Rasulullah (s.a.v) bana şöyle buyurdu:
“Ey Aişe! Küçümsenen günahlardan sakın. Çünkü Allah tarafından onları araştıran özel bir melek vardır.”[1]


                                                                                                                   Ümmü Reyhane

"Eyvah Çocuğumu Şeytan mı Eğitiyor?" isimli eğitim kitabından alıntılanmıştır.



[1]     İbni Mace/Kitabu’z-Zühd 4243.
..devamı »